Büyük Germen Kavimleri

Eski 05-24-2009   #1
[KAPLAN]
Varsayılan

Büyük Germen Kavimleri



Büyük Germen Kavimleri Alamanlar, Burgondlar, Franklar, Ostrogotlar, Vandallar, Vizigotlar
GERMENLER;
Alm Germanen, Teutonen, Fr Germains, Teutons, İng Germans, Teutons Eski çağlarda Avrupa’da Germen dillerini kullanan bütün boylar ve topluluklar Germen dilleri Hind-Avrupa dilleri grubundandır Kuzeyde İzlanda, güneyde Tuna’ya kadar yayılan Germen dilleri; Doğu Batı ve Kuzey olmak üzere üç dala ayrılır Germenler, Kuzeyli ırkına mensuptur

Germenlerin mîlâttan önce birinci yüzyıla kadar önemli bir siyâsî birliklerine rastlanmaz Üyeleri değişken âilelerarası ittifaklar kurmuşlardır Göçebe Germen boyları, Roma imparatorluk kuvvetleriyle yaptıkları savaşlarla ilk defâ târih sahnesine çıktılar Batı, Doğu ve Güney Germenleri olarak üç bölüme ayrılırlar Germenler, Roma imparatorluğu hâkimiyetini kabul etmelerine rağmen, âile birlikleri bağımsızlıklarını korudular Hızla çoğalan Germenler, yeni yurt aradılar Frank, Sakson, Alman, Boyer, Langobard, Thürg, Kvad, Burgund, Vondal, Gepid, Viking, Doğu ve Batı Got kavimleri Germenler göçüne sebeb oldu Tuna ve Ren kıyıları dâhil, Karadeniz kıyılarına kadar yayıldılar Romalılar, Germen kavimlerini kendi topraklarına yerleştirip, bunlardan asker ve subay alıp, lejyonlar kurdu Mîlâttan sonra 4 yüzyılda Avrupa Hunlarının saldırılarından kaçan Germen kavimleri, batıya göçmeye başladılar İlkel tabiat tanrılarına inanan Germenler, Roma İmparatorluğunun Hıristiyan kültürünü benimseyip, zamanla kendi varlıklarını kaybettiler Bugünkü Alman, İngiliz, İzlanda, İsveç, Norveç, Danimarka, Hollanda milletlerinin teşekkülünü Germenler ve dilleri sağlamıştır

Âile birliklerinden meydana gelen Germenler, krallar tarafından idâre edilirdi Boy kurultayı, en yüksek yürütme organları olup, savaş, barış, yüksek memurlukların seçimi, askere alınmalara karar verirdi Hukuk sistemleri sözlü olup, geleneklere dayanırdı Sosyal yapıları sınıf esâsına göreydi Asil, köylü ve köle sınıfından meydana gelen Germen toplumunun ordusu, köylülerden meydana gelirdi Âile birliklerinden toplanan ordunun başlıca silâhları; mızrak, balta, kılıç, ok ve yaydı

Germenlerde bir boya âit topraklar komşu boyunkilerden, tampon bölge mâhiyetindeki geniş toprak şeritleri veya büyük ormanlarla ayrılırdı Her ülke, Gave adlı yönetim bölgelerine bölünürdü Binâları keresteden veya kurutulmuş kerpiçlerden yapılmış olup, kare biçimli duvarları ve üzerinde sivri bir çatısı bulunan barınaklardı En alt kat ahır olarak kullanılırdı Mîmârlıkta konut ve savunma yapıları için kereste kullanılmıştır El sanatlarından; gravürcülük, ağaç ve taş oymacılığı, metal, taş ve cam üstüne boyalı kakma süslemeleri yapılıp, örnekleri de günümüze kadar gelmiştir Giyim, yünlü veya keten elbise ve kürklerden yapılırdı Erkekler pantolon, mintan ve dört köşe kısa bir pelerinden; kadınlar ise, fistan, bluz ve mantodan meydana gelen kıyâfetler giyerlerdi Ayakkabıları sandal biçimli, bağlıydı

Germenlerin ekonomisi, büyük ölçüde tarıma dayanırdı Çiftçilik sabanlarla yapılırdı Buğday, arpa, çavdar, yulaf, keten, darı, çeşitli sebzeleri yetiştirip, bağ ve bahçe zirâati de yaparlardı Evcil hayvan yetiştiriciliğine önem verirlerdi Mâden işletmeciliğini bilip, demircilik ve kuyumculuk özel meslekleriydi Germenler açık deniz seferlerine dayanıklı tekneler yapmışlardır Bu sâyede kuzey-güney ticâretine karşılıklı katkıda bulunup, hammadde ve el sanâtı ürünlerinin ulaşımını sağlamışlardır


GERMİYANOĞULLARI;

Kütahya ve çevresinde hüküm sürmüş bir Türk beyliği Toprakları, doğuda Afyonkarahisar ve Denizli, batıda Gediz ve Menderes vâdilerine kadar uzanırdı

Germiyan, önceleri Türk aşîretlerinin birinin adıyken, Anadolu Selçukluları Devletinin (1077-1307) son zamanlarında 1300 (H700) yılında kurulan Germiyanoğulları Beyliğine de ad oldu Germiyan aşîretinin Anadolu’ya ne zaman geldiği belli değildir On üçüncü yüzyılda Malatya taraflarında, Anadolu Selçuklu Devletinin hizmetinde bulunuyorlardı Malatya’da otururlarken, Germiyan aşîretinin başındaki Alişiroğlu Muzafferüddîn, Selçuklu Hükümdârı İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev (1236-1246) zamânında, Baba İshak tarafından çıkarılan sapık Babaîler isyânını bastırmakla vazîfelendirildi ise de, muvaffak olamadı Yine bu âileden ve Selçuklu beylerinden Kerimüddîn Alişir, Selçuklu şehzâdeleri arasındaki taht mücâdelesine karıştığı için, Moğollar tarafından öldürüldü Germiyanlılar, daha sonra Moğolların baskısı yüzünden Kütahya tarafına göç ettiler Buradayken bağımsızlıkları için Anadolu Selçuklu Sultanı İkinci Gıyâseddîn Mes’ûd (1282-1305) ile Moğollara karşı mücâdele verdiler

Germiyanoğulları Beyliğini kuran Kerîmüddîn Alişir’in oğlu Birinci Yâkub Bey, Anadolu Selçuklu Devleti beylerinden iken, 14 yüzyılın başından îtibâren Selçuklulardan ayrılıp, Moğollarla mücâdele edemeyeceğinden, onların hâkimiyetine girdi Yâkub Beyin idâresindeki Germiyanoğulları Beyliği, o zaman Anadolu’da kurulan beyliklerin en kuvvetlilerinden olup, Bizanslılardan her yıl belli bir vergi ve hediyeler alıyorlardı Yâkub Beyin, Aydınoğlu Mehmed Bey kumandasında Ege sâhillerine gönderdiği Germiyanlı ordusu, Bizanslılardan Ayasluğ (Selçuk) ve Birgi’yi aldı ve bu yörede Aydınoğulları Beyliğini kurdu Yâkub Bey, 1305’te Menderes Irmağı kenarındaki Tripolis (Buldan kasabası doğusunda, Yenice yakınında) şehrini alıp, 12000 piyâde ve 8000 süvâri ile 1306’da Alaşehir’i kuşattı Bizanslılar İspanya’dan getirtmiş oldukları, Katalan birliklerini Alaşehir’deki Türk kuvvetleri üzerine gönderince, Germiyanlılar kuşatmayı kaldırdılar Fakat şehir 1314 yılında Yâkub Bey tarafından alınıp, haraca bağlandı Rumlardan alınan cizye, Kütahya’da yaptırılan Vâcidiye Medresesinin ihtiyâcına karşılık tutuldu Yâkub Beyin 1340’ta vefâtı üzerine yerine oğlu Mehmed Bey geçti Bunun ilk zamanlarında Bizanslılar Katalanlar vâsıtasıyla Kula ve Simav’ı Germiyanlardan aldılarsa da, Mehmed Bey buraları yeniden topraklarına katmaya muvaffak oldu

Mehmed Beyin vefât târihi kesin belli olmayıp 1361 olarak tahmin olunmaktadır Ölümünden sonra yerine Süleymân Şah geçti Süleymân Şahın hükümdârlığının ilk yılları durgun geçti Karamanlılar ile Hamidoğulları arasındaki mücâdelede; Hamidoğullarından (1301-1423) İlyas Beyin tarafını tutması, Karamanlılar ile arasının açılmasına sebeb oldu Süleymân Şah, Karamanlıların baskısı karşısında, Hıristiyanlarla mücâdelede büyük başarı sağlayan ve sınırlarını genişletmekte olan Osmanlılar ile anlaşmak istedi Germiyanlı İslâm âlimi İshak Fakih ve berâberindeki heyet, yüksek hediyeler ile Osmanlı Hükümdârı Murâd Hüdâvendigâr Gâzi (1360-1389)nin huzûruna gönderilip; Süleymân Şah kızını Osmanlı Şehzâdesi Bâyezîd’e vermeyi ve çehiz olarak da, Kütahya ile berâber Simav, Eğriboz (Emed) ve Tavşanlı’yı Osmanlılara teklif etti Germiyanlıların teklifi kabul edilip, düğün yapıldı Süleymân Şah Kula kasabasına çekildi Sultan Murâd Hüdâvendigâr’ın oğlu Şehzâde Bâyezîd de Osmanlı sancağı hâline getirilen Kütahya şehrine geldi

Süleymân Şahın 1387’de vefâtıyla oğullarından Yâkub, Germiyanlı hükümdârı oldu İkinci Yâkub Bey Osmanlıların Haçlılarla yaptığı, 1389 Birinci Kosova Savaşı sonrasında Sultan Murâd Gâzi şehid edilince fırsattan istifâde edip Osmanlılara bırakılan toprakları geri almak istedi Rumeli’deki durumu düzelttikten sonra Anadolu’ya geçen yeni hükümdâr Yıldırım Bâyezîd Han (1389-1402), Kütahya taraflarına geldi Kendisine karşı çıkan İkinci Yâkub Bey ve Subaşı Hisar Beyi yakalatıp Rumeli’deki İpsala Kalesine hapsettirdi Germiyanoğulları topraklarını da Osmanlı ülkesine kattı (1390) İkinci Yâkub Bey, İpsala Kalesinde dokuz yıl hapis kaldıktan sonra, 1399 yılında bir fırsatını bulup kaçtı Kıyâfet değiştirerek, deniz yoluyla Suriye’ye, oradan da, Timurlular Devletinin (1370-1506) Sultanı Timur Hanın (1370-1405) yanına ulaştı Ankara Savaşında (1402) Osmanlılara karşı Timur Hanın safında savaştı Savaş sonunda Timur, eski Germiyanlı ülkesini İkinci Yâkub Beye verdi

İkinci Yâkub Bey, Osmanlı şehzâdeleri arasındaki taht mücâdelelerinde yeğeni İkinci Mehmed Çelebi tarafını tuttu Bu yakınlığı benimsemeyen Karamanoğlu Mehmed Bey, iki yıl üstüste düzenlediği seferler ile Kütahya’yı zaptedip, Germiyan ülkesine sâhib oldu (1411) Karamanoğullarının Germiyan ülkesine hâkimiyetleri iki buçuk yıl kadar sürdü Osmanlı Sultânı Çelebi Mehmed, Rumeli’de kardeşi Mûsâ’yı bertaraf ettikten sonra, Karamanoğulları üzerine yürüyerek onları Konya’ya kadar sürdü Çelebi Mehmed böylece hâkim olduğu Germiyan topraklarını yine dostu ve müttefiki olan İkinci Yâkub Beye devretti (1414)

Osmanlı Sultânı Çelebi Mehmed’in vefâtıyla yerine geçen İkinci Murâd Hana (1421-1451) karşı, Karamanlılarla berâber Yâkub Bey de Şehzâde Mustafa Bey tarafını tuttu Mustafa Çelebi’nin, İkinci Murâd Hana yenilip, İznik’te öldürülmesinden (1423) sonra, Yâkub Bey, Osmanlılarla dost geçinmeyi tercih etti 1428’de Osmanlıların pâyitahtı Edirne’ye bizzat giderek, İkinci Murâd Han ile görüştü Osmanlılardan çok hürmet görüp, oğlu olmadığı için, ölümünden sonra ülkesini Sultan’a bıraktığını vasiyet edip, Kütahya’ya döndü 1429’da vefâtıyla Germiyanoğulları beyliği sona erip, toprakları, Osmanlılara kaldı Kütahya ve Afyonkarahisar sancak hâline getirildi Kütahya önce şehzâdeler, sonra da Anadolu beylerbeyliğinin merkezi olarak Osmanlılarca teşkilâtlandırıldı

Kültür ve Medeniyet
Germiyanoğullarının teşkilâtı hemen hemen bütünüyle Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları teşkilâtının devâmı hâlindeydi Germiyan topluluğunun başında Alişir âilesi hâkimiyet kurmuştu ve beylik merkezden idâre edilmekteydi Hükümdârın sarayı yalnız sultânın ikâmetine âit bir kuruluş olarak değil, aynı zamanda devletin idâre edildiği yer olarak kullanılmaktaydı Germiyanoğullarının bir dîvânı vardı ve bu dîvânda emirler, vezirler, kâdılar ve nişancı bulunmaktaydı

Germiyanoğullarında toprak sistemi, daha sonra Osmanlılarda gelişmiş şekliyle görüleceği gibi timar, vakıf ve mülk olarak tatbik edilmekteydi
Germiyan beyliğinin kurucusu Birinci Yâkub Bey devri (1300-1340), beyliğin en kuvvetli olduğu bir zamandı Bu devirde iktisat ve içtimâî hayatta buna paralel olarak ileriydi Yâkub Beyin hazîneleri, konaklarının mevcûdiyeti sosyal ve ekonomik hayâtı gösteren önemli örneklerdendir Bu devirde Germiyanlıların mükemmel bir ordusu olup, askerleri tam techizatlıydı Germiyan Beyliğine Bizanstan her yıl 100000 dinar ve kıymetli eşyâlar hediye olarak gelmekteydi

Germiyanoğulları zamânında edebî ve ilmî faâliyet çok canlı bir durumdaydı Şeyhoğlu Mustafa, Şeyhî Sinan, Ahmedî ve Ahmed-i Dâî gibi müellifler dil ve fikir sâhasında pekçok eser vermişlerdir Bunların yanısıra Molla Abdülvâcid ve İshak Fakih gibi ilim adamları da yetişmiştir Germiyanoğulları zamânında Kütahya’da ilmî tedrisât yapan Vâcidiye Medresesi, İkinci Yâkub Bey Medresesi ve İshak Fakih Medresesi vardı Vâcidiye Medresesinde dînî ilimlerin yanında fen ve astronomi gibi ilimlerin de okutulduğu anlaşılmaktadır Germiyan Beyliğinde hizmet gören ilim ve fikir adamları, Germiyan ilinin Osmanlılara geçmesi üzerine Osmanlılar tarafından da himâye edilmişlerdir Bunların ilmî ve edebî sâhada pekçok eserler vücuda getirmeleri temin edilmiştir Germiyan beyleri ilim ve fikir adamlarını korumuşlar, onlara yüksek değer vererek ilmin ve fikrin gelişmesine hizmet etmişlerdir

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Büyük Germen Kavimleri

Eski 05-24-2009   #2
[KAPLAN]
Varsayılan

Cevap : Büyük Germen Kavimleri



Germen kavimleri, Hıristiyanlıkla İsa’nın doğumundan beş yüz yıl sonra ancak tanışıyorlar Ancak, Germen Avrupa’nın Hıristiyan olması büyük çatışmalar sonucu mümkün olabiliyor Dokuzuncu hatta onuncu yüzyılı buluyor

Hıristiyanlık öncesi dinleri paganizm Paganizmin esası, tabiata ve tabiat güçlerine duyulan saygı Saygıyı getiren: “farkındalık” Toprakla uğraşan, eken biçen tüm paganlar gibi Germenler de herşeyden önce güneşin hareketini izliyorlar Yıl içindeki en önemli tabiat olaylarından birisi, gün-tün eşitliği dediğimiz, ekinoks; diğeri bu eşitliğin azami ölçüde bozulduğu solstis – eski adıyla tahavvülü şemsi - yani güneşin değiştiği nokta


Ekinoks, yılda iki kez gerçekleşiyor Birisi, 20-21 Mart’taki bahar ekinoksu, diğeri, 20-21 Eylül’deki sonbahar ekinoksu Bu günlerde gün-tüne eşit; gece ve gündüz 12’şer saat Solstis de yılda iki kez: ilki, günün en uzun olduğu 20-21 Haziran yaz soltisi, ikincisi gecenin en uzun olduğu 20-21 Aralık, kış soltisi

Bahar ekinoksu, ekvatorun kuzeyinde yaşıyan ve tarımla uğraşan tüm halklar için çok önemli bir gün Güneş, 20-21 Mart’ta, güney yarıküreden kuzey yarıküreye dönüyor Tabiatın yeniden canlanışına, doğurganlığa, büyümeye ve berekete işaret ediyor Baharın resmen başladığı gün sayılıyor

Pagan Germenler, bahar ekinoksunu Yeni Yılın başladığı gün sayarlarmış Günümüz Almanyasına adını veren Allemanni kavmi,“tag-und nachtgleiche” dedikleri bu günü, Güneş Tanrısının kışın yaşadığı yeraltından çıkıp, karısı Tanrıça Ostara (ya da Eostre) ile buluştuğu gün olarak kutluyorlar Tanrıça Ostara’nın bir de şarkısı var Şu mealde bir şey:

“Yılın tekerleği döner, günü tüne eşitlerken; Ostara, bahara hükmeder, Güneşin-çocuğunu büyütür Tanrıça yeryüzünü kutsar, toprağın yaşam-enerjisini yenilerken, baharda gömün tohumu toprağa, Güneşin-çocuğu kapıda

Yumurta baharın müjdecisi ekinoksun sembollerinden birisi Germenler, Tanrıça Ostara’nın sembolü olduğuna inanıyorlar ama pek öyle değil, çünkü yumurta herşeyden önce bir denge sembolü Gecenin gündüze eşit olduğu tam o anda, yumurtanın dikey durabileceğine inanılıyor Yumurtanın dikey durabildiği o an, yeryüzü ile gökyüzünün dengede olduğu o an Nevruz kutlamalarında masalarda gördüğünüz yumurtalar işte bu anı temsil ediyorlar

Evet, Nevruz, dedim Germenlerin “tag-und nachtgleiche” dedikleri oluşumun bizdeki karşılığı Nevruz Yani, “Yeni Gün” Nevruz, Orta Doğu’da ve Orta Asya’da Mart ayının 19-20-21 günleri kutlanıyor Türk cumhuriyetlerinde, Azerbaycan'da ve Anadolu’da özel bir yeri var Bir de Nevruz destanı var ki, Oğuz Han’a atfediliyor Nevruz destanı Hazreti İsa doğmadan iki asır kadar önce, MÖ 209’da tahta çıkan Hun hükümdarı Mete Hanın hayatından esinlenmiş Yani, Alsace’da yerleşik Allemanni, Tanrıça Ostara’nın efsanesini anlatırlarken, Alsace’dan bir kaç yüz kilomete ötede, Macaristan’da, Segedin civarında yaşayan, Hunlar da Oğuz Han destanını dillendirirlermiş

Hunlar, malûm, Türklerin aslî kavimlerinden birisi Orta Asya’dan kopup gelen bu kavim günümüzde Macaristan dediğimiz topraklara İsa’dan sonra Dördüncü yüzyılda yerleşmişler ki, bu tarih Allemanni’nin Alsace’a yerleşmesinden yüz yıl kadar önceye denk geliyor İsa’dan sonra 374’de kurulan Birinci Batı Hun devletinin ilk hükümdarı, Balamir Han Hazreti Muhammed’in 570-632 tarihleri arasında yaşadığını düşünürsek, demek Birinci Batı Hun devleti İslâmiyetten iki yüz yıl kadar önce kurulmuş

Batı Hunlarının zengin bir mitolojileri var Kâinatın, insanın, kadın ve erkeğin yaradılışına ilişkin inançlarını Batılıların "epope" dedikleri tarzda “destan” tarzı metinlerde dile getiriyorlar Oğuz Han’a atfedilen Nevruz destanı bunlardan birisi

Şimdi bu efsaneye göre, “Oğuz,” Ay Kağan'dan doğma, yüzü gök, ağzı ateş, gözleri elâ, saçları ve kaşları kara, perilerden daha güzel bir erkek çocuğudur Annesinden ilk sütü emdikten sonra konuşur, çiğ et, çorba ister Kırk gün içinde yürür Ayakları öküz ayağı, beli incecik kurt beli, omuzları samur omuzu, göğsü ayı göğsü gibi geniş olur Küçücük yaşında at sürülerini gütmeye, avlanmaya koyulur Ancak, o asırlarda yaşayan insanlar gibi Oğuz oğlu da kıştan çok korkar

“Bunun içindir ki, yılın üç mevsimini kışa hazırlanarak geçirir; dünyanın nimetlerini mağarasına getirip, stok yapar Bir defasında, kış uzun surer Oğuz oğlunun azığı tükenir Çaresiz kalan Oğuz oğlu ‘yemeye bir şey bulayım’ diye mağaranın dışına çıkar ama hiçbir şey bulamaz Hava o kadar soğuktur ki, sakalı buzlanır, eli ayağı donar Mağarasından çıktığına çıkacağına pişman bir şekilde eve dönerken, yolda bir kurt yavrusuyla karşılaşır Kurt yavrusu ona ‘Bu karda boranda nereden geliyorsun?’ diye sorar Oğuz oğlu başına gelenleri anlatır

Kurt yavrusu ona şöyle der:

‘Ey, Oğuz oğlu, ilerdeki yol ayrımında seni bir sürü koyun, kucak dolusu başak, bir kirman, bir de el değirmeni bekliyor Onları evine götür Koyunu kesip etini yersin, yününden iplik eğirip, kendine elbise yaparsın, derisini giyersin Buğday tanelerini de el değirmeniyle öğütüp, unundan ekmek yaparsın Böylece baharı karşılamış olursun Yalnız sana verdiğim emanetlere dikkat etmelisin Başakları ve koyunu arttırmalısın Kuzuları şefkatle büyütmeli, buğday tanelerini yere serpip, onu alnının teriyle sulamalısın Söylediklerimi yapmazsan, yaşamın çok zor olur

Oğuz oğlu yol ayrımına gelir Ve kurt yavrusunun saydıklarını bulur Onları alır, mağarasına getirir Kışı güzelce geçirdikten sonra ilkbaharla birlikte sürüyü dağa yayar Buğday tanelerini toprağa serper Gece gündüz sürülere, başaklara gözkulak olur Böylece, Allah, Oğuz oğluna görünmemiş bir bolluk nasip eder O günden sonra, Oğuz oğlu yıl boyunca çalışır

Destana göre, Oğuz oğlu yavru kurda rasladığı o güne ‘Nevruz- yeni gün’ adını verir ve yıl başını o günden hesaplar Kendisine uğur getiren Nevruz'da bayram etmeği adet haline getirir
Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde, Azerbeycan ve Türkiye’de farklı kutlamalar gözlemlenmekle birlikte, tüm bayramlar gibi Nevruz da zengin sofralar demek Yayıklar çalkalanıyor, tereyağlar toplanıyor Nefis yemekler pişiyor Azerilerin “Yedi sin” sofrası dedikleri bir Nevruz sofraları var Yedi sin demek sofrada “s” harfiyle başlayan yedi nesnenin bulunması şarttır demek Bunlar sırasıyla sağlık simgesi olarak bilinen sarımsak, birinci s; lezzet simgesi olan sirke, ikinci s; insanlara ümit verdiği bilinen sebze, üçüncü s; bereket getiren summak, dördüncü s; yaşam kaynağı olan su, beşinci s; zenginlik göstergesi sikke, altıncı s; ve uzun ömür anlamına gelen saat, yedinci s Sofrada bu yedi sin ve semen var Semen buğday filizi anlamına geliyor Nevruz’dan birkaç gün önce bir avuç buğday bir tabağa konuyor, bayram gününe kadar her gün ılık suyla sulandırılarak sıcak yerde bırakılıyor Böylece bayram gününe kadar buğday semeni yeşermiş olur Semen sofranın ortalarında bir yere, bahar çiçekleri, güneş ışığını temsilen bir kaç mum ve yumurtalarla birlikte konuluyor Nevruzla birlikte yüzünü gösteren güneş, yaza doğru tüm görkemiyle parlayacaktır Benzer beklenti, Germen kavimlerinde güneşin-çocuğunun büyümesi olarak görülüyor Baharda zayıf olan güneş büyüyecek, yazın kırallığını devralacaktır

Görüldüğü gibi, Paskalya yortusunda rastlanılan yumurtalara Nevruz’da da rastlanıyor Ama Paskalya’da çikolata vb biçimlerde sıkça görülen bir de tavşan figürü vardır ki, o bizde yok Germen Pagan kültürünü araştıranlar, Paskalya tavşanının Tanrıça Ostara’dan geldiğini, tanrıçanın totem hayvanı olduğunu söylüyorlar Totem hayvan tarih öncesi toplumların aralarında bir biçimde akrabalık olduğuna inandıkları ya da sembolleştirdikleri efsanevi hayvanlar Anlaşılan Germen kavimlerinin totem hayvanları Tanrıça Ostara kanalıyla tavşan Hunların ki, ve dolayısıyla bizimki ise kurt Günümüzde Hıristiyan Türkler, yani Gök Oğuzlar olarak bildiğimiz Gagavuzlar, kurt sembolünü ulusal bayraklarına taşımışlar Beyaz üzerine mavi kurt çizili

Efsaneler, destanlar, batıl inançlar farklı coğrafyalarda ve tarih içinde değişiyorlar Değişmeyen, güneş ışınlarının 21-22 Martta güney yarı küreden, kuzeye kırılması ve yeniden hayat bulan doğa Bu bağlamda, yeryüzünde hiçbir halk yok ki, Nevruz’u bir biçimde kutluyor olmasın Buna karşın, Batıda rastladığımız efsanelerde kadın figürünün baskın olduğunu görüyoruz Örneğin, eski Yunan’ın Afroditi, Mısır’ın Hathor’u, İskandinavya’nın ve dolayısıyla Germenlerin Ostara’sı doğurganlık, analık sembolleri olarak ortaya çıkıyorlar

Halkların adetlerini, ananelerini, efsanelerini, mitolojilerini inceleyen antropologlar, Meryem Ana-İsa Mesih bağlantısının aslının da pagan inançlarında yattığını iddia ediyorlar Bu bağlamda, Tanrıça Ostara ve benzeri kadın tanrıçalarla Meryem Ana arasında; aynı şekilde onların doğurdukları güneş/çocukları ile İsa Mesih arasında bağlantı kuruluyor Öyle ki, Hazreti İsa’nın yaşamını temel alan Hıristiyan yortularının hemen hepsinin, pagan yortularının bir biçimde devamı olduğu söyleniyor

Nitekim, Tanrıça Ostara – ki kendisi ekinlerin olduğu kadar insanların doğurganlığını da temsil ediyor - Nevruz’da güneş tanrısından hamile kalıyor, ve oğlunu dokuz ay sonra kış solstisinde yani gecenin en uzun olduğu 21 Aralıkta doğuruyor Günümüzde “Kutlu Bakire Meryem”in Tanrının oğluna hamile kaldığını öğrendiği gün olarak kutlanan yortu da 25 Mart’a denk geliyor Hıristiyan inancına göre, Cebrail, İsa Mesih’e hamile olduğunu 25 Mart’ta müjdelemiş Bu hesapça, İsa Mesih’in de 25 Aralık cıvarında doğması gerekiyor Ve nitekim Christmas yortusu, aynı tarihte: 25 Aralık
Bizde herşeyden önce bir ekin bayramı Nevruz Bayramın birinci günü Hazreti Hızır aleyhiselâmın ya da Hıdır Nebi’nin günü O gün toprağın ısınması için, ikinci gün toprağı sürecek öküzlerin sağlam ve kuvvetli olması için, üçüncü gün ise çiftçi ve sayacılara dua edilir Sabahın erken saatlerinde tarlalara çıkanlara içinde mendil, beyaz gömlek, çorap, şeker ve kavrulmuş buğday bulunan sepetler gönderilir Ekinin başlanacağı yerde kurbanlar kesilir, dualar okunur Azerbaycan’da gençler, halka sağlık, esenlik getireceğine inanılan Hızır aleyhiselâmı aramaya koyulurlar Bu gençlere Hızırcı ya da Hıdırcı deniyor Sabah, güneş daha doğmadan Hızır Aleyhisselâmı aramaya çıkıyorlar Bir de manileri var:

Şum yerini şumlayak, Şam evini şamlayak
Hıdırım addıdı, Hıdırım oddudu
At atı haylayak, Günleri saylayak
Han Hıdır gelesidir, Han Hıdır gülesidir – Hızır Han gülsün, Hızır Han gülsün

Onlar Hızır hanı arayadursunlar, evlerde sıkı bir bayram temizliği yapılıyor Kız gelinler kilim ve halıların tozunu alır, temizlerlerken, delikanlılar ağaç diplerini belliyorlar Bağlarda kıştan kalma sararmış yapraklar temizleniyor Ağaçlar budanıyor Bahçelerdeki çöpler toplanarak yakılır

Dünyanın bize ait köşesinde, dini inançtan çok eğlenceli bir gelenek Nevruz Meselâ, bir gece önce genç kız ve erkekler özellikle geç yatıyorlar ve yatmadan önce, tuzlu ekmek yiyorlar Su içmiyorlar, çünkü efsaneye göre tuzlu ekmek yiyenlere rüyalarında su veren birisi oluyor Su veren bu kimse, rüya görenin kısmeti, yani evleneceği kişi olurmuş Sonra yine bazıları Nevruz gecesi Hızır aleyhisselâma niyet tutarak yatıyorlar Niyet tutanlar gece yarısı kalkar da mum ışığında aynaya bakarlarsa, evlenecekleri kişiyi görürlermiş Ama niyetin tutması için aynaya bakanın korkmaması gerekirmiş Korkanın niyeti gerçekleşmezmiş

Ertesi gün, baş yemeğin pilav olduğu zengin bir sofra kuruluyor Döşemeli pilav, çığırtma pilavı, sebzeli kavurma pilavı, sütlü pilav denilen çeşitlerin üstüne kestane ve bol baharatlı koyun ve tavuk eti konuyor Ve tatlı şart Nevruz tatlıların içerisinde en önemlileri şekerbura, baklava ve şeker çöreği Bunların içinde en geniş yaygın olanı baklava, onun da çeşitleri var Ayrıca badem, fıstık, fındık, ceviz, kuru üzüm vb çerezler de sofradaki yerlerini alıyorlar Bir gece öncesinden ellerine kına yakmış, en güzel elbiselerini giymiş kız gelinler, ev halkına hizmet ediyor Yemekten sonra akrabalar, komşular ziyaret ediliyor veya misafir ağırlanıyor Konuklara hediyeler veriliyor Nevruz gecesi, kapılara torba atmak diye bir adet var Bu torbalara bayram şekeri dolduruluyor

Bunlar hoş şeyler ama daha önemlisi, Nevruz’da güzel şeyler konuşulması şarttır Nevruz’da gıybet edilmez, dedikodu yapılmaz Küsenler barıştırılır:

Yar, yaylığın mendedir, Sermişem çemendedir
Eriyip yere gedince, Men gözüm sendedir
Gümanım bu yazadır, Muradım Nevruzadır

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları
Görünüm Modları


sorsorgula.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
FrmSinsi.net hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.