Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #61
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



ANADOLU'DAKI IÇ ISYANLAR
Kanunî döneminin önemli iç olaylarindan biri de Bozok bölgesinde ortaya çikan Siî karekterli iç isyanlardir Bu isyanlardan biri, Kanunî'nin, Mohaç seferine çikip Budin'e dogru ilerlemekte oldugu bir sirada patlak vermisti Genel olarak bu isyanlar, Safevîlerin, II Bâyezid ile Yavuz Sultan Selim devirlerinden beri Anadolu'daki tahrikleri sonucunda Siî temayüllü Türkmen gruplarinin çikardiklari isyanlarin devami mahiyetinde idiler Yavuz Sultan Selim devrinde siddet ve güçlükle teskin edilebilen Safevî propagandasi, Sah Ismail'in oglu Tahmasb'in tahta geçmesi ile yeniden hiz kazanir Oldukça genis cephelerde cereyan eden bu isyanin baslica kiskirticisi ve müsebbibi, Safevîlerin mezheb organizasyonuna bagli olarak yürüttükleri, sistemli propaganda ile gizli ve isyankâr faaliyetleri idi Bunlar tek merkezden idare ediliyor ve her tarafta, hemen hemen her zaman görülebilecek mahallî bazi haksizlik ve uygulamalar büyütülerek , türlü sekillerle muayyen zümreler tahrik ediliyordu Bir çok yerde birden patlak veren ve bir plan dahilinde oldugu, müsterek hareketlerinden anlasilan bu isyan tesebbüslerinin Safevîler tarafindan idare edildigini gösterecek pek çok sebep vardir Osmanli Devleti'nin, Budin'deki harple mesgul olmasi, Iran'i harekete sevketmisti Böylece Iran, Sarlken ile Ferdinand'a yardim etmis oluyordu Isyan hareketini büyüten islerin basinda, yapilan Iran propagandasi ile birlikte timar ve tahrir sebebiyle gayr-i memnun bir sinifin ortaya çikmasiydi Nitekim Bozok sancagi tahriri esnasinda tahrir memurlarinin yaptiklari haksizlik, kisa zamanda bölgede bir ayaklanmaninin baslamasina sebep olmustur
Bu ayaklanma, Süglün Koca ve oglu Sah Veli ile Safevî halifesi (ajani) Zünnûn adli kimselerin birlesmek suretiyle etraflarina Bozok Türkmenlerini toplayarak harekete geçmeleri ile baslamisti Onlar, bölgede bulunan Müslihiddin adindaki kadi, onun katibi Mehmed ve Hersekzâde Ahmed Pasa'nin oglu olan Sancakbeyi Mustafa Bey'i öldürürler Beyleri Sehsuvar oglu Ali Bey'in ölümünden dolayi kirgin olan Dulkadir Türkmenleri'nin katilmasiyle isyan daha da büyümüs, Kayseri civarinda Karaman Beylerbeyi Hurrem Pasa'yi yenen âsiler, Tokat taraflarina hâkim olmuslardi Nihayet Höyüklü mevkiinde sikistirilan âsilerle yapilan mücadelede (26 Eylül l526) âsilerin ele basilari öldürülmüstü Bununla beraber dagilan âsi guruhu yeniden toparlanarak ani bir saldiri ile Rum (Sivas) Beylerbeyi olan Hüseyin Pasa'yi agir yaralayip, ölümüne sebep olurar Fakat güçsüz âsiler, Diyarbekir Beylerbeyisi Hüsrev Pasa'nin kuvvetleri karsisinda dagilmaktan baska çare bulamazlar
1527'de Adana taraflarinda çikan isyan ise Adana Beyi Pîrî Bey tarafindan bastirilmistir Ancak bu iki isyanin hemen akabinde, Karaman'dan Maras'a kadar uzanan bölgede büyük bir isyan daha çikar Bu isyan hareketinin liderligini, Haci Bektas Veli sülalesinden oldugunu iddia eden ve Haci Bektas Zâviyesi Post-nisini Kalender Çelebi yapmaktaydi Sah ünvani da verilen Kalender'in, mevkii sebebiyle kisa zamanda yaninda 30 bin kisi toplanmisti Bunlar, Siîligin iyice nüfuz ettigi, siki kayitlar yerine nisbeten serbest yasamaya alismis, devletin birtakim mükellefiyetlerinden gayr-i memnun konar göçer Türkmen gruplari idi Kalender'in isyani haberi, Mohaç'tan dönmekte olan Kanunî'ye ulasinca derhal tedbir alinmasi için emirler göndermis, Istanbul'a vardiginda da Vezir-i A'zam Ibrahim Pasa'yi isyani bastirmakla görevlendirmisti Ibrahim Pasa, üç bin yeniçeri ve iki bin sipahiden mürekkeb bir kuvvetle tenkil için sevk olunmustu
Anadolu Beylerbeyi Behram Pasa ve Karaman Beylerbeyi Mahmud Pasa'nin eyâlet askerleri ile Cincife mevkiinde âsilere maglub olmalari üzerine Ibrahim Pasa, birtakim ön tedbirler alma geregini duyar Bu cümleden olarak o, daha isin basinda, Kalender'in önünde maglub olan askeri, henüz harbe girmemis olan kendi kuvvetleri ile temas ettirmez Bundan sonra sadece Kapikulu askerlerini yaninda tutar Yenilgi haberini Dulkadir Eyâleti'nde alan Ibrahim Pasa, sür'atle Elbistan'a gider Pasa, bu isyan kuvvetlerinin üzerine yürüyüp bosu bosuna Müslüman kani dökmektense, siyasî tedbirlerle hareketin sebebini ortadan kaldirmak yolunu tutarak adâlet uygulamaya baslar Zulüm ve gadrleri görülen ümerâyi cezalandirir Haksiz olarak zaptedildigi görülen timarlari sahiplerine iade edip, bunlarin merkezî hükümetin rizasi olmadan yapildigini göstermeye çalisir Kalender Sah'in etrafindaki kimseleri, kaçak olarak giden casuslari vâsitasiyle bundan haberdar edip, dehâlet edeceklerin affedilerek eski vazifelerine iade edileceklerini ilan ettirir Gelenlere iltifat göstererek âsinin etrafindaki Türkmen asiretlerini kendi tarafina çeker Sadrazamin bu sekildeki âdil davranisi, Kalender Sah'in etrafindaki kuvvetlerin derhal çözülmelerine sebep olur Böylece o, Dulkadir Türkmenleri'ni kazanarak onlarin, Kalender'in yanindan ayrilmasini saglar Bunun sonucu olarak kuvvetleri büyük ölçüde azalan âsiler üzerine çok itimad ettigi adamlarinin komutasinda küçük birer müfreze göndererek 22 Ramazan 933 (2l Haziran l527)'de Bas Sariz (veya Bassaz mevkii) Yaylagi'ndaki Kalender'i Iran'a kaçmadan yakalatip basini kestirir
Ibrahim Pasa, bu isyanin bastirilmasindan sonra Istanbul'a döner Bu isyan hâdiseleri merkezî hükümeti ciddi tedbirler almaya sevkeder Bunun için her tarafa tahkik heyetleri gönderilir Bu heyetler sâyesinde halkin sikâyet ettigi konular düzeltilir Böylece gayr-i memnunluk zorla degil, hüsn-i tedbirle giderildi ki, bu, Osmanli idaresinin karekteristik vasiflarindan birini teskil eder Herhalde asirlarca Devlet'in varligini devam ettirmesini saglayan prensiplerin mahiyeti bu neviden davranislar sayesinde mümkün olmustur
Yukarida zikredilen isyanlardan iki sene sonra yani H 935 (Ml529)'de Adana civarinda basina 5 bin kisi toplayan Seydi ve sonradan ona iltihak eden Inciryemez adli Kizilbas âsilerinin çikardiklari isyan da, Ramazan ogullarindan Adana Beyi Pîrî Bey tarafindan siddetle bastirilarak ele basilari ele geçirilip öldürülmüslerdi
Anadolu'da cereyan eden bu isyanlar sirasinda Istanbul'da Molla Kabiz adinda birisi, câmilerde, Hz Isa'nin Hz Muhammed'den daha üstün oldugu seklindeki görüslerini, âyet ile hadisleri kendine göre te'vil ederek halka yaymaya baslamisti
Çagdas tarihçi ve devlet adami Celâlzâde Mustafa'nin "erbab-i ilimden" oldugunu söyledigi Molla Kabiz, Kanunî devrinin ilk yillarinda bir zindiklik yoluna sapmis görünmektedir Celâlzâde'nin ifadesine göre, Molla Kabiz'in itikadina fesad gelmis, dalalet yoluna saparak harabatî bir hayat yasamaya baslamistir Hâdiseyi sadece dinî münakasa degil, ayni zamanda milli bir emniyet meselesi olarak gören Osmanli hükümeti, fikir ve görüsleri, Seyhülislâm Kemal Pasazâde tarafindan ilmî delillerle bu fikirleri çürütülmesine ragmen, yine de iddiasindan vaz geçmeyen Molla Kabiz'i ölüm cezasina çarptiracaktir
Dönemin fikir, düsünce ve anlayisini ortaya koymasi; gerek devlet adamlarinin, gerekse hükümdarin benzer olaylara bakisi açisindan önemli bir hâdise olan Molla Kabiz olayina ana hatlariyla temas etmek gerekir
Biraz önce belirtildigi gibi Hz Peygamber aleyhinde konusan Molla Kabiz, 8 Safer 934 günü bazi kimseler tarafindan Divan-i Humayûn'a getirilir Çünkü o, "daire-i ser' ve edebten hurucuna ulemadan bazi sahib-i gayret kimesneler tahammül etmeyüp bi'l-fiil Server-i kâinat üzerine (sas) Hz Isa'yi tafdil edüp mezkuru Divan-i Humayûna getirirler" Divan'da bulunan pasalar, bu meselenin bir "ser'-i serif" isi oldugunu düsünerek olayi Divan üyesi olarak orada hazir bulunan kadiaskerlere havale ederler Bu sirada Fenarîzâde Muhyiddin Çelebi Rumeli, Kadirî Çelebi de Anadolu kadiaskeri bulunmakta idiler Dâvasini açiklamasi istenilen Molla Kabiz, inandigi seyleri oldugu gibi anlatinca, her iki kadiasker de gazaba gelerek katlini emrederler
Gerek Kabiz'in, gerekse kadiaskerlerin buradaki davranislari ilgi çekici bir mâhiyet arzediyor Kabiz, iddiasini ortaya koyduktan sonra bunu destekleyen bazi âyet ve hadisleri nakledip bunlarin açiklamalarini yapiyordu Bu yolla delillerini ortaya koyduktan sonra, israrla dâvasinin dogru oldugunu söylüyordu Halbuki, Molla Kabiz'in açiklamalari ile ilgili bazi ser'î meselelerin kadiaskerlerin hatirinda bulunmadigi anlasiliyordu Bu sebeple her ikisinin de ser'î icaplara göre cevap vermekten âciz bulunduklari görülüyordu Bundan dolayi itidal yolunu terk edip gurur ve gafletin istilasina ugramislardi Böylece bu iki kadiaskerin, isgal etmekte olduklari mevkilerin tam mânasiyle ehli olmadiklari meydana çikiyordu Celâlzâde'nin ifadesine göre Molla Kabiz'in iddialarina makul cevaplar veremeyen bu iki kadiasker, derhal katlini isterler Buna karsilik Vezir-i A'zam Ibrahim Pasa "bu sahsin müddeasi, ser'-i serife muhalif olup hata ise ol hatayi gösterüb" bu konudaki süpheleri gidermek gerekir, "ser' ile cevabini verin" kizmak ve gazaba gelmek suretiyle edeb hududlarini asan bir durum meydana getirmek ilim ve akil erbabina lâyik degildir" seklinde konustugu halde onlar Molla Kabiz'i inandigi fikirlerden döndürecek bir sey söyleyememislerdi Böylece Molla Kabiz'in kadiaskerler karsisindaki ilmî üstünlügünü dikkate alan pasalar, Divan'i tatil edip Molla Kabiz'i da serbest birakirlar
Ancak bu durumu, pasalarin oturdugu "tasra divanhâne üzerinde" kafes arkasindan takib etmekte olan devrin hükümdari Kanunî Sultan Süleyman, vezirler huzuruna girer girmez, onlara hitab ile "bir mülhid, Divânimiza gelüp Peygamberimiz iki cihan fahrina tafdil-i Hz Isa eyleyüp müddeasi isbatinda ekavil-i bâtili tezyil eyleye, süphesi zâil olmayup ve cevabi verilmeyüb, niçin hakkindan gelinmedi?" demistir Bunun üzerine tekrar Divân'a getirtilen Molla Kabiz'in iddialarini çürütmek üzere dönemin mümtaz bir simasi olan Seyhülislâm Kemal Pasazâde ile Istanbul kadisi Mevlâna Sa'deddin Divâna dâvet edilirler Müfti'l-müslimîn olan Kemal Pasazâde Hazretleri büyük bir "hilm" ve "edeb" üzre Kabiz'in iddiasini sorup ögrenir Kabiz, okudugu bâzi âyet ve hadislere dayanarak eski iddiasini tekrarlar Bunun üzerine Seyhülislâm onun okudugu âyet ve hadislerin mânalarini açiklayip gerçegi ortaya koyar Celâlzâde Mustafa burada su ifadeleri kullanir: " Tamam itikadini beyan ve ayân edicek kaide-i ilmiye üzre kendisinin su-i fehm ve idrakini gösterüp süphelerini tamam izâle eylediler Böylece hak (gerçek) zâhir ve bâhir oldu Bu açiklamalar karsisinda Molla Kabiz, dili tutulurcasina susmak zorunda kalir Kaynagimizin dili ile "Kabiz'a sukût âriz olup tekellüm ve nutka mecali kalmayup melzûm ve mebhût oldu" Kabiz susunca Kemal Pasazâde ayni yumusaklikla ona hitab ederek "iste hak ne idügü zâhir olup malum oldu, dahi sözün varmidir" bâtil inancindan vazgeçerek "hakki kabul edermisin?" dedi Molla Kabiz iddiasinda israr ederek bu teklifi kabul etmez Bundan sonra Müftü (Seyhülislâm) Istanbul Kadisi'na dönerek "fetva emri tamam oldu Ser' ile lâzim geleni siz hükm idün" teklifinde bulunur Istanbul Kadisi da, Kabiz'a hitab ile Ehl-i sünnet mezhebi üzerine, temiz inanç yoluna dönüp dönmedigini tekrar sorar Fakat Kabiz inancinda israr etmekte idi Bunun üzerine katline hüküm verilir
IRAN SEFERLERI
Yavuz Sultan Selim'in vefati üzerine yeni umutlara kapilan Sah Ismail, Anadolu'daki propaganda faaliyetlerini artirdigi gibi Kanunî'nin tahta çikisini da tebrik etmemisti Bununla beraber Osmanlilar'in Avrupa'daki basarilari ve kendisinin Iran'daki mesguliyeti, onu zahirî bir dostuk gösterisine itmisti Sah Ismail'in ölümü ve çocuk yastaki (onbir yasinda) I Sah Tahmasb'in tahta geçmesi, Iran'da karisikliklara sebebiyet vermis, bu arada Gilan hükümdari ve Iran'daki Sünnî ulema Osmanlilar'dan yardim istemisti Kanunî'nin niyeti ise Türkistan'a varincaya kadar bütün Türk illerini bir bayrak altinda toplamak ve Kizilbas-Safevî tehlikesinin kökünü kazimakti Bu maksatla daha Mohaç seferine çikmadan önce Dogu'ya bir sefer yapmayi düsünmüstü Nitekim o, Gilân Hâkimi'ne mektup yollarken, Sah Tahmasb'a da bir "Tehdidnâme" göndererek söyle diyordu:
"Niçin dergâh-i cihanpenâh ve bargah-i felek istibahimiza adam gönderub arz-i ubûdiyet ve can sipari ve izhar-i rikkiyet ve hâksarî etmedin? Bu noksan akilla tamam gururun ve daire-i dalaletten adem-i udûlun (sapiklik yolundan dönmeyisin) olmagin "insaalluhu'l-eazz ve'l-ekrem" benim dahi an karîb diyar-i sarka teveccüh-i humayûn ve azimet-i meymunuma mûcib ve bais oldu Otag-i gerdûn nitak, arazi-i Tebriz ve Azerbaycan ve belki Memâlik-i Iran ve turan vesair vilâyet-i Semerkand ü Horasan sahralarinda kurulmak mukarrer oldu"
Avusturyalilar'la yapilan antlasma üzerine Bati'dan nisbeten emin olan Kanunî , Dogu ile ciddi bir sekilde ilgilenmeye karar verir Nihayet meydana gelen iki önemli hâdise, Iran'a harbin açilmasina sebep olur
Bunlardan birisi , Bagdad'i ele geçiren Zülfikar Bey'in, Osmanlilar'a müracaatla sehrin anahtarlarini Istanbul'a göndermesi idi Bu siralarda Osmanlilar, Viyana kusatmasi ile mesgul olduklarindan Tahmasb, yeniden Bagdad'i ele geçirmisti Bölgede cereyan eden bu hâdiseler, çagdas bir arastirmada teferruatli bir sekilde anlatilir Bununla beraber biz, fazla teferruata girmeden olaylari kisaca vermek istiyoruz Öyle anlasiliyor ki, Kanunî'nin çikacagi I Dogu seferinden önce, Bagdad ile Bitlis'te meydana gelen hâdiseler, ilk firsatta böyle bir seferin yapilmasini gerektiriyordu Türkmen Musullu oymagina mensub Nohud Ali Sultan'in oglu olan Zülfikar Han, 934 ( l528 ) yilinda Kelhur Hâkimi idi Bu sirada Bagdad Beylerbeyisi olan amcasi Ibrahim Hân'in, yaninda asker bulundurmadan yaylaga çikmasini firsat bilerek l0 Ramazan 934 ( 29 Mayis l528 ) günü bir baskinla onu öldüren Zülfikar Han, 40 gün kusattigi Bagdad sehrini öldürdügü amcasinin ogullarinin elinden alarak kendisini Bagdad Beylerbeyi ilan etmisti Tebriz'in böyle bir oldu bittiyi tanimayacagini ve kendisini cezalandiracagini kestiren bu Türkmen Beyi, Sünnî sehir halki ile de anlasarak Bagdad'in anahtarlarini Kanunî'ye gönderdigi gibi onun adina Bagdad darphânesinde sikke kestirip hutbe okutmustu Böylece buranin Osmanlilar'a bagliligini ilana baslamisti Pâdisah, meshur Viyana seferi ile ugrastigindan, Irak'a yardimci gönderemedi Sonradan Sah Tahmasb, bir ordu ile gelerek Bagdad'i günlerce kusatmis ve sonunda 3 Sevval 935 (l0 Haziran l529) günü, yine Muslu boyundan Ali Bey'in, Zülfikar Han ile kardesi Ahmed Bey'i uyurken öldürmesi ile, Bagdad kalesini ele geçirir Böylece, Irak merkezinin kendiliginden Osmanlilar'a tabi olusuna Istanbul'dan zamaninda yardim gelememesi, Pâdisahi manevî bir borç altina sokmus oldu
Iran'a karsi harbin açilmasina sebep olan ikinci hâdise ise Iran beylerinden Ulama Han'in Osmanlilar'a, Osmanli ümerâsindan olan Bitlis Hâkimi Seref Han'in ise Safevîler'e siginmalaridir Esasen, Osmanlilar'in Teke (Antalya) Türkmenlerinden olan ve l5ll "Sah - Kulu isyani"na katildiktan sonra Sah Ismail'in yanina kaçarak Safevîler'e iltica edip mansib alan Ulama Han, Azerbaycan Beylerbeyi olarak önemli bir siyasî mevkie sahipti Bu sirada, Sah Ismail'in basveziri bulunan ve kendisi gibi Tekeli boyundan olan Çuha Sultan'in, Isafahan'in Kendiman yaylaginda Samlu Hüseyin Han tarafindan öldürülmesini firsat bilerek kendisini vezir tayin ettirmek istemisti Bu maksatla Sah'in yanina gitmek isterken, rakipleri onu âsi göstererek gözden düsürdüler Samlu ve öteki Türkmen beylerinden ve bu arada Tekelülerin ezilmesinden ürken Ulama Han, kendi eyâletindeki sancaklardan Van'a gelerek, buradan, Osmanlilar'in hizmetine girecegini, Diyarbekir Beylerbeyisi araciligi ile Istanbul'a bildirir Istanbul'dan gelen buyrukta, Bitlis Ocakli Beyi (IV) Seref Bey'in "Ulama'nin aile fertleriyle birlikte Pâdisah dergâhina gönderilmesi "ne gayret etmesi bildirilmisti Bitlis Hâkimi Seref Han vâsitasiyle Istanbul'a gelen Ulama, kendisine delâlet eden Seref Han aleyhine birtakim sözler sarfederek, onun Sah'a meyli oldugunu söylemisti Köszeg muhasarasindan önce huzura kabul edilen Ulama Han'a, ocaklik statüsü kaldirilarak beylerbeyilik haline getirilen Bitlis tevcih olunmustu Böyle bir haberi alan Seref Han, Sünnî olmasina ragmen Bitlis'in Iran topragi oldugunu ilan etmis ve Sah Tahmasb'dan Osmanlilar'a karsi yardim istemistir O, Osmanlilar'in, birçok Anadolu hânedanina yaptiklari gibi, kendisini de atalarindan kalma topraklarindan mahrum edeceklerini saniyordu Bunun üzerine Dulkadir ve Diyarbekir vilâyetleri askeri ile Diyarbekir Beylerbeyi olan Fil - Yakup Pasa yardimiyla Bitlis'i kusatan Ulama, Safevî ordusunun yardima geldigini duyunca Diyarbekir'e çekilmistir Bu arada Ahlat'ta Sah'a büyük bir ziyafet çeken Seref Bey, ona agir armaganlar sunarak, kendisi de murassa kiliç kemeri ve altin sirmali kaftanla taltif edilir Tahmasb, 20 Safer 939 (2l Eylül l532)'da ona bir ferman vererek kendisine "Eyâlet penâh" diye hitab eder
Bu davranisi ile Tahmasb, Osmanlilar'a bagli bir uç beyligini kendi himayesine almis oluyordu Bu hâdise, Iran'a savas açilmasina sebep olmustu Bu, bir Osmanli toprak parçasinin baska bir devlete geçmesi demekti ki, böyle bir sey, Osmanli siyasetinin kabul edemeyicegi bir keyfiyetti Iste bunun üzerinedir ki, Iran'a karsi bir sefer açmak elzem hâle gelmisti Almanya'ya bas egdirilmis olmasi, böyle bir sefere imkân veriyordu Çünkü Iran gibi bir devletin üzerine bizzat hükümdarin gitmesi icâb ediyordu
Yukarida belirtilen bu iki önemli hâdise karsisinda Surhser (Kizilbas) Iran'a sefer açmayi düsünen Kanunî, daha l525 Temmuz'unda Sah Tahmasb'a gönderdigi "tehdidnâmesi"nde böyle bir fikri tasidigini ima ediyor, ancak Bati'daki isleri yüzünden buna imkân bulamiyordu O, Iran beliyesini ortadan kaldirip, Sünnî Türkistan'la birleserek, kendisini arkadan vuran ve Avrupa'daki, yani diyar-i küfürdeki Islâmî ve insanî hamlesini yavaslatan köstegi kaldirmak arzusunda idi Gerek dedesi, gerekse babasinin zamaninda meydana gelen ve Anadolu'yu isyanlarla karistiran Siîlige karsi onun düsünce ve tutumunu gösteren bir gazelini burada zikretmek istiyoruz Bu gazel, Sultan II Mahmud'un kizi Âdile Sultan tarafindan hl308 (m l890) yilinda Istanbul'da bastirilmis ve dört tertip Türkçe divanindan birisi olan 236 sahifelik"Divan-i Muhibbî", s l20'de bulunmaktadir
"Allah, Allah diyelüm, Sancak-i Sâhî çekelüm,
Yürüyüp her yanadan Sark'a sipahî çekelüm,
Iki yerden kusanalum yine gayret kusagin,
Bulasup toz ile topraga, bu râhi çekelüm
Pâyimal eyleyelüm Kisveri'ni Surhser'ün,
Gözüne, sürme deyü dûd-i siyahi çekelüm
Bize farz olmus iken : olmamiz Islâm'a zahîr,
Nice bir oturalum, bunca günahi çekelüm,
Umarum rehber ola bize Ebûbekr ü Ömer,
Ey Muhibbî, yürüyüp Sark'a sipahî çekelüm
l Irakayn SeferiSinir bölgelerinde cereyan eden bu hâdiseler üzerine zaten Iran'a sefer açmaya kararli olan Kanunî, hem Osmanli Pâdisah'i hem de Islâm Halifesi adina hutbe okunan ve kale anahtarlari da gönderilmis bulunan Bagdad'i "Kizilbas zulmünden" kurtarmak ve Irak'i almak üzere harp hazirliklarini baslatmisti Bu maksatla 2 Rebiülahir 940 (2l Ekim l533) tarihinde Vezir-i A'zam Damad Ibrahim Pasa'yi önden gönderir Ibrahim Pasa, Kasim ayi sonlarina dogru Konya'ya varmak üzereyken Ulama Han (Pasa)'nin Bitlis'e girdigi ve IV Seref Han'in basinin kesildigi haberi gelir Zira bu sirada Ulama Han ile Diyarbekir Beylerbeyi olan Fil Yakup Pasa birlikte, Seref Han'in Hizan'i kusattigi sirada ikinci defa onun üstüne yürüyerek maglub etmislerdi Bunun üzerine Seref Han'in oglu III Semseddin, basina topladigi kuvvetlerle mukabele ettiyse de karsi duramayacagini anladigindan Ibrahim Pasa'ya müracaat eder Bunun üzerine Ibrahim Pasa, Bitlis'i yeniden ocaklik hâline getirip Seref Han'in oglu III Semseddin'e verir Böyle siyasî bir manevrada bulunmakla Ibrahim Pasa, yerinde bir hareket sergilemis oluyordu Zira bu bölgede Seref Hanlar'in nüfuzu büyüktü Nitekim bu zat, Osmanlilar'in Bitlis Valisi olarak l574'e kadar 4l yil idarede bulunmustu
27 Aralik l533'te Haleb'e gelen Ibrahim Pasa, burada kislamisti Kisin Van taraflarinda bulunan Ulama Han "istimâlet" tarikiyla Ahlat, Adilcevaz, Ercis ve Van'i Osmanlilar'a itaat ettirmisti Bütün bu faaliyetleri haber alan Sah Tahmasb da harb hazirliklarina baslar Bu esnada öncelikle Bagdad'a yürüyüp orayi ele geçirmek isteyen Ibrahim Pasa, daha sonra Ulama'nin tesiriyle Tebriz üzerine yürümeyi kararlastirir Bunun için Birecik üzerinden Firat geçilerek l4 Mayis l534'te Diyarbekir'e varilir Burada bir müddet kalinarak yeni siyasî tesebbüslere girisilir Böyle bir niyetle Van önlerine gelen Ibrahim Pasa, Bingöl üzerinden Tebriz'e hareket eder Sadrazam'in ordusu Sa'dabad civarinda konakladigi zaman, Tebriz halkinin ileri gelenleri, Safevî pâyitahtinin bagliligini arzederler Böylece Ibrahim Pasa, l Muharrem 94l (l3 Temmuz l534)'te savasmaksizin Tebriz'i ele geçirir Pasa, burada müstahkem bir ordugâh insa ettirerek buraya l000 kisilik bir kuvvet koyar Sehre bir kadi tayin eder Böylece her türlü yagma ve kanunsuz hareketleri yasaklayip önlemis olur O, kimseyi incitmemeye ve halki memnun etmeye son derece dikkat ediyordu Ibrahim Pasa'nin bu sekildeki hareketi kisa zamanda meyvesini verip tesirini gösterecekti Bununla beraber daha önce Sah Tahmasb'in muhtemel bir harekâtina karsi Ibrahim Pasa tarafindan acele yetismesi arzulanan Kanunî, ll Zilhicce 940 (23 Haziran l534)'te Üsküdar'dan hareketle Iran sinirlarina dogru yola çikar Ibrahim Pasa'nin bu istegine Sah Tahmasb'in muhtemel bir harekâtinin sebep olabilecegi endisesi ile birlikte asker arasinda meydana gelen huzursuzluk ta vardi Nitekim Peçevî'nin ifadesine göre düsman topraklarina girildigi zaman "asker içine gûna gûn fisiltilar düsüp Sah'a Sah gerek imis, mahall-i zarûrette askere penâh gerek imis, Sah gelürse mukabelesine kim gelür ve asker-i Islâm'in hali ne olur deyü bir havf ve hasyet (korku) târi oldu Tedbir sahibi vezir bu hâle vâkif oldugu gibi bilâ te'hir musta'cel ulaklar ile ahvali tekrar cânib-i Pâdisahî'ye yazar" Iznik, Kütahya, Aksehir ve Konya'dan geçilir Pâdisah, Konya'da bulundugu sirada Van ile birlikte elde edilen diger sehirlerin anahtarlari gelir Ordusunun zaferlerine çok sevinen Pâdisah, Allah'a hamd ve senâ ile büyük sair ve mutasavvif Mevlana Celâleddin-i Rûmî'nin türbesini ziyâret edip bir semâ âyininde bulunur Burada Kur'an-i Kerim tilâveti ve Mesnevî'den parçalar okunduktan sonra, dervislerin kudûm ve ney sesleri arasinda semâa baslamalari onu pek memnun etmisti
Sultan Süleyman, 27 Eylül'de Tebriz'e girerken hemen hemen bütün sehir halki tarafindan tezahüratla karsilanmisti Ertesi gün Pâdisah'la seraskerinin ordulari Ucan'da birlestiler 29 Eylül'de Pâdisah tarafindan büyük bir divan toplanarak bunda seraskere, beylerbeyilerine, agalara, Defterdar Iskender Çelebi'ye, Nisanci Seydi Bey'e ve Reisü'l-Küttâb Celâlzâde Mustafa Çelebi'ye tesrif hil'atleri giydirildi Ordunun degisik siniflari da durumlarina göre ihsanlara kavustular
Ordu, Sultaniye'ye dogru yoluna devam eder Buraya gelindigi zaman, Sah Tahmasb'in memleketinin içlerine dogru geri çekildigi ögrenilir Bu esnada, daha önce Sah tarafinda bulunan bazi beylerin Osmanli bayragi altina kostuklari görülür Dulkadir Hânedanindan Mehmed Bey, Sahruh Bey'in oglu ve Iran'in bes taninmis sahsiyeti burada zikredilebilir
Gerçekten, Sah Tahmasb, Osmanli ordusunun önüne çikmaktan çekindigi için yipratma taktiklerini kullaniyordu Bu maksatla Osmanli ordusunun geçecegi yerleri tahrib ettiriyordu Irak-i Acem'e giren Osmanli ordusu da halki göçürülmüs, issiz ve harab bir arazide çok güç sartlar altinda Sultaniye'ye gelebilmisti Havalarin sogumasi, kar yagisinin baslamasi ve erzak darliginin basgöstermesi yüzünden ordunun Bagdad'a yürümesi karari alinmisti Zira bu tabiat sartlarina göre güneye inmek ve orada kislamak gerekiyordu Bu sebeple Hemedan'a teveccüh edildi Binbir zorlukla yapilan bu yürüyüs, dünya tarihinde esine ender rastlanan bir vak'aydi Zira birçok yük hayvani yolda telef olmus, toplar ise yagmurdan büyük zarar görmüslerdi Bu arada yollarda birçok esya kayip ve zayi' oldu Bazi toplar da nakledilme imkansizligi sebebiyle yolda birakilip topraga gömüldü
Bu isler, serasker kethüdasi olarak, Basdefterdâr Iskender Çelebi'yi alakadar ediyordu Basdefterdârla Serasker olan Ibrahim Pasa arasinda bir anlasmazlik vardi Bu intizamsizliga ve yollardaki telefata çok kizan Pâdisah'a, isin sorumlusu olarak Iskender Çelebi gösterildi Bunun üzerine Basdefterdar azledilerek uhdesindeki zeâmetler geri alinir
Bununla beraber birçok güçlükler yenilerek ordu Bagdad önlerine varir Bagdad önlerine varildiginda kale muhafizi Tekelü Mehmed Han'in maiyetindeki askeri alip sehri terk ettigi görülür Aslen Tekeli olan Mehmed Han, Siraz'a kaçtigi için Bagdad, mukavemetsiz olarak 2l Camaziyelevvel 94l (28 Kasim l534) teslim olur Bundan iki gün sonra da Pâdisah sehre girerek dört ay kadar burada kalir Böylece Bagdad, Osmanli ülkesine ilhak edilmis olur Kanunî Sültan Süleyman, bütün bu basarilarindan dolayi Ibrahim Pasa'yi ihsanlara bogar Diger devlet erkânina da derecelerine göre terakkiler verir Celâlzâde ise nisancilik mevkiine terfi ettirilir
Böylece Bati'da "Dâru'l-cihad" adi ile anilan Belgrad'a karsilik, Dogu'da da "Dâru's-selâm" denilen Bagdad, Osmanli ülkesine katilmis olur Birçok evliya türbesini koynunda bulundurdugu için "Burc-i evliyâ", Abbasî halifelerinin baskenti oldugundan "Dâru'l-hilâfe", kapilari dis kapilarla örtülü oldugundan da "Zevrâ" isimleriyle aniliyordu
Kanunî, Bagdad'da bulundugu müddet içinde birçok mübarek yeri ziyâret ile insa ve tamir ettirmisti Bu arada, Imam A'zam Ebû Hanife Numan b Sâbit'in, Gulat-i Siâ tarafindan yagmalanan kabrini buldurup ziyâret ederek burayi temizletir ve üzerine çini ile müzeyyen türbe ve câmi yapilmasini emreder Sonra Imam Musa Kâzim'in ve diger Islâm büyüklerinin türbelerini de ziyâret ederBöylece hem Sünnî, hem de Siîleri memnun eder Bundan baska, Seyh Abdülkadir Geylanî'nin kabri üzerinde bir türbe yaptirdigi gibi, yanina da bir imâret yaptirir
Asil hedefinin Kanunî degil, Ulama oldugunu söyleyen Sah Tahmasb, bu arada Tebriz üzerine hareket ile Ulama'yi takibe baslamis ve onun Van kalesine kapanmasi üzerine de burayi muhasara etmisti Bu hâdiseeri haber alan Kanunî, 3l Mart l535'te Bagdad'dan ayrilarak 30 Haziran'da Tebriz'e varir O sirada Tahmasb'in Sultaniye'de oldugu haberinin alinmasi üzerine Derguzin'e kadar gelen Kanunî Sultan Süleyman, Tahmasb'in izine rastlamayinca ordu tekrar Tebriz'e döner Kanunî daha sonra Tebriz'den Ahlat'a, oradan da Diyarbekir'e gelir Osmanli ordusunun çekilmesiyle yeniden harekete geçen Tahmasb, bosaltilan yerleri alarak tekrar Ulama'nin üzerine yürür Van'i ele geçiren Tahmasb, oradan Tebriz'e döner Osmanli ordusu ise 8 Ocak l536'da Istanbul'a ulasir
Irak-i Arab ve Irak-i Acem'e girilmesi sebebiyle "Irakayn Seferi" olarak anilan bu harekâtin, Osmanlilar bakimindan gözle görülür faydasi, Bagdad ve çevresinde, hâkimiyetlerinin kurulmus olunmasidir Bu sefer sonucu, Osmanlilarin karsisina çikamayan Safevîler'in tamamen ortadan kaldirilamayacagi anlasildigindan, bundan sonraki Osmanli seferlerinin asil gâyesi, Safevîleri belirli bir sinir bölgesinin disinda tutmak olmustu Askerî nokta-i nazardan ve Ceziretu'l-Arab'in elde bulunmasi için elzemdi Böylece Osmanli Halifeleri, Haremeyn-i Serifeyn, Sam ve Bagdad'a sâhip olmakla Emevî ve Abbasî hilâfetlerinin taht sehirlerini de memleketlerine katmis oluyorlardi
Bu sefer sonrasinda büyük bir san ve söhret kazanmis olan Vezir-i A'zam Ibrahim Pasa, l5 Mart l536'da idam edilecektir Irakayn seferi sirasinda yaptigi hatalar, gurura kapilip kendisine verilen yetkileri sinirsiz bir sekilde kullanmasi ve Defterdar Iskender Çelebi'nin öldürülmesinde rol oynamasi gibi sebepler, Kanunî'nin bu çok sevdigi vezirini devletin selâmeti için gözden çikarmasina yol açmisti
Pâdisah, Bagdad'da bulundugu dört ay içinde bütün bölgenin kadastrosu mâhiyetinde tahririni yaptirarak, timar ve zeâmet sistemini buraya da tesmil ettirir Bu arada kadilar nasb ettirerek adâlet ve dogruluk prensibine bagli bir adlî sistem gelistirir Bu arada Basra Emîri Râsid itaatini arzettiginden buraya dokunulmadi Keza o, dinî âbide ve türbeleri ziyâret edip Kerbelâ ve Necef'e dahi giderek buralari da ziyaret eder2 Ikinci Iran SeferiKanunî'nin, Irakayn seferinden sonra on iki yil gibi uzun bir süre Avrupa ve Akdeniz hâkimiyeti ile mesguliyeti, Sah Tahmasb'in Gürcistan ve Sünnî Sirvan'a hakim olmasina sebep olmustu Bu bosluk ona Özbekleri geri püskürtme imkâni da saglamisti Bu arada, Azerbeycan ve Irak-i Acem'de güçlü bir sekilde Siîlik tesis edilmisti Sah Tahmasb, bununla da yetinmeyerek Anadolu'ya ajanlar (halife, daî) göndermek suretiyle Türkmen asiretlerini Erdebil ocagina bagli tutmaya çalismisti Bununla beraber Safevî hanedan üyeleri arasindaki tefrika ve Safevîler'in dayandigi Türkmen gruplarinin birbirleriyle olan irtibatsizliklari, Iran'i içten içe sarsmaktaydi Nitekim Sah'in kardesi Elkas Mirza, Safevîler'in Sirvan hâkimi iken bagimsizlik davâsina kalkistigi için kardesi tarafindan takibata ugramisti Elkas Mirza, bu takibattan kurtulmak için önce Derbend ve Kipçak taraflarina kaçacak, daha sonra Azak ve Kefe'ye geçerek oradan bir gemi ile Istanbul'a gelip Osmanli Pâdisahina siginacaktir
Münasebetlerin, Iran'la ii olmamasindan dolayi Elkas Mirza iyi karsilandigi gibi kendisine fevkalade ikramda da bulunulur Zaten Elkas gelir gelmez Pâdisah'i Sark seferi için tahrik ediyordu Gerek bunun tesviki, gerekse Sah'in eline geçen yerlerin tekrar alinmasi bakimindan böyle bir sefer gerekliydi Bu esnada Avusturyalilar ile bir antlasma imzalandigindan Iran üzerine bir sefer açilmasina karar verilir Böylece Tahmasb'in Sünnîler'e tasallutu, Rüstem Pasa'nin Gürcistan üstüne gidilmesi yolundaki telkini ve Özbeklerin yardim istemeleri sebebiyle kaçinilmaz hâle gelen Dogu seferi, Elkas Mirza'nin da ilticasiyle kesinlesmis bulunuyordu Bu seferin gerçeklesmesi için l547 - l548 kisi hazirliklarla geçirildi Bu esnada Bosna valisi olan Ulama Han (Pasa), Iran halkinin durumnu iyi bildigi için Erzurum Beylerlebligine getirilerek Elkas'a lala tayin edilir Elkas, maiyetindeki kuvvetlerle 2l Mart l548'de, Pâdisah ise 29 Mart'ta Istanbul'dan hareket eder Bu gelismelerden haberdar olan ve kardesi Elkas'in, Osmanlilar tarafindan tahta geçirileceginden korkan Tahmasb da ordusunu toplamaya baslamisti Öyle anlasiliyor ki, Tebriz'den Senb-i Gazan'a gelerek burada bir ay konaklayan ve bütün ordusunu eli altinda toplayan Sah'in, âdeti oldugu üzere Osmanlilar'in karsisina çikmak gibi bir niyeti yoktu O, Osmanli ordusu ugraginda (menzil) ve çevresindeki bütün yiyecek ve yemlikleri, hatta içme sularini yok etmek, Anadolu içlerine Kizilbas ajanlarini göndererek oradaki mezhebdaslarini ayaklandirmak suretiyle karisikliklar çikarmak siyasetini güdüyordu Böylece Osmanlilar, kuvvetlerinin bir kismini kendi tebealari ile ugrasmak üzere geride birakmak zorunda kalacaklardi Bununla beraber olaylar, Sah'in arzuladigi sekilde gelisme göstermiyorlardi Zira, Osmanli Pâdisahi'nin Erzurum'a ulastigi siralarda, propaganda için Anadolu'ya gönderilmis olan dört Safevî casusu, ellerindeki mektuplarla birlikte yakalanmislardi
Önce Van'i Safevîler'in elinden kurtarmak isteyen Kanunî Sultan Süleyman, Ulama ve Pîrî Pasalar'i burayi zapta memur ettikten sonra kendisi Tebriz üzerine hareket eder Pâdisah'in komutasindaki Osmanli ordusu üçüncü defa olarak tebriz'e girer l5 Agustos'ta Van'a gelen Pâdisah, dokuz günlük bir çarpismadan sonra (24 Agustos l548)'de Van'i Iranlilarin elinden tekrar almaya muvaffak olur Defterdar Sari Ilyas Çelebi'yi Van Beylerbeyligine tayin eden hükümdar, geri dönmek üzere harekete geçer
Sah Tahmasb, Van'in kaybedildigini ve Osmanlilar'in, kisi geçirmek üzere Diyarbekir'e gittigini ögrenince Ercis, Ahlat ve Âdilcevaz taraflarina tahripkâr akinlarda bulunur Bu arada Kars kalesini tamir ve insa ile görevli isçileri koruyan Pasin mirlivasi muhafizlarini kiliçtan geçirip öldürtür Kaleyi de yerle bir eder Bu arada Tercan ve Erzincan taraflarina sarkan Sah, Erzincan'i atese vermekten de çekinmez Bu haberler, Diyarbekir'de bulunan Kanunî'ye ulasinca, vezir Ahmed Pasa'yi büyük bir kuvvetle Sah'in üzerine gönderir Bu arada, kendi arzusu üzerine Elkas Mirza'yi da Kâsan, Kum ve Isfahan taraflarini vurup yagmalamak üzere gönderir Kuvvetlerinin mühim bir kismi imha edilen Sah Tahmasb, sür'atle geri çekilerek Karabag'a gider Kanunî ise Haleb'e gelip kisi orada geçirir
Sah Tahmasb'in, yeniden harekete geçmesi üzerine Kanunî l549'da ordu ile tekrar Diyarbekir'e gelir Bu arada iki devlet arasinda bulunan Gürcistan'in bazan Osmanlilara, bazan da Iranlilar'a yanasmak suretiyle iki yüzlü hareketleri ve Osmanilarin, Avrupa ile Akdeniz'deki mesguliyetleri esnasindaki tecavüzleri sebebiyle bu isin saglam bir sonuca baglanmasi gerekiyordu Zira Gürcüler, Livane (Artvin) sancagina girip Ispir'e kadar dayanmislardi Bu sebeple Pâdisah, Diyarbekir'de kalip III Vezir Ahmed Pasa basbuglugunda Erzurum, Karaman, Dulkadir (Maras) ve Rum (Sivas) Beylerbeyileri ile Sancakbeyleri ve bir miktar tüfekçi yeniçeri kendi Kethüdalariyla, ayrica Pâdisah'in otagina hizmet eden Garipler bölügü de Agalari ile bu seferle görevlendirilirler Gürcü Atabegi II Keyhüsrev'in merkez ittihaz ettigi Tortum üzerine yürüyen Ahmed Pasa, l8 Saban 956 ( ll Eylül l549 )'da burayi kusatir Kalede mahsur bulunan Corci Aga teslim teklifini reddettigi için savasa girisilir Toplarla dövülen kale surlari yikildigi için burasi 20 Saban'da feth olunur Ahmed Pasa, burayi zapt ettigi gibi bütün Tortum Çayi boyunu da ele geçirir Fethedilen bu yerler, dört sancak itibar edilmislerdi Bu arada Kanunî, Adana - Konya yolu ile 2l Aralik l549'da Istanbul'a döner
Iran'a yapilan bu ikinci sefer sonucunda Hakkari'yi de içine alan Van eyâleti kuruldugu gibi, Atabeglerin yurdu da dört sancak haline getirilmisti Sirvan ülkesi ise, Osmanlilar'in yardimi ile bir müddet için bagimsizligini kazanmisti3 Nahcivan Seferi Osmanli ordulari çekildikten sonra Sah Tahmasb, l550 yili baslarinda Sirvan'i yeniden ele geçirmisti Ayni yilin Mayis'inda Özbek hükümdari Abdüllatif Han ile Sehzâde Barak Han'in Amuderya'yi geçip Horasan'a akin etmeleri üzerine Tahmasb, Kazvin'den Sultaniye yaylaklarina vararak hazirliklara baslamisti Bu arada Ubeyd Han oglu Abdülaziz Han'in ölüm haberini alan Özbek Hanlari, onun ülkesi Buhara'yi ele geçirmek üzere geri dönmüslerdi Bu yüzden Özbekler'den yana ferahlayan Sah, Tebriz'e ve oradan kislamak üzere Karabag'a gelir 958 (M l55l) yazinda Sirvansahlardan Hasan Bey'in oglu Dervis Mehmed Han'in ülkesi olan Seki'yi de istila ederBu siralarda Erzurum Beylerbeyligine getirilen eski Van Beylerbeyi Iskender Pasa, Gürcü Atabeylerinin elinde kalan son yerlere akinlar düzenleyerek l55l Mayis'inda Ardanuç'u almis ve burayi bir sancak merkezi haline getirmistir Iskender Pasa, Ardanuç'ta Akkoyunlulardan kalma eski bir câmiin kalintilarini onarttirarak, buraya bir boyahane ile 6l dükkâni vakfeylemistir Böylece sancak merkezi haline getirilen bu kasabanin kisa zamanda Islâmlasmasini da saglamisti Iskender Pasa'nin Ardanuç'u fethettigini duyan II Keyhüsrev, Sah Tahmasb'dan yardim isteyince o da Iskender Pasa üzerine yürür Bununla beraber kisin yaklasmasi üzerine bir sonuç alamadan Karabag'a döner Tahmasb, daha sonra ordusunu dört kola ayirarak Osmanli topraklarini isgale baslar Erzurum'da Iskender Pasa'yi sikistiran Tahmasb, Ahlat ve Van civarini yakip yikar Bu arada Ahlat'i ele geçiren Sah, burada büyük bir katliam yaptirir Ercis ve Bargiri (Muradiye) de zapteden Safevîler, l553 baharina kadar Dogu Anadolu'da tahrip ve öldürme faaliyetlerine devam ederler Bu hâdiseler Kanunî'yi, Erdel harekâtini durdurup, yeniden dogu seferine çikma zorunda birakir Bu sebeple derhal sefer hazirliklarina baslayan Kanunî, Rumeli askerini Sokollu Mehmed Pasa komutasinda Anadolu'ya gönderir Vezir-i A'zam Rüstem Pasa da yeniçeri ve bölük halkiyla Istanbul'dan hareket eder
Rüstem Pasa, Ankara'ya geldiginde Kanunî'nin büyük oglu ve tahtin en kuvvetli adayi olan Amasya Sancakbeyi Sehzâde Mustafa hakkinda bazi haberler gönderme ihtiyacini duyar O siralarda 38 yasinda bulunan Sehzâde Mustafa, Kanunî'nin büyük oglu olmasi hasebiyle taht vârisi olabilecek durumdaydi Halbuki ogullarindan birinin veliahd olarak tahta geçmesini arzu eden Hurrem Sultan, ona karsi pek iyi düsünmüyordu Bu yüzden Sehzâde Mustafa gözden ve tevccühten uzak tutuluyordu Ilim ve marifette de kudretli olan Sehzâde Mustafa diger sehzâdeler tarafindan da kiskanilmakta idi Buna karsilik asker de kendisini çok seviyordu Sehzâde Mustafa da, artik babasinin yaslandigini, sefere iktidarinin bulunmadigini, bu sebeple Rüstem Pasa'yi Dogu seferi ile görevlendirdigini, bunun da kendisine düsman oldugunu, sâyet bunu yok ederse kendisine taht yolunun açilacagi gibi telkinlere kapilarak saltanat davasina sürüklenmisti Rüstem Pasa ise sevmedigi ve muhalif oldugu Mustafa hakkinda Kanunî'ye mektuplar göndermisti Bunun üzerine Rüstem Pasa'yi geri çagirtan Kanunî, bizzat sefere çikmaya karar verir
l2 bin civarindaki yeniçeri, l8 Ramazan 960 (28 Agustos l553) 'ta Istanbul'dan Üsküdar'a geçen Kanunî'yi, büyük bir merasimle karsilar Kanunî, yaninda oglu Cihangir bulundugu halde 22 Eylül'de Bolvadin'e gelir O, kendisine âsi rakip olacak diye tanitilan büyük oglu Amasya Sancakbeyi Sehzâde Mustafa'yi da sefere katilmak üzere yanina çagirtir 26 Sevval 960 (5 Ekim l553) günü Konya Ereglisi civarinda babasina yetisen Mustafa, sairlerin tarih ibâresinde belirttikleri "mekr-i Rüstem" ( = 960 yili) yüzünden o gün Pâdisah'in emriyle çadirinda bogdurularak cenazesi Bursa'ya gönderilir Rüstem Pasa da sadaretten azledilerek yerine Kara lakapli II Vezir Ahmed Pasa getirilir Hurrem Sultan ve Rüstem Pasa'nin isbirligi ve hileleri ile 6 Ekimde meydana gelen bu elim hâdise, halk arasinda büyük bir infiale sebep olmustu Bunun için Kanunî, sefer arifesinde nahos bir olaya sebebiyet vermemek için Rüstem Pasa'yi azletmek zorunda kalmisti
Sehzâdenin ölümü, kendisini candan seven Anadolu halkini yaraladigi gibi, nimetleriyle perverde olan yüzlerce bilgin, sair, san'atkâr ve seyh de bu beklenmedik ölüme agliyorlardi Bu arada Kanunî'nin süt kardesi olan Mehmed Çelebi, olaydan iki sene sonra Pâdisah Iran seferinden Istanbul'a dönünce, Sehzâde Mustafa'ya kiydigi için yüzüne karsi agir sözler söylemisti Sehzâde'nin, iftiraya kurban gittigi kanaati, devletin tamaminda ve hatta bütün dünyada hâkim olmustu Burada suna dikkat çekmeliyiz ki, Nahcivan seferinden önceki 2 Iran sefer-i hümayûnunda Kanunî ile Sehzâde, karsilikli görüsüp dertlesmislerdi Bu mülakatta Kanunî, oglunun yüzüne karsi hakkindaki ithamlari siralamis, fakat Sehzâde'nin cevaplari karsisinda kendisine hak vermisti Ama bu sefer, yani ölümünden önce meydana gelecek olan son karsilasmada Sehzâde, daha babasiyle görüsme imkâni bulamadan öldürülmüstü Gerçi Sehzâde Mustafa, aleyhindeki havanin agirligini biliyordu Hatta ikinci vezir Ahmed ile üçüncü vezir Haydar Pasalar, bir bahane uydurup Amasya'dan gelmemesi için kendisine haber göndermislerdi Fakat Sehzâde böyle bir yolu tutmaya tenezzül etmedi Zira babasi ile yüz yüze geldiklerinde onu ikna edecegine kani idi
Halk ve asker tarafindan sevilen Sehzâde Mustafa'nin katli, halkin üzüntüsüne sebep olmustu Bu bakimdan birçok sair Rüstem Pasa, Hurrem Sultan ve hatta Kanunî'yi yeren siirler kaleme almislardir Bu mersiyelerden en çok bilinen ve yaygin olani sancakbeyi rütbesinde bir asker olan büyük mesnevi sairi Taslicali Yahya Bey'indir Yahya Bey, 7 bend ve 42 beyit tutan ve klasik Türk siirinin mersiye vâdisindeki saheserlerinden biri olan bu çok cesurca yazilmis olan manzumesinde Rüstem Pasa'ya siddetle çatmaktadir Esasen "Mekr-i Rüstem = Rüstem'in hilesi" terkibi de Sehzâde'nin katline tarih (H 960 = M l553) olarak düsürülmüstü Bu eserinde Yahya Bey, bütün ordunun hislerine tercüman olarak Rüstem Pasa'nin idamini açiktan açiga istemisti Büyük tarihçi Âlî (Gelibolulu Mustafa Âlî) Yahya Bey'e: "Gazab-i pâdisahîden havf etmedin (korkmadin mi) mi ki, böyle nazma cür'et ettin?" diye sorunca o da: "Sehzâde'nin firaki beni mecnun ve mecbur etmis idi" der Yahya Bey, Türk fikir hürriyetinin âbidelerinden olan bu eserinde Pâdisahi da tenkid etmekle beraber "nizâm-i âlem"i muhafaza etmek için hükümdarin aleyhinde daha fazla ileri gitmemistir Bununla beraber Rüstem Pasa, gerek kendisine, gerekse Kanunî'ye çatildigi için sikâyette bulunarak Yahya Bey'in cezalandirilmasini istemisti Fakat Kanunî "Bu makulelere kulak tutma ve intikam kasdin etme" diyerek kendisini dahi tenkid etmis olan Yahya Bey'i, himaye etmis ve makul tenkid hürriyetine saygisini göstermistir Bundan baska, birçok sair, halkin bu konudaki hislerine tercüman olacak sekilde siirler kaleme almislardir
8 Kasim'da Haleb'e ulasan Kanunî, burada ikinci bir aci ile sarsilir Bu aci, agabeyinin öldürülmesinden müteessir olan Cihangir'in hastaliginin iyice ilerlemesinden sonra 20 Zilhicce (27 Kasim)'da vefat etmesiydi Peçevî'nin ifadesine göre Cihangir, sehzâdelerin en küçügü oldugundan dolayi Pâdisah tarafindan çok seviliyordu Doktorlarin bütün gayret ve çabalari, Sehzâdenin hastaligina ve sonunda da ölümüne mani olamadi Cenaze Namazi Haleb'de kilindiktan sonra na'si Istanbul'a gönderilir Kanunî, iki oglunun verdigi aciyi hafifletmek ve biraz olsun avunabilmek için, Haleb, Sam ve Kudüs'te bozulan düzeni yeniden tanzim edip yerine getirmek ve vakiflari gelistirmekle ugrasir
Kisi Haleb'de geçiren Kanunî, 6 Cemaziyelevvel 96l (9 Nisan l554) günü Haleb'ten çikip sehrin önündeki Gökmeydan'da ordugaha geçen Kapikulu çerisi ile ilerleyen Kanunî, 23 Cemaziyelevvel (26 Nisan)'da daha önceden gönderilen usta ve isçiler tarafindan kurulmus bulunan Birecik köprüsünden geçerek Urfa'ya, oradan da Diyarbekir'e gider Burada yapilan divanda askerin Erzurum'da toplanmasi kararlastirilir Kendisi de Erzurum'a dogru yola çikar Tahmasb ise, daha önce yaptiklarini bir bakima tekrarlayarak pasif savunmasini sürdürür Ayrica, daha Kanunî ve ordusu yetismeden Hakkari, Gevas, Van ve Adilcevaz taraflarini yagmalattigi gibi yollarin üstündeki her seyi de yakip yiktirir 5 Temmuz'da Kars ovasina gelen Kanunî, Tahmasb'a bir mektup göndererek onu savasa davet eder Mektubunda, Rafizîlik'ten ve halkin mallarini yagmalamaktan vazgeçmesini, sayet bütün korkusu top ve tüfek ise bunlari birakabilecegini, savasmak için sadece kilicin da yeterli olacagini bildirmisti
Bu siralarda Tahmasb, Nahcivan bölgesinde bulunuyordu Kanunî'nin mektubunu aldigi zaman ülkesi yer yer Osmanli kuvvetleri tarafindan tahrib ediliyordu Kanunî, mektubunda Osmanli ulemasinin verdigi fetvalari nakl ederek onu Hz Peygamberin seriatina davet ediyordu Bu arada Kanunî, l7 Saban 96l (l8 Temmuz l554)'da Revan'a, daha sonra Nahcivan'a ulasir Ancak çevrenin âdeta çöle dönmüs oldugunu görür Çevredeki saray ve konaklar da Osmanli ordusu tarafindan yagma edilir Böylece Safevî tahribinin öcü alinmis oluyordu Tahmasb ise yine Osmanli ordusunun önüne çikmaktan çekiniyordu Kanunî daha ileri gitmeyerek geri dönme karari alir Hazirliklar basladigi sirada Osmanlilarin bazi kuvvetleri ile Safevî kuvvetleri arasinda çarpismalar meydana gelir Bu çarpismalar sonunda Safevî kuvvetleri dagitilir Bundan sonra Osmanli ordusu geri dönerek 6 Agustos'ta Beyazit'a gelir Bu esnada Sah'in mektubunu tasiyan bir elçi gelir Tahmasb'in, Vezir-i A'zam Ahmed Pasa'ya hitaben yazdirdigi bu mektupta Pâdisah, Sark'a on defa gelse bile karsisina çikilmayacagi belirtiliyordu Bundan sonra gelen mektuplarda da baris isteniyordu Osmanlilar'in karsi cevabi, kendi ülkesinde rahat oturup, fitne ve fesada karismamasi seklinde idi Bundan baska Kanunî, Safevîler'in kutsal sayilan yerlerinden olan Erdebil ve Tebriz'i tahrib tehdidinde bulunmustu ki bu, Safevîler'i büyük bir telasa düsürmüstü Gerçekten, Osmanli hükümdarinin kuvvetlerini dagitmadan serhadde kislayip ertesi sene Safevîler'in mukaddes sehri ve aile ocagi olan Erdebil üzerine yürüyüp tahrib edecegi yolundaki tehdidi, Tahmasb'i barisi saglayip sulh yahmak üzere kesif bir siyasî faaliyet göstermeye zorlamisti Nitekim Osmanli ordusu, Elesgirt'e vardigi zaman Tahmasb'in elçisi ile yeni bir mektubu gelir
Aradaki düsmanligin kaldirilmasi ve barisin gerçeklesmesini saglayacak olan bir mütarekenin kabulünü uygun karsilayan Kanunî, Sah'in elçisine ayrica cevabî bir mektup verir Kanunî'nin kisi geçirmek üzere Amasya'ya hareketi ve burada beklemesi, baharda Osmanli ordusunun tkrar harekete geçecegini ve Erdebil ile Tebriz'in tahribi yolundaki tehdidin ciddi oldugunu isbatlamis; Tahmasb'i baris hususunda yeniden harekete geçmeye mecbur birakmistir4 Amasya Antlasmasi Kanunî Sultan Süleyman'in kisi Amasya'da geçirdigi siralarda, Sah Tahmasb'in esik agasi (saray nâziri) Ferruhzâd Bey, 9 Cemaziyelahir 962 (l0 Mayis l555)'de çesitli hediyeler ve sahin mektubu ile Amasya'ya gelir Elçi ve maiyeti, Osmanli vüzerasi ile görüstükten sonra 2l Mayis'ta divana kabul edilir "Elçiler Divân-i Hümayûna gelüb" vezirlerin karsisinda iskemlelerde oturdular Sah, bu mektubunda, Pâdisah'in gönderdigi mektubu sanki "Süleyman Nebi"den geliyormusçasina aldigini, kendisine büyük saygi duydugunu, haberlesme kapisinin devamli surette açik bulundurulmasi gerektigini ifade ederek halk arasinda da iyi münasebetlerin kurulmasina temas ediyordu Peçevî'nin aynen naklettigi bu mektubunda (Peçevî, I, 329 - 336) Sah, dostluk teminati verdigi gibi Siîlerden Ka'be ve diger mukaddes yerleri ziyaret etmek isteyenlere izin verilmesini de taleb etmekteydi Büyük iltifatlara nail olan Ferruh Bey'e, 8 Receb 962 (l Haziran l555) günü, Kanunî tarafindan, Sah Tahmasb'a hitaben yazilmis bir mektup verilir Osmanli - Iran devletleri arasindaki barisi tasdik eden bu muhtasar mektupta, arzu edilen baris " sulh u salâh-i umûr ki, mutazammin-i âsâyis-i halk ve müstelzim-i intizâm-i ahvâl-i cumhurdur" ifadeleri ile hüsn-i kabul gördügü belirtildigi gibi, arada dostluk kurulup, asagidaki su üç maddenin de müvafik görüldügü belirtilmekteydi:
a) Iran'da ashab-i güzin ve hulefa-yi mehdiyyine sebb etmek (sövmek, küfr etmek) olan Teberrâiligin men'i, yani taskin Siîler'in, üç halife (Hz Ebu Bekr, Ömer ve Osman) ile Hz Aise'ye sögüp saymalarinin ve bunu bir merasim haline getirmelerinin yasaklanmasi hususunda elçinin verdigi teminatin gerçeklesmesinin umuldugu;
b) O taraftan herhangi bir fitne (kiskirtma) ve taarruz olmadikça Osmanli hudud ümerasinin tecavüz ve taarruzunun men edilecegi;
c) Hacilarin refah ve itminanla hacci edâ etmelerine izin verlimesi ki bu madde mektupta su ifadelerle yer almaktadir: "Huccac-i Beytu'l-Haram ve züvvar-i merkad-i Hazret-i seyyidu'l-enâm aleyhi's-salâtu ve's-selâm refahiyet ve itminan ile ol saadete faiz olmalaridir"
Amasya antlasmasi ile Basra, Bagdad, Sehrizor, Van, Bitlis, Erzurum, Kars ve Atabegler yurdu üzerindeki Osmanli hâkimiyeti Safevîlerce taninmis oluyordu Böylece Gürcistan'da iki taraf arasinda nisbî de olsa nüfuz bölgeleri tesis edilmistir Bu antlasmadan sonra, Tahmasb'in l576'da vefatina ve Iran'da karisikliklarin çiktigi zamana kadar Osmanli - Safevî münasebetleri dostâne bir sekilde devam etmistir Böylece, Osmanlilarla Safevîler arasinda otuz yedi seneden beri araliklarla devam eden harblere son verilir Bunun sonucu olarak taraflar, her vesile ile aradaki sulhun te'yidine gayret sarfetmeye baslarlar Bu sebeple olsa gerek ki, Tahmasb, Süleymaniye külliyesinin açilisi (l5 Agustos l556) münasebetiyle tebrikte bulundugu gibi kiymetli hediyeler de göndermisti Bundan baska bu antlasma sartari, ileride yapilacak olan Osmanli - Safevî antlasmasinin temel unsurlarini teskil edecektir

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #62
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



IÇ OLAYLAR VE SEHZÂDELER ARASINDAKI MÜCADELE
Kanunî dönemi, Osmanli Devleti'nin askerî, siyasî, kültürel ve medenî faaliyetler gibi hemen her sahada zirveye ulastigi bir devirdir Bununla beraber bu dönemde de bazi iç karisikliklar oldugu gibi taht kavgasi için sehzâdeler arasinda da mücadeleler olmustu Hatta yine bu dönemde baba ile ogul arasinda da böyle olaylara rastlandigi için bizzat Kanunî kendi oglu Mustafa'yi feda etmek zorunda kalmisti Bu sebeple biz de dönemin bu neviden olaylarina kisaca deginmeye gayret edecegiz
l Kirim HâdiseleriKanunî döneminde Osmanli Devleti'ne bagli Kirim'da aile kavgalari ve kardesler arasindaki mücadeleler artmisti Osmanlilar, bu mücadeleyi dikkatle takip ediyorlardi Islâm Giray'in yerine hanliga tayin edilen Sahib Giray, Istanbul'dan Kirim'a gidince kendini ister istemez mücadelenin içinde bulmustur Zira eski han Islâm Giray, Sahib Giray'in Osmanlilar'in destegi ile hanlik makamina oturmasini ve otoritesini kuvvetle tesise çalismasini hos karsilamamisti Sahib Giray ise muhaliflerini yok etmek ve otoritesini saglamlastirabilmek için çalismalara baslamisti Bu sebeple önce Nogaylar'a yaklasarak onlari kendi taraffina çekmis ve Islâm Giray'in, Mangitlar'in basi olan, Kirim asilzâdeleri arasinda sahsî cesaret ve cür'etiyle sivrilen Baki Bey tarafindan öldürülmesinden sonra da bu defa Nogaylar'a karsi cephe almistir Sahib Giray, siyasî bir manevra ile ayni zamanda yegeni olan ve kendisine karsi muhalefette bulunan Baki'yi kendi saflarina çekmisti Birlikte giristikleri Moskova seferi sonrasi onu da ortadan kaldirmaya muvaffak olmustur Daha sonra basi bos ve otorite tanimayan Nogaylar'a karsi Sirinler'le birleserek l546 - l547'de Kirim tarihinde "Nogay Kirimi" adi verilen olay cereyan etmistir Han'in, atesli silahlari önünde Nogaylar, büyük bir bozguna ugramislardi
Kabile aristokrasisine karsi Kirim'da, Osmanli modeline göre bir hâkimiyet tesisine çalisan Sahib Giray'in, Kanunî'nin teveccühüne mazhar olmasi, Osmanli vezirleri arasinda aleyhine bir faaliyetin baslamasina sebep oldu Sahib Giray da bu faaliyeteri tahrik edici bazi hareketlerde bulunmaktan çekinmiyordu Nitekim Kanunî'nin Iran'a yaptigi sefere yardimci kuvvet göndermemesi, gözden düsmesine yol açmis ve onun müstakil bir hanlik kurmak için çalistigi yolundaki söylentileri kuvvetlendirmistir Bu arada Sahib Giray, Kazan Hanligi'nda vefat eden Safâ Giray'in yerine Istanbul'da yetismis ve bir ara Saadet Giray zamaninda "kalgay" olmus olan Mübarek Giray'in oglu Devlet Giray'in intihab ve tayinini Pâdisah ve Divan'dan istemis, muhtemelen bu suretle bir rakipten kurtulmayi ümid etmisti Fakat aleyhinde kurulan bir tertiple kendisi azlolunur Bundan sonra Osmanli Devleti tarafindan Kirim'a gönderien Devlet Giray, askerleri yanindan ayrilan Sahib Giray'i yakalayarak üç oglu ile birlikte öldürür Ruslarin büyük bir düsmani olan Sahib Giray ortadan kalktiktan sonra Ivan Vasili, Kazan ile Ejderhan'i zaptederek çar ünvanini almisti Bununla beraber, Devlet Giray'in hanligi zamaninda Ruslarin eline düsen Ejderhan H 96l (M l554)'de geri alindigi gibi Moskova'ya akinlar yapilarak Ruslar vergiye baglanmisti
Devlet Giray, Zigetvar seferinde Mirzalar komutasinda Tatar askeri göndermisti Bu kuvvetler, Erdel Beyi Sigismund Zapolyai ile birlikte bir sene önce Avusturyalilar'in eline geçmis bulunan bazi yerlerin geri alinmasinda büyük hizmetler görmüslerdi2 Düzme Mustafa OlayiDevleti bir müddet mesgul eden bu olay, Osmanli tarihinde ayni isimle ortaya çikan ikinci vak'adir Kanunî, 2l Haziran'da Amasya'dan hareket edip Istanbul'a dogru ilerlerken, Rumeli'nin muhafazasi için biraktigi Sehzâde Bâyezid'den bir haber alir Bu habere göre, Sehzâde Mustafa'ya çok benzeyen bir adam, genis kapsamli bir isyan hareketinde bulunmaktadir
Kimligi ve nesebi pek bilinemeyen bu adam, seklen maktul Sehzâde'ye benzediginin birçok kimse tarafindan söylenmesinden cesaret alarak saltanat sevdasina düser Bu sebeple kendisinin Sehzâde Mustafa oldugunu söyleyerek Selanik ve Yenisehir taraflarinda ortaya çikar O, Silistre ve Nigbolu sancaklarinda Simavna softa ve dervislerinden de bir hayli taraftar toplamisti Bu isyanin, özellikle Dobruca çevresindeki Seyh Bedreddin taraftarlari arasinda gelismesi dikkat çekicidir Saltanatini ilan eden ve kendisine bir vezir ile Simavna softalarindan iki kadiasker tayin eden Düzme Mustafa, etraftaki zenginlerin çiftliklerini basmaya ve vergi toplamaya baslar Bu yolla gasb ettigi mal ve parayi fakirlere dagitarak etrafina l0000'e yakin adam toplamaya muvaffak olur Peçevî, bu anarsik olayi tafsilatli bir sekilde günümüze aktarmaktadir Bununla beraber biz, konuyu fazla uzatmadan kisaca özetlemek istiyoruz:
"962 ( M l555 ) senesi, Yenisehir ve Selanik dolaylarinda nesebi meçhul kötü yaratilisli biri ortaya çikar Bazi serseri ve asagilik kimseler, kendisine rahmetli Sehzâde Mustafa'ya benziyorsun diye onun fesad dolu kafasina bir saltanat sevdasi soktular Böyle diyenlere o : " Aman, Allah rizasi için sirrimi ifsa etmeyin, celladin pençesinden kurtulan basima kast etmeyin" diye fesad ve kötülüklerle dolu isini sürdürür Bu is o kadar ileri vardi ki, birçok serseri ve hatta akli basinda kimseler, onun gerçekten Sehzâde Mustafa olduguna kandilar Güya rahmetli Sehzâde Mustafa katlolunacagi sirada, celladin elinde Mustafa'ya benzer baska bir suçlu bulunuyormus, o öldürülmüs ve Sultan Mustafa serbest birakilmisti"
Durumun, gittikçe nezâket kazanip ehemmiyet arz etmesi üzerine Rumeli'nin asayisi ile görevli Sehzâde Bâyezid, gerekli tedbirleri almaya çalismisti Bu cümleden olarak Nigbolu Beyi olan Dulkadirli Mehmed Han, âsileri te'diple vazifelendirilmisti Mehmed Han, çesiti vaadlerle Düzme Mustafa'nin vezirini elde etmisti Bunun üzerine bu adam da Düzme Mustafa'yi yakalayip Nigbolu Beyi'ne teslim eder Düzme Mustafa, daha sonra Istanbul'a gönderilerek idam edilmis ve cesedi, Sehzâde Mustafa olmadiginin isareti olarak halka teshir edilmistir3 Sehzâde Bâyezid Olayi Kanunî döneminin önemli olaylarindan biri de, süphesiz ki sehzâdeler arasinda saltanata geçip tahti elde etme mücadelesi idi Bilindigi gibi Kanunî Sultan Süleyman'in ogullarindan Sehzâde Mustafa ve Cihangir'in vefatlari üzerine taht vârisi olarak iki sehzâde kalmisti Bunlar, Selim ile Bâyezid idi Saray, gayr-i memnun sinif ve diger bazi insanlarin tesvikleri ile bu iki kardes âdeta rakip duruma gelmislerdi Kanunî'nin, yaslanmaya baslamasi, kendisinden sonra tahta kimin geçecegi konusunu gündeme getirmisti Kendi ogullarindan birini tahta geçirmek isteyen Hurrem Sultan, tahtin kuvvetli vârisi Sehzâde Mustafa'nin katlinde müessir oldugu gibi, kendi ogullari arasinda dahi bir tercih yapma durumuna gelmisti Hurrem Sultan, iki oglundan Bâyezid'i tercih etmekle birlikte öz ve büyük oglu Selim'e karsi cephe aldigi da söylenemez Sehzâde Selim'in Nahçivan seferinde babasinin yaninda bulunmasi ve yumusak huylulugu ile babasinin üzerinde müsbet bir tesir birakmasina karsilik, Hurrem Sultan da Bâyezid üzerine kanat germis, hakkinda duyulan ufak tefek itimatsizliklari gidermis, hatta onu, Konya'dan daha iyi bir mevki gibi telakki edilen Kütahya sancagina naklettirmisti Bu esnada (l558) Bâyezid, Kütahya'da Mekke emîri tarafindan elçilikle Istanbul'a gönderilen Kutbeddin el-Mekkî'yi kabul etmis ve ona, kendisine saltanat müyesser oldugu takdirde her sene kanun geregi Haremeyn-i Serifeyn'e gönderilmekte olan "Sürre -i Hümayûn" vesilesiyle, gerçeklestirmek istedigi bazi arzularindan bile bahs etmisti Gerçekten Bâyezid, sahsiyeti, kültürü ve yasayisi bakimindan tahta en yakin aday olarak görülüyordu Selim'in, Manisa'da nedimeri ile eglenceye dalmasina karsilik Bâyezid, Kütahya'da bir ilim ve irfan muhiti kurabilmisti Fakat Hurrem Sultan'in ayni sene vefati üzerine Bâyezid, büyük bir hâmisini kaybetmis oluyordu Bundan sonra Selim ile Bâyezid arasinda birçok anlasmazliklar çikar Her iki sehzâdenin taraftarlarinin tutumlari gittikçe aradaki soguklugu artiriyordu Bu arada her iki sehzâdenin de hizmetinde bulunan Lala Mustafa Pasa'nin çevirdigi entrikalar, taraflari tam anlamiyla birbirine düsürdü Kardesler arasindaki münaferet ve çekismenin artmasi üzerine vaziyeti dikkat ve titizlikle takip eden Kanunî, duruma müdahele eder Sehzâdelerden her birine 300000'er akça terakki vermek suretiyle onlarin sancaklarini degistirir Selim'i Manisa'dan Konya'ya, Bâyezid'i de Kütahya'dan Amasya'ya tayin eder O, bununla da kalmayarak Selim'in sehzâdesi Murad'a Aksehir, Bâyezid'in büyük oglu Orhan'a da Çorum sancaklarini tevcih eder
Fakat bu tahvil, Sehzâde Bâyezid'i memnun etmemisti Zira o, pâyitahttan uzak bir yere yapilan bu tayini, bir hakaret olarak kabul ediyordu Nitekim Bâyezid, bir mektubunda, bu tayin isinde Selim'in parmaginin bulundugunu, bunun da Selim'in kendisine tercih edildigi anlamina geldigini yazarak "bu hakaretten ölmek yeg idi" diyerek hissiyatini belirtmisti Bu sebeple Amasya'ya gitmek istemiyordu Bâyezid'in, Kütahya'dan ayrilmamak için ileri sürdügü mâzeretleri kabul etmeyen Kanunî, bu sehrin imari hususunda pek çok para sarf ettigini, bu bakimdan nakil için paraya ihtiyaci oldugunu bildirmesine karsilik hükümdar, onun, Kütahya'dan hareketini bildirir bildirmez kendisine para gönderilecegi cevabini vermisti Bâyezid, bundan sonra da bazi bahaneler ileri sürdüyse de nihayet l5 Muharrem 966 (28 Ekim l558)'de Kütahya'dan ayrilmak zorunda kalmisti Bununla beraber çok yavas yol aliyor ve konaklarda gerekenden fazla kalarak babasinin vaadlerini yerine getirmesini bekliyordu Esasen çok kalabalik bir kafile ile hareket edip yola çikan Sehzâde Bâyezid'e, yol boyunca birçok kimse iltihak ettigi için gittikçe kuvveti de artiyordu Bu vaziyet karsisinda endiseye kapian Kanunî, Bâyezid'e sözünü geçirebilecek ve onu yatistirarak bir an önce Amasya'ya gitmesini saglayacak bir nasihatçiyi gönderme zaruretini duymustu Bununla birlikte tarafsiz hareket etmis olmak için ayni anda Sehzâde Selim'e de bir baskasini göndermeye karar verir Su kadar var ki kendi emirlerine itaat eden Selim'e gönderilen sahis bir nasihatçidan ziyade bir müsavir gibi vazife görecektir ki bu, üçüncü vezir Sokollu Mehmed Pasa'dir Bâyezid'in yanina gönderilen dördüncü vezir Pertev Pasa ise sehzâdeyi yatistirmaya çalismis, fakat yatismis gibi görünen Bâyezid, babasina ve Selim'e karsi olan tutumunda bir degisiklik yapmamistir Bu arada Bâyezid, babasina karsi tehdid unsurlari ihtiva eden mektuplar göndermekten de çekinmemistir Nitekim bir mektubunda o, "Bendenizi sorarsaniz rûz-u seb (gündüz - gece = her zaman) hayir duaniza mesgul bilesüz, amma ki gam ve gussadan ve gayretten helâk bilesüz Ah bilmem ne idem bana karindasimin hatiri içün acîb zulm eyledünüz, beni yerümden yurdumdan ayirdiniz" diordu Gerek davranislari, gerekse gönderdigi mektuplar yüzünden Kanunî, tamamen Selim'e meyletmistir Tarihçilerin bildirdigine göre Bâyezid, yevmlü adiyla birçok eskiyayi yanina toplayip onlari kapikulu, sekbân ve tüfekçiyan yazdirip 20000 civarinda bir kuvvete sahip odugu haberinin gelmesi üzerine iki taraf artik yavas yavas geri dönülmesi mümkün olmayan bir yolun esigine gelmisti Bâyezid'in, ister silah zoru ile saltanat tahtini ele geçirmek, ister nefsini müdafaa gayesiyle etrafina kuvvet toplayarak bir ordu meydana getirmesi, Selim'i de harekete geçirmisti Bu sebeple o da askerî hazirliga koyulmustu
Bâyezid'in asker toplayip kendi basina hareket etmesine karsilik Selim, babasinin direktifleri dogrultusunda askerî hazirliga baslamisti Bâyezid, Selim'in, merkezden gönderilen emirler uyarinca Anadolu Beylerbeyi, Dulkadir, Karaman Beylerbeyleri ve Adana Sancakbeyleri ile müstereken hareket ettikleri haberini alinca, takriben l5000 kisilik bir kuvvetle Ankara istikametine dogru harekete geçer Bu haberin Istanbul'a ulasmasi üzerine bizzat Kanunî tedbirlerin alinmasi gerektigine karar verir Bu kararin bir sonucu olarak o, Sokollu Mehmed Pasa ile Rumeli Beylerbeyisini Konya'ya gönderir Bu arada Kanunî, Selim'e müdafaa muharebesini Konya'da kabul etmesini emretmisti Ayni zamanda Seyhülislâm Ebu's-Suûd Efendi'den, âdil bir sultanin evlatlarindan birinin itaattan ayrilip bazi kalelere saldirmasi, zorla halktan para alip asker toplamasi halinde ve onu bu hareketlerinden baska bir sekilde çevirmeye imkân olmadigi takdirde "cemiyetleri dagilincaya kadar kitâle" cevaz oldugu hakkinda bir fetva alir Kanunî, bundan sonraki olaylari daha yakindan takib edebilmek için 28 Saban 966 (5 Haziran l959) 'da otagini Üskürdar'da kurdurarak Selim'e de savunma savasini Konya'da yapmasina dair emirler göndermisti Bâyezid, babasinin hareketini ögrenince Konya üzerine yürümüs, böylece iki kardes arasinda Konya yakinlarinda 22 Saban 966 (30 Mayis l559) günü çarpismalar vuku bulmustu Ilk gün sabahtan aksama kadar devam eden çarpismalar sonucunda taraflar birbirlrine üstünlük saglayamadilar Savasin ikinci günü Lala Mustafa Pasa'nin tedbiri ile Bâyezid'in kuvvetleri bozguna ugratilmisti Bunun üzerine Amasya'ya çekilen Bâyezid, af isteginde bulunduysa da bu istegi, sözü ile hareket ve davranislari birbirlerine uymadigi gerekçesiyle Kanunî tarafindan red edilmisti Bunun üzerine çareyi Iran'a iltica etmekte bulan Bâyezid, çocuklari ile birlikte Iran'a siginmisti Onun ilticasi, iki devlet arasinda karsilikli müzakerelere sebep olmus ve nihayet Sah Tahmasb, para karsiligi onu, gelen Osmanli heyetine teslim etmisti 23 Temmuz l562'de bu talihsiz sehzâde, ogullari ile birlikte hemen orada bogdurulmak suretiyle hayatlarina son verilmisti Tahnit edilen cesetleri, Sivas'a getirilip orada defnedilmistir
Sehzâde Bâyezid hâdisesi, Anadolu'da bazi iç karisikliklarin çikmasina sebep oldu Bu bakimdan devlet, bir müddet onun taraftarlarina karsi mücadele etmek zorunda kaldi Bundan sonra benzer olaylarla karsilasmamak için umumi bir teftis yapildi Bu arada birtakim idarî degisikliklere lüzum görüldü Bundan sonra yeniçeriler muhafiz olarak Anadou'ya yayildilar Sehzâdelerin sancaga çikarilmalari usûlünde de degisiklikler yapildi
Bu esnada, Kanunî üzerinde müsbet ve menfi derin tesirler birakan Rüstem Pasa l2 Temmuz l56l'de vefat etti O, sahsiyeti ve icraati ile gerek Pâdisah, gerekse bu devir üzerinde müsbt veya menfi olarak derin bir te'sir birakmis olan iki vezir-i a'zamdan biri sayilabilir Hatta Kanunî'nin saltanatini, Ibrahim ve Rüstem Pasalar'in birbirlerini tamamlayan basica iki büyük sadaret devri olarak mütalaa etmek mümkündür Bunlardan ilki nasil devletin büyüklük, zindelik ve ihtisam devrini temsil etmisse, ikincisi de devlet hazinesinin en zengin, askerî kudretinin en parlak bulundugu zamanin mümessilidir Bu devir icraatinda, Pâdisah'in karar ve hareketleri üzerinde en tesirli rol oynayan sahsiyet, her türlü hâdisenin seyir ve gelismesinde damgasi görülen adam Rüstem Pasa'dir Busbecq'in müsahedesine göre, keskin ve uzagi gören zekâsiyle Pâdisah'in san ve söhretini te'siste onun büyük hizmeti vardi Bununla beraber Rüstem Pasa'nin, Pâdisah üzerindeki nüfuzu ve kayin validesi ile zevcesi Mihrimah Sultan sâyesinde hükümdara bazi yolsuz tutumlari da kabul ettirmis olmasi, Kanunî döneminin sosyal yapisinda olumsuz sonuçlar da dogurmustu Hakkindaki bir sikâyetten anlasidigina göre, Eflâk voyvodalarindan biri, sadrâzama rüsvet vermek suretiyle voyvodaligi kendisine temin etmis, fakat bu yüzden devlet hazinesi büyük bir zarara ugramisti Iste böyle bir sadrâzamin yerine, karekter bakimindan onun tam ziddi olan ikinci vezir Semiz veya Kalin lakaplari ile taninan cömert, iyi kalpli, halk adami, nüktedan ve baris sever bir insan olan Semiz Ali Pasa getirilmisti
KANUNî DÖNEMI DENIZCILIGI VE DENIZ SEFERLERI
Kanunî Sultan Süleyman döneminde, ordunun karadaki basarilarina parelel olarak Osmanli armadasi da Akdeniz, Kizildeniz ve Hind Okyanusu'nda faaliyet göstermekteydi Gerçi, Kanunî döneminden önce ve bilhassa Sultan II Bâyezid ile Yavuz Sultan Selim zamanlarinda da Osmanli donanmasi, teknik ve yetismis insan gücü bakimindan büyük bir gelisme göstermis ve Avrupa'li denizci devletlerin filolari ile mücadele edebilecek güce ulasmisti Bilindigi gibi, Kanunî devrinin savas ve zafer meydani, sadece karalar degil, belki onlar kadar önemli olan denizlerdi de O denizler ki, aslan gibi kükreyen dalgalarin üstünde yelken açan levendler ile sehbazlarin olmazlari oldurdugu, erlik, yigitlik meydani, ugras ve savas mahalli idi Nitekim Kanunî'nin ilk hükümdarlik yillarinda, Belgrad'in fethi esnasinda Osmanli donanmasi, Tuna nehrinin agzindan girerek büyük isler basardigi gibi, Rodos'un zaptinda da büyük rol oynamisti Bundan sonra teknik ve askerî güç bakimindan daha da güçlendirilen donanma, o dönemde yetisen yürekli, tecrübeli ve üstün yetenekli denizcilerin elinde zaferden zafere kosmaya baslayacakti Bu zaferlerde en büyük pay sahibi olan kisi ise Osmanli denizciligine yeni bir ruh ve anlayis kazandiran Barbaros Hayreddin Pasa olacaktir
Döneminin en büyük ve muhtesem hükümdari olan Kanunî'nin bahti, Zenbilli Ali Cemalî Efendi, Ibn-i Kemal ve Ebu's-Suûd Efendi ile Sinan ve Baki gibi fikir ve san'at kahramanlarinin kanunlari, fetvalari, Süleymaniye'leri, gazelleri, kasideleri ve te'lifleri yaninda kiliç ve cenk erlerinin gözle görülebilen âbidelesmis eserleri yoksa da, tarihin dünya durdukça zihinlere ve hâfizalara haykiran sesi vardir Iste bu ses, naklettigi nice hikayenin arasinda memleketler zaptedip devletlere omuz silken asîl ve feragatli bir sehbaz levendin kissasini söyler
Savas ve mücadeleyi karadan denizlere tasiyan Kanunî döneminin deniz savaslarinin meydana geldigi sahalari, Akdeniz ve Hint Okyanusu sulari olmak üzere genellikle iki grupta toplamak mümkündür
AKDENIZ SULARI
Bulundugu cografya itibariyle bir Akdeniz ülkesi olan Osmanli Devleti, daha kurulus yillarindan itibaren Akdeniz'le ilgilenmek zorunda kalmisti Nitekim, Orhan Gazi dönemi siyasî ve askerî faaliyetlerine bakildigi zaman, Akdeniz'in burada önemli bir sahne oldugunu görüyoruz Gerek Trakya'daki yerlesimi saglamlastirip vatan edinme, gerek Istanbul'un fethi ve gerekse Hac yolu üzerinde bulunan bazi adalardaki korsanlarin Müslüman hacilara karsi giristikleri faaliyetlere son vermek için bu deniz ve kollarinda harekete geçmek zorunlugu bulunmaktaydi Buradaki faaliyetlerin basarili olabilmeleri için de icab eden bütün tedbirlere bas vurmak gerekiyordu Kanunî dönemi ise bu tedbirlein en iyi sekilde alindigi bir dönemdir Biz, Kanunî döneminde Osmanli Devleti'nin bu faaliyetlerinden ana hatlariyla bahs etmek istiyoruz
l Barbaros Hayreddin'in Ilk Faaliyetleri Asil adi Hizir olan Barbaros Hayreddin, Vardar Yenicesi'nden gelip Midilli Adasi'nin fethinden sonra buraya yerlesen Yakub adli bir sipahinin ogludur l478 yili civarinda dogdugu tahmin edilmektedir Batililar, havuç rengine çalan kirmizi sakalindan dolayi agabeyi Oruç'a verdikleri "Barbarossa" adini daha sonra Hizir için de kullandiklarindan Barbaros diye taninmisti Hayreddin lakabini ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmistir
Dört kardesin en küçügü olan Hizir, gençliginde yaptirdigi bir gemiyle Midilli, Selanik ve Egriboz arasinda ticarete baslar Rodos sövalyelerine esir düsen agabeyi Oruç'un kurtarilmasindan sonra iki kardes, Sehzâde Korkud'un himayesine girerler Bu siralarda Ispanyollar'in Bati Akdeniz'e hâkim olma gayretleriyle Endülüs'te yaptiklari zulümler yüzünden buradan ayrilmak zorunda kalan Müslümanlarin göçleri, bölgedeki eski dengeyi bozar Bunun üzerine Oruç ve Hizir kardesler, Bati Akdeniz'e yönelerek l504'ten sonra Kuzey Afrika sahillerinde görünmeye baslarlar Iki gemilik küçük filolari için emin bir liman arayan iki kardes, Tunus Hafsî Sultani Ebû Abdullah Muhammed b Hasan ( l493 - l526 ) ile anlasarak Halkulvâdi'ye yerlesirler Gemilerinin sayisi artinca da Cerbe adasina geçip orayi üs edinirler Buradan sürdürdükleri akinlarini Italya kiyilarina kadar uzatirlar l5l3 yilinda bir yarimada üzerinde bulunan Cicelli ( Djidjelli)'yi ele geçirirler Kendi baslarina bir sehir yönetimi kurmus bulunan Cicelli halki, Oruç'u sultan ilan eder Böylece Barbaros kardeslerin Kuzey Afrika'da kuracaklari devletin temelleri atilmis olur Kisa zamanda büyük söhret kazanan iki kardesin etrafinda Kurdoglu Muslihiddin ve Kemal Reis'in yegeni Muhyiddin gibi pek çok Türk denizcisi toplanir Dönemin Osmanli Pâdisahi Yavuz Sultan Selim ile de temasa geçen Oruç ve Hizir Reisler, Cezayir kiyilarinda tutunmaya muvaffak olmuslardi Kaynaklarin ifadesine göre Barbaros kardesler, Katolik Ferdinand'in ölümünden (l5l6) faydalanarak Ispanyol isgalinden kurtulmak isteyen Cezayir sehrinin yardimina kosarlar Böylece Cezayir ve onun batisindaki Sersel'in ele geçirilmesinden sonra Oruç Reis Sersel ve Cezayir sultani ilan edilir Bunu l5l7'de Tenes ve Telemsen sehirlerinin zapti takib eder Ancak yerlilerle anlasan Ispanyollar'in l5l8'de Telemsen'i geri aldiklari savasta Oruç Reis sehid olur Agabeyinin sehâdetinden sonra yalniz kalan Hizir, artik onun desteginden de mahrum kalir Ispanyollar ile Telemsen emîrinin birleserek kendisini Cezayir'den atmak istedikleri Hizir Reis, Avrupalilar'in verdikleri "Barbaros" adi ile söhret kazanmaya baslamis ve bunlara karsi basarili savaslar vermisti Ancak siddetli tazyik karsisinda Osmanli Deveti'ne bas vurmayi uygun görmüs olacak ki, l5l9 yilinda dört gemiyi hediyeler ile Istanbul'a göndererek Yavuz'a bagliligini arzettiginden Yavuz Sultan Selim de kendisine askerî yardimda bulunarak beylerbiyilik hil'ati yollamisti Nitekim, Osmanli destegini güçlendirmek üzere adamlarindan Haci Hüseyn'i, Cezayir halkinin Ekim l5l9 tarihli "arîza"si ve kirk esirle birlikte Osmanli Pâdisahi'na gönderir Böylece Afrika'da olup bitenleri ögrenen Yavuz Sultan Selim, "Hizir Reis nasruddindir, hayrüddindir" diye memnuniyetini ifade ederek onun Cezayir hâkimi olarak tanindigini belirten bir hatt-i serif gönderir Ayrica kendisine Anadolu'da gönüllü asker toplama imtiyazi taninarak yeniçerilerle topçulardan olusan 2000 kisilik bir yardimci birlik gönderilmesi kararastirilir Böylece hutbenin Pâdisah adina okundugu Cezayir, Osmanli topraklarina katilmis oldugu gibi Hizir da bundan sonra Hayreddin diye anilmaya baslanir Bundan sonra Cezayir'e iyice yerlesmek için mücadele veren Barbaros, bir ara oradan çekilmek zorunda kalmis, ancak üç senelik bir aradan sonra yeniden Cezayir'e hâkim olmustu
Barbaros'un, Akdeniz'deki faaliyetleri ile kazandigi basarilar, Imparator Sarlken'i oldukça rahatsiz etmekteydi Sarlken, Akdeniz'deki bu proplemin bertaraf edilmesi için dönemin meshur kaptanlarindan Ceneviz'li Andrea Doria'yi görevlendirmisti Bu tecrübeli amiral, altmis gemilik bir donanma ile Barbaros'u aramaya baslar Ancak daha önce düsman sahillerini vurmus bulunan Barbaros, büyük bir ganimet ile Cezayir'e döner Barbaros, bu hareketi esnasinda elde ettigi esirlerden, Andrea Doria'nin hazirliklari hakkinda bilgi alir Bunun üzerine haziriklarini tamamayan Barbaros, Cerbe adasindaki Sinan Reisi de yardima çagirir Bu esnada Ispanya adina hareket eden Andrea Doria, Çerçel adasina hücum eder Ancak siddetli bir mukavemetle karsilasir Bu sirada da Barbaros'un geldigini duyunca geri çekilip kaçmak zorunda kalir Böylece, iki taraf birbirlerine tesadüf edemediginden bir çarpisma meydana gelmez
Kanunî, tahta çiktigi andan itibaren Barbaros'un faaliyetlerini dikkatle takip eder Buna karsilik Barbaros da yaptigi isler ve kazandigi zaferler yaninda Avrupa'da gelisen olaylar hakkinda ona bilgiler veriyordu Kanunî, l532 yilinda Alaman seferine çiktigi zaman Sarlken, Andrea Doria'yi Mora üzerine göndermisti Doria'nin yoklugundan istifade eden Barbaros, onbes gemi hazirlayarak Ispanyol sahillerindeki Endülüs Müslümanlarini Afrika yakasina geçirmek üzere gönderir O, bu Müslümanlari gerek bu gemilere, gerekse Ispanyol sahilerinden elde etmis oldugu ve böylece toplam sayilari otuzalti parçaya yükselen gemilere bindirerek yetmis bin Endülüs Müslümanini Cezayir taraflarina tasir Bu kadar Müslüman'in zorla din degistirip Hiristiyanlastirilmasina mani olmak suretiyle onlari büyük bir zulümden kurtarir Din ve insanlik tarihi bakimindan fevkalade önemli bu isi basarmasi, yedi sefer sonunda mümkün olmustu 2 Barbaros'un Osmanli Hizmetine Girmesi Kanunî Sultan Süleyman, Andrea Doria komutasindaki düsman donanmasinin kazandigi basarilar üzerine, bir memleketin güçlenmesi ve düsmanlariyla basa çikabilmesi için deniz kuvvetlerinin ne denli önemli oldugunu daha iyi kavrar Her ne kadar iyi yetismis insan gücü ve mükemmel tersaneleri bulunan bir imkâna sahipse de Kanunî, devletinin bulundugu cografya ve stratejik konumu itibariyle en az kara kuvvetleri kadar basarili bir deniz gücüne olan ihtiyaci farketmisti Bunun için donanmaya yön verecek, tecrübeli ve kabiliyetli bir denizciye ihtiyaci oldugunu düsünüyordu Karadaki basarilarin, denizde de sürdürülmedikçe tam bir hâkimiyetin kurulamayacagi inancinda olan Kanunî, basindan beri faaliyet ve basarilarini dikkatle takib ettigi Barbaros'u bu vazifeye layik görüyor ve onun Sarlken'in donanmasina karsi çikabilecek yegâne kisi olduguna inaniyordu Bu sebeple Barbaros'a bir hatt-i humâyûn göndererek onu Istanbul'a çagirir Kanunî'nin davetini alan Barbaros, yanindaki söhretli denizcilerle birlikte (Agustos l533) Istanbul'a dogru yelken açar l533 senesinin Aralik ayinda Istanbul'a gelen Barbaros, büyük bir senlik ve merasimle karsilanir Istanbul'a gelisinden bir gün sonra yani ll Cemaziyelahir 940 (28 Aralik l533) günü on sekiz arkadasiyla birlikte Pâdisahin huzuruna çikmis olan Barbaros'a Kanunî, Akdenizdeki faaliyetlerinden endise ettigi Andrea Dodia hakkinda bazi sorular sormus, Barbaros'un endise etmeden ve bir bakima pervasizca verdigi cevaplar Kanunî'nin hosuna gitmisti Bunun üzerine Kanunî, beylerbeyilik rütbesiyle bütün tersane islerini tam bir yetki ve selâhiyete sahip olarak bu yeni amirale verir Bundan sonra onu, Irakayn seferine çikmis bulunan Vezir-i A'zam Ibrahim Pasa'nin (Makbul) yanina gönderir Haleb'te bulunan Vezir-i A'zam, Hayreddin Pasa'yi kabul edip Gelibolu Kaptanligi ile Cezayir-i Bahr-i Sefid Beylerbeyligi pâyesini tevcih ederek hil'at giydirir ve kendisini Kemankes Ahmed Pasa'nin yerine "Kaptan-i Derya"liga tayin eder (6 Nisan l534) Böylece o zamana kadar Gelibolu Sancakbeyligi pâyesiyle verilen Kaptan-i Deryalik, Beylerbeyilik derecesine yükseltilmis olur
Bir Italyan yazar, onun Kanunî tarafindan karsilanisi ve kendisine yapilan ihsanlar hakkinda epey bilgi verir Buna göre Kanunî, sadece onun Cezayir hâkimi olmasini tasdikle kalmaz, ayni zamanda kendisini devetinin dördüncü derecedeki pasasi ve donanmanin bas komutani olarak tayin eder Daha sonra da amiral gemisine çekmesi için devlet sancagini, Kaptanpasa kilicini ve elbisesini, diger masraflari için de 80000 sultanî ve nihayet sahsî muhafizlari olarak da yeter sayida yeniçeri verir Filhakika Barbaros, sifahî olarak kendisine genis yetki verilen bir divan toplantisinda, Osmanli donanmasinin zayif noktalarini ciddi bir sekilde tenkid etmisti Ona göre Ispanyol donanmasina yetismek, hatta onu geçmek için, Osmanlilarin sahip olduklari az sayidaki fakat agir gemilere ilaveten küçük ve kolayca hareket edebilen gemiler insa etmek gerekiyordu Deniz savaslarindaki yeni teknik karsisinda bu eski kadirgalar ve bu agir kürekler, gemilerin hareketi aninda hafif kadirgalarin güçlükle manevra yapmalarina sebep olduktan baska, sür'atli düsman gemilerine karsi kolay bir hedef teskil ediyorlardi Gerçi ates kudreti olan kadirgalar ihmal edilemezdi, fakat onlari himaye etmek için kalyon ve fustalar lazimdi
Ibrahim Pasa, Haleb'de icra edilen bu merasimden sonra onu tekrar Istanbul'a gönderir Pâdisahin, Hayreddin Pasa'yi Haleb'e göndermesi, serasker olmasi itibariyle bütün azil ve tayinlerin vezir-i a'zamin selâhiyeti dahilinde olmasindan ileri gelmistir Bu olay, Osmanli idare sisteminde vazife ve selâhiyetlerin taksimi ile bunlara nasil riayet edildigini göstermektedir Devletin basi olmasi hasebiyle sinirsiz yetkilere sahip oldugu zannedilen hükümdar, baskalarina ait olan yetkileri kullanmayi aklindan bile geçirmemektedir Bu sebeple beylerbeyilik tayin ve hil'atini almak için Barbaros'u, Istanbul'dan Haleb'e göndermektedir
Kanunî'nin, kendisini Istanbul'a davet eden hatt-i humâyûnunu alan Barbaros, Cezayir'de gereken tertibati aldiktan sonra yerine evlatligi Kara Hasan Aga'yi vekil ve Ramazan Çelebi ile Haci isminde birini ona müsavir birakarak on (veya 20) çektiriden mürekkeb bir filo ile yola çikar Deniz yolunda rastladigi Deli Yusuf komutasindaki on alti çektiriyi de beraberine alip Sardunya ile Korsika adalari arasindaki Bonifaçyo Bogazindan geçip Sicilya adasina bugday götüren on sekiz gemiyi zapt ile yükünü ve mürettebatini aldiktan sonra gemileri atese verir Bu muharebe esnasinda Deli Yusuf sehid olmustu Ele geçen esirlerden Andrea Doria'nin elli parça gemi ile Koron'a gittigi ögrenilince sür'atle hareket edilerek Preveze'ye gelindiginde Andrea Doria'nin alti gün önce Italya'ya kaçtigi haberi alinir Onun gerçek büyüklügü ve fedakârligi ile Istanbul'a dogru yelken açisi ve yoldaki faaliyetleri özetle su ifadelerle nakedilir:
" O zamanlar bir zamandi ki, Barbaros denen bu namli yigit, çocuk yasinda adim attigi kalyonundan, "Daldi Rahmet Denizine Kaptan" tarihinin düsürüldügü ecel gününe kadar hemen hemen altmis sene, çikmadan yasadi Gece demeden, gündüz demeden evsanevî bir su kusu gibi karalara vurdu, dalgalar ile güresti Ufuktan ufka yelken açip, yâre de agyâre de karsisinda el baglatti
Onun büyük kudreti, büyük söhreti ve insan gücünün üstündeki kahramanlik hikâyelerinin en asîl ve en hürmete sayan olani, süphe yok ki, Cezayir gibi bir ülkeyi ele geçirip müstakil bir devlet reisi olmusken, tahtini da, bahtini da bir Türk - Müslüman birliginin agirlik merkezi olan Osmanli Imparatorlugu emrine verip, ölünceye kadar kendini bu birligin hizmetine adamis olmasidir
Ama, bir ülke teslim etmek üzere taht sehrine gelen Barbaros'un Pâdisah'a hediyesi, sadece Cezayir degildi Önüne katip getirdigi iki bin esirin ellerinde bir devlet hazinesi tutarinda hediyeler de bulunmakta idi
Esâsen muzaffer ve hamiyetli kaptanin Istanbul'a gelisi, devlet tarafindan paha biçilmez sanina ve insanligina lâyik olan bir senlik ve zafer alayi ile kutlanacakti Cezayir'den kirk kadirga ile hareket ederek yol boyunca, kahramanliginin tomarina yeni yeni zaferler ilave ede ede gelmek isteyen Barbaros, Italya sahillerini hizalayarak, Elbe ve Sardunya adalarini vurduktan sonra Cenova'ya da ihrac yaparak kiyilari yagmalayip Sicilya'ya geçti Sanki daracik Mesina Bogazi, sarayinin bir dehlizi imis gibi tasasizca ilerlerken, bu arada karsilastigi bir Ispanyol kalyonunu da imha etmis bulunuyordu"
Barbaros, Kaptanpasaliga getirildikten sonra Ispanyollar'in öncülük ettigi Avrupa ittifakini yenip, Akdeniz'de Osmanli üstünlügünü kurabilmek için bir yandan güçlü ve düzenli bir donanmanin kurulmasina çalisirken, öte yandan da V Charles'a karsi Fransa ile isbirligi yapilmasina önem vermistir
Barbaros, Istanbul'a döndükten sonra tersanede gemi insasiyle mesgul olur Bundan sonra l534 senesinin Agustos ayinda 80 (veya 84) parçalik bir donanmanin basinda Istanbul'dan ayrilip denize açilan Hayreddin Pasa, Italya'nin güney sahillerindeki Reggio, Sperlonga ve Fondi gibi sehirlere baskinlar düzenler Onun bu hareketi, Andrea Doria'yi kendi üzerine çekmek içindi Ancak Doria'dan bir ses çikmayinca Tunus üzerine yönelir Bu esnada Tunus'u elinde bulunduran Beni Hafs Hânedani'na mensub Mevlay Hasan kaçmak zorunda kalir Osmanlilarin Tunus'a hakim olmalari, Akdeniz hâkimiyeti için önemli bir adim idi Akdeniz'in Türk hâkimiyetinde olmasi, Avrupa deniz ticareti için büyük bir darbe idi Bu sebeple Akdeniz'deki denizci devletler Sarlken'e müracaatla onu Osmanlilar'a karsi kiskirtmaktaydilar Bunlara, Rodos Adasi'ndan kovulan Saint Jean sövalyeleri de katilmisti Öbür taraftan Mevlay Hasan da Sarlken'e müracaatta bulunmustu Bunun üzerine bizzat Sarlken'in de bulundugu ve Doria komutasindaki büyük Haçli donanmasi Halkulvad'i ele geçirmeyi basarir Lütfi Pasa (Tarih, 356), Tunus Hâkimi'nin Sarlken'e müracaatini anlatirken "Memleket senin, ben dahi senin, iste Rumiler gelüp hile ile memlekete müstevli oldular Ve sizin komsulugunuza geldiler, bugün bize ittiler, irte size iderler" diye sekva idicek Ispanya dahi nice yüz pâre gemiler donadup ve binefsihi kendisi binüp gelüp" ifadelerini kullanir Halkulvad'dan sonra Tunus alinir Bu esnada her taraf yagmalandigi gibi büyük bir katliam yapilir Bu harpte Mevlay Hasan Sarlken ile birlikte bulunmustu Onun, Tunus halkina gönderdigi mektuplar, kalenin düsmesinde büyük rol oynamisti Sarlken sayesinde Tunus sultanligini tekrar elde eden Hasan, bes sene daha Ispanyollar'in himayesinde kalmis, bes sene sonra oglu tarafindan hal'edilmistir Bu sirada Barbaros sehri terkederek Cezayir taraflarina çekilmis bulunuyordu Bu olayin akabinde Barbaros karsi taarruza geçerek Balear adalarini basar Bundan hemen sonra da Irakayn seferinden dönmüs olan Kanunî, kendisini Istanbul'a çagirir Daha sonra donanmanin basinda Kaptanpasalik ile Pulya sahillerine gönderilir Zira bu dönemde Venedik ile olan münasebetler bozulmaya baslamisti3 Korfu SeferiVenedik Cumhuriyeti, devamli olarak iki tarafli bir siyaset takib ediyor, firsat buldukça da Osmanlilarin aleyhine ittifaklara girmekte bir sakinca görmüyordu Bilhassa deniz savaslarinda Sarlken ile ittifak ediyor ve zaman zaman da Türk ticaret gemilerini vuruyordu Bu arada, ahidnâme hükümlerinin yerine getirilmesi için elçi olarak Venedik'e gönderilen Tercüman Yunus Bey, Sarlken'e karsi I François ile ittifak yapmalari tavsiyesinde bulunmus, ancak bu teklif Venediklilerce kabul edilmemisti Onlar, Kanunî'nin teklifini kabul etmemekle kalmadiklari gibi gemileri ile geri dönmek üzere yola çikan Yunus Bey'e tecavüze yeltenirler Bu hareket , Venedik'in düsmanca olan tavrini açikça ortaya koymustu Aradaki dostluk antlasmasina ragmen Venedik'i Osmanlilar'a karsi hasmâne bir tavir takinmasina, Papa III Pol'un faaliyetleri sebep olmustu Zira Papa, Türkler'e karsi Hiristianlari bir araya topamak isteyerek Sarlken ile Fransa Krali I François'in arasini bulup on senelik bir mütareke yaptirmisti Venedik te l537 yilinda bu ittifaka dahil olmustu
Kanunî'nin, Irakayn seferinden dönüsünden sonra Istanbul'daki tersanelerde yeni gemilerin insasina baslanir Bu arada gerekli asker ve malzeme temin edilir Nihayet l Zilhicce 943 (ll Mayis l537)'de Vezir Lütfi Pasa ile Barbaros Hayreddin Pasa idaresindeki donanma denize açilir Bir hafta sonra da Kanunî, yaninda iki oglu Selim ve Mehmed bulundugu halde ordu ile karadan hareket eder Donanma Otranto civarina çikarma yapmakla mesgul iken Andrea Doria'nin Osmanli bandirali on ticaret gemisinden mütesekkil bir filoya hücum ettigi haberi alinir Barbaros derhal onun üzerine hareket ettiyse de Doria'yi yakalayamaz Zira Ispanya emrindeki bu Cenevizli Amiral, Barbaros'un karsisina çikmaktansa kaçmayi tercih ederek kurtulabilecektir Doria'yi yakalamakatna ümidini kesen Barbaros idaresindeki Osmanli donanmasi, Pulya sahillerinden dönmüs olan Lütfi Pasa ile birleserek Preveze'ye gelir
Beri taraftan kara ordusu Avlonya'ya varmis, ardindan da sefer Venedik üzerine çevrilmisti Kanunî, Lütfi Pasa'ya Venedikliler'e ait Korfu'nun muhasara edilmesini emr eder Bunun üzerine Lütfi Pasa, Korfu adasi üstündeki müstahkem San Angelo kalesini kusatmakla mesgulken, Kanunî de Korfu adasi karsisindaki Bastia'da karargâh kurmustu Mücadele bütün siddetiyle sürerken Pâdisah, Ayas Pasa'yi göndererek kusatmanin kaldirilmasini emreder Lütfi Pasa ve Barbaros'un, kalenin her an düsebilecegi ve kusatmasinin kaldirilmamasi yolundaki itirazlari kabul edilmez Kaynaklar, Pâdisahin bu ani kararinin sebebini havalarin sogumasi ve kusatma zamanin geçmis olmasi ile izah etmeye çalisirlar Ancak burada baska bir noktaya da temas ederler Buna göre kusatma esnasinda bir top mermisi askerin içine düser Bu yüzden dört gazi sehid olur Bunun üzerine Pâdisah: " Bir mücahid kulumu böyle bin kaleye vermem" diyerek kusatmayi kaldirir Kusatmanin kaldirilmasindan sonra ordu 22 Kasim l537'de Istanbul'a döner Bununla beraber Barbaros, Akdeniz'de Venedikliler'e karsi harekâta devam ederek bazi adalari vurdugu gibi bazilarini da zapt eder 4 Preveze Zaferi Barbaros Hayreddin Pasa'nin, Adalar seferinden döndükten sonra tersanedeki gemi insasina hiz verdigi bir sirada Kanunî de Bogdan seferine çikmak üzere hazirliklara baslar Preveze zaferinin kazanildigi l538 senesinde Osmanlilar, karada ve denizde üç ciddi harekâti birden baslatmislardi Bir taraftan Kaptan-i Derya Hayreddin Pasa ikinci adalar seferine hareket ediyor, öbür taraftan Misir valisi Hadim Süleyman Pasa Hind seferine çikiyor, beri taraftan da Kanunî, ordu-yu humâyunla Bogdan'a yürüyordu Ayri ve birbirinden çok uzak sahalarda icrâ edilen bu büyük tesebbüsler, Osmanli Devleti'nin iktisadî ve askerî gücünün ne kadar büyük oldugunu gösterir
l538 senesi kisinin sonlarina dogru Kanunî, vezirlere kendi masraflari ile hazirlayip techiz etmelerini emreyledigi l50 gemi henüz hazir degilken, Barbaros Hayreddin Pasa'ya denize açilmasini emreder Bu arada Andrea Doria'nin Girit'e geldigi haberini alan Barbaros, 40 gemi ile 9 Muharrem 945 (7 Haziran l538) günü Istanbul'dan hareket edip Akdeniz'e açilir Kendisine 3000 yeniçeri ile deniz ümerâsindan olan bazi sancakbeyleri (Kocaeli Beyi Ali Bey, Teke sancagi Beyi Hurrem Bey, Sayda sancak Beyi Ali Bey ve Alaiye Beyi Mustafa Bey) katilmislardi
Bilindigi gibi, Ege Denizi'nin kontrolü bakimindan oldukça önemli olan Girit, o dönemlerde Venediklilerin elinde bulunuyordu Barbaros komutasindaki Osmanli donanmasi, Ege'de bazi hareket ve fetihlerde bulunduktan ve Istanbul'dan bekledigi 90 gemi ile Salih Reis'in Misir'dan getirdikleri de kendisine iltihak ettikten sonra Girid'e ugrayarak adanin bazi mevkilerine asker çikarir Donanma daha sonra Preveze'ye yönelmek için buradan ayrilir Bu esnada Rodos civarindaki bazi adalara da ugrar Donanma Modon açiklarinda iken Andrea Doria'nin Preveze'yi zapta çalistigi, fakat sonradan kusatmayi kaldirarak müttefik Haçli donanmasinin harekat üssü olarak kararlastirdigi Korfu'ya çekildigi haberi gelir
Gerçekten, Barbaros'un Ege ve Akdeniz'deki faaliyetleri, Sarlken'i harekete geçirmisti Papa da Osmanlilar'in aleyhinde ittifak yapilmasi hususundaki çalismalarina hiz vermisti Osmanlilar'in, Ege'deki bu harekâti üzerine Korfu'da toplanan Venedik donanmasina, Alman, Ispanyol, Portekiz, Malta, Ceneviz ve Papalik gemileri de yardima gelecekti Bu ittifaktan dolayi öyle bir donanma toplanmisti ki, tarih, o zamana kadar bu büyüklükte bir donanmaya sâhid olmamisti Bu durumu haber alan Barbaros, bir kesif kolu göndererek düsmanin durumunu ögrenir O, bu kadarla da etinmeyecek gönderdigi bir iki gönüllü gemisi ile "kâfir yakasina gönderip dil (esir)" aldirmis ve bunlari Bogdan seferinde bulunan Pâdisah'a göndermisti Müttefik bir donanma meydana getiren düsmanin durumunu ögrenen Barbaros, Preveze'ye dogru hareket eder Emrinde l22 kadar gemi vardi Andrea Doria'nin idaresindeki Haçli donanmasinin savas yapabilen (savas gemisi) gemi mevcudu ise 302 idi Bunlardan l62'si kadirga idi Bu gemilerde 2500 top ve 60000 asker vardi Su halde sayi itibariyle Osmanli donanmasi düsmana nazaran üçte bir oldugu gibi top itibariyle de onaltida birdi Bundan baska Barbaros idaresinde bulunan Osmanli donanmasinda 8000 cenkçi askere karsi müttefiklerin gemilerinde forsalar hariç altmis bin asker bulunuyordu Asker, silah ve gemi üstünlüklerine magrur olan Haçli reisleri, kudretlerinin azameti karsisinda zaferden o kadar emindiler ki, kisa bir müddet sonra gerçeklesecek olan galibiyet ve basarilarinin meyvelerini pesin olarak yani daha savas baslamadan önce paylasmislardi
24 Eylül l538'de Preveze önlerine gelen Barbaros, harp vaziyeti alir Bir gün sonra Preveze önlerine gelen Doria da Barbaros'un bulundugu yerin iki mil açigina demir atar Andrea Doria, Barbaros'u Preveze'den çikarip savasa girmeye mecbur etmek için 27 Eylül'de Inebahti'ya hücumda bulunmak üzere harekete geçer Ayni günün sabahi Osmanli donanmasi da Korfu istikametinde harekete geçmisti Günes yükseldiginde müttefik Haçli donanmasinin komutani olan Doria, Osmanli donanmasini arkasinda görüp sasirir Bu saskinligi ile savasa girip girmeme hususunda tereddüdler geçirir Bu saskinligindan biraz kurtulduktan sonra harp vaziyeti alir Iki taraf Ayamavra Adasi'nin bati kiyisinda üç dört mil açikta karsi karsyia gelirler Bunun üzerine Barbaros, alinacak tedbirleri kararlastirmak üzere harp meclisini toplar Sonra da donanmaya harp nizami aldirir
Bu muharebede Osmanli donanmasi hilâl seklinde tertibat alir Arkada Turgut Reis idaresinde ihtiyat kuvvetleri bulunuyordu Osmanlilar'in hilâl nizamina karsilik Haçli donanmasi, borda nizami almis ve birbiri arkasinda üç saf teskil etmisti Bu sirada rüzgârin güneyden esmesi, Osmanlilar için büyük bir tehlike meydana getiriyordu Bunun üzerine Barbaros Hayreddin Pasa, Kâtib Çelebi'nin ifadesine göre Kur'an-i Kerim'den âyetleri yazdirdigi varaklari (sayfalari) derya yüzüne serptirip Cenab-i Hakk'a tazarru ve niyazda bulunur Duasi ind-i Ilâhî'de kabul olunmus oacak ki, rüzgâr hafifleyip yön degistirir Kâtib Çelebi, Tuhfetu'l-Kibâr fi Esfari'l-Bihar adli eserinde yukaridaki ifadelerine sunlari da ilâve eder: " Bu kissadan hisse sudur ki, serdar olanlar, yalniz esbab-i cismaniye itibar etmeyüp, kadir olduklari kadar ruhanî sebeplere de riâyet etmelidirler" diyerek muharebelerde mânevî kuvvetin ihmal edilmemesi gerektigine isâret eder Rüzgârin bu sekilde yön degistirisi, manevra kabiliyeti az olan düsman gemilerinin hareketlerini yavaslatir
Barbaros, gemilerini kivrik bir hançer (hilâl) seklinde yan yana dizerek savas düzeni alir Sag kanat komutanligini Turgut Reis'e, sol kanadinkini de Sâlih Reis'e vererek kendisi ortada yer alir Düsmanin sayica üstünlügü karsisinda bir yarma harekâtina girisen Barbaros, müttefik Haçli filosunun gerilerine kadar ilerler Büyük bir hayret ve saskinlikla Osmanli donanmasinin kendisini çevirdigini gören Doria, ancak ertesi gün (28 Eylül) donanmasini harekete geçirebilir Böylece, büyük bir bozguna ugratilan müttefik donanmasinin otuz alti teknesi ele geçirildigi gibi 2l75 de esir alinir Bu savasta Türk donanmasinin kayiplari ise oldukça azdi
Doria'nin her türlü savas taktigine, ayni sekilde karsilik veren Barbaros, küçük bir kuvvetle büyük bir zafer kazanir Gece karanliginin basmak üzere oldugu bir sirada Doria, bir donanma için hem serefsizlik, hem de ugursuzluk alâmeti olan fener söndürme emrini vermisti Böylece o, gecenin karanligindan istifade ederek kaçmayi basarir Barbaros'un bu muharebede cesaretle tatbik ettigi yarma harekâti, daha sonra pek çok meshur amirale örnek olur Gerçekten, Hiristiyan Avrupa'nin çikarabilecegi en büyük deniz gücü, bes saat içinde tamamen tahrib edildigi gibi, Akdeniz hâkimiyeti de Osmanlilarin lehine olarak kesin bir sonuca baglanmisti Preveze zaferiyle Dogu Akdeniz'den sonra Orta Akdeniz bölgesinde de Osmanli hâkimiyeti saglanmis olur
Anlasildigi kadari ile Avrupa'li bazi yazarlar, bu savasi küçümsemeyi bir âdet hâline getirmislerdir Böylece, Doria'i düstügü durumdan kurtarmaya gayret ederler Bununla beraber Osmanlilarin bu zaferle denizlerde nasil bir prestij kazandiklarini da söylemeden edemezler Nitekim, "Muhtesem Süleyman" diye bir eser yazmis bulunan Renzo Sertoli Salis, Osmanlilarin denizlerdeki basarisindan bahs ederken: "Türklerin stratejik ve taktik zaferi, onlarin denizlerdeki prestijini bir parça artirmisti Süleyman, adam seçme hususundaki kabiliyeti sâyesinde, o zamana kadar Osmanli sultanlarinin ihmal etmis olduklari bu prestiji kazanmasini bilmisti" der
Bogdan seferinden dönmekte olan Kanunî, Barbaros'un gönderdigi zafer haberini Yanbolu konaginda iken almisti Bu haberi müteakip Kanunî, Divan-i Humâyûnu fevkalade bir toplantiya çagirarak zafernâmeyi okutturmustu Sultan, bu zaferi, bir kita büyüklügünde olan ülkesinin her tarafina duyurarak senlik ve dualarla kutlanmasini emretmistir Barbaros Istanbul'a dönünce halkin coskun tezâhüratiyle karsilanmisti Bizzat kendisi Sultan'a bütün detaylari ile muharebeyi anlatmisti
Bilhassa yabanci kaynaklarin dili ve bakis açilariyla bize Preveze Zaferi hakkinda bigi veren ve onun, Akdeniz tarihinde açilan yeni bir dönemin baslangici olduguna isaret eden A Büyüktugrul, bu konuda sunlari söylemektedir:
"Muharebenin uzak sonuçlarina bakacak oursak; Preveze'den kaçmak, Ispanyollara otuz yillik mahcubiyet, agir zararlar ve deniz yenilgilerine mal olmustu Tam da Akdeniz egemenligini kazanacagi bir anda V Charl, Andrea Doria vâsitasiyle pek rezil bir halde bunu kaybedip Türklere birakmisti Bu davranisin üzücü tepkileri Cezayir'de bizzat görüldügü gibi ayni rezilligi halefi de Cerbe muharebesinde görmüstü
Preveze günü Ispanyol armadasi için, yüz serefli yenilgiden baska mes'um bir gün oldu Düsünülerek yapilan bu kaçisin tepkileri Lepanto muharebesine kadar pek çok yillar ve hatta daha sonralari da görüldü
Kendi konularina büyük bir askla bagli bulunan ve bu askin etkisinde olaylari büyük mübalagalarla anlatan Kardinal Guglielmotti, olaylar arasindaki baglantilari da açik biçimde görerek, Preveze muharebesini söyle özetlemisti: O ana kadar denizlerde belirli bir noktaya kadar korkak ve asagi yukari ümitsiz bulunan Türkler, bu kadar büyük olan basarinin kusurlu taraflarini baskalarina yüklemeyi asla düsünmediler Fakat sadece kendi muazzam üstünlüklerinden söz ederek sonradan, asla büyüklügü görülmemis biçimde haddini bilmemezlik ederek küstahlasmislar ve Hiristiyan adina karsi muazzam istihfaflar sürdürmüslerdir Bundan sonra biz, Hiristiyan filolarinin Türklerin önünden daima kaçtiklarini fazlasiye görecektik" dedikten sonra Cerbe'deki yenilginin sebebini de böyle bir korkakliga baglar
Preveze zaferinden sonra, Hersek'e bagli olan ve daha önce Doria tarafindan ele geçirilen Adriyatik kiyisindaki Nova (Castelnuova) l0 (veya 24) Agustos l539'da kolaylikla ele geçirilir Bu zaferden sonra Haçli ittifakindan ayrilmak isteyen Venedikliler, Osmanlilar'la bir baris antlasmasi yapma zemini aramaya basladilar Zira ittifaka dahil olduklarindan beri pek çok zarara ugramislardi Bu durumdan kurtulmak ve Osmanlilar ile yeniden bir antlasma yapmanin mümkün olup olmadigini ögrenmek için gizlice Istanbul'a bir ajan gönderirler Ajanlarinin, müsbet bir cevapla Venedik'e dönmesi üzerine Kanunî nezdine evvela Pietro Zen, onun yolda ölmesi üzerine yerine Tomaso Contarini Istanbul'a gönderilir Ancak Kanunî tarafindan kabul edilmekle birlikte iyi muamele görmeyen bu elçiye Vezir-i A'zam Lütfi Pasa, bir antlasma yapilmasinin genis selâhiyet ve mezuniyete sahip olmakla mümkün olabilecegini anlatmak isteyerek, simdi Venedik'e dönmesini, fakat sehzâdelerin sünnet ve sultanin izdivaci dügünlerinde bulunmak üzere Eylül'de yeniden Istanbul'a gelmesini tavsiye etmisti Bu sirada Venedik, Avrupa'nin siyasî durumu ve Imparator (Sarlken)'la Fransa Krali arasinda bir konferansin akdi karari sebebiyle Osmanlilar'la barismanin akillica bir hareket olacagini anladigindan, birçok fedakârliklarla barisi kazanmak istemekteydi Bu gaye ile Istanbul'a gelen Venedik elçisi ile 20 Ekim l540'da imzalanan antlasma sonucunda Mora'daki Malvasia (Monemvasia) ile Anabolu (Napoli di Roma) Osmanlilar'a terkedildi Dalmaçya ve Ege'de ele geçirilmis yerlerde Osmanli hâkimiyeti tanindi Bu antlasmaya göre Venedikliler, 300000 altin vermeyi de kabul ettiler Buna karsilik kendilerine yeniden ticarî bazi imtiyazlar tanindi5 Barbaros'un Fransa'ya yardim SeferiKanunî Sultan Süleyman, l54l yilinda Macaristan seferine çikarken Barbaros'u da yetmis gemiden mütesekkil bir donanma ile Adriyatik sahillerinin muhafazasi ile görevlendirmisti Bu siralarda Sarlken, Cezayir üzerine yürümek niyetinde idi Daha önce de temas edildigi gibi Barbaros Hayreddin Pasa, Osmanli donanmasi kaptan-i deryasi olmakla birlikte ayni zamanda Cezayir Beylerbeyligini de uhdesinde bulundurmaktaydi Istanbul'da bulundugu siralarda yerine evlatligi Hasan'i vekil olarak birakmisti Hasan, Sicilya'dan Cebelitarik'a kadar Avrupa sahillerini tehdid ediyor ve yeni dünyadan tasinan kiymetli mallari ele geçiriyordu
Bu tehdid ve tehlikeye bir son vermek isteyen Sarlken, bizzat kendisinin basinda bulundugu ordusu ile Cezayir üzerine yürüme karari alir 65 parça kadirga, 400'e yakin nakliye ve yelkensiz gemi ile Cezayir üzerine hareket eder Imparatorun da yer aldigi Doria idaresindeki donanma, 20 Ekim l54l'de Cezayir sahillerine gelir Böylece yirmi bes bin kisilik bir kuvvetle Cezayir kusatilir Ancak Cezayir kalesindeki Hasan Aga'nin, az sayidaki kuvvetinin büyük direnisi ve hava sartlarinin elverissizligi yüzünden Sarlken, Cezayir önlerinde büyük bir hezimete ugrar Imparator, firtina yüzünden çogu batmis bulunan donanmasini güçlükle toparlayarak Ispanya'ya dönebilir
Lütfi Pasa'nin, "Mel'un Ispanya Krali" diye isimlendirdigi Sarlken'in bu seferinde 80 pâre kadirga ile 200 parça karavele, kalyete ve kayiklarla toplam 500 kadar gemi ile Cezayir'e gelip Hasan Aga'ya teslim olmalari için bir mektup gönderdigini ve fakat bunun reddedildigini nakleder
Cezayir'de basina gelen bu bozgundan sonra Sarlken, Fransa Krali I François ile yeniden mücadeleye girisir Zaten tek basina Sarlken ile basa çikamayacagini anlamis bulunan François, Preveze Zaferi'nden sonra yeniden Osmanlilar'a yaklasmak istiyordu Bu sebeple Osmanlilar'dan yardim talebinde bulunur Basindan beri Fransizlar'la is birliginden yana olan ve l532'de I François ile iliski kurmus bulunan Barbaros'un da uygun görmesiyle Akdeniz'de Sarlken'e bagli bulunan yerlere karsi ortak bir harekete karar verilir Böylece, Fransa'ya yardim karari alinir Bu karardan sonra Barabors, Fransiz donanmasi ile birlikte müstakil bir harekâta memur edilir 28 Mayis l543'te yaninda Fransiz elçisi oldugu halde Istanbul'dan hareket eden Barbaros, ll0 gemilik filosuyla Messina, Reggio ve Ostia gibi Italyan sahillerini vurduktan sonra 20 Temmuz'da Marsilya önlerine geldiginde burada törenlerle karsilanir Burada, Fransiz donanmasinin hazirliklarinin tamamlanmasindan sonra 30 gemilik Fransiz donanmasi ile müstereken Sarlken'in müttefiki ve Savoi Dükü olan Charles'in elinde bulunan Nice'i muhasara eder Sehir, 20 Agustos'ta ele geçirildigi halde, Fransizlarin gevsekligi ve iki yüzlü davranmalarindan dolayi iç kaleyi fethe lüzum görmedigi ve Fransizlarin bu tavrina çok kizdigi için Barbaros, kusatmaya son verir Bundan sonra Türk donanmasinin kisi Toulon'da geçirmesi uygun görülür Fakat alti ay kadar Güney Fransa'da kalan Barbaros, François'in, Sarlken ile anlasmasi karsisinda Istanbul'a dönmek zorunda kalir Dönüs sirasinda da Cenova'da esir bulunan Turgut Reis'le birlikte orada esâret hayati yasayan birçok Müslüman ve Türk esiri de kurtarir O, Cenova'daki Müslüman esirleri kurtardiktan baska, oradan da birçok esir ve ganimet alip l544 senesinin yaz aylarinda Istanbul'a döner Kanunî tarafindan büyük deniz gazasinin kahramani sifatiyle kabul edilerek iltifatlara mazhar olur

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #63
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



NICE SEFERI
Barbaros'un son büyük seferidir Bundan sonra daha çok tersane isleriyle mesgul olan Barbaros, 6 Cemaziyelevvel 953 (5 Temmuz l546 )'da kisa bir hastaliktan sonra vefat eder Cenazesi, sagliginda Besiktas'ta yaptirdigi medresenin yanindaki türbesine defnedilir sözü ölümüne tarih olarak düsürülmüstür
Tabir yerinde ise çekirdekten yetisme diyebilecegimiz bir denizci olan Barbaros Hayreddin Pasa zamaninda Osmanli denizciligi, gücünün zirvesine ulasmisti Onun mektebinde (ekol) yetisen degerli denizciler ve teskilâtli tersane sâyesinde bu güç varligini bir süre daha devam ettirmistir Nitekim Piyale Pasa'nin kaptan-i deryaliga getirilmesi ile Turgud, Uluç Ali, Hasan ve Salih Reis'lerin de bulundugu Osmanli donanmasi Akdeniz'de güç ve varligini devam ettirdi 6 Fransa'ya Ikinci Yardim Seferi l55l senesi baharinda hazirlanan 90 kadirgalik bir Osmanli donanmasi, Sinan Pasa idaresinde Egriboz'da bulunan Turgud Reis ile birleserek l4 Temmuz'da Malta önlerine gelip oradan da Trablusgarb'a hareket eder Buranin, l530'da Malta'ya yerlesmis bulunan Saint Jean sövalyelerinin elinde bulunmasi, çevredeki Müslüman halkin mücadelesine sebep olmus, hatta bunlar, Kanunî'ye müracaatla yardim bile istemislerdi Bunun üzerine Kanunî, Enderûn agalarindan Murad'i buraya göndermisti Sinan Pasa, Trablusgarb önlerine gelince Murat Aga ile irtibat kurarak sehri kusatir Nihayet l3 Agustos'ta sehir teslim olarak idaresi Murad'a verilmisti Turgut Reis ise Karlieli Sancakbeyligine getirilmisti
Osmanli donanmasi l552 senesi ilkbaharinda Kaptan-i Derya Sinan Pasa komutasinda Bati Akdeniz seferine çikar Donanma, Fransa Krali II Henri'nin, Sarlken ile aralarinda meydana gelen düsmanlik yüzünden Osmanlilar'dan yardim istemesi üzerine ikinci defa olarak Fransa'ya yardima gidiyordu Bu sefere Karlieli sancakbeyi Turgud Reis de katilmisti Fransa elçisi Daramon da üç gemi ile Osmanli donanmasi ile beraberdi Baslangiçta Fransa'nin yardim talebini kabul etmeyen Kanunî, daha sonra Avusturya ile aralarindaki nazik durum karsisinda Fransa'ya yardima karar verir Karlieli Beyi Turgud Reis, Sicilya kiyilarini vurmaya memur edilmisti Donanma Italya sahillerini dolasarak Napoli'ye gelir Orada Fransiz donanmasi beklenir Fakat beklenilen donanma gelmeyince yolda rastlanilir diye bir müddet kuzeye dogru seyredilir Bu sirada Andrea Doria'nin Napoli tarafina geçecegi haber alinarak Turgud Reis'in tavsiyesiyle Ponza adalari tarafinda pusu kurulur Pusuya düsürülen Andrea Doria yenilerek Sardunya adasina dogru kaçar 5 Agustos l552'de cereyan eden bu hadisede Doria'nin 7 gemisi zaptedilir
Bundan sonra gerek Sinan Pasa'nin, gerekse onun vefati üzerine yerine gelen Piyale Pasa'nin deniz seferleri vardir Bunlardan biri, 966 (M l558 )'de Ispanya sularinda dolasan Kaptan Piyale Pasa'nin, Minorka adasinin önemli sehirerinden olan Siüdadela'yi zaptetmesidir Bundan baska yine Piyale Pasa maiyetinde Turgud ve Salih Pasalar bulundugu halde Italya sahillerini vurup Reçyo sehrini zapt etmis ve Afrika sahilindeki Oran'i, Ispanyollar'in elinden alip basarili bir sekilde geri dönmüstü Bu olaydan sonra Ispanya ve Papa basta omak üzere Italya yarimadasindaki devletlerin tamaminin Osmanlilar aleyhine meydana getirdikleri ittifak, l559'daki Cerbe muharebesini dogurmustur7 Cerbe Muharebesi Preveze'den l3 yil gibi kisa bir müddet sonra Trablusgarb'i zapteden Osmanlilar, Orta Akdaniz havzasina kesin olarak yerlesmislerdi Kanunî Sultan Süleyman'in, Kuzey Afrika sahillerini takib ederek Cebelitarik'a kadar tirmanmasi ve dolayisiyle Türk hâkimiyetinin Bati Akdeniz'de de hissedilmeye baslanmasi, bu defa da babasindan Akdeniz siyasetini devr amis olan Ispanya Krali II Philippe ( l556 - l598 )'i harekete geçirmisti Fakat Türkleri Bati Akdeniz kiyilarindan uzaklastirmak gayesini güden bu tesebbüs, Ispanyol ve müttefiklerinin l560'da Cerbe'de agir bir yenilgiye ugramalari ile sonuçlanmisti Fernand Braudel'in deyimi ile Ispanyol askerleri Türkler karsisinda "boylarinin ölçüsünü" almislar ve Akdeniz'de "Türk deniz üstünlügü" kurulmustu
Biraz önce ifade edildigi gibi, Trablugarb'in alinmasi ile Osmanlilar Dogu Akdeniz'den sonra Orta Akdeniz'e de kesin olarak yerlesmislerdi Trablusgarb'in, Osmanli idaresine geçmesi ve hâkimiyet mücadelesinin Bati Akdeniz'e kaymasi, Malta'daki Saint Jean sövalyelerini oldukça rahatsiz ediyordu Zira burasi onlar için stratejik ve ekonomik degeri hâiz önemli bir mevki idi Bundan baska yavas yavas siranin kendilerine geleceginden de korkuyorlardi Bu sövalyelerin gayretleri ve babasinin siyasetini sürdürmek isteyen Ispanya Krali II Philippe ile Papa'nin tesvikleri sonucu Ispanya, Papalik, Cenova, Floransa, Sicilya, Malta, Napoli ve Monaco gibi Akdeniz'deki Hiristiyan devletler, bir ittifak kurmuslardi Basi sikistikça Osmanlilar'dan yardim isteyen Fransizlar ve Osmanlilar ile bir baris antlasmasi imzalamis bulunan Venedikliler, fiilen bu ittifaka girmemekle birlikte, gizlice müttefikleri desteklemeye devam ediyorlardi
Akdeniz'deki Hiristiyanlar tarafindan meydana getirilen bu ittifakin duyulmasi üzerine Piyale Pasa Istanbul'a çagrilir Hazirliklarini tamamlayan Piyale Pasa, 20 parça gemi ile baslangiçta müttefik donanmayi Malta istikametinde aradiysa da onlarin Cerbe sularinda oldugunu ögrenince Turgud Reis kuvvetleriyle birlesmek üzere buraya gelir Bu arada 200 gemiden mütesekkil müttefik donanmasi, 2 Mart l560'da Cerbe'ye asker çikarmisti Bu esnada Trabusgarp'ta bulunan Turgud Reis adina adayi idare eden yerli bir seyh, adayi müttefik donanmaya teslim eder
l3 Mayis l560'da Cerbe önlerine gelen Osmanli donanmasini gören düsman, bir hayli telaslanir Bununla beraber Cerbe adasindan 7 - 8 mil uzakta bulunan birlesik düsman donanmasi ile Osmanli donanmasi arasinda l6 Mayis l560'da büyük bir deniz savasi meydana gelir Bizzat Piyale Pasa'nin bildirdigine göre 3 gün 3 gece devam eden savas sonunda düsmanin 20 kadirgasi alinmis, bunlardan biri yakilmis, 26 gemisi ele geçirilmis, bir kismi da kaçip kurtulmustu Osmanli donanmasinin top atesine baslamasi üzerine heyecanlanan Giovanni Doria, gemilerine demir aldirtarak derhal denize açilir Denize açilan müttefik donanmasi, Osmanli gemilerince bir hayli yipratilir Bu hengamede genç amiral Giovanni Doria, karaya sürünmekle birlikte canini kurtararak Sicilya'ya dogru kaçabildi 60 kadar gemisini kaybeden müttefik donanma müthis bir bozguna ugramisti Bu bozgun haberi Ispanya ve Italya'da derin bir teessüre yol açti
Genç Doria'nin kaçmasi üzerine Don Alvaro, saglam surlari bulunan Cerbe kalesine siginmak zorunda kalir Bu deniz zaferinden sonra Osmanli kuvvetleri kaleyi kusatirlar Turgud Reis'in de katildigi ve Trablus Eyâleti'nin, Trablus, Kayrevan, Sfeks gibi sehirlerin piyade ve süvari kuvvetlerini de beraberinde getirerek yaptigi kusatma 80 gün sürer Böylece üç aya yakin bir kusatmanin sonunda 3l Temmuz l560'da Don Alvaro bir gemiye atlayarak kaçmak istediyse de Turgud Reis tarafindan takib edilir Kurtulus imkâni bulamayan Don Alvaro, esir olarak teslim alinir Büyük bir zaferle sonuçlanan bu savas, müttefiklere 20000 kadar ölü ve 5000 kadar da esire mal olur Bu zafer sonunda ada Turgud Reis'e verilir Piyale Pasa ise Trablus'a ugradiktan sonra tekrar Istanbul'a döner
Türk denizcilik tarihinin sanli muharebelerinden biri olan Cerbe Zaferi, Akdeniz'deki Osmanli hâkimiyetini perçinleyip kuvvetlendirmistir Filhakika, XVI asirda Osmanli donanmasinin kazandigi büyük ve kesin zaferlerin basinda gelen Cerbe Savasi, Osmanlilarin, Bati Akdeniz'den çikarilamayacagini isbatlamis görünmektedir Bunun içindir ki II Philippe, ugradigi yenilginin intikamini almak yerine, aradaki anlasmazligi ortadan kaldirmak ve barisa kavusabilmek için Istanbul'a elçiler göndermeyi tercih edecektir
Cerbe'de gâlib gelen Osmanli donanmasi, Avusturya elçisi Busbecq'in müsahedelerine dayanarak belirttigi gibi esirler, ganimetler ve yedeginde düsmandan zaptolunan gemilerle Piyâle ve Turgut Pasalarin emrinde Dersaâdet (Istanbul)'e gelmis ve burada merasimle karsilanmisti Ilk Osmanli kadirgasi, Salîb ( Haçli ) donanmasinin, Hz Isa'nin çarmiha gerilmis tasvirini tasiyan büyük bayragini denizde sürüyerek ilerliyor ve bunlari diger Hiristiyan bayraklarini ayni tarzda sürükleyen gemiler takip ediyordu Düsmandan zaptolunan kadirgalarin direk ve küpesteleri alinarak basit birer tekne haline sokulduklarindan Türk gemilerinin yaninda küçük ve adi seyler gibi görünüyorlardi Kaptan Pasa gemisinin arkasinda esir alinan düsman komutanlari ve asilzâdeleri görünüyordu Toplarini atesleyerek alay köskündeki Pâdisah'i selâmlayan donanma-yi hümâyûnun hasmeti ve kazanilan zaferin büyüklügü, Sultan'in üzerinde en ufak bir gurur isareti dogurmamisti Bu duruma hayret eden Avusturya elçisi Busbecq, Kanunî'nin vezirlere " Iste insan bunlari görüp te tekebbüre kapilmamali, her seyin Cenâb-i Hakk'in inâyetiyle oldugunu fikredip , Allah'a sükürler etmelidir" dedigini nakleder Yine Busbecq, Kanunî'yi dinî vazifelerini ifâya ve câmiye namaza giderken gördügünü, hâlinde ayni husû ve hüzün isâretini müsahede ettigini yazmaktadir Bu ifadeler, Kanunî'nin, ne derece yüksek bir Islâmî ve manevî olgunluga sâhip oldugunu göstermektedir Gerçekten bu hal, degil hükümdarlarda velilerde de çok az rastlanilan manevî bir kemâl tezahürüdür8 Malta KusatmasiOsmanlilarin zaferi ile sonuçlanan ve onlarin Bati Akdeniz'den çikarilamayacagini bir kere daha ortaya koyan Cerbe muharebesinden sonra dikkatler Malta'ya çevrilir Zira Misir, Trablusgarb, Cezayir ve diger bazi mühim yerlerin idare ve emniyeti, Malta'nin Osmanli idaresinde bulunmasini gerektiriyordu Daha önce temas edildigi gibi Rodos Adasi'nin Osmanlilar tarafindan fethini (l522) muteakip Malta Adasi, Sarlken tarafindan buradan çikarilan Saint Jean sövalyelerine verilmisti Ada, kisa bir zaman içinde sövalyeler tarafindan pek mustahkem bir hale getirilmisti Cezayir yolu üzerinde bulunan adadaki sövalyeler, korsanlik faaliyetlerini sürdürüyor, Türk ticaret gemilerini vurmak suretiyle Osmanli ticaretine zarar veriyor ve nihayet Osmanliar aleyhine olan savaslara (Preveze ve Cerbe gibi) istirak ediyorlardi Ayrica Hiristiyan korsan gemileri de burada kendileri için çok güvenli bir siginak buluyorlardi Iste bütün bu sebepler gözönüne alindigi zaman Osmanlilar bakimindan Malta'nin fethi kaçinilmaz bir gereklilik olarak ortaya çikiyordu Ispanyollar ise Malta'nin fethinin sonunda Osmanli donanmasinin Sicilya, Napoli ve havalisine gelecegini bildiklerinden, Malta'nin savunmasina büyük bir önem veriyorlardi Bütün bu diplomatik ve stratejik düsüncelere ragmen Osmanlilar, Malta seferi konusunda pek istekli görünmüyor veya en azindan acele etmiyorlardi Fakat bu siralarda saray için alinan esyayi getiren bir Türk gemisinin Zanta ve Kefalonya adalari arasinda 7 (yedi) Malta korsan gemisi tarafindan zaptedilmesi, adanin, Osmanlilar tarafindan zapti hakkindaki tasavvur ve düsünceyi meydana çikardi
Yillardan beri "ahali-i Islâm-i nüsret encâma zarar ve hasaretten hâli olmayan" Malta sövalyelerine ait "kila' ve buka'in kal' ve kam'ina" karar verilince yani Malta'ya sefer karari alininca, büyük bir hazirliga girisilir Haliç, Gelibolu ve Sinop tersanelerinde yeni gemiler insa ve mevcudlar tamir edilip kalafatlanirken, bazi gönüllü reisler için Rodos'ta l8 oturakli kalitalar yaptirilmasi yoluna da gidilir
Malta üzerine gönderilecek kuvvetlere Besinci Vezir Kizilahmedlü Mustafa Pasa serdar tayin edilerek seferin bütün selâhiyeti kendisine verilmisti Donanma ise Cerbe gâlibi Cezayir Beylerbeyi Kaptan-i derya Piyâle Pasa'nin emrine verilmisti Ayrica Beylerbeyi Turgud Pasa (Reis)'ya da emirler gönderilerek Piyâle Pasa'ya yardimda bulunmasi istenmisti Mühimme Defterlerindeki kayitlardan anlasildigina göre bu konuda Turgud Reis'e biri 25 Rebiülevvel 972 (3l Ekim l564), digeri de bundan dört gün sonra 29 Rebiülevvel 972 (4 Kasim l564)'de gönderilmistir
Osmanli donanmasi, 29 Mart l565'te 300'e yakin irili ufakli gemi ve 40-50 bin kisiden mütesekkil muazzam bir ordu ile Malta'ya hareket eder l9 Mayis'ta adaya varilarak karaya asker çikartilir Kanunî'nin emir ve tavsiyelerine ragmen çok tecrübeli bir denizci olan Turgud Reis gelmeden kusatmaya baslanarak yanlis mevkilere hücuma geçilir Bununla beraber Turgud Reis'in aldigi önlemlerle bu hatalar düzeltilir Ancak Turgud Reis, hücum yapildigi sirada (l8 Haziran) Sant Elmo burçlari önünde, atilan bir top güllesinin çarptigi kayadan firlayan bir tasin basina isabet etmesiyle yaralanir Dört gün ve gece kendini bilmeden (koma hali) yatar Burçlarin feth edildigi besinci günü (23 Haziran) vefat eder Cesedi bes parça kadirgasiyle Trablus'a gönderilip orada yaptirdigi câmi ve medresesinin yanindaki türbesine defnedilir
Saint Helen kalesi on yedi günde (24 Haziran l565) alinmakla beraber asil maksat olan Malta muhasara edilir Bundan sonra siddetlenen çarpismalar, Osmanli ordusunda büyük zayiatlara yol açar Sicilya genel valisinin Ispanya, Fransa ve Papa'nin destegiyle 72 kadirga ve on bin askerle yardima gelmesi ve deniz mevsiminin geçmekte oldugunun görülmesi üzerine kalenin alinamayacagi anlasilarak kusatmaya son verilir Serdar Mustafa Pasa, Turgut gibi büyük bir denizci ile takriben 20000 askerin sehâdetine mal olan bu kusatmayi kaldirarak ll Eylül'de asker ve malzemeyi gemilere yükleyerek denize açilir Bu muvaffakiyetsizlik üzerine Malta seferi için Serdar tayin edilen Mustafa Pasa vezirlikten azl olunur
Fethi için büyük hazirliklar yapilan ve maalesef büyük zayiatlara sebebiyet veren bu kusatmanin kaldirilmasina, kalenin hem müstahkem bir mevkide bulunmasi, hem de saglam surlarla çevrili olmasinin yaninda ada, geregi gibi abluka altina alinamiyordu Bu da kaleyi müdafaa edenlere disardan devamli yardimlarin gelmesine sebep oluyordu Bu arada kusatma planinda yapilan büyük hatalar, kusatmanin uzamasindan dolayi donanmanin maruz kaldigi erzak ve malzeme sikintisi ile orduda hastaligin bas göstermesi gibi durumlar, adanin fethine imkân vermemisti
Kanunî Sultan Süleyman, bu basarisizligi hazmedemeyecek ve yeni bir seferin açilmasi için hazirliklara baslanmasini emredecektir Ancak Avrupa'ya yeni bir kara harekâtinin yapilma mecburiyeti, bu seferi ikinci plana itmistir Bununla beraber Kanunî, son seferi olan Sigetvar'a çikmadan önce donanmaya denize açilma emrini vermisti Bu sefer sonunda Sakiz Adasi bütünüyle Osmanli hâkimiyetine geçecektir9 Sakiz Adasi'nin Alinmasi Donanma, Kanunî'nin emri üzerine harekete geçip denize açilmisti Gerçi Sakiz Adasi, daha Fâtih Sultan Mehmed zamaninda vergiye baglanmisti Ancak bura sakinleri, firsat buldukça Osmanlilarin askerî harekâtlari ile donanmanin durumu hakkinda disariya bilgi sizdirmaktan geri kalmiyorlardi Zaman zaman da vergilerini aksatiyorlardi Bundan baska Malta kusatmasi sirasinda da bazi Sakizlilar, Osmanlilar'a karsi savasmislardi Öte yandan, tamamen Osmanli hâkimiyetindeki Ege Denizi'nde böyle bir adanin bulunmasi, Osmanli menfaatlerine zarar verebilirdi Kâtib Çelebi'nin ifadesiyle Kanunî, bütün bu durum ve sebepleri su sözlerle ifade ediyordu:
"Misir diyarina giden hacilarin yol üzerinde kiyiya yakin Sakiz Adasi hisarinda oturan kâfirler görünüste haraca bagli iseler de savasçi kâfirlerle iyi dostluk üzere olup her daim devlet kapisinda olan isleri yazip bildirmektedirler Ve donanma-yi humâyûn gemileri çiktikça kaç gemidir ve ne yana gidecektir hep bildirip ufak Islâm gemilerine zarar eristirmekten geri durmadiklarini biliyorum Ne yoldan olursa bu adayi tutup almaya dürisesin diye buyurmuslardi" Bunun üzerine 973 baharinda ( Mart - Nisan 1566 ) Kaptan Piyâle Pasa 70 parça kadirga ile denize açilip, adanin karsisindaki Çesme'ye gelir Donanmanin Çesme'ye geldigini gören Sakizlilar, bazi hediye ve armaganlarla Kaptan Pasa'ya geldilerse de bu, kalenin zaptina mani olamadi Zira Pâdisah'in bu konudaki emri kesindi Bu sebeple 24 Ramazan 973 (14 Nisan 1566 )'da Sakiz'a gelen Piyâle Pasa, kan dökmeden adayi zapt edip onu bütünüyle Osmanli hâkimiyetine alir Buraya muhafizlar koyan Piyâle Pasa, büyük kiliseyi de câmi haline getirmisti Böylece Ceneviz, Ege'deki son kolonisini de kaybetmis oluyordu Türklerin adayi ele geçirmesi, Katolik Cenevizlilerin tazyiklerinden sikâyetçi olan yerli Rumlar tarafindan sevinçle karsilanmisti Böylece Sakiz Adasi da diger komsu adalar gibi Osmanli hâimiyetinin sagladigi müsamaha havasindan faydalanmistir
Sakiz Adasi'nin artik bütünüyle Osmanli hâkimiyetine girdigi haberini alan Kanunî, "eyü tedarük olunmus" diyerek memnuniyetini izhar etmisti Piyâle Pasa'ya gönderilen hükümde ise, Sakiz'in bir sancak halinde Kaptanpasa eyâletine ilhaki uygun görülmüs ve buranin sancakbeyligi Kirsehir Beyi Gazanfer Bey'e 50000 akça terakki ile tevcih olunmustu Ayrica Sakiz'in tahriri yapilarak buranin gelirleri ile nüfusu tesbit edilmisti Bu esnada Sakiz'in ileri gelenleri Istanbul'a gönderilmisti
HIND OKYANUSU SULARI
Bilindigi gibi Kanunî dönemindeki deniz harekâti, sadece Akdeniz'le sinirli kalmamis, ayni zamanda Hint Okyanusu ve kollarinda da devam etmistir Bu dönemde, Isâm dünyasinin mümessili olarak bir cihan devleti haline gelmis bulunan Osmanli Devleti'nin, o günün ulasim ve teknik imkânlarina göre çok uzak olan bu sularda bulunmasinin bazi önemli sebepleri vardi Bunun için burada hem bu sebepleri, hem gelismeleri, hem de bu seferlerin sonuçlarini gözler önüne sermeye çalisacagiz Böylece Osmanlilarin o kadar uzak olan bölgelere niçin ve hangi gâye ile gittiklerini daha iyi kavramis olacagiz
XV asrin meshur denizcileri olarak bilinen Ispanyol ve Portekiz gibi iki Hiristiyan devletin, dayanikli gemiler insa ettikleri ve cografî kesiflerde önemli adimlar attiklari bilinmektedir Bu kesifler, Osmanli Deveti'ni yakindan ilgilendiriyordu Gerçekten, Portekiz'in Hind Okyanusu'na açilmasi bir tesadüf eseri olmayip, Rahib John'un ülkelerini ve baharat memleketlerini kesfetmek gâyesiyle 7 Mayis l487'de bu bölgelere seyahata çikan Portekizli maceraperest Joâo Peres de Covilhâo'nun raporlarinin bir sonucudur Bu bakimdan Portekizlier'in Hind denizine açilmalarini basit tesadüflere baglamamiz mümkün degildir Onlarin bu hareketleri, Müslümanlara karsi "Haçli Ruhu", Afrika'daki "Guinea" altinina erisme ve Dogu'da Hiristiyanligi temsil eden efsanevî Joâo Peres de Covilhâo ile Dogu'daki baharatin menseini bulma gibi sebeplere dayaniyordu Bu dönemde Hindistan sularina gelen Portekizliler, Gao'yu ele geçirerek Kizildeniz'de faaliyete geçtikleri gibi Mekke'nin limani durumundaki Cidde'yi de tehdid etmeye baslamislardi Bu esnada onlar, Dogu mallarinin Akdeniz'e ulasma merkezlerine hâkim olmuslardi Hatta, ticaret gelirlerinin azalmasi yüzünden Memlûk Devleti ile Portkizliler arasinda mücadeleler baslamisti Bu mücadelede esnasinda Memlûk Deveti'nin, Osmanlilar'dan yardim talebinde bulundugu ve Sultan II Bâyezid'in yardim için buraya Selman Reis'i gönderdigine daha önce temas edilmisti
Memlûk Devleti'nin merkezi durumundaki Misir'in, Osmanli hâkimiyetine girmesi üzerine Portekizliler ile Osmanliar, bu uzak denizlerde karsi karsiya gemis oluyorlardi Osmanlilarin hedefi, hem Cidde'yi Portekiz tehdidinden kurtarmak hem de neredeyse tamamen kapanma durumuna gelen klasik baharat yolunu yeniden eski durumuna getirmekti Bu hedefe ulasabilmek için de Portekiz nüfuzunun kirilmasi gerekiyordu Bu da ancak Süveys'te güçlü bir donanmanin kurulmasi ile mümkündü Iste bunun içindir ki, Ahmed Pasa'nin isyani üzerine Misir'a gelen Ibrahim Pasa, Süveys limani merkez olmak üzere l525'te bir Misir kapudanligi kurmustu Daha önce Yemen'e gidip burada Osmanli hâkimiyetinin yerlesmesinde mühim bir rol oynamis bulunan Selman Reis, Misir'a gelen Ibrahim Pasa'ya, Yemen'in ahvali hakkinda tafsilatli bilgiler verir Bundan sonra l525'te Süveys'te yeni Cidde Beyi Hüseyin er-Rumî ( = Anadolu'lu ) tarafindan hazirlanan 20 kadirgadan ibaret bir Türk filosuyla Yemen ve Aden taraflarina gider Ayni zamanda iyi bir gözlemci olan Selman Reis, l0 Saban 93l (l0 Haziran l525) de Kizildeniz'deki limanlar ile Portekizlilerin Hindistan'da sahip olduklari kalelerin, -Sumatra ve Malaka dahil- bütün bu bölgenin ticarî durumunu belirten bir layiha da kaleme alir l Hadim Süleyman Pasa'nin Hind Seferi Peçevî (Peçuylu) tarihinde buunan bir kayda göre Süleyman Pasa, Misir'daki ilk valiligi esnasinda Yemen ve Aden'e sefer yapmayi tasarliyor ve bunun için hükümeti iknaya çalisiyordu 937 ( l530 )'de kendisine bu müsaade verilerek malzemesi, Misir haricinden getirilmek suretiyle Süveys'te 80 kitalik bir donanma hazirlanir Fakat Bagdad seferi sirasinda baska göreve tayin edilerek yerine Hüseyin Pasa getirildiginden sefer akamete ugrayip basarisiz olur
Gerçi Ibrahim Pasa, Portekizlilerin faaliyetlerine engel olmak için daha önce Yemen ve Hind denizlerine kuvvet gönderme karari alarak Selman Reis'in idaresine verdigi l9 gemilik bir Osmanli filosunu Hind denizine göndermisti ki bu, Osmanlilarin ilk fiili Hind seferi oluyordu
Kanunî'nin, Irakayn seferinden sonra ikinci defa Misir valiligine getirilen Süleyman Pasa, Kizildeniz ve Hind ticareti ile yakindan ilgilenmekte idi Bu esnada Hindistan'da bulunan Gücerat ve Kalküta gibi Müslüman hükümetler, Portekizliler'e karsi Osmanlilar'dan yardim istemislerdi Bunun üzerine Hind denizinde rol oynamaya namzed bulunan Osmanlilar, bu talebi bir vesile saydilar Bunun içindir ki, Hadim Süleyman Pasa ikinci sefer Misir valisi olunca, Süveys tersanesinde Cenovali deniz insaiye mühendisleri nezaretinde insa edilmis olan 74 gemiden ibaret bulunan donanma, Gücerat üzerine hareket etmek üzere 22 Haziran l538'de Kizildeniz'e açilir Önemli bir ticaret merkezi oldugu kadar stratejik konumu itibariyle de mühim bir sehir olan Aden, 27 Temmuz'da ele geçirilip Osmanli hâkimiyetine idhal edilir
Aden'den hareket eden ve Akdeniz sartlarina göre hazirlanmis yelkenli gemilerden ziyade kürekli "galley"'lere dayanan Osmanli donanmasi, l9 günlük bir yolculuktan sonra Hindistan sahillerine varir Gokala ve Kat kalelerine hücum edilerek buralar kolayca zaptedilir Portekizlilerin bu kitadaki en büyük ve müstahkem kalelerinden biri olan Diu (Dev) kalesi önüne gelinerek karaya asker ve toplar çikarilarak kale muhasara edilir Bu esnada Süleyman Pasa, yerlilerin kendisini destekleyecegini ümid ediyor ve kaleyi onlarin da yardimiyla kolayca zaptedebilecegini düsünüyordu Halbuki hükümdar Bahadir'in halefi olan Gücerat'in yeni hâkimi Mahmud Sah, böyle düsünmedigi gibi Osmanlilara karsi samimi hisler de beslememekteydi Bununla beraber karadan ve denizden sikistirilan Diu, toplarla dövülmeye baslanir Diu'yu savunanlar iç kaleye siginmak zorunda kalirlar Tam bu sirada Süleyman Pasa, gerekli yardimi görmedigi ve Portekiz donanmasinin gelmekte oldugu haberini alinca kusatmayi kaldirir Bunda Mahmud Sah'in da büyük rolü olmustu Bu arada geri dönen Süleyman Pasa, Yemen taraflarinin asayisi ile mesgul olur
Misir'in ilhaki üzerine Osmanli hâkimiyetini kabul eden Zebid hâkimi Barsbay'in ölümünden sonra yerine geçen Iskender Bey ve onu öldüren Nâhuda Ahmed, Osmanli hâkimiyetini tanimamislardi Hadim Süleyman Pasa, Muha önlerine gelir gemez Nâhuda Ahmed'i yanina çagirir Fakat o, yapilan bu dâveti bazi bahaneler ileri sürerek nazikçe reddeder ve " Biz bu memleketi kilicimizla feth ettik Elimizden almak isteyen varsa gelsin kilici ile alsin" der Bununla beraber Süleyman Pasa'nin Nâhuda Ahmed'e göndermis oldugu kethüdasi Süeyman Aga, onunla bir anlasma yapar Buna göre Nâhuda Ahmed her yil l000000 akça vergi vermek sartiyla Zebid Beyligi'nde kalacaktir Böylece Hadim Süleyman Pasa'nin direktifi geregince Nâhuda'yi güzellike Osmani hâkimiyeti altina sokan Süleyman Aga, ona hil'at, sancak ve berat vererek geri dönüp Muha'ya gelir Fakat çok geçmeden Nâhuda Ahmed, Süleyman Pasa kuvvetlerinin Yemen'den ayrilir arilmaz anlasmayi bozacagini söyler O, bununla da kalmayacak Aden kalesini bile alacagini söyleyecektir Bunu haber alan Süleyman Pasa, donanma ile Kamaran adasina gelip Salif iskelesine asker çikarir Bu esnada Nâhuda Ahmed, Türk, Arab ve Habeslilerden meydana gelen ordusunu Süleyman Pasa üzerine sevk ettiyse de bir sey yapamayarak Zebid'e çekilir Hadim Süleyman Pasa 5 Sevval 945 (24 Subat l539)'da müsait sartlar altinda kolayca Zebid'e girer Nâhuda'yi Divan-i Âlî'de muhakeme ettikten sonra idam ettirir Böylece l9 Sevval 945 (6 Mart l539) Cuma günü Pâdisah adina hutbe okutturarak Zebid vilayetini ve bütün mülhakatini Osmanli topraklarina kattigini ilan eder
Osmanli donanmasinin kudretini göstermesi bakimindan bu ilk Hind seferi, Portekizliler'e büyük bir korku salmisti Hadim Süleyman Pasa, Özdemir Bey'i Habesistan'a göndermis, böylece buraya (Habesistan) ait olan kisim hariç, Bâbu'l-mendeb'e kadar olan denizin iki tarafina hâkim olunarak, Dogu ticareti için Portekizliler'le yeni bir mücadele sahasi açilmis oluyordu 2 Habesistan Seferi Osmanlilar, Aden ve Zebid'in zaptindan sonra Yemen'deki hâkimiyet sahalarini genisletmeye çalisirlar 952 senesinin Zilkade ( Ocak l546) ayi ortalarinda Mustafa Nessar Pasa'nin yerine Yemen'e tayin olunan Üveys Pasa, Zeydiyye ailesi arasindaki ihtilaftan istifade ile Taiz'i zapteder Sehrin muhafazasi için adamlarindan birini burada birakip kuvvetleriyle San'a üzerine yürür Bu esnada yolu üzerinde bulunan kale, iskele ve geçitleri de ele geçirir Bu basarili harekât esnasinda Mutahhar'dan da yardim görür Böylece bölgeyi kontrolü, halki da hâkimiyeti altina alir Ancak yerliler bu disiplinden sikilirlar Bu yüzden ondan kurtulmayi düsünürler Pehlivan Hasan adindaki levendin tahrikleriyle ve ulûfelerini istemek bahanesiyle meydana gelen isyan esnasinda, San'ay'i almaya giden Pasa, Habban vadisinde konakladigi ve gece yatip uykuya daldigi zaman katledilir Bu olaydan sonra Üveys Pasa'nin yerine tayin edilen Ferhad Pasa, Aden ve çevresindeki isyanlari bastirip sükûneti tesis edecektir Bu arada Yemen'e gelen Özdemir Pasa da l547'de San'a'yi ele geçirerek Ferhad Pasa'nin yerine Yemen Beylerbeyi olur Özdemir Pasa, Yemen'de önemli isler basarmis, Üveys Pasa'nin katillerini bulup cezalandirmistir l554 yilinda azledilince Istanbul'a gelen Pasa, Pâdisah ile görüstükten sonra Habesistan'a gönderilmistir
Misir'a gelir gelmez asker toplayan Özdemir Pasa, l555'te harekete geçerek Nil nehrinden güneye dogru ilerler Bu hareketinde o, Said bölgesindeki Sallal mevkiine kadar gelir Bu arada tekrar Istanbul'a dönerek Habes beylerbeyligi'nin kurulmasini saglar Bunun üzerine Resmen Habes Beylerbeyi olan Özdemir Pasa, Misir'da toplanan kuvvetlerle önce Sevakin'e oradan da Massava'ya hareket eder Burasi l557 yilinda alinmis, bunu takiben Habes Kralligi'nin önemli limanlarindan biri olan Arkiko da ele geçirilmistir Bundan sonra iç kesimlerde önemli bir merkez olan Tigre l558'de zaptedilmistir Debrava adli mevkii üs yapan Özdemir Pasa, l560 yilinda burada vefat eder Böylece, Özdemir Pasa'nin çabalari sonucunda bugünkü Eritre ile Habesistan'in kuzeybati bölgesi Osmanli hâkimiyetine girmis oluyordu>3 Umman Denizi'nde Osmanli - Portekiz Mücadelesi ve Pîrî Reis Hadim Süleyman Pasa'nin Hind seferinden sonra Portekizlilerle olan mücadele devam etmisti Bu arada, Haci Mehmed adinda birinin oglu olan Pîrî Reis, Kemal Reis'in yegenidir Denizcilige nasil basladigi kesin ve tam olarak bilinemeyen Pîrî Reis, l547 yilinda Hind kaptanligina getirilir Pîrî Reis, amcasi (veya dayisi) Kemal Reis'in vefatini muteakip bir müddet Barbaros'un yaninda bulunduktan sonra, Ibrahim Pasa ile birlikte Misir'a gider Kaptanliga getirildigi sirada yasi bir hayli ilerlemisti Bu siralarda Portekizliler Cidde'yi isgal etmek istedilerse de buna muvaffak olamazlar Bununla beraber Aden'i ele geçirip Kizildeniz'in çikisini kontrol altinda bulundurmak istiyorlardi Fakat Pîrî Reis komutasindaki Osmanli donanmasi 3 Subat l549'da Aden'i tekrar geri alacaktir Gerçi Portekizliler, Yemen'deki Osmanli tahkimatindan ve Basra ile Lahsa bölgelerinin Osmanli hâkimiyetine girmesinden de endise ediyorlardi Keza onlar, Basra körfezine giris ve çikisi kontrol eden Hürmüz'ün de Osmanli idaresine girmesinden korkuyorlardi Bu arada Katif'in Osmanli idaresine geçmesi,Portekizliler'i harekete geçirir Bunun üzerine l550'de Katif'i sikistirip aldilarsa da Basra üzerine tertipledikeri sefer tam bir hezimetle sonuçlanir
l552 senesi Nisan'inda 24 kadirga (veya 30 kadirga ), 4 kalyon (barça) ve 850 askerden mütesekkil donanma ile Süveys'ten hareket eden Pîrî Reis, önce Cidde'ye ve Babu'l-mendeb'ten Aden'e, oradan da Maskat limanina gelir O esnada Portekizlilerin elinde bulunan Maskat, alti günlük bir kusatma sonucunda ele geçirilir Maskat'in alinmasindan sonra l9 Eylül l552'de Hürmüz kalesi kusatilir Bununla beraber, Portekiz Genel Valisi'nin büyük bir donanma ile geldigini ögrenen Pîrî Reis, muhasarayi kaldirip Basra körfezine çekilir Portekiz donanmasi, Basra körfezinin agzini kapatarak onun çikmasina engel olmaya çalisir Pîrî Reis, elindeki askerlerin dagilmasi üzerine emrindeki üç gemi ile Portekiz ablukasini yarmaya çalisir Bu yarma hareketini basarili bir sekilde gerçeklestiren Pîrî Reis, iki gemi ile Misir'a ulasir Ancak aralarinda anlasmazlik bulunan Basra Beylerbeyi Kubad Pasa'nin, onun hakkinda çikan söylentileri Istanbul'a bildirmesi üzerine basarisizligi bahane edilerek Kahire'de idam edilir Bazi kaynaklar onun ölüm tarihini 962 (l554 - l555) yili olarak kabul ederlerse de, bu tarihin 960 (l552 - l553) olmasi daha büyük bir ihtimaldir Ölümünden sonra Pîrî Reis'in pek çok serveti çikmisti Bütün serveti devlet hazinesi adina alinmisti Onun ölümünden sonra Hürmüz'den bir hey'et, Istanbul (veya Misir)'a gelerek, Pîrî Reis'in bura halkina eziyet edip mal ve servetlerini müsadere ettigini, bu yüzden onun malini almalari gerektigini ileri sürmüs ise de hey'etin bu iddialari kabul edilmemistir
Pîrî Reis, büyük bir deniz komutani oldugu kadar, devrinin mühim haritacisi ve denizci müelliflerinden biridir Açik fikirli ve ögrenme arzusuna sahip bir kimse oldugundan, daha ilk dönemlerinden itibaren gördüklerini kaydetmis, deniz haritaciligi ve cografyasina dair eline geçen eser ve haritalardan da istifade etmekten geri kalmamistir Böylece topladigi bilgilerin önemli bir kismi ve bunlara dayanarak yazdigi eser (Kitab-i Bahriye) ile yaptigi haritalar, ilim tarihinde mühim bir yer isgal eder 4 Seydi Ali Reis'in Hind Kaptanligi Mâcerali Hindistan seyahati ve deniz cografyasina ait eserleriyle söhret kazanmis bir Osmanli denizcisi olan Seydi Ali Reis, Galata'daki "Dâru sina-i Âmire" kethüdasi olan Hüseyin'in oglu olup XVI asrin baslarinda dogmustur Aslen Sinop'lu olan büyük babasi da Fâtih Sultan Mehmed zamaninda Galata tersanesi kethüdaligi yapmisti Seydi Ali, bu aile meslegini devam ettirerek küçük yasta tersane hizmetine girmis, Rodos'un zaptindan (l522) baslayarak, donanmanin Akdeniz'deki bütün faaliyetlerine katildigi gibi, Barbaros Hayreddin'in maiyetinde savaslara da istirak etmisti
Murad Reis'in kaptanligindan sonra Basra'da mahsur kalan Süveys donanmasini getirmek için kaptan olarak tayin edilen Seydi Ali Reis, 960 (l553)'da Haleb yolu ile Basra'ya gelir Tecrübeli bir denizci olan Seydi Ali Reis, burada l5 gemiden mürekkeb donanmanin hazirlik ve ikmali ile mesgul olur Portekiz donanmasinin durumunu arastirdiktan sonra 2 Temmuz l554'te Basra'dan hareket ederek Katif (Bahreyn)'e gelir Donanma Basra'dan hareketinin kirkinci günü Umman sahillerinde yirmi bes veya yirmi sekiz mevcudlu bir Portekiz donanmasi ile karsilasir Meydana gelen muharebede Portekizliler bir gemilerini kaybederler Bunun üzerine gecenin karanligindan istifade ile kaçan Portekiz donanmasi Hürmüz'e çekilir
Yoluna devam eden Türk donanmasi, Maskat limanina yaklastigi sirada otuz iki (veya otuz dört) gemiden mürekkeb baska bir Portekiz filosu ile karsilasir Iki taraf arasinda meydana gelen siddetli çarpismalara ragmen kesin bir sonuç alinamaz Iki ordu savastan sonra birbirlerinden ayrilirlar Bu esnada Seydi Ali Reis'in donanmasi firtina yüzünden rotasindan çikarak Iran ve Belücistan sahillerine dogru sürüklenir Firtina yüzünden sürüklenen donanma, Müslüman bir levend gemisinin kilavuzlugunda Güvader limanina gelir Buranin hükümdari olan Celâleddin b Dinar bunlara ikramda bulunup ihtiyaçlarini karsilar Kendilerine çeki düzen veren Seydi Ali Reis'in donanmasi batiya dogru hareket etmek üzere buradan ayrilir Bu sefer de kuvvetli bir firtina çikarak donanmayi Hindistan sahillerine dogru sürükler Günlerce deniz üzerindeki tehlikelerden sonra Diyu, Gücerat ve Surat taraflarina gelinir Donanmada artik harb edecek kudret kalmamisti Seydi Ali Reis, karaya çikip harp gemileri ile techizatindan kalmis olanlari ve birkaç topu Surat limaninda Gücerat Sultani'nin valisi bulunan Receb Han'a biraktiktan sonra arzu eden askerleri de onun hizmetine vererek kendisi elli kadar arkadasiyla Istanbul'a gelmek üzere karadan yola çikar Sind, Hind, Zabulistan, Bedahsan, Maveraünnehr, Harezm, Horasan ve Iran'dan geçerek Anadolu üzerinden üç senede Istanbul'a ulasir O sirada Pâdisah'in Edirne'de bulunmasindan dolayi oraya giderek Kanunî'nin katina çikan Seydi Ali Reis, Kanunî ile Rüstem Pasa'nin iltifat ve ihsanlarina mazhar olur Seksen akça yevmiye ile hünkâr müteferrikasi oldugu gibi arkadaslarina da ikramlarda bulunulur O, bu seyahattan bahs ile kaleme aldigi "Mir'atu'l-Memâlik "isimli eserini Kanunî Sultan Süleyman'a takdim eder
Bir denizci olarak hakli bir söhret kazanmis olan Seydi Ali Reis, telif ettigi eserlerle de bir ilim adami oldugunu göstermistir Nitekim, gemilerin sevk ve idaresi, deniz cografyasi ve astronomiye dair olan eserleri kendisine bu sahada hakli bir söhret kazandirmislardir
Görüldügü gibi Seydi Ali Reis de donanmayi geri getirememis, bir taraftan Portekizliler'le diger taraftan da Hind Okyanusu'nun firtinalariyla mücadele etmek zorunda kalmisti
Seydi Ali Reis'ten sonra Süveys kaptanligi Kurdoglu Hizir Reis'e verilmisti Bu siralarda Portekizliler, Hind denizindeki adalari ele geçiriyor ve özellikle dogudan gelecek telikelere karsi Hind Okyanusu'ndaki adalari zapt ediyorlardi Bu adalardaki devletler içinde en güçlüsü Açe Islâm Devleti olup Sumatra adasiyle Malaka yarimadasinda hüküm sürüyordu Açe hükümdari Sultan Alaeddin, Portekizliler'in, buralari almak istemeleri üzerine, o siralarda donanmalari Hind sularina kadar gelmis olan Osmanli Devleti'nden yardim istemek üzere 972 ( l565 )'de Istanbul'a elçi göndermisti
Sultan Alaeddin, Osmanli hükümdarindan top, tüfek ve askerle kendisine yardim edilmesini diliyordu Elçinin gelisi, Sultan Süleyman'in Sigetvar seferine ve ölümüne tesadüf etmisti Elçilik heyeti iki sene kadar Istanbul'da kalir Osmanli Devleti, bu Müslüman devletin müracaatini kabul edip Süveys'teki donanma ile yardima karar verir Böylece yirmiden fazla gemi ile Süveys kaptani Kurdoglu Hizir Reis bu ise memur edilir Istenilen malzeme ile gemi yapan ve top döken ustalar da gemilere bindirilerek denize açilmak üzere iken Yemen'de bir ayaklanma olur Zeydî Mezhebi'nin imami Mutahhar isyan ederek San'a ile birlikte Yemen'in önemli bir bölümünü ele geçirdiginden Kurdoglu Hizir Bey, Yemen serdari Sinan Pasa'nin maiyetinde Yemen'deki isyani bastirmakla görevlendirildiginden Açe seferi geri kalmis olur Bununla beraber Açe Devleti'ne gönderilmesi gereken harp levazimi ve gemi insa edip top dökebilen san'atkârlar iki gemi ile sevkedildiler Bunlar, Açe Islâm Devleti'nin hizmetine girip orada yerlestiler
Osmanlilarin, XVI asrin ikinci yarisinda bu uzak denizlerdeki faaliyetleri, Portekizlilerin bölgedeki hâkimiyetlerine karsi büyük bir engel teskil etmistir Hatta bu faaliyetler sonucunda baharat ticaretinde bir canlanma oldugu gibi Kizildeniz ile limanlari, Portekiz hegemonyasindan da kurtulmuslardi Bu da Osmanlilarin Kizildeniz ve Basra körfezinde önemli noktalara hâkim olmaya basadiklari l540 tarilerinden itibaren baslamisti Basra ve Kizildeniz'e gelen sayisiz kervanlar, Akdeniz ticaretini canlandirmis, Haleb, Trablussam, Iskenderiye ile Kahire gibi liman ve sehirler gittikçe gelisme göstermislerdir Portekiz baharat ticareti ise çok gerilemis, buna karsilik Osmanli gümrük gelirlerinde büyük artislar meydana gelmistir Bu esnada Sumatra'daki Açe Sultanligi'ndan bol miktarda baharat Kizildeniz'e akmis, Portekizlilerin buna mani olmak için l554 - l559 yillarinda Kizildeniz'de faaliyet göstermeleri onlar açisindan önemli bir sonucun saglanmasina yetmemistir

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #64
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



KANUNî'NIN SON DÖNEMLERI
Saltanat hususunda kendisi ile rekabet edecek kardesleri bulunmayan Kanunî Sultan Süleyman, hükümdarigini yarim asra yakin bir sürede zaferlerle süslemis, ordusunun basinda hem batiya hem de doguya seferlerde bulunmus ve son seferinde ordusunun komutani olarak muharebe sahasinda vefat etmistir O, söhretini sadece seferleri ve bunlarin sonucu olarak kazandigi zaferleriyle degil, ayni zamanda tedvin ettirip vaz' ettirdigi kanunlarinin, devlet teskilâtini ve ordusunu zamanin ihtiyaçlarina göre tanzim etmesiyle de kazanmisti Bu bölümde biz, onun son seferi, vefati ve sahsiyeti hakkinda kisaca bilgi vermeye çalisacagizl Kanunî'nin Son Seferi ve Ölümü 970 (l562) Osmanli - Avusturya muahedesinden hemen sonra iki devlet arasindaki hudud boylarinda yeni karisikliklar çikar Avusturyalilar'in Seçen'e karsi hücuma geçmeleri üzerine Budin ve Timasvar beylerbeyleri de Samos nehri civarindaki bazi sehirlere karsi harekete geçerler Bu esnada Avusturyalilar l563'te Kostanoviç'e kadar ilerlerler l564 'te Imparator Ferdinand ölünce yerine oglu II Maximilien geçince Osmanlilar anlasmanin yenilenip yenilenmeyecegini anlamak ve cülusu tebrik etmek için Bali Çavus'u gönderirler Bu esnada Erdel'de yine karisikliklar bas gösterir Avusturyalilar Erdel'e asker gönderirler Buna karsilik Budin Beylerbeyi Yahya Pasazâde Arslan Pasa, Erdel'e 6000 kisilik bir yardim kuvveti gönderir
Harp taraftari olmayan Semiz Ali Pasa'nin vefati üzerine 27 Haziran l565'te Sokullu Mehmed Pasa'nin vezir-i a'zam olmasi, Avusturya'ya karsi harp ilani fikrini kuvvetlendirir Sokullu, Avusturya elçisine, Tokaj ile Szerencz'in iade edilmesini ve verginin ödenmesini, barisin yenilenmesinin bunlara bagli oldugunu bildirir Bütün bu görüsmeler bir sonuç vermediginden 9 Sevval 973 ( Nisan sonu l566 )'da Avusturya'ya karsi harp ilan edilir
SIGETVAR SEFERI
Bu sefer, artik iyice yaslanmis bulunan Kanunî Sultan Süleyman'in baskomutan olarak ordusunun basinda istirak ettigi on üçüncü ve sonuncu seferidir Pâdisah, Sigetvar ve Egri kalelerinin fethi ile Macaristan'daki mukavemet yuvalarini dagitmak istiyordu Ayrica yeni vezir Sokullu'nun tesiriyle bu sefere bizzat çikmak ve böylece l0 yildir sefere çikmamasini tenkid edenleri de susturmak niyetinde idi Bu siralarda Sultan Süleyman'in yasi yetmis üçü (73) bulmustu Hem yasli, hem bazi hastaliklara duçar olmus, hem de ayaginda aileden gelen bir hastalik olan "Nikris" vardi Bu sebeple yürümekte zorluk çektigi için bazi yerlerde araba, bazi yerlerde de tahtirevan ile gidiyordu Fakat kasabalara girilecegi sirada dinçlik ve zindelik gösterip halk üzerinde iyi bir tesir birakmasi için ata biniyordu
Hükümdar bizzat sefere çikmadan iki ay evvel Ikinci vezir Pertev Pasa'yi Timisvar hududunda bulunan Gyula (Göle)'yi zaptetmek üzere gönderir Harp planina göre, Erdel ve Hirvatistan taraflarina taarruzla bütün bir Tuna bölgesi zaptedilerek, Komarom üzerine yürünecek ve Avusturyalilar Viyana'ya dogru çekilmeye zorlanacakti
l Mayis l566'da son seferi için Istanbul'dan hareket eden Kanunî, biraz önce temas edilen yürüyüs sekli ile l9 Haziran'da Belgrad'a, oradan da Zemlin (Zemin, Zemun)'e geldigi sirada Janos Zsigmond, kuvvetleriyle birlikte orduya katilir Bu arada Budin Beylerbeyi, Palota kalesi üzerine basarisiz bir harekâtta bulunurken Avusturya kuvvetleri de Tata ve Vesprim'i alarak büyük bir katliam yapmislardi Osmanli ordusu dogru Sigetvar üzerine yürür Kale muhasara edilerek toplarla dövülür Kaleyi savunan Kont Zirinyi Miklos, bütün gücü ile müdafaada bulunur Arka arkaya yapilan ve bir sonuç alinamayan basarisiz hücumlar karsisinda yasli hükümdar üzülmekte ve " bu kal'e benüm yüregüm yakmisdur, dilerüm Hakk'dan ateslere yana" diye hislerini izhar etmekteydi Nihayet 2l Safer 974 ( 7 Eylül l566 )'de kale alinmis, Kont Zirinyi de yakalanarak idam edilmisti Bu arada Vezir Pertev Pasa komutasinda Erdel beyi'ne yardim etmek üzere gönderilen kuvvetler de bazi kaleleri feth etmislerdib) Kanunî'nin Vefati Sigetvar kalesi hücumlari devam ederken yetmis üç yasinda ordusunun basinda on üçüncü seferini yapmis olan Gazi Sultan Süleyman, 6 Eylül'ü 7 Eylül'e baglayan gece (20 Safer 974) sabaha dört saat kala vefat eder Sigetvar'in fethini büyük bir sabirsizlikla bekleyen Hünkâra bu fethi görmek nasib olmayacakti Bununla beraber onun vefatinin ertesi günü kale feth olunmustu Sokullu Mehmed Pasa, henüz düsman karsisinda bulunulan bir zamanda ölüm haberinin açiklanmasini tehlikeli bulmustu
Sokullu, Pâdisa'in ölüm haberini alir almaz, diger vezir ve yetkilileri haberdar etmeden sadece kendi kâtibi olan Feridun Bey'e (Münseâtu's-Selâtin müellifi) haber vermis ve derhal Kütahya Valisi Sehzâde Selim'e, Hasan Çavus adinda bir divan çavusu ile mektup gönderip acele ordugâha yetismelerini bildirmisti
Hasan Çavus giderken gerçekte asil meselenin ne odugunu bilmiyordu Sadece Haleb beylerbeyligine tayin olunan bir pasaya müjdeci olarak gönderildigini ve geçerken de bu mektubu Sehzâde Selim'e vermeye memur oldugunu zannediyordu Bu esnada Selim, Siçanli sahrasinda yaylada bulunuyordu Hasan Çavus buradan geçerken vezir-i a'zamin mektubunu sehzâdeye verip agizdan da Sigetvar fethi haberini ile Pâdisah'in sihhat ve afiyette oldugunu söyleyip geçecekti
Vezir-i A'zam bir taraftan Otag-i Humâyunda, yazisi Pâdisah'in yazisina benzeyen Silahtar Cafer Aga'yi oturtup onun yazisiyla degisik islerle ilgili Hatt-i Humayûnlar gönderterek Pâdisah hayatta imis gibi hareket ederken, diger taraftan merhum Pâdisah'in na'sini Otag-i Humayûn'da yikatip vefat haberine vâkif olan tabip Keysûnîzâde, Pâdisah imami Dervis ve rikabdar Mustafa, Musa ve Hasan Aga'lar ile tamami l2 kisiden mürekkeb bir cemaatla namazini kildirir Bundan sonra iç organlarini çikartip orada gömdürmüs, cesedi de ilaçlatir Bu ameliyeden sonra, cesedi kokulu bez ve musambalara sarip bir tabuta koyar Bu tabutu da Otag-i Humayûn'daki tahtin altina gizler
Sokollu Mehmed Pasa, Sigetvar'in fethinden sonra vezirleri Kanunî'nin vefatindan haberdar eder Böylece Pâdisah'in vefat haberinden belli ve muayyen bir zümrenin haberi olur Vezir-i A'zam, bu tehlikeli durumun yayilmasini önlemek için elde edilen zaferden dolayi etrafa fetihnâmeler gönderiyor, kaleyi tamir ettirip içine asker ve silah koydurtuyor, fetih münasebetiyle ilk gün Otag-i Humayûn'da ikinci gün de kendi çadirinda mevlidler okutturuyor, senlikler tertipliyor ve Sigetvar kilisesini tamir ettirerek câmie çevirdikten sonra Pâdisah'in Cuma namazina çikacagini ilan ettiriyordu Birkaç gün sonra da nikris illetinden fazla rahatsiz olan Gâzi Hünkâr'in namaza çikamayacagini yaydiriyordu Bu arada asker arasinda henüz fisilti halinde dolasan söylentileri de bertaraf etmek için sanki hiç bir seyden haberi yokmus gibi orduda dellallar gezdirip Divan-i Humayûn toplantisinin yapilacagini ilan ettirirmek suretiyle dedikodulara son verdirir Bu konuda da Yeniçeri Agasi ile görüsen Vezir-i A'zam, o ve diger üyelerle söz birligi ederek sanki gerçek divan toplanmis gibi askere verilecek terakkilerden ve Pâdisah'in onlara yaptigi hayir dualardan onun agzindan söylüyormus gibi tekrarlar
Sokollu, ordunun Belgrad'a hareketi esnasinda da Kanunî'nin ölümünü gizlemis, hatta arabaya ona çok benzeyen birini bindirerek, pâdisahmis gibi saga sola selam verdirerek askerin süpelerini gidermeye çalismisti Nihayet, hafizlarin arabanin etrafinda Kur'an okumaya baslamalari üzerine hükümdarin vefat ettigi anlasilarak feryadlar baslamistir Sokollu, askeri yatistirmaya muvaffak olmustu Ordu, Belgrad'a ulastiktan sonra babasinin yerine Osmanli tahtina geçmis bulunan II Selim'in otagi önünde cenaze namazi kilindiktan sonra tabut Istanbul'a gönderilmis ve buradan da 28 Kasim l566'da cenaze namazi tekrarlanmistir2 Kanunî Sultan Süleyman'in Sahsiyeti ve
Yaptigi Hayir Eserleri 26 Yasinda tahta geçip 46 yil hüküm süren Kanunî Sultan Süleyman'in bu uzun saltanati sirasinda Osmanli Devleti, üç kitada hâkimiyet tesis eden bir cihan devleti haline gelmisti Onun döneminde Osmanli ordulari Asya, Avrupa ve Afrika kitalarinda birçok muharebeler yapmis, kazanilan zaferlerle devlet arazisi üç kita üzerinde büyük bir genisleme kaydetmistir Bizzat kendisi birçok sefere istirak ederek ordunun yüksek komutasini üzerine aldigi gibi devletin genisleme ve yükselmesinde de büyük bir hisseye sahiptir Onun döneminde kazanilan siyasî basarilar, ekonomik ve sosyal yapiyi belirlemis, hukuk ve adalet prensipleri ön plana çikmistir Ordunun intizami, teknik gücü ve disiplini gibi bütün müesseseleriyle devlet, çaginin en büyük devleti haline gelmistir Hak ve adâlete verdigi önemden dolayi halk tarafindan sevilen Kanunî, ordusu tarafindan da ayni nisbette sevilmekte idi Nitekim, ordusunun intizamina ve askerin terakkisine dair mühim ve esasli kanunlar koymus olmasi da onun ordu tarafindan sevilmesine sebep olmustu Eyyûbî, onun tebeasi olan bütün insanlar için sergiledigi adâleti su ifadelerlerle nazmen günümüze ulastirmaya çalismistir:
"Adâletle görür âlemde dâdi
Cihan halkina hem oldur muradi
Cihan halkina adlidur sifa-bahs
Cemâli âlemde oldi safa-bahs

Saâdet tacinun sâhib kemâli
Adâlet mihri sen göster cemâli
Geçelden tahta ol sâhib saadet
Reâyâ hayli gördiler riâyet

Deminde yokdurur hiç kibr u kine
Meger Müslimle kâfir birbirine
Reâyâ adlün ile bagladi üns
Cemâlin cilve-gâh-i gül-sen-i kuds"
Hareket ve davranislarinda vakar sahibi olan Kanunî, uzun boylu, uzunca boyunlu, yuvarlak yüzlü, ela gözlü, siyah kirpikli, kaslarinin arasi biraz açik, dogan burunlu, seyrek disli, genis omuzlu, mevzun ve yakisikli, söz ve hareketleri ölçülü, aheste yürüyüslü, arslan heybetli ve mert sözlü idi Âlim, sair ve hakimlerle bulunmaktan hoslanir, hos sohbet, maddî ve manevî bütün iyi hasletleri sahsinda toplamis bir pâdisah idi
Kanunî Sultan Süleyman, göreve getirdigi insanlarin kabiliyet ve derecelerini iyi bilip takdir ederdi Bundan dolayi kendisine gelisi güzel adam tavsiye edilemezdi O, adam yetistirmesini de bilirdi Nitekim oglu Selim ve torunu III Murad dönemlerinde ileriyi gören devlet adamlari onun zamaninda yetismis olanlardir
O, vakur, azim ve irade sahibi, yaratilis itibariyle çok konusmadigi gibi, verecegi kararlarda da acele etmezdi Bir konuda karar vermek istedigi zaman çok düsünür, gerekenlerle istisarelerde bulunur, çikan sonuca göre verdigi karardan geri dönmezdi Devlet nüfuz ve haysiyetine halel getirecek konularda müsamaha göstermezdi Kendisiyle görüsenlerin kapali mütalaalarindan ne demek istediklerini anlar ve ona göre cevap verirdi
Sultan Süleyman'in, fevrî bir yaratilisa sahip olmamasi, kararlarini düsünüp tasinarak ve ekseriya vezirlerine de danisarak vermesi, temkin ve itidali elden birakmamasi, onun basari yolunu açan ve kendisini büyüklüge götüren hasletlerden sayilmaktadir Devlet kudret ve nüfuzunu her seyin üstünde tuttugu, devletin yüksek menfaatlerine aykiri saydigi hareketlere tevessül eden kimseleri, en sevdikleri bile olsa, feda etmekten çekinmedigi bir vâkiadir
O, son seferi olan Sigetvar'a giderken adeta ölüm seferine çikiyordu Baska bir ifade ile ölecegini bile bile bu sefere çikmistir Bunun bütün emâre ve delilleri bilinmekteydi Bununla beraber atalari gibi harp meydaninda ve ordusunun içinde otag-i humayûnunda ölmek istemisti Bu davranisiyla o, son nefesine kadar devletinin selâmetini ve yüceligini düsünmüstü Gerçekten de o, gittigi bu seferinde ordusu içinde iken otag-i humayûnda vefat etmis ve bu olay, dönemin dirayetli veziri Sadrazam Sokollu Mehmed Pasa tarafindan 48 gün gizli tutulmustu Bâki, Kanunî için yazdigi "Mersiye-i Hazret-i Süleyman Han" adli terkib-i bend seklindeki siirinde bunu su misra ile belirtir:"Halk-i cihana kirk sekiz gün duyurmadi"
O, memleketin birçok yerine oldugu gibi Istanbul'un imarina da ehemmiyet verip hizmet eden bir hükümdardir Memleketin kültür ve maarifine hizmet eden Süleymaniye külliyesinden baska, babasinin adina yaptirdigi Sultan Selim Câmii ile müstemilati, ogullari Sehzâde Mehmed ve Cihangir namina yaptirdigi Sehzâde (Sehzâdebasi Câmii) ve Cihangir câmileri ile tesisleri, kizi Mihrimah Sultan nâmina yaptirdigi Edirnekapi ve Üsküdar Câmileri, zevcesi Hürrem Sultan adina insa ettirdigi Haseki sultan Câmii, medrese ve Dârussifa, Istanbul'un görütüsünü çok degistirmislerdir Sonuç olarak o, hayir eserlerine büyük bir önem vererek eserlerinin birçogunu Mimar Sinan'a insa ettirdi ki, Süleymaniye Câmii bunlarin basinda gelmektedir Ayrica Istanbul'a su getirtilmesi yolunda da büyük çabalar sarf etti Nitekim Istanbul'daki kirk çesme denilen su yollari da Kanunî'nin büyük ve önemli eserlerindendir Keza 0, Büyük Çekmece Köprüsü'nü de yaptirmistir Onun hayir eserleri sadece Istanbul'da degil, ülkenin pek çok yerinde vardir Nitekim Bagdad'da Siîlerin uzun bir süre önce yikmis olduklari Imam A'zam Ebû Hanife türbesini imar ve bunun yaninda bir câmi ile bir imâret insa ettirdigi gibi , yine Bagdad'da Kadirîye Tarikati'nin kurucusu Seyh Abdülkadir el-Geylanî türbe ve camisini tamir ile bunlara yeteri kadar vakiflar tahsis etmisti Konya'da Mevlana Celâleddin Rumî türbesi yaninda iki minaleri bir cami ile bir semahâne, bir imâret ve dervisler için hücreler yaptirmisti Kefe ve Iznik'te önceleri kilise iken, sonradan câmie tahvil edilen mabedleri harab olmaktan kurtarmis, Sam'da (Dimask) câmi, medrese, imâret ve mektep yaptirmistir Kudüs'teki Kubbetu's-sahra denilen mukaddes mekânin duvarlarinin içini ve disini nakisli çinilerle süslettirmistir Ka'beyi, daha önceki halifeler gibi tamir ve tezyine çalisan ilk Osmanli Pâdisahidir Bu tezyinatin cevazi hakkinda Seyhülislâm Ebu's-Suûd Efendi'den fetva almis ve insaatin Mekke fukahasi ile Hanefî, Safiî, Malikî ve Hanbelî mezheblerinin imamlari huzurunda yapilmasini emretmistir Bu dört mezheb için 4 medrese yaptirip bunlara Osmanli medreseleri usûlüne göre talebe ve muid tayin ettirmistir Müderrislere yevmiye olarak 50, muidlere 4, talebeye de 2'ser akça tahsis etmistir Bu arada Mekke'nin en büyük ihtiyaci olan su yollari için tahsisat ayirmistir Kanunî Sultan Süleyman'in Istanbul, Haremeyn ( Mekke - Medine), Bagdad ve diger sehir ile bölgelerde yaptirdigi hayir eserlerini tafsilatli bir sekilde veren Eyyûbî de, bu konuya su beyit ile baslar:
"Gel imdi gûs-i câni eyle hazir
Diyem hayrat-i sâhi sana bir bir"
Islâm'dan alinan ilhamla meydana getirilen Osmanli medeniyeti, bir dis medeniyeti oldugu kadar ayni zamanda bir iç ve ruh medeniyeti idi Iste bu müsterek faaliyetin verimleri, taht sehri olan Istanbul'u, yeryüzünün efsaneler ile boy ölçüsen cenneti hâline getirmisti Kanunî tarafindan imar edilip genisletilen sehir, baglar, bostanlar ve tarlalardan gayri Galatasaray'daki Acemioglanlar kislasi ile Venedik ve Lehistan elçilikleri saraylarindan baska bina bulunmayan Beyoglu'na ve Galata'ya dogru tasarak, Kasimpasa, Piyâle Pasa, Ayaz Pasa ve Pîrîpasa mahallelerini kazanmisti Bununla beraber Istanbul'a bir Müslüman Türk sehri karekterini kazandiran baslica hususiyetler, sehri büyük - küçük dinî ve milli merkezler etrafinda toplayan site fikri idi Öyle ki, câmii, mescidi, sebili, imâreti, hani, hamami, tekkesi, türbesi, medresesi, kütüphânesi, çesmesi, meydanlari ve çinarlari, kestaneli, asmali, salkimli bahçeler içindeki evleri,konaklari ve saraylari ile her semt, her mahalle, müsterek bir kültür ve medeniyetten sagilip akan millî ruhun tâ kendisi idi
Hele medreseler, yesilliklerle yazilmis siirler gibi idi Bahçe zevkini o kadar agirbasli, zarif ve asîl çizgilerle halletmis bahçe mimarligi, san'at ile tabiati birbirinin emrine vermis bir tarz ve tanzim saheseri sayilabilirdi Bu dönem öyle bir dönemdi ki, toplum neyi isteyecegini tayin edebilecek kivamli seviyeyi yakaadigi için ne yaptigini da biliyordu Bu sebeple yapici olan hareketlerinde yanilmiyordu Gözün gördügü, elin degdigi, kulagin duyup dudagin söyledigi her sey, millî ve dinî bir özellik tasiyordu
Sehrin göbeginde hesaba gelmez saraylar, câmiler, hanlar ve hamamlar vardi Ami kiyilarda köselerde, bir sebili, bir mescidi, bir türbesi, hatta bir çinari ortasina almis öyle sokaklar, mahalleler bulunuyordu ki, bu kurulus ve istifteki vakar, iffet, hicab ve edep motiflerinin kaynasmasindan çikar siirli terkib, ölüm tehdidi karsisinda dahi dogruyu söyleyen bir dudak gibi yerliye de yabanciya da kendisinin Müslüman Türk oldugunu söylerdi
Böylece sehrin yükü , asla bir semte yigilmamisti Zevk ve san'at, her tarafa birden dagilmisti Bu cemiyet, çiçegi, agaci ve hayvani âdetâ ailesinin birer ferdi imis gibi derecelendirdigi bir muhabbetle seviyor, onlara, hayati içinde yer ve kiymet veriyordu O devrin Istanbul'unda, bahçesiz bir ev, agaçsiz bir bahçe düsünülemezdi Bogaziçi ormanlarini teskil eden çinarlar, meseler, ardiçlar, erguvanlar, çitlenbikler, sehrin içine girince ismi degisir ve koru adini alarak saltanatina devam ederdi An'ane, nebatin da hayvanin da gönülü hâmisi idi Hayatinin içinde yeri olan bu masum yoldaslara saygisizligi, ictimaî suçlardan daa da agir kabul ederek kestirmece "günah" der ve zarurete ona el vuran tahribçiye kötü gözle bakar ve umumi bir nefret agi içine düsürerek kendinden uzaklastirirdi Bugün dahi baltasinin yüzünü çaputla örterek odun kesmeye giden köylü ve kurban edecegi hayvanin evvela gözlerini baglayan adam, o devirlerin saygi mirasindan duygu dagarciginda artiklar kalabilmis bahtiyarlardandir
Emrinde ve hizmetinde olan yaratilmislara âzamî sefkat ve nezâketi imaninin geregi kabul eden an'ane, agaç sevgisi ile hayvan sevgisini at basi takib eder Bunlara karsi saygisizlik ve lâubaliliklere cephe almayi da yine o imanin icabi sayarlardi Kanunî devrinde bir Venedik'li kuyumcunun, tuttugu kusa eziyet ettigini görenler tarafindan sürüklenerek kadi'nin uzuruna götürülmesi,toplumun bu konuda gösterdigi bitmez tükenmez hassasiyetten alinmis basit bir örnektir
Sultan Süleyman, Osmanli hükümdarlari içinde "Kanunî" lakabini tasiyan tek pâdisahtir Bilindigi gibi Osmanli devleti'nin kurulusu ile birlikte ülkede müdevven olsun veya olmasin "Ser'î" ve "Örfî" kanunlar uygulanmakta idi Ancak "Kanun-nâme" seklinde bir codification ameliyesini ilk defa küçük ve eksik olmasina ragmen Fâtih Sultan Mehmed zamaninda ve esasli olarak da Sultan Süleyman zamaninda görüyoruz Onun, Kanunî sifatini almasina sebep olan bu kanun-nâme, süphesiz ki o zamana kadar yavas yavas tekevvün eden huhukî, idarî, malî, askerî ve diger mevzuatin islâh edilerek en mütekâmil sekline kavusmasi bu pâdisah zamaninda olmustur Bu kanun-nâme üç ana bölüm ve bunlarin tali kisimlarindan mütesekkildir Burada, ceza kanununu, vergi kanunlarini, bir de reâyâ ve bazi askerî siniflarla ilgili kanunlari görmek mümkündür Kanun-nâmedeki maddeler, Ebu's-Suûd Efendi'nin fetvalari ile kanuniyet kesbederek "Sultan Süleyman Kanun-nâmeleri" adi ile asirlarca mer'iyette kalmistir Bu kanun-nâme, Kanunî'yi dünya tarihinin büyük hukukçulari arasina sokmaktadir Gerçekten, Kanun-nâme'nin l bâbinin birinci faslinda, ceza hukuku bakimindan devletin bütün tebeasinin (vatandaslarinin) birbirlerine esit oldugu , hepsinin ayni cürümden ayni cezayi görecegi, su ifadelerle nakledilir:
" Cinayat mukabelesinde olan cürmü siyaset bâbinda vaz' oundu ki, sipahî ve raiyyet ve serif ve vazi' ve deni ve refi' arasinda müsterektir Söyle ki: Her kim bu cerâimden birisi ile mücrim ola, mukabelesinde ta'yin olunan ukubetle muâkab ola" Kanun-nâme'nin bu maddesini degerlendiren I Hami Danismend, hakli olarak söyle der: "Herhalde bu vaziyet XVIII asrin sonlarindaki Fransiz inkilâbindan çikan müsavat esasinin Türkiye'ye ancak XIX asirdaki Tanzimat-i Hayriye'den itibaren girebilmis oldugunu iddia edenlerin yüzlerini kizartmak lazim gelecek bir vaziyettir Sahsî hukuk itibariyle sinif ve mevki farki gözetmeyen bu müsavat (esitlik) prensibi, siyasî hukuk bakimindan da Osmanli Imparatorlugu'nun tesekkülünden beri tatbik edilmis en eski mahiyetindedir" Burada sunu da belirtelim ki, gerek Kanunî, gerek kendisinden önceki Osmanli hükümdarlari, gerekse daha sonrakiler, adâlet konusunda son derece titiz davranmak zorunda idiler Zira bu konuda titizlik göstermek, mensubu bulunduklari dinin (Islâm) emri idi Bu din, adâlet sahsî ceza konusunda insanlar arasinda bir ayirim yapmaz Insan olarak herkesi esit ve ayni haklara sahip kabul eder Keza bu din, insanlarin zorla Müslüman yapilmalarina da müsaade etmez Gerçi gerek Islâm'in, gerekse Osmanli'nin bu anlayisini kavrayamayan dönemin Avrupali bazi yazar, elçi ve seyyahari birtakim yanlis degerlendirmelerde bulunurlar Bununla beraber sonunda onlar da gerçekleri söylemekten kendilerini alamazlar Nitekim o dönemden (l530) zamanimiza kadar gelen bir eserde Bosna ve halki ile ilgili bazi bilgiler verildikten sonra " Bununla birlikte Pâdisah, Hiristiyanlarin papazlarina, kiliselerine ve çesitli mezheplerine bagli kalmalarina da izin vermistir"
Osmanlilarin bu büyük pâdisahi zamaninda, nüfus ve arazi tahrirlerine büyük bir önem verildiginden, Kanunî de bir hükmünde, memleketin gerçek vaziyetinin bütün teferrüatiyle bilinmesinin, zamanla meydana çikmasi muhtemel olan bazi yolsuzluk ve haksizliklarin ortadan kaldirilabilecegine isaret etmistir
Kanunî Sultan Süleyman ilim ve kültür adamlarini himaye ettigi gibi onlari çesitli sekillerde taltif edip desteklerdi Kendisi de sair olan ve Muhibbî mahlasiyla siirleri bulunan Kanunî Sultan Süleyman'in, matbu bir de divani vardir Topkapi Sarayi Müzesi Arsivinde kendi el yazisiyla manzumelerini hâvi perakende müsveddeleri mevcuddur Günümüz Türkiye'sinin hemen hemen bütün saglik kuruluslarinda bir levha seklinde duvarlarda asili bulunan ve: "Âlem içre muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sihat gibi
Saltanat dedikleri ancak cihan gavgasidir
Olmaya baht-u saadet dünyada vahdet gibi" misralari da ona aittir
O, sadece kendisi siir söylemekle kalmamis ayni zamanda sair ve ediplerin elinden tutup onlarin yetismelerine de yardimci olmustur Nitekim o, siirdeki kudretini anladigi meshur sair Bâki'nin elinden tutup yetismesine himmet etmistir Nimet ve kadirsinas olan Bâki'nin, Sultan Süleyman'in vefatina dair kaleme aldigi mersiye edebiyatimizin saheserlerindendir Onun, ilim ve marifet erbabina karsi gösterdigi itibar ve onlara olan riayeti pek ziyade idi Zamaninda yetistirdigi ulema ve suâranin (sairler) eserlerini kütüphanesinde saklardi Onun, edebî eserlere verdigi degeri göstermesi bakimindan Kelile ve Dimne'nin mütercimi Alaeddin Ali Çelebi'ye olan iltifati örnek olarak gösterilebilir Ali Çelebi, "Hümayun-nâme" adi ile yaptigi tercümeyi takdim ettigi zaman, o, bu eseri bir gecede okuyarak, mütercimini Bursa kadiligina tayin eder Kanunî'nin büyük bir hükümdar oldugunda ittifak eden tarihçilerden bir kismi, onun devrinin on büyük sadrazami oldugunu ve on mümtaz vasifli defterdar ve nisancisi yaninda, on tane büyük âlim ile on büyük sair bulundugunu da bildirmektedirler
Kanunî Sultan Süleyman'in, toplumdaki insanlari nasil degerlendirdigini ortaya komasi ve onlara nasil bir kiymet atfettigini göstermesi bakimindan nakledecegimiz su olay büyük bir deger tasimaktadir Buna göre bir gün o, mahremleri ile görüsürken onlara dünyanin velinimetinin kim oldugunu sorar Onlarin, "Pâdisah hazretleridir" demeleri üzerine "Hayir, velinimeti-i âlem reâyâ yani köylüdür ki, ziraat ve hirâset (çiftçilik ile ugrasmak) emrinde huzur ve rahati terk ile iktisâb ettikleri (kazandiklari) nimetle bizleri it'am ederler" demisti

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #65
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



II SELîM ve dönemi


Osmanlı pâdişâhlarının on birincisi ve İslâm halîfelerinin yetmiş altıncısı Kânûnî Sultan Süleyman Hanın oğlu olup, 28 Mayıs 1524 senesinde Hürrem Haseki Sultandan doğdu Şehzâdeliğinde mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü Devlet idâresi ve teşkilâtını iyice öğrenmesi için Anadolu�nun çeşitli vilâyetlerinde sancak beyliği yaptı Vâlilik yıllarında tahsile devâm edip, bilgi ve kültürünü arttırdı Çok kuvvetli bir kültür seviyesine sâhip oldu İlim ve sohbet meclislerinde çok bulunurdu
Sultan Süleyman Han (1520-1566), Macaristan seferine çıkıp, Zigetvar Kalesinin fethi öncesinde vefât edince, Pâdişâhın ölümünü gizli tutan Vezîriâzam Sokullu Mehmed Paşa, veliaht Selim�e haber göndererek saltanata dâvet etti Bu sırada Kütahya Sancakbeyliğinde bulunan Selim Han, sür�atle İstanbul�a gelerek 30 Eylül 1566 târihinde tahta çıktı
Sultan Selim Han, Osmanlı pâdişâhı olmasıyla devlet idâresine ve orduya ehil devlet adamları ve kumandanlar tâyin edip, eskilerden bir kısmını da yerinde bıraktı Vezîriâzam Sokullu Mehmed Paşayı vazîfesinde bırakması devlet idâresi ve îmâr faâliyetlerinin devâmında isâbetli oldu22 Haziran 1567�de Edirne�ye geçen Selim Han, burada çeşitli devletlerin elçilerini kabul etti Bu elçilerden özellikle zamânın kudretli devletleri sayılan ve çok değerli hediyelerle gelen Avusturya ve Almanya elçileri dikkat çekiyordu Çünkü Osmanlı Devleti, Kânûnî Sultan Süleyman Han devrinde, devamlı bu iki devletle mücâdele hâlinde bulunmuş ve her iki devlet de Osmanlı Devletinin askerî kuvvet ve kudreti karşısında kaybolup ezilmişti Şimdiyse yeni bir hükümdar tahta geçiyordu İki devletin en büyük endişesi ve merâkı, yeni hükümdârın güdeceği siyâsetti Dedesi Yavuz Selim Han gibi bir doğu siyâseti tâkip ederek İran üzerine mi, yoksa babası gibi Avrupa yakasına mı yüklenecekti? Her iki devlet de, en azından yeni Sultanın siyâseti belli oluncaya kadar Türk ordularını kendi ülkelerinden uzaklaştırmak için, Osmanlı Devletiyle derhâl bir sulh akdine büyük ehemmiyet vermekteydi Selim Han, uzun görüşmelerden sonra, Avusturya ile sekiz yıllığına antlaşma imzâladı (17 Şubat 1567) Buna göre, Kânûnî�nin Zigetvar Seferinde fethettiği yerler Osmanlı Devletinde kalacak, Avusturya İmparatoru her seneOsmanlı Devletine 30000 Macar altını vergi verecekti Ayrıca iki devlet de birbirlerinin haklarına riâyet edecekler ve sınır boylarına saldırılarda bulunmayacaklardı Bu arada iki devlet arasında çıkması muhtemel hudut anlaşmazlıkları, Osmanlı Devletinin Budin, Avusturya�nın da Macaristan vâlisi arasında görüşülüp hâlledilecekti Avusturya ile antlaşma imzâlayan Selim Han, birkaç gün sonra da İran elçisi Şahkulu Hanın, Kânûnî SultanSüleyman Han devrinde imzâlanan Amasya Sulhünün yenilenmesi ricâlarını kabul etti
Bu sırada Yemen�de Zeydî İmâmı Topal Mutahhar�ın ayaklanması ortaya çıktı Kısa zamanda bu ülkenin hemen tamâmı isyâncıların eline geçti Topal Mutahhar sâhile kadar inip Muhâ�yı aldı Osmanlı kuvvetleri Zebîd�de zorlukla tutundular İmâm Mutahhar, Zebîd�i de sıkıştırmaya başlayınca, Osmanlı birlikleri çok kötü bir vaziyete düştüler Bu durum üzerine Yemen�e önce Özdemiroğlu Osman Paşa ve ordudan Koca Sinân Paşayı serdâr olarak gönderen Selim Han, Yemen�in yeniden devlete bağlılığını sağladı
Yemen meselesi çıktığı yıllarda, Büyük Okyanus ile Hind Okyanusu arasında bulunan Sumatra adası, Malaka Yarımadası ve bir takım küçük adalara hâkim olan Müslüman Açe Sultanlığından bir elçi gelmişti Uzun yıllardan beri Hind Denizinde faaliyette bulunan Portekizliler çok zengin tabiî kaynaklara sâhip olan bu adalara göz dikmişler ve Açe Müslüman Sultanlığının istiklâlini tehdit etmeye başlamışlardı Açe Sultanı Alâeddîn Şâh, devrin cihân devleti ve bütün Müslümanların hâmisi durumunda olan Osmanlı Devletinden top, topçu, silâh ve askerî mütehassıslar ve bilhassa istihkâm mühendisleri istiyordu Fakat bu sırada Yemen İsyânı çıktığından yardım geciktirilmişti Selim Han, 1569�da bu uzak sefer için Kızıldeniz Kaptanı Kurdoğlu Hayreddîn Hızır Reis�i memur etti Bu değerli amirâl, Zeydîlerin eline geçenAden�i kurtardıktan sonra, 22 gemilik bir filoyla hareket etti Berâberinde muhtelif usta, birçok top, asker, silâh, mühimmat ve yüzlerce gönüllü levend ve topçuyu Açe Sultânına teslim etti Gelen Türkler buraya yerleştiler Bunların kurduğu donanma ile Açeliler mühim fütuhatta bulundular Açeliler, Türk toplarını ve bayraklarını zamânımıza kadar kutsal bir hâtıra olarak sakladılar Bu sûretle Osmanlı Devletinin tesir alanıUzakdoğu�ya, Güneydoğu Asya ve Endonezya�ya dayandı
1569�da Rusya�nın Hazar kıyılarındaki ilerlemelerinin önünü almak, Astırhan�ı kurtarmak ayrıca İran üzerine yapılacak seferlerde Hazar Denizi vâsıtasıyla askere kısa zamanda zahîre ve harp malzemesi yetiştirebilmeyi sağlamak gâyesiyle Volga Nehri ile Don Nehirlerinin birbirlerine çok yaklaştıkları bir noktada kanal açma teşebbüsüne girişildi Ancak kış mevsiminin gelmesi üzerine çalışmalar tamamlanamadı Ertesi yıl da İran ile Rusya�nın Kırım Hânını kandırmaları yüzünden, tekrar işbaşı yapılamadığından bu büyük teşebbüs gerçekleştirilemedi
1569 Haziran ayında İskenderiye yakınlarında Nil teknelerinin yolunu kesen Venedik korsanlarının Müslümanları esir alıp Kıbrıs�ta satmaları olayına çok hiddetlenen Selim Han, derhâl Venedik�e bir elçi göndererek Kıbrıs�ın Osmanlı Devletine terkini istedi Bu isteğin Venedik tarafından reddi üzerine sefer hazırlıklarına başlandı
Aslında Kıbrıs�ın Osmanlı Devletince fethini mecbûrî kılan birçok sebep vardı Osmanlı Devletini, hâkimiyeti altındaki Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine ulaştıran kara yollarının, uzun, yorucu ve yetersiz olmasına karşılık, Kıbrıs üzerinden bu ülkelere her türlü lojistik destekler daha çabuk, rahat ve ekonomik olarak ulaştırılabilirdi Ancak Kıbrıs�ın, büyük deniz gücüne sâhip Venedik Cumhûriyetinin elinde bulunması bu imkânı ortadan kaldırmaktaydı Ayrıca Kıbrıs veya yakınlarından geçen Osmanlı ticâret ve hacıları taşıyan yolcu gemileri, Akdeniz�de Hıristiyan korsanları tarafından vurularak soyuluyor, Venedik de bu korsanları himâye ediyordu
İkinci Selim Han, hazırlıkları bitirdikten sonra, Kıbrıs serdârlığına Lala Mustafa Paşayı tâyin etti ve 15 Mayıs 1570�te donanma İstanbul�dan ayrıldı Lala Mustafa Paşa, bütün Avrupa devletlerinin Venedik�e yardım etmelerine rağmen, şiddetli çarpışmalar sonunda 8 Eylül 1570�te Lefkoşe�yi 1 Ağustos 1571�de de Magosa�yı alarak Kıbrıs�ın fethini tamamladı
Osmanlı askerinin Kıbrıs�a çıkması sırasında Venedik bütün Avrupa devletlerinden yardım istedi Bunun üzerine Papa V Piyer�in yoğun faaliyetleri netîcesinde İspanya Kralı II Filip ve Malta Şövalyeleriyle Venedik arasında bir ittifak kuruldu Bu ittifaka, Toskana, Ceneviz, Savoia ve Ferrara gibi küçük Hıristiyan devletçikleri de katıldı İspanyol KralıFilip�in kardeşi Don Juan�ın komutasındaki 206 gemiden meydana gelen Haçlı donanması, 6 Ekim 1571�de İnebahtı önlerinde görüldü Osmanlı harp meclisinde Kılıç Ali Paşanın şiddetli muhâlefetine rağmen, Kapdân-ı deryâ Müezzinzâde Ali Paşa, donanmada cenkçi ve kürekçi noksanlığını göz önünde bulundurmadan, düşmana saldırılması yönünde karar aldı 7 Ekim�de başlayan muhârebe sonunda, Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı Sâdece sağ kanadı komuta eden Kılıç Ali Paşa, Düşmanın sol kanadındaki Malta donanmasını yok edip kayıp vermeden bölgeden çekildi
Bu başarı Hıristiyanlara hiçbir kâr getirmedi Hıristiyanlar kazandıkları bu zaferin şerefine heykeller dikmekle meşgûlken, bizzat Selim Hanın emriyle hummalı bir çalışma içine giren Osmanlı tersâneleri, 1571-72 kışı içinde İnebahtı�da kaybettiğinden daha büyük bir donanma vücûda getirdi Müezzinzâde�nin eliyle kaptan-ı deryâlığa getirilen Kılıç Ali Paşa, 13 Haziran 1572�de büyük bir donanmayla İstanbul�dan ayrıldı İnebahtı�da gâlip gelmelerine rağmen, donanmaları çok yıpranmış ve bir hayli de asker kaybetmiş olan müttefikler, kendilerini toparlayıp galibiyetin meyvelerini toplamak niyetindeyken bu müthiş Osmanlı donanmasının Akdeniz�de görünmesi, büyük bir şaşkınlıkla karşılandı Müttefik donanması, Osmanlı donanmasının karşısına çıkmaya cesâret edemedi İttifaktan ayrılan Venedik, Fransa aracılığıyla barış istedi 7 Mart 1573�te imzâladığı antlaşma ile Kıbrıs�ın Osmanlı Devletine âit olduğunu kabul etti Kânûnî devrinden beri vermekte olduğu yıllık 500 duka haraç, 1500 dukaya çıkarıldı Ayrıca Kıbrıs Seferinin tazminâtı olarak üç senede ödenmek üzere üç yüz bin duka altını vermeyi taahhüt etti
Kıbrıs�ın fethinden sonra Kırım Hanına bir miktar asker ve top gönderen Selim Han, 1569�da Astırahan Seferi başarısızlığını telâfi etmek ve daha fazla genişlememeleri için gözdağı vermek üzere Rusya içlerine bir sefer düzenlenmesini emretti Nitekim 1571 baharında harekete geçen Devlet Giray Han, 120000 kişilik süvârîden meydana gelen ordusu ileRusya üzerine yürüdü Çok sür�atli hareket eden Devlet Giray, yaptığı muhârebelerde Rus ordularını on binlerce zâyiât verdirerek dağıttı ve Moskova�ya girdi 150000 esirle Kırım�a dönen Devlet Giray Han, bu zaferi üzerine Taht-alan lakabıyla anıldı Ertesi yıl tekrar sefere çıkan Devlet Giray Han, Oka Nehrine kadar uzandı Bu başarıları üzerine İkinci Selim Han, murassâ kılıcı, hil�at ve nâme-i hümâyûn göndererek Devlet Giray�ı tebrik etti Çar, Osmanlı Devletine bağlı Kırım Hanlığıyla, yılda 60000 altın vergi vermeyi kabûl ederek barış yaptı
1574 yılında Boğdan Voyvodası Loan celCumplit isyân ederek, Lehistan�ın da yardımıyla Tuna�nın batı kıyısındaki İbrâil, Dinyester�in güney kıyısındaki Bender ve Dinyester boyundaki Akkerman gibi mühim kaleleri ele geçirdi Üzerine gönderilen ve küçük Türk birlikleriyle desteklenmiş olan Eflak Voyvodasını yendi Bunun üzerine Selim Han, Üçüncü Vezir Ahmed Paşa ve Kırım Hanı Âdil Giray�ı isyânı bastırmakla görevlendirdi Kısa zamanda bölgeye giden Ahmed Paşa ve Âdil Giray Han, Tuna�nın güneyinde üç gün süren kanlı muhârebeler sonunda, âsîleri ve onlara yardım eden Lehistan kuvvetlerini imhâ ettiler (9 Haziran 1574) Âsi Voyvoda da yakalanarak cezâlandırıldı ve yerine Petru Şiopul tâyin edildi
İkinci Selim Hanın ilgilendiği işlerden biri de Tunus meselesi�ydi İspanya�nın Tunus�tan bir türlü elini çekmemesi bu devletle harp hâlinin devâm etmesine sebep oluyordu Osmanlı donanması, Kıbrıs Seferine çıktığı sırada, Cezâyir beylerbeyi olan Uluç (Kılıç) Ali Paşa da Tunus üzerine yürümüş ve 30000 kişilik kuvvetle karşısına çıkan Hafsî Sultânı Mevlây Hamîd�i yenip, ikinci defâ fethetmişti Fakat kendi yanında fazla bir kuvvet bulunmadığı gibi, bu arada Kıbrıs Seferine katılma emri de aldığından, Tunus�a Ramazan Beyi bırakarak donanmasıyla birlikte Kıbrıs Seferine katılmıştı
Kaptan-ı deryânın bölgeden uzaklaşmasından sonra, İspanya Kralı Don Juan büyük bir donanmayla Tunus üzerine yürüdü Direndiği takdirde İspanyolların sivil halka karşı katliâma girişeceklerini anlayan Ramazan Bey, Kayrevân�a çekildi ve bu sûretle Tunus bir kere daha İspanyolların eline geçmiş oldu (Ekim 1573) Don Juan, Tunus hükümdârlığını kendi taraftârı Mevlây Muhammed�e verip bir miktar da asker bırakıp İspanya�ya döndü
Cezâyir ve Trablusgarb Osmanlı Devletinin elinde olduğu hâlde, ikisinin ortasında bulunan ve stratejik ehemmiyeti büyük olan Tunus�un, İspanyol hâkimiyeti altında halka zulüm eden kukla bir hükûmet elinde olması, Akdeniz�de hâkimiyeti elinde bulunduran Türk donanması için tehlikeydi Bu sebeple İkinci SelimHan, Tunus işinin kökünden hâlledilmesi için emir verdi Kapdân-ı deryâ Kılıç Ali Paşa, yanında kara ordusu serdârı Koca Sinan Paşa olduğu hâlde Tunus�a hareket etti (15 Mayıs 1574) Navarin üzerinden Sicilya sularına geçen donanma, Messina havâlisini de vurduktan sonra, Tunus üzerine yürüdü İki yüz ellinin üzerinde harp gemisi ve kırk-elli bin civârında askerden meydana gelen muhteşem Osmanlı donanması, Tunus önlerine gelir gelmez derhâl Halk-ul-Vâd Kalesi yakınına çıkarma yaptı Koca Sinân Paşa kendisi Halk-ul-Vâd�ı kuşatırken, Trablusgarb Beylerbeyi Mustafa Paşa ile eski Tunus Beylerbeyi Haydar Paşayı Tunus Gölü ile şehir arasında bulunan Bastiyon Kalesini fethe memur etti
Tunus�un yıllardan beri İspanyollar tarafından tahkim edilerek hiçbir sûretle zaptedilemez diye öğündükleri Halk-ul-Vad, Osmanlı ordusuna ancak otuz üç gün mukâvemet etti 24 Ağustosta kale fethedilip Mevlây Muhammed�le kale komutanı Don Pietro Cerrera esir edilerek İstanbul�a gönderildi
13 Eylülde Bastion Kalesinin de fethiyle Tunus tamâmen ele geçti Tunus, aynen Cezâyir ve Trablusgarb gibi bir eyâlet hâline getirildi ve beylerbeyliğine Ramazan Paşa tâyin edildi Böylece Tunus�ta üç asırdan fazla sürecek olan Osmanlı idâresi başladı
Tunus meselesinin hâlledilmesinden yaklaşık bir ay sonra; Osmanlı Devletiyle Almanya arasında Zigetvar Seferinden sonra 17 Şubat 1568�de yapılan antlaşma, 4 Aralık 1574�te yenilenerek, sekiz sene uzatıldı Bu antlaşmadan hemen sonra rahatsızlanan İkinci Selim Han, 15 Aralık 1574�te vefât etti Mîmar Sinân�a Ayasofya Câmii avlusunda yaptırdığı türbeye defnedildi
İkinci Selim Han, uzuna yakın orta boylu, açık alınlı, elâ gözlü ve sarışındı Avcılık ve yay çekmede fevkalâde mahâretli olup, zamânında ondan daha kuvvetli yay çeken yoktu Babası Kânûnî Sultan Süleymân devrinde birçok savaşa katılmakla berâber, tahta geçtikten sonra sefere çıkmadı Çünkü devrindeki seferler umûmiyetle büyük deniz seferleri olup bu seferlere de pâdişâhın kumanda etmesi âdet değildi Tecrübeli ve bilgili bir vezir olan Sokullu Mehmed Paşayı hükûmet işlerinde tamâmen serbest bırakmakla berâber, lüzumlu gördüğü birkaç meselede duruma müdâhale etmiştir Âlimlere büyük hürmet göstermiş, çok sevdiği büyük âlim Ebüssü�ûd Efendiyi vefâtına kadar meşîhat (şeyhülislâmlık) makâmında tutmuştur Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defâ İkinci Selim Han çıkarmıştır
İkinci Selim, Kânûnî Sultan Süleyman Hanın bütün şehzâdeleri gibi çok iyi tahsil görmüştü Dîvân sâhibi değerli bir şâirdi Selim ve Selîmî mahlaslarıyla yazdığı şiirler çok beğenilmektedir Yahyâ Kemâl�in; "Bir beyti bir de câmi-i mâ�mûru var" diye övdüğü;
Biz bülbül-i muhrık dem-i şekvâ-yı firâkiz
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
beyti, bütün Türk şiirinin en güzel beyitlerinden biri sayılmaktadırİkinci Selim aynı zamanda îmârcı bir pâdişâhtır Kısa süren saltanat döneminde Türk ve dünyâ sanatının şâheseri sayılan Edirne Selimiye Câmii�ni inşâ ettirmiştir Tâmire muhtaç olan Ayasofya Câmiini yaptırdığı istinâd duvarlarıyla tahkim ettirerek günümüze kadar gelmesini sağladığı gibi, iki minâre eklemiş, yanına iki de medrese yaptırarak külliye hâline getirmiştir Bunlardan başka Mekke-i mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm�ın mermer kubbelerle tezyini, Lefkoşe Selimiye Câmii, Azîz Efendi tekkesi, Navarin limanına hâkim bir mevkiye yaptırdığı kule, hayrâtı arasındadır

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #66
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



Duraklama Dönemi



DURAKLAMA DÖNEMI VE SON BASARILAR
III Mehmet zamaninda Avusturya'ya karsi devam ettirilen savaslarda Egri, Kanije ve Haçova zaferleri elde edilmisse de I Ahmet (1604-1617), Zitvatorok Antlasmasini imzalayarak (1606), Osmanlinin, Avrupa'daki üstünlügünün sona erdigini bir anlamda kabul ediyordu Her ne kadar ele geçen topraklar bu anlasmayla Osmanlida kaliyorsa da, artik iki devletin "esit" sayildigi hükme baglanmisti XVIyüzyil baslarindan itibaren Avusturya ve Iran'la girilen uzun savaslar, ehliyetsiz idareciler, liyakatin yerini iltimas ve rüsvetin almasi, buna bagli olarak devletin askerî ve iktisadî düzeninin temelini olusturan timar sisteminin bozulmaya baslamasi, devletin güç ve otoritesini, halkin huzur ve asayisini güvenligini sarsmistir XVII yüzyila girilirken bu olumsuz sartlar, anarsinin artmasina sebep olmustur Merkez ve tasra teskilâtinda görülen bozulmalar, pek çok isyanin çikmasini ve dolayisiyla devlet nizaminin sarsilmasini beraberinde getirmistir Bu isyanlari üç grupta toplamak mümkündür; Tasrada çikan Celalî Isyanlari, Eyalet isyanlari ve Istanbul merkezli kapikulu isyanlari Celalî isyanlarinin en önemli sebepleri, yukarida da belirttigimiz gibi, devletin uzayan savaslara bagli olarak azalan gelirlerini karsilayabilmek için vergileri artirmasi, timar sistemindeki bozulmalar ve köylünün artan vergilere karsi huzursuzluklari idi Halkin devlete olan güveninin sarsilmasi, isyancilarin gücünü daha da artiriyordu Kalenderoglu, Karayazici, Deli Hasan gibi Celâlîlerin isyanlarina, medrese ögrencisi suhteler ve basibos leventlerin isyanlari da eklenince, devlet isyanlari bastirmada oldukça zorlandi Bu isyanlar yüzünden özellikle Anadolu'da dirlik ve düzenlik kalmadigi gibi, iktisadî durum da oldukça bozulmustur Yine bu otorite boslugu nedeniyle Erzurum ve Sivas gibi yerlerin valileri ile Yemen, Bagdat, Eflâk, Bogdan gibi bagli eyaletlerin yerli yöneticileri de isyan etmislerdi
Istanbul'daki yeniçerilerin ulûfelerini zamaninda alamamalarini bahane ederek çikardiklari isyanlar dogrudan sarayi hedef almistir Fesat yuvasi hâline gelen Yeniçeri Ocagi'ni düzenlemek isteyen II Osman (1618-1622) yeniçerilerin hismina ugramis, isyancilar sarayi basmistir Yeniçeriler, Genç Osman'i tahttan indirerek yerine, III Mehmet'in kardesi IMustafa'yi getirmisler ve bununla da kalmayarak, Genç Osman'i Yedikule Zindanlarinda katletmislerdir Bu olay yeniçerilerin bir padisahi tahttan düsürüp, katletmelerinin ilk örnegi olmasi açisindan dikkat çekicidir
Yeniçerilerin basa geçirdigi IMustafa'nin bir yil sonra ölmesiyle, Osmanli tahtina IV Murat geçer (1623-1640), genç padisah, hâkimiyetinin ilk on yilinda devlet idaresindeki inisiyatifi valide Kösem Sultan'a birakmis ve güçlenene kadar fesat çikaranlara karsi tedbirli davranmistir Ancak saraydaki huzursuzluk ve Anadolu'da yeniden patlak veren isyanlarin tehlikeli boyutlara ulasmasi üzerine 1632'de duruma müdahale eden IV Murat, kisa zamanda otoriteyi tesis etmistir Sert tedbirlerle nifak çikaranlari, seyhülislâm ve kardesleri de dahil, öldürtmekten çekinmemis, bosalan devlet hazinesini yeniden çeki düzene koymustur Toparlanan Osmanli Devleti, Bagdat'i ele geçiren Iran'a savas açti IV Murat, ünlü seferiyle Bagdat'i geri aldi (1638) Iran ile yapilan Kasr-i Sirin Antlasmasiyla (1639), bugünkü sinirlara yakin olan Türk-Iran siniri yeniden çizildi
1640'ta, IV Murat'in ölmesi üzerine yerine kardesi I Ibrahim geçti(1640-1648)
Fakat onun sekiz yillik saltanatinda devlet her açidan kötülemeye baslamisti Sonunda 1648 yilinda o da öldürüldü ve çocuk yastaki IV Mehmet Osmanli tahtina çikarildi (1648-1687) Harem ve Yeniçeri Ocagi devlet islerine istedikleri gibi müdahale eder olmuslardi Bu kötü gidis 1656'da Köprülü Mehmed Pasa'nin sadrazamlik vazifesine getirilmesine kadar devam ettiKöprülü Mehmet Pasa ve onun ailesinden olan diger sadrazamlar XVIII yüzyil baslarina kadar Osmanli Devleti'nin idaresinde belirleyici bir rol oynamislardir Köprülüler Devri olarak bilinen bu dönemde geçici de olsa bir istikrar saglanmis ve Osmanlilar son fetihlerini bu devirde gerçeklestirebilmislerdir Köprülü Mehmet Pasa, içerde sükûneti sagladigi gibi, Venediklilerin eline geçmis olan Bozcaada ve Limni'yi geri alip, Çanakkale Bogazi'ni ablukadan kurtardi Köprülü Mehmet Pasa öldügünde, padisah yine genis yetkilerle oglu Köprülü Fazil Ahmet Pasa'yi sadarete getirdi(1661) Erdel islerine karisan Avusturya'ya karsi baslatilan savasta Fazil Ahmet Pasa, Uyvar'i fethetti Avusturya yapilan anlasmayla, Erdel ile Uyvar ve Neograt kalelerinin Osmanli hâkimiyetinde oldugunu kabul etti Uzun süredir kusatilan, Venedik'in elindeki Girit, Kandiye Kalesi'nin düsmesiyle Osmanli hâkimiyetine girdi(1669) Lehistan'a yapilan sefer sonucunda Podolya da Osmanli topraklarina katildi (1676)
Büyük basarilara imza atan Fazil Ahmet Pasa'nin genç yasta ölmesi üzerine, IV Mehmet, Köprülü'nün damadi Kara Mustafa Pasa'yi sadrazamliga getirdi(1676)
Kara Mustafa Pasa, Çehrin'i ele geçirdi (1678) Bu zaferden sonra, Ruslar, Dinyeper nehrinin saginda kalan topraklari Osmanlilara birakmak zorunda kaldiklari ilk anlasmayi Türklerle yapmistir (1681) Zaferlerin devami getirerek Osmanli'yi yeniden Avrupa'daki en genis sinirlara ulastirmak isteyen Kara Mustafa Pasa, Orta Macaristan'da, Katolik Avusturya'ya karsi isyan eden Protestan Macarlari himayesine aldi Imre Tököli Osmanlilar tarafindan Orta Macaristan krali olarak tanindi Mustafa Pasa, büyük bir orduyla Viyana'ya sefer düzenledi Kanuni'nin ele geçiremedigi Avusturya'nin merkezi Viyana'ya karsi baslatilan bu ikinci sefer boyunca Osmanlilar hiçbir direnmeyle karsilasmadilar 1683'te kusatma basladiginda, Avusturya imparatoru çoktan sehri terketmisti Ancak kusatmanin uzun sürmesi, Lehistan ve Alman askerlerinin, sehrin imdadina yetismesiyle neticelendi Iki ates arasinda sikisan Kara Mustafa Pasa, büyük bir bozguna ugradi (12 Eylül 1683) Osmanlilar Belgrat'a kadar geri çekilmek zorunda kaldi Viyana bozgunu, sadrazamin Belgrat'ta hayatina mal olmustu Osmanli devletine karsi Avusturya, Lehistan, Malta, Venedik ve son olarak Ruslarin katildigi(1696) büyük bir ittifak olusturuldu Osmanlilar dört cephede bu ittifaka karsi mücadele verdigi sirada, içte de huzursuzluk artmaktaydi IV Mehmet tahttan indirilmesiyle yerine II Süleyman (1687-1691) , IIAhmet (1691-1695) devirlerinde huzursuzluk devam etti Bu dönemde yine bir Köprülüzade olan Fazil Mustafa Pasa, ordu ve maliyeyi düzene koymaya yönelik basarili icraatlerde bulunmus ise de ayni aileden Hüseyin ve Nu'man Pasalar, sadaret makaminda basari saglayamamislardi
II Mustafa (1695-1703), Viyana bozgunu ve ardindan gelen toprak kayiplarini önlemek amaciyla üç kez Avusturya'ya sefer düzenledi, ilk iki seferde kismen basari saglandiysa da son seferde Osmanli ordusu Zenta denilen yerde bozguna ugradi Bunun üzerine Ingiltere'nin araya girmesiyle Osmanlilar, ittifak güçleriyle Karlofça Antlasmasi'ni imzalamak zorunda kaldi (26 Ocak 1699) 25 yil için geçerli olacak bu anlasma sonunda, Avusturya'ya Macaristan'in büyük bir bölümü ve Erdel, Venediklilere Dalmaçya kiyilari ve Mora, Lehistan'a ise Podolya ve Ukrayna birakiliyordu Rusya ile yapilan üç yillik ayri bir anlasma ile de Azak Kalesi Ruslara terk ediliyor ve onlarin Istanbul'da daimî bir elçi bulundurmalari kabul ediliyordu Karlofça Antlasmasi, Osmanlilarin toprak kaybiyla neticelenen simdiye kadar imzaladiklari en agir anlasma idi
IEdirne Vakasi adi verilen bir ayaklanma ile Osmanli tahtina III Ahmet geçirildi (1703-1730) Rusya bu dönemde hem Dogu Avrupa hem de Karadeniz istikametinde topraklarini genisletme gayesini gütmekteydi Poltova yenilgisinden sonra Osmanlilara siginan Isveç Krali XII Sarl, iki ülke arasinda yeniden bir savasin baslamasi için bir vesile oldu Bu savas ile Osmanlilar, Karlofça'da kaybettikleri topraklari tekrar kazanma firsatini bulacakti Nitekim Prut'ta sikistirilan Ruslar (1711), anlasma yaparak, Azak'i terk etmek zorunda kaldilar Karadag'da isyan çikartan Venedik'e karsi açilan savaslarda ise isgal altindaki Mora kurtarildi (1715) Bu basarilar üzerine, siranin kendisine geldigini düsünerek harekete geçen Avusturya, Osmanlilari yenilgiye ugrattilar
Temesvar ve Belgrat düstü Osmanlilar Pasarofça Antlasmasini imzalayarak (1718), Temesvar ve Belgrad ile birlikte Küçük Eflâk ve Kuzey Sirbistan'i Avusturya'ya birakti Dalmaçya kiyilarindaki bazi kalelerin Venedik'e terki mukabilinde Mora muhafaza edildi Osmanlilardin Balkanlar ve Orta Avrupa seferleri için staratejik bir mevkiide olan Belgrat'in düsmesi, agir sonuçlar dogurmustur Avusturya, Belgrat'tan Balkan içlerine sarkmakta daha basarili olacaktir

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #67
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



IV MURÂD HAN
ve Dönemi


Osmanlı pâdişâhlarının on yedincisi veİslâm halîfelerinin seksen ikincisi Babası Birinci Ahmed Han, annesi Mâhpeyker (Kösem) Sultandır 27 Temmuz 1612�de İstanbul�da doğdu Tam bir İslâm terbiyesi ve ahlâkı ile yetiştirildi Enderun mektebindeki hocalarından husûsî dersler aldı Genç Osman�ın başına gelen acı felâket ve yerine geçen amcası Mustafa Hanın kısa bir süre sonra tahttan indirilmesi üzerine henüz on bir yaşında iken 10 Eylül 1623�te Osmanlı tahtına çıktı Eyyûb Sultan hazretlerinin türbesinde hocası Azîz Mahmûd Hüdâyî�nin elinden kılıç kuşandı Yaşı küçük olduğu için, devleti bilfiil idâre edemeyeceği görüşü hâkim olarak annesi Mâhpeyker Kösem Sultan, saltanat nâibesi tâyin edildi
Tahta geçtiğinde, iç ve dış işlerdeki karışıklıklar devam ediyordu İdârî işler karışık olduğundan, Yeniçeri ve Sipâhi askerleri zorbalığa baş vuruyorlardı Vasî durumunda olan annesi Mâhpeyker Kösem Sultanın yardımı ile iş başına kıymetli devlet adamları ve kumandanlar getirerek, ortalığı düzeltti İran Şâhı Birinci Abbâs (1588-1629), Osmanlı hudûdunu geçip, Bağdat�ı işgâl ederek, otuz bin Ehl-i sünnet Müslümânı kadın, çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirdi Rus Kazakları ise kayıklarla Karadeniz sâhilindeki bâzı köyleri yaktılar 1625�te sadrâzamlığa getirilen Hâfız Ahmed Paşa, Kazak korsanlarına ve Safevîlere karşı harekete geçti 1625�te Köstence�de Kazakların iki yüz elli kayığı batırılarak, dört bin kadarı öldürüldü Şah Abbâs�ın Bağdat�taki zulmünün önüne geçmek için 1625�te ordu sevk edildi 11 Kasım 1625�te Bağdat yakınlarındaki Azamiyye kurtarılarak, Bağdat kuşatıldı Ancak yeniçerilerin isyânıyla Bağdat kuşatmasını kaldıran Sadrâzam Hâfız Paşa, Irak�ın kuzey ve güneyini işgalden kurtardı
1 Aralık 1626�da Sadrâzamlığa getirilen Kayserili Halil Paşa, tekrar başlayan Safevî saldırılarının önüne geçmek ve Abaza Mehmed Paşanın isyanlarını bastırmak için 4 Aralık 1626�da sefere çıktı Serdar Halil Paşanın muvaffakiyetsizliği üzerine 6 Nisan 1628�de Sadrâzamlığa Hüsrev Paşa getirildi 22 Eylül 1628�de Abaza Mehmed Paşayı yola getiren yeni sadrâzam Safevîlere karşı 5 Mayıs 1630�da Mihribân�da, 14 Temmuz 1630�da Cemhâl�da zafer kazandı İranlılar mağlup olunca, Anadolu�da asâyiş temin edildi
Dördüncü Murâd Hanın yaşının küçüklüğünden istifâde eden yeniçeriler, İstanbul�da zorbalıklarını ve ahâliye kötü muâmeleyi artırdılar Sadrâzam Hüsrev Paşanın azlini bahâne eden yeniçeriler ve sipâhiler ayaklanarak saraya yürüdüler Yeni sadrâzam Müezzinzâde Hâfız Ahmed Paşayı öldürdüler (1632) Bundan sonra zorbaların zoru ile sadrazâm olan Receb Paşa döneminde İstanbul�da karışıklıklar günlerce sürdü En küçük bir olayda Receb Paşanın tahrîkiyle harekete geçen zorbalar yeni kelleler istiyorlardı Diğer taraftan tahta geçtiği günden îtibâren bütün hâdiseleri dikkatle tâkip ederek, eşkiyanın elebaşılarını tesbit eden Sultan Murâd Han, 8 Haziran 1632�de devlet idâresini bizzât eline aldı İsyancıların elebaşısı olan Topal Receb Paşayı öldürttü Yeniçeri ve sipâhî ocaklarını sindirerek, zorbalıkların önüne geçti Kahvehâneleri ve meyhâneleri kapatarak tütünü ve alkollü içkileri yasakladı Emri dinlemeyenlere şiddetli cezâlar verileceğini îlân edip, sıkı kontroller yaptı ve yaptırdı
Lehistan Kazaklarının Karadeniz�de Osmanlı sâhillerine ve Rumeli�de Tuna yalılarına yaptıkları saldırının önüne geçmek için 1633 Nisanında Lehistan Seferine çıktı Osmanlı ordusu Edirne�ye geldiğinde, Lehistan hükûmeti sulh istedi 1634�te imzâlanan Osmanlı-Lehistan Antlaşmasına göre; Kazak akınlarına son verilmesi, Leh krallarının Kırım hanlarına ve Osmanlı sultanına vergi vermesi, esirlerin karşılıklı değiştirilmesi kabul edildi
Sultan Dördüncü Murâd Han, Safevî saldırılarının önüne geçmek için ordunun başında sefere karar verip, hazırlıkları tamamladı 18 Mart 1635�te Revan Seferine çıkan Dördüncü Murâd Han, önceden tesbit ettirdiği zorbalardan yolu üzerindekileri cezâlandırdı 27 Temmuz 1635�te Revan önlerine ulaştı Sefer boyunca ordunun başında bulunup, askerlerle alâkadar olan, kuvvet, heybet ve dehşetinden ürkülen Sultan Murâd Hana ordu içinde büyük bir emniyet ve hürmet hissi uyandı 28 Temmuz 1635 gecesi başlatılan Revan kuşatmasında bütün muhârebe plânları tatbik edildi Sultan Murâd Hanın kuşatmanın ilk gecesi yaralanan askerleri ateş hattından geriye çektirerek hastahâne çadırlarında, cerrahlar tarafından tedâvi ettirip, ilâçlarının verilmesini emretmesi ve top atışlarında bulunması askerleri coşturdu Revan kalesini düşürmek için yapılacak umûmî taarruz öncesinde Safevîler vire ile teslim olmak istediklerini bildirdiler 8 Ağustos 1635�te Revan kale muhâfızı Emirgûneoğlu Tahmasp Kulu Han, Sultan Murâd Hana kaleyi teslim etti Revan Kalesi tâmir edilip, içine on iki bin asker ve yeteri kadar cephâne konularak muhâfızlığına Vezir Murtaza Paşa bırakıldı 11 Eylül 1635�te Tebriz şehri tekrar zaptedildi Safevî ordusu, Osmanlılarla meydan muhârebesine cesâret edemediğinden karşılaşılmadı Aras Nehri taraflarındaki Zeynelli aşîretinden bin kadar nüfûsun, Pasin-Erzurum, Tercan-Erzincan taraflarındaki boş arâzilere iskân edilmesi emrolundu Van ve Diyarbakır�da kalan Sultan Murâd Han, Revan Seferine çıkışından on ay sonra 27 Aralık 1635�te İstanbul�a döndü Osmanlı ordusunun doğudan ayrılmasıyla; Safevîler, hududa tecâvüz ederek 1 Nisan 1636�da Revan�ı işgâl ettiler 2 Şubat 1637�de sadrâzamlığa getirdiği Bayram Paşayı Doğu Seferi serdarlığına tâyin eden Sultan Murâd Hanın kendisi de hazırlıklara başladı ve 8 Mayıs 1637�de Bağdat Seferine çıktı 16 Kasım 1638�de kuşatmanın başladığı sırada Pâdişâhtan, daha önce ele geçirilmiş bulunan İmâm-ı A�zam türbesini ziyâret etmesi istendi Ancak Sultan; "Bağdat, sapıkların pis ayaklarıyla kirlenirken, gidip o yüce İmâmı ziyâretten hayâ ederim" cevâbını verdi Derhâl tertibât alarak muhâsaraya başladı Şehirde Bektaş Han Türkmen�in kumandasında 40000 kişilik bir Safevî garnizonu bulunuyordu Şâh Sâfî ise, atlı kuvvetleriyle Kasr-ı Şîrîn�de olup Osmanlı muhâsarasını gün gün tâkip etmesine rağmen müdâhaleye cesâret edemiyordu Sultan Murâd Han, 12000 sipâhiyi İran içlerine sokup Şehriban bölgesini çiğnettiği hâlde, Şâhı savaş meydanına çekemedi Şâh, Bağdat�taki büyük kuvvetlerine güveniyor, Pâdişâhın muhâsaradan bıkınca çekilip gideceğini zannediyordu
Pâdişâhın ve seksen altı yaşındaki şeyhülislâm Yahyâ Efendinin de ön safta olduğu bu kuşatmada dehşetli vuruşmalar oldu Muhâsaranın otuz yedinci gününde ön saflarda yalın kılıç kahramanca çarpışarak askeri coşturan Sadrâzam Tayyar Mehmed Paşa, birkaç kuleyi ele geçirdiği sırada alnından vurularak şehit oldu Yerine sadârete getirilen Kemankeş Mustafa Paşa, selefi gibi gayret edip birkaç kuleyi daha ele geçirdi Bu muvaffakiyetler üzerine muhâsaranın otuz dokuzuncu günü umûmî taarruza karar verildi Sabah erkenden başlayan şiddetli hücum karşısında kale teslim oldu
Böylece on dört sene on bir ay önce bir ihânet sebebiyle Safevîlerin eline düşen Bağdat artık kesin olarak Osmanlı idâresine geçti
Sultan Dördüncü Murâd Han, ilk iş olarak İmâm-ı A�zam ve Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin kabr-i şerîflerini ziyâret etti Bu büyük zâtların türbeleri, sapık düşünceli Safevîler tarafından tahrip edilmiş ve eşyâları yağmalanmıştı Pâdişâh emir verip bütün kabirlerin ve eserlerin tâmirini bildirdi Şeyhülislâm Yahyâ Efendiyi de, bu işlere nezâret etmekle vazîfelendirdi Bu zaferden sonra Bağdat fâtihi diye anılan Dördüncü Murâd Han ordu ile Sadrâzam Mustafa Paşayı Bağdat�ta bırakarak İstanbul�a döndü Sadrâzam Kemankeş Mustafa Paşa, büyük bir kuvvetle İran içlerine doğru harekete geçtiği sırada Şâhın barış isteği ile gönderdiği elçiler geldi Sadrâzam Kemankeş Mustafa Paşayla İran murahhasları Saru Han ve Muhammed Kuli Han arasında yapılan görüşmeler sonrasında, aşağı yukarı bugünkü Türk-İran sınırının tesbit edildiği Kasr-ı Şîrîn Antlaşması imzâlandı (17 Mayıs 1639) Bu antlaşmaya göre; Bağdat, Basra ve Şehr-i zûr havâlisinden mürekkep Irak-ı Arap Osmanlılarda, Erivan Safevîlerde kaldı Ayrıca Safevîlerin gerek Irak, gerekse Kars, Ahıska ve Van taraflarına saldırmayacakları, Eshâb-ı kirâmı kötülemeyecekleri de antlaşma şartları içinde yer almıştı Sultan Murâd Han, doğuda İran�la meşgulken, batıdaki hâdiselerden de günü gününe haber alıyordu Bilhassa Venediklilerin hudut tecâvüzlerine karşı bu Cumhûriyetle bütün ticârî münâsebetlerin kesilmesini ve hemen savaş açılmasını emretti Ancak bu sırada damla hastalığından muzdarip bulunan Sultanın durumu ağırlaştı Bunun üzerine Dîvân, emri çeşitli bahânelerle on üç gün geciktirdi Bu arada Venedik elçisi gelip, dîvânın bütün şartlarını kabûl etti ve savaş durdurulduNitekim çok geçmeden pâdişahın hastalığı daha da artarak 8/9 Şubat 1640 günü, güneş battıktan sonra İmâm Yûsuf Efendi Yâsîn-i şerîf okurken vefât etti Sultanahmed Câmii avlusunda Şeyhülislâm Yâhya Efendinin imâmlığında müezzinlerin "Er kişi niyyetine!" nidâları ve Müslümanların gözyaşları arasında kılınan cenâze namazından sonra babası Birinci Ahmed Hanın türbesine defnedildi
Dördüncü Murâd Han Arapça ve batı dillerine hâkim olup her türlü memleket meselesine vâkıftı İlmi ve ilim adamlarını çok sever, fırsat buldukça ilim meclislerine gider, onları teşvik ederdi Evliyâ Çelebi ve Kâtib Çelebi gibi âlimler, teşvik ettiği kimseler arasında idi Kur�ân-ı kerîm okumayı ve ibâdetlerini hiç ihmâl etmezdi Dedesi Yavuz Sultan Selim Han gibi o da Hırka-i saâdet dâiresinde Kur�ân-ı kerîm okurdu
Ömrünü devlete hizmet ve Allahü teâlânın emir ve yasaklarına itâatle geçiren bu Türk Hakânı, Ehl-i sünnet düşmanı Acemlerin pekçok iftirâlarına mârûz kaldı Bunlar kendilerinde bulunan zilletleri bu büyük pâdişâha da bulaştırmaya kalkıştılar İnsanlara zulüm ettiğini ve içki içtiğini söylediler Halbuki devrin kaynaklarında Murâd Hanın içki içtiğine dâir en küçük bir bilgi yoktur
Birçok târihçinin Kânûnî sonrası en büyük Osmanlı pâdişâhı olarak kabûl ettikleri Dördüncü Murâd Han, hep dedesi Yavuz Sultan Selim Hana benzemeye çalışırdı Gerçekten de birçok vasıfları onunla uyuşurdu Fakat Yavuz�un sâhip olduğu kıymetli devlet adamlarına ve tecrübeye mâlik değildi Tahta geçtiğinde hazine bomboştu Vefâtında ise, on beş milyon altın olup, gümüş paranın haddi hesâbı belli değildi Avrupa baştan başa istihbârat ağı ile örülmüştü Avrupalıların en gizli sırları, Osmanlı Sarayına gününde ulaşıyor ve ona göre vaziyet alınıyordu Tahta çıktığında neye yaradığı belli olmayan yüz bin yeniçeri varken, vefâtında itâat altına alınmış otuz beş bin yeniçeri bulunuyordu Dördüncü Murâd Han, bozulmuş devlet nizâmını yoluna koymak için mülâzimlikleri kaldırdı Timar sistemini yeniden düzene koydu İsrâfın önüne geçmek için kânunlar çıkarttı Sipâhilerden zorbalıkla ele geçirdikleri evkâf idâresini ve diğer hükûmet hizmetlerini aldı Sipâhileri intizam ve itâat altına alarak, bunların ve bir takım bozguncuların toplandığı yerler olan kahvehâneleri kapatarak âsâyişi temin etti Yeniçerilik tahsisâtının şuna buna yemlik olması sûistimâlini kaldırarak, yeniçeriliği ıslhah etti Vefâtında içte ve dışta huzurlu ve îtibârlı bir devlet bıraktı
Sultan Murâd Hanın cesâreti, her türlü zorluğa tahammülü, keskin zekâsı, hünerleri, askerî dehâsı, atıcılık, binicilik, silâhşörlükteki başarısı, askerleri ve tebeası tarafından çok takdir ediliyordu İki yüz okkalık gürzleri kolayca kaldırır, hızla giden iki atın birinden diğerine atlar, attığı ok, tüfek mermisinden uzağa düşerdi Devrinin bütün silâhlarını en iyi şekilde kullanırdı
En küçük suçları bile memleketin selâmeti için cezâlandırmaktan çekinmeyen SultanDördüncü Murâd Hanın merhameti de çoktu Savaş esnâsında otağının yanına kurdurduğu seyyar hastahânelerdeki yaralı ve hastaları ziyâret eder, onlarla yakından ilgilenirdiMemleketin her tarafındaki imârethânelerin vakıf şartlarına uygun şekilde çalışması, fakir ve yetimlerin aç ve açıkta kalmaması için gayret gösterirdi
Din ve devlet menfaatine iş yapanı hemen mükâfatlandıran Sultan Murâd Han, pekçok hayırlı işin yanında, Topkapı Sarayında Revan ve Bağdat köşkü gibi nâdide eserler, köprüler, kervansaraylar, hanlar ve benzeri hayır eserleri de inşâ ettirdi
Boğazda yaptırdığı sarayda, oğlu Muhammed�in doğumunda yedi gece kandiller astırıp şenlikler yapıldığından, buraya Kandilli denildi Kavaklar�daki kaleleri yaptırdığı gibi, pekçok şehrin de surlarını tâmir ettirdi Bağdat�ı feth edince, İmâm-ı A�zam ve Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin türbelerinin tâmirini yaptırdı Kâbe-i muazzamayı su basması üzerine; Ankaralı Mehmed ile Rıdvan Ağayı Kâbe-i muazzamayı tâmirle vazîfelendirdi
Sultan Dördüncü Murâd Han devrinde kazanılan zaferlerin yanında pekçok âlim, şâir, târihçi ve sanatkâr yetişerek kıymetli eserler meydana getirmişlerdir Bunlardan bibliyografya, târih, coğrafya sâhasında Kâtip Çelebi ve Vekâyi-nâme sâhibi Topçular kâtibi Abdülkâdir, Ravdat-ül-Ebrâr ve Zafernâme sâhibi Karaçelebizâde Abdülazîz, Târih-i Gılmânî sâhibi MehmedHalîfe, teşkilât ve idâre sahasında Koçi Bey vardır Yine Erzurumlu Ömer, Nef�i, Azmizâde Mustafa Hâleti, Nâibî, Yahya, Bahâî, Cevrî ve Fehim-i Kadîm, devrinde önde gelen şâirlerdir Yine süslü nesrin on yedinci yüzyıldaki temsilcilerinden Nergîsî de Dördüncü Murâd devrinin meşhûrlarındandırBundan başka şâir olan bu pâdişâhın devrinde halk edebiyâtı sarayca desteklenmiş, zaferlerine destanlar, ölümüne halk şâirlerince şiirler yazılmıştır Bu şâirlerden bâzıları saraya intisap etmişlerdir Bunların belli başlıları Kuloğlu, Kâtibî, Kayıkçı Kul Mustafa gibi halk şâirleridirYine devrin tekke edebiyatındaki büyük temsilcisi Aziz Mahmûd Hüdâyî de, bu devrin sahasında önde gelen şâirlerindendir

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #68
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



GENÇ OSMAN'IN YAPMAK ISTEDIKLERI
Ikinci Osman, Sultan Birinci Ahmed'in büyük ogludur 3 Kasim 1604 Çarsamba günü Istanbul'da dogmus ve Osmanogullari'nin on altincisi olarak on dört yasinda taht'da çikmis, böyle küçük yasta cülûsu dolayisiyle «Genç Osmani» diye anilagelmistir Ikinci Osman'in annesi Mâhfirûze Sultan'dir Birinci Ahmed'in ogullarindan Murad (Dördüncü Murad) iIe, Ibrahim (yanlis olarak «deli» diye anilan) ise, Mâhpeyker Kösem Sultan'dan dogmuslardir Birinci Ahmed'ln ölümü üzerine büyük oglu ikinci Osman'in taht'da çikmasi gerekirken, âni bir degisiklikle, Osman Gazi'den beri devam edegelen verâset kanunu bir tarafa itilivermis ve babadan ogula intikal eden saltanat, bu ânda «Ekberiyyet» kaidesine baglanarak, Ikinci Osman'in yerine, taht'da amcasi Birinci Mustafa çikivermis veya daha dogru bir tâbirle çikartilivermistirl Bu is, Kösem Sultan'in mel'anetidir! Kendi çocuklarina taht yolunu açabilmek için, muvazenesi bozuk olan ve ser'an Hilâfetî caiz olmayan Birinci Mustafa'nin taht'da çikarmasini Kösem Suttan temin etmis ve bu müvazenesi bozuk pâdisah, nasil olsa ilerde hal' edileceginden zaman kazanip oglu Murad'i taht'da çikarmak gayesiyle Ocak Agalarini ve bâzi devlet erkânini elde ederek verâset usulünû el çabukluguyla degistirmis, böylece Ikinci Osman'i saltanattan mahrum etmek, istemisse de, muvaffak olamamistir! Gerçi, Birinci Ahmed'den sonra Birinci Mustafa pâdisah olmustur ama, saltanati ancak doksan alti gün sürmüs ve muvazenesizligi dolayisiyle hal' edilen bu on besinci Osmanli pâdisah yerine, 26 subat 1618 Pazartesi gûnü Genç Osman taht'da çikmistir Buna ragmen Kösem Sultan mel'anetin de devam etmis ve «Hâile-i Osmaniyye» ile Genç Osman'i alasagi etmesini bilmlstir! Osmanli pâdisahlari içinde zekâsi, kuvvetli tahsil ve terbiyesi yanisira, fizik güç ve irâde saglamligiyle de temayüz eden Genç Osman, yasindan umulmayacak derecede büyük ve mühim islere tesebbüs edip, âni bir hamle ile bunlari tatbike koyulmustur ! Sayalim, bu büyük ve mühim islerden bazilarini: 1Tereddi ve tefessüh edip kozmopolit bir cemiyet haline gelen Yeniçeri ve Sipahi Ocaklarini tamamiyle ilga ve imha ederek, onlarin yerine, Anadolu Suriye ve Misir Türkleriyle Türkmenlerinden milli bir ordu kurmak 2Payitahti Istanbul'dan Anadolu'ya nakledip, kozmopolit bir muhitten millî bir muhite geçmek 3Ilmiyye sinifinin siyasî ve malî kudret ve nüfuzunu kirarak, bozulmaya baslayan bu zümreyi islah etmek 4Kozmopolit saray an'anelerini degistirerek «Harem-i Hümâyûn»u tasfiye etmek ve hânedanin Türk ailelerinden nikahla kiz almasina yol açmak 5Fâtih ve Kanunî'nin eskiyen mevzuati yerine yeni kanunlar tedvin etmek Ikinci Osman, yapmak istedigi bu reformlar dolayisiyle karsilastigi muhalefet üzerine su beyti söylemistir: Niyyetûm hidmet idi saltanat-u devtetime Çalisur hâsid ü bedbâh, aceb nekbetime (Niyyetim, saltanat ve devletime hizmet etmekti amma, ne istir ki, kiskanç ve kötû dilekliler hep felâketime çalisir)

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #69
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



LÂLE DEVRI Pasarofça Antlasmasi neticesinde ortaya çikan barisi iyi kullanmak isteyen Osmanlilar, artik Avrupa karsisinda savunma durumunda kalacagini anladigindan, Balkanlardaki sinir kalelerini tahkim etme, bölge halkini yaninda tutmak için vergileri azaltma siyaseti uygulamaya agirlik vermekteydi Damat Ibrahim Pasa, Osmanlilara üstünlük kurmus olan Avrupa'yi her yönüyle tanimak için Avrupa baskentlerine elçiler göndertti 1718-1730 yillari arasindaki bu dönem, sanatta lâle motifinin islenmesi sebebiyle "Lâle Devri" adiyla anilmaktadir Bu dönemde matbaa açilmasi, çini ve kumas fabrikasi kurulmasi gibi bazi müspet yenilikler yapilmissa da, III Ahmet ve saray çevresinin sasali eglenceleri ve harcamalari huzursuzlugu artirmaktaydi Damat Ibrahim Pasa'nin, Iran'a karsi baslatilan savasta (1722) kesin netice alamamasi ve uzayan savas esnasinda Tebriz'in sadrazamin gizli emriyle Iran'a terk edildigi haberi, muhalefetin harekete geçmesine yetti
Patrona Halil Ayaklanmasi'nin patlak vermesiyle bu dönem sona eriyordu Damat Ibrahim Pasa ve yakinlariyla Sultan III Ahmet asiler tarafindan katledildiler (1730)Bu olayin ardindan III Ahmet'in yegeni IMustafa hükümdarliga getirildi (1730-1754) Kafkaslardaki sinir olaylarini bahane eden Rusya, Kirim Tatarlarina karsi büyük bir saldiri baslatti Azak ve Bahçesaray Ruslarin eline geçti (1739) Fransa'nin da tesvikiyle Osmanlilar, Rusya'ya karsi savas ilân etti Rusya'nin yaninda savasa katilan Avusturya da, Eflâk ve Bogdan'a girmisti Osmanlilar iki cephede de büyük basarilar kazandilar Prusya, Fransa ve Isveç'in Osmanlilara yakinlasmasi, Osmanlilar karsisinda ummadiklari bir yenilgi tadan Rusya ve Avusturya'yi baris yapmaya zorladi Bu savas sirasinda tekrar Osmanlilarin eline geçen Belgrat'ta bir anlasma imzalandi (18 Eylül 1739) Belgrat Anlasmasiyla, Avusturya, Pasarofça barisiyla elde ettikleri tüm topraklardan geri çekildiler Ruslar da Azak'i terkederek bölgedeki kiyi ve deniz ticaretinin Osmanli gemileriyle yapilmasini kabul etti Bu anlasma geçici de olsa Osmanlilarin toparlanmasini saglamistir Savasta Türklerin tarafini tutan Fransa'yla, Kanuni döneminde taninan imtiyazlari genisleten ve süre tahdidi koymayan yeni bir kapitülâsyon antlasmasi imzalanmistir (1740) Damat Ibrahim Pasa zamaninda baslayan Iran savaslari Lâle Devri'nden sonra da devam etmekteydi Ruslar, çöküs dönemine giren Safavilerin elindeki Azerbaycan ve Dagistan'i isgal etmislerdi
Sirvan halkinin talebi üzerine Osmanlilar duruma müdahale etmis, iki ülke arasinda çikabilecek savas Fransa'nin araya girmesiyle önlenmisti Rusya'nin kuzeydeki isgaline karsin Osmanlilar da Güney Azerbaycan'i topraklarina kattilar Sah Tahmasp 1732'de Osmanlilar ile baris yapti Bu durumu kabullenemeyen Afsar Nadir Bey, Sah Tahmasp'i devirerek kendi hâkimiyetini ilan etti (1736) Osmanlilar bazi topraklari Nadir Han'a birakmaya razi oldu Her iki taraf için de yipratici olan bu uzun savaslar, Kasr-i Sirin antlasmasiyla çizilen sinirlarin aynen kabul edildigi 1746 anlasmasiyla son bulmustur
IMahmut döneminde, basarili savaslarin yani sira, ordu içinde de yeni düzenlemelere gidilmistir Aslen Fransiz olup Osmanli hizmetine girerek beylerbeyi olan Ahmet Pasa, Humbaraci Ocagi'ni kurarak (1734), bati savas tekniklerini burada hayata geçirmis idi IMahmut'un üvey kardesi IIIOsman'in (1754-1757) yerine geçen, amcaoglu III Mustafa (1757-1773) zamaninda da ordu içerisinde bazi islahatlar devam ettirilmistir Nitekim onun döneminde Tophane islah edilerek yeni ve güçlü toplar dökülmüs, donanma yenilenmistir Ancak, Rusya ile baslayan harpler bu yeniliklerin yeterli olmadigini gösterecektir

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #70
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



Gerileme Devri Ve SON


GERILEME DÖNEMI VE GERILEMEYI DURDURDURMA ÇABALARI 1764 yilinda Rusya, Osmanlilarin toprak bütünlügünü garanti ettigi Lehistan'i isgal etmis ve kaçan mülteciler Osmanli sinirini geçen Ruslar tarafindan katledilmistir Bu olay üzerine Osmanli Devleti Rusya'ya savas ilân etmistir(1768) Ruslar, Baserabya ve Kirim'i isgal ettikleri gibi, Ingilizlerin de yardimiyla, Baltik filosonu Akdeniz'e göndererek, Mora Rumlarini isyana tesvik etmisler ve Çesme'de demirli Osmanli donanmasini gafil avlayarak, gemileri yakmislardir Bu arada Misir'da da bir isyan hareketi baslamistir Ruscuk ve Silistre önlerinde Osmanli kuvvetlerinin mevzii basarilar kazanmasinin ardindan II Katerina, Lehistan isini halletmeyi plânladigindan Osmanlilarla anlasma yapmayi kabul etmistir IAbdulhamit'in (1773-1789) basa geçmesinden sonra imzalanan Küçük Kaynarca Antlasmasi ile (21 Temmuz 1774) Kirim Hanligi Osmanlidan kopartilarak sözde bagimsiz bir devlet olmus, Baserabya, Eflâk, Bogdan Osmanlilarda kalmis, ancak Azak ve Kabartay bölgesi Rus hâkimiyetine geçmistir Ruslar bu anlasmayla Ingiltere ve Fransa'ya taninan kapitülâsyonlari da kazanmis ve her yerde konsolosluk açma hakkini elde ederek, Osmanlinin iç islerine karisabilecegi bir ortami kendine hazirlamistir Nitekim 1783'te Kirim'i isgal ve ilhak eden Rusya, Karadeniz'e hâkim olarak, sicak denizlere inme politikasini gerçeklestirme yönünde büyük bir adim atmis, Ortadokslari himaye bahanesiyle de Balkanlardaki nüfuzunu kuvvetlendirmistir
Rusya'nin nihaî amaci, Istanbul'u ele geçirerek Bizans'i yeniden diriltmek idi Iste bu maksatla, Osmanli Devleti'ni taksim etmek üzere Avusturya ile gizli bir anlasma yapildi Bu anlasmayi haber alan Osmanli Devleti, Prusya ve Ingiltere'nin de tahrikiyle Rusya'ya karsi savas açti Halkin infialine neden olan Kirim'i geri almak Osmanlinin en büyük arzusuydu Ancak bu savasa Rusya'nin müttefiki olan Avusturya'nin da katilmasiyla, Osmanlilar iki cephede birden mücadele etmek zorunda kaldilar(1788) Avusturya'ya karsi iki kez savas kazanildi Belgrat ve Banat ele geçirildi Ancak Rusya'ya karsi dogu cephesinde basari saglanamadi Bu tarihlerde Osmanli tahtina III Selim çikmisti (1789-1807) III Selim Isveç ile bir anlasma yaparak Rusya'ya karsi bir müttefik kazanmisti Ancak Rusya Bükres ile Küçük Eflâk'i almis, ardindan da Belgrat ve Bender düsmüstü 1790'da Avusturya Imparatoru IIJoseph ölünce iç ayaklanmalar bas göstermis ve Fransiz ihtilalinin etkileri bu ülkede de hissedilmeye baslanmisti Bunun üzerine yeni Imparator IILeopold, Zistovi anlasmasini imzalayarak Osmanlilarla olan savasi sona erdirdi (1791) Bu anlasma mevcut statükoyu muhafaza eden maddelerden ibaretti Rusya ile de, Ispanya'nin araciligiyla Yas Baris Antlasmasi imzalandi (1792) Rusya'nin savas sirasinda isgal ettigi yerlerden sadece Özi, anlasmayla verilmis oluyordu Hem Avusturya hem de Rusya bu anlasmalarla, Fransa ve Lehistan'daki gelismelere dikkatlerini verirken, Osmanli Devleti de gerekli islahatlari yapmak için bir soluklanma zamani bulabilecekti

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #71
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



19 YY OSMANLI DEVLETI'NDE ISLAHAT ÇABALARI VE OSMANLI DEVLETININ SONU a-Nizam-i Cedit
Iyi bir egitim görmüs olan III Selim bu baris döneminden faydalanarak, devlet içinde, özellikle askerî alanda, islahatlar yapmak istiyordu Bu maksatla, Nizâm-i Cedit adi verilen ilk islahat hareketiyle, yeni bir ordu kurdu(1793) Yeniçeri Ocagi'ni kaldiramayacagini bildiginden, öncelikle Nizâm-i Cedid denilen bu orduyu batili tarzda düzenleyip, basarisini kanitlamak gerekliydi Ancak bundan sonra Yeniçeri Ocagi lagvedilebilirdi Fakat kendileri aleyhine ortaya çikan gelismelerden endise duyan Yeniçeriler, bazi devlet adamlarini da yanlarina çekerek yeniliklere karsi çiktilar ve isyan ettiler Üstelik bu arada Napolyon Bonapart, bir orduyla Misir'i isgale baslamisti (1798) Osmanlilar, Rusya, Ingiltere ve Sicilya'nin da menfaatlerine dokunan Fransiz isgaline karsi harekete geçti Ehramlar savasiyla, Misir'i ele geçirip, kuzeye yönelen Bonapart, Akka'da Osmanli savunmasini geçemedi (1799) Kusatmayi kaldiran Napolyon geri dönerken, yerine biraktigi ordu komutanlari da maglûp edildiler Neticede Fransizlar Misir'i terk etmek zorunda kaldi(1801) Fransa'yi barisa zorlayan önemli bir sebeplerden birisi de, Akdeniz'de Rus ve Türk donanmalarinin is birligi yapmalari, Ingiltere'nin Fransiz savas ve ticaret gemilerini taciz etmesiydi Fransa'nin Akdeniz ve Orta Dogu'daki ticarî menfaatlerinin zedelenmesi onlari barisa zorlamaktaydi
1802'de imzalanan anlasmayla Fransa bölgede yine ticaret yapma güvencesi almis ve kapitülâsyon hakkini elde etmistir Bu olayi bahane ederek Akdeniz'e inen Rus donanmasi, Osmanli donanmasiyla birlikte Fransa'nin elindeki bazi adalari ele geçirmis idi Fakat halk, ebedî düsman olarak gördügü Rusya ile is birligi yapilmasina büyük tepki göstermis ve bunun sonunda III Selim'e ve islahatlarina karsi cephe genislemisti Üstelik Napolyon'un, Orta Dogu'da Araplara yönelik propagandasinin da etkisiyle bölgede bazi isyanlar çikmisti Böylece Bulgaristan ve Sirbistan'da çikan isyanlara bir de Suriye'de ve Hicaz'da çikan isyanlar eklenmis oluyordu Vehhabiler ayaklanarak, 1803-1804'te Mekke ve Medine'yi ele geçirmislerdi Osmanlilarin tekrar Fransa ile yakinlasmalari, Ingiliz ve Ruslari harekete geçirmis ve sonunda Rusya Eflak ve Bogdan'i isgal etmisti Bu savas sürerken Nizâm-i Cedit'in Rumeli"ye de kaydirilmasindan memnun olmayan isyancilar Sehzade Mustafa'nin tahrik ve tesvikiyle birleserek Ikinci Edirne Vak'asi denilen büyük bir ayaklanma baslatmislardi (1806) Neticede Istanbul'da patlak veren Kabakçi Mustafa Isyani III Selim'in sonunu hazirladi Saraya giren isyancilar III Selim'i tahttan indirerek yerine IV Mustafa'yi tahta geçirdiler (29 Mayis 1807) Nizâm-i Cedid lagvedildi Fakat IIISelim'e bagli olan Ruscuk bayraktari Mustafa, yenilik taraftarlariyla birleserek, karsi darbede bulundu Amaci III Selim'i yeniden tahta çikarmakti IV Mustafa'nin, sabik padisahi öldürttügünün ögrenilmesi üzerine, kardesi IIMahmut basa geçirildi (28 Temmuz 1808)
Alemdar Mustafa Pasa sadareti üslenerek, III Selim'in baslattigi islahatlari devam ettirmeye çalisti Nizâm-i Cedit'i, Sekbân-i Cedit adi ile yeniden canlandirdi Ancak ulemayi ve yeniçerileri memnun edemeyen Alemdar Mustafa Pasa, 1809'da çikan bir isyanda öldü
IIMAHMUT VE ISLAHAT HAREKETLERI
IIMahmut devri (1808-1839), hem gerçeklestirilen yenilik hareketleri ile hem de etnik ve siyasî isyanlariyla Osmanli Devleti'nin yol ayrimina girdigi bir dönemi ifade eder IIMahmut, öncelikle orduyu bastan asagi düzenlemek ile ise basladi Yeniliklere karsi çikan Yeniçeri Ocagi bir nizamname ile ortadan kaldirildi Vak'a-yi Hayriye olarak adlandirilan bu köklü degisiklikle (15-16 Haziran 1826), yeni bir ordu olusturuldu Ancak yeniçeriler bu düzenlemeye boyun egmeyerek isyan ettiler Sadrazam'in sarayini basan yeniçeriler sadrazamin ve islahatçilarin baslarini istediler Ancak At Meydani'nda toplanan yeniçeriler dagitildi, ocaklari bombalandi Böylece Avrupa tarzinda yeni bir ordunun kurulmasi yönündeki en büyük engel ortadan kaldirilmis oluyordu II Mahmut hükûmet teskilâtinda da degisikliklere giderek kabine ve nezaret (bakanlik) usulünü benimsedi 1836 yilinda Dahiliye ve Hariciye Nazirliklari kuruldu Avrupa devletleri ile ABD ile ticarî anlasmalar yapildi Iktisadî ve adlî sistemde degisikliklere gidildi Avrupa tarzinda egitim veren rüstiyeler, Harbiye ve Tibbiye okullarinin açilmasi vb gibi egitim alaninda da islahatlar gerçeklestirildi
Fakat, kimi seklî, kimi öze yönelik bu yenilikler devletin içinde bulundugu zorluklari asmasina yetmedigi gibi, Osmanli cografyasindaki parçalanma IIMahmut döneminde daha da hissedilir hale geldi
SIRP VE YUNAN ISYANLARI
Fransiz Ihtilâli'nin getirdigi milliyetçi fikirlerle temellendirilen ancak, daha ziyade arkasinda Rusya ve diger Avrupa devletlerinin tesvik ve tahriki olan etnik ve mahallî isyanlar bu dönemde alevlendi IIISelim zamaninda isyan eden Sirplar, 1812 Bükres Antlasmasi ile bazi imtiyazlar almalarina ragmen, yeniden ayaklandilar Yeniçeri Ocaginin kaldirildigi tarihlerde Sirplarla kismî bir anlasmaya varildi Ancak 1830'da bir hatt-i serif ile Sirbistan'in Osmanli hâkimiyetinde bir prenslik olarak varligi kabul edildi Rusya'nin XIX yüzyila girerken Osmanliya karsi sürdürdügü savaslarin altinda Balkanlari ve özellikle Rumlari Osmanli Devleti'nden koparmak yatiyordu Nitekim Odessa'da yeniden örgütlendirilen Etnik-i Eterya adli cemiyetin baskanligina Yunan Isyani sirasinda Çar IAlexsandre'in yaveri Prens Ipsilanti getirilmisti Yapilan plana göre Yunanistan, Yanya ve Tuna civarinda isyanlar çikarilacakti Ipsilanti 1821'de Romanya'ya geçerek Ortodokslari ayaklandirmaya çalisti fakat basarili olamadi Çar, Türklere yenilerek Macaristan'a kaçacak olan Ipsilanti'yi desteklemekten vazgeçti Bu sirada Mora'da da Patras baspiskoposu isyan etmisti (25 Mart 1821) 1822'de Yunanlilar bagimsiz olduklarini ilân ettiler, Mora'da ve adalarda çok sayida Türk'ü katlettiler Rusya ve Avrupa bu isyani gayriresmî yollardan desteklemekteydiler
Girit ve Mora valiliginin kendisine verilmesini IIMahmut'a kabul ettiren Mehmet Ali Pasa bu isyani bastirmakla görevlendirildi 1822'de Girit'e, 1824-25'te Mora'ya girildi Bu gelisme karsisinda Rusya, Fransa ve Ingiltere aralarinda anlasarak (1827), Yunanistan'in özerk bir prenslik olarak kabul edilmesi hususunda Osmanlilari sikistirmak istediler Türkler bu olayi iç islerine müdahale olarak kabul edip, teklifi reddetti Bunun üzerine Osmanli ve Misir donanmasi Navarin'de, bir kaza sonucu(!), yok edildi Üç ülkeyle iliskiler kesildi ve 1828'de Rusya, müttefiklerinin destegiyle Osmanli Devleti'ne savas ilân etti Rus ordusu doguda Erzurum'u ele geçirdi Batida ise Edirne isgal edildi Padisah, Prusya, Fransa ve Ingiltere elçilerini araya sokarak, Londra Protokolünü kabul edecegini bildirdi Böylece Edirne Antlasmasi(1829) ve ardindan Londra Konferansi (1830) imzalandi Antlasma ile Prut iki ülke arasinda sinir oluyor, Eflâk, Bogdan ile Sirbistan'in özerkligi kabul ediliyordu Girit'in Osmanlilarda kalmasi sartiyla Yunanistan'in bagimsizligi da tasdik ediliyordu
MEHMET ALI PASA iSYANI VE MISIR MESELESI
Mora'nin elden çikmasiyla, oglu Ibrahim'in Mora valisi olma ümidini kaybeden Misir Valisi MAli Pasa, IIMahmut'tan, yardimlarina karsilik, Suriye'nin idaresini istedi Bu istegin reddedilmesi üzerine MAli Pasa harekete geçti ve Filistin ile Suriye'ye girdi (1831) Akka ve Sam, oglu Ibrahim tarafindan ele geçirildi Ibrahim Pasa, kisa zamanda Anadolu'ya kadar ilerledi
Konya yakinlarindaki savasta Osmanli ordusunu yenilgiye ugratti Her birinin ayri hesabi oldugu büyük devletler, telâslanarak araya girmek istediler Fransa ve Ingiltere'nin anlasamamasi üzerine, Rusya durumdan faydalandi Zor durumdaki IIMahmut, Rus ordusunun ve donanmasinin Istanbul yakinlarina gelmesine müsaade etti Rusya'nin kârli çikmasindan endiselenen Fransa ve Ingiltere, IIMahmut ile anlasma yapmasi için MAli Pasa'ya baski yaptilar Neticede Kütahya Antlasmasi imzalandi (1833) Bu anlasmayla, Mehmet Ali Pasa, Misir ve Girit'ten baska Sam ve oglu Ibrahim de, Cidde valiligi yani sira Adana'yi uhdelerine alacaklardi Rusya, yardimlarina karsilik IIMahmut ile Hünkar Iskelesi Antlasmasi diye bilinen bir anlasma yaparak, Istanbul'daki durumunu kuvvetlendirmeyi basardi (1833) Anlasmaya göre Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügünün garantisi ve gereginde Osmanlinin yardimina kosulmasi karsiliginda Rusya, Bogazlarin bütün yabanci savas gemilerine kapatilmasini kabul ettiriyordu IIMahmut, Kütahya anlasmasindan memnun degildi Bu sebeple MAli Pasa'ya karsi yeniden harekete geçti Fakat Osmanli ordusu Nizip'te bir kez daha yenildi (1839) Üstelik Kaptan Pasa, Osmanli donanmasini Misir'a teslim etmisti Bu arada II Mahmut ölmüs ve yerine IAbdulmecit geçmisti (1839-1861)
MISIR MESELESI'NIN ÇÖZÜMÜ VE BOGAZLAR MESELESI
Rusya'nin Hünkar Iskelesi Antlasmasina dayanarak duruma tek basina müdahale etmesini uygun bulmayan Ingiltere ve Fransa yeniden devreye girdiler Avusturya ve Prusya'nin da katilmasiyla Londra'da bir konferans toplandi (1840)
Toplantida Mehmet Ali Pasa'nin veraset yoluyla Misir valiligine sahip olmasi karsiliginda, Suriye'den ve elinde tuttugu Osmanli donanmasindan vazgeçmesi istendi Konferans kararlarini MAli Pasa'nin tanimamasi üzerine Ingiltere Suriye limanlarini donanmasi ile topa tuttu Nihayet MAli Pasa durumu kabul etti IAbdulmecit de iki ferman yayimlayarak onun valiligini onayladi Ardindan Ingiltere kendileri aleyhine olan Hünkar Iskelesi Antlasmasi'nin yürürlükten kaldirilmasini öngören uluslararasi bir konferansa ev sahipligi yapti Londra Antlasmasi ile (Temmuz 1841), Istanbul ve Çanakkale bogazlari'nin baris zamaninda savas gemilerine kapali tutulmasinin kararlastirildigi bir Bogazlar Sözlesmesi imzalandi Böylece Ingiltere, Rusya'nin elinden inisiyatifi almis oluyordu b-Tanzimat Dönemi Daha önceleri gerçeklestirilmeye çalisilan Islahat Hareketleri, Osmanli Devleti'nin kendi iradesiyle uygulamaya çalistigi, içte ve distaki basarisizliklarini önlemeye yönelik yenilikleri ifade etmekteydi Ancak Avrupa ve Rusya'nin mütemadiyen iç islerine müdahale etmesi, Osmanli Devleti'ni, kendi inisiyatifi disinda, yeni tedbirler almaya zorlamaktaydi Özellikle gayrimüslim unsurlari bahane eden devletlerin müdahalelerine firsat vermemek için idarî ve hukukî düzenlemelere gidilmesi düsünülmekteydi Hariciye Naziri Mustafa Resit Pasa'nin hazirladigi düzenlemeler, IAbdülmecit tarafindan tasdik edilmisti 3 Kasim 1839'da IAbdülmecit "Gülhane Hatt-i Hümayunu"nu ilan ettirdi Bu fermanda, dini ve irki ne olursa olsun Osmanli tebaasindan olan herkesin esit olmasi, herkesin yasalara göre yargilanmasi, varligi ölçüsünde vergilendirilmesi ve askerlik süresinin 4-5 yili geçmemesi gibi hükümler yer aliyordu Ayrica Osmanli Devleti bu dönemde Avrupa tarzina öykünen idarî düzenlemelerde de bulundu Bu sekilde Avrupa devletlerinin en azindan bazilarinin, Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügüne saygisinin kazanilmasi hedeflenmekteydi Fakat gelisen siyasî olaylar, bunun o kadar kolay olmayacagini gösterecektir
SARK MESELESi VE KIRIM SAVASI
Tanzimat döneminde nispeten saglanan baris ortami, Rusya'nin müdahalesiyle tekrar bozulmaya basladi Balkanlarda panislavist bir politika izleyen Rusya, ayni zamanda "Kutsal yerler sorunu"nu ortaya atarak, dogrudan dogruya Osmanli Devletinin varligini hedef almaktaydi Avrupalilar tarafindan "Sark Meselesi", önceleri Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügünün saglanmasi seklinde düsünülürken, daha sonra bu topraklarin paylasimi sorunu hâline dönüstürüldü Çünkü Osmanli Devleti artik bir "hasta adam" idi Ancak RMantran'in da ifade ettigi gibi, hasta, kendisini iyilestirmeyi amaçlamayan doktorlarin insafina kalmisti Onlar, Avrupa'nin hasta adaminin mirasini paylasma telâsindaydi
Küçük Kaynarca antlasmasi'ndan sonra Osmanli topraklarindaki Ortodokslar'in haklarini koruma rolünü üstlenen Rusya, Kudüs merkezli "kutsal yerler"in korunmasi ve idaresi hususunu da gündeme getirdi Fransizlarla imzalanan kapitülâsyonlarda, Lâtin din adamlarina Kudüs Kilisesi üzerinde bazi haklar taninmisti
1808'den itibaren Rusya'nin baskilari neticesinde onlarin yerini Ortodoks papazlar almaya basladi Fransa'nin ve Rusya'nin 1850-51'de Bab-i Ali'ye bu durum hakkinda yaptiklari müracaatlar, kurulan komisyonlarda degerlendirildi ve bazi kararlar alindiysa da hiçbirini memnun edemedi Bunun üzerine Çar INikola, Ingiltere'ye Osmanli Devleti'ni aralarinda paylasmayi teklif etti ve Ingilizlerin sessizligini korumasi üzerine de askerlerini Baserebya ve Lehistan'a çikartti Rus elçisi Mençikof'un asiri tavizler içeren teklifini reddeden IAbdülmecit, Ingilizlere yakin olan Mustafa Resit Pasa'yi sadrazamliga getirdi Ruslar 26 Haziran 1853'te, Prut'u geçerek, Eflâk ve Bogdan'i istilâ ettiler Osmanli Devleti, Fransa ve Ingiltere ile ittifak anlasmasi imzaladi Bu ittifaka Avusturya ve Italyan birligini kurmaya çalisan Piyemento hükûmeti de katildi Ittifak donanmasi Çanakkale'de mevzilenmisti Durumdan endiselenen Rusya, askerlerini geri çekmeye basladi Müttefikler, Rusya'nin Karadeniz'deki gücünü ortadan kaldirmak için, Kirim'a yöneldiler Ruslarin en büyük üssü olan Sivastopol, bir yil süren bir kusatmanin ardindan ele geçirildi (1855) Bu sirada tahta oturan IIAlexandre, baris yapmayi kabul etti Müttefiklerin yani sira Prusya'nin da katildigi Paris Antlasmasi ile (30 Mart 1856), taraflar isgal ettikleri bölgelerden çekilecek, Osmanlilarin toprak bütünlügü ve Bogazlarin statüsü, Avrupa'nin "kefilligi" altinda korunacakti Osmanlilarin Avrupa Konseyi'ne dahil edilmesi karsiliginda ise, sultan yeni bir islahat fermani irat edecekti Bu madde ve Karadeniz'in tarafsizliginin kabulü, savasin galibi durumundaki Osmanlilardin aleyhine idi Nitekim, Eflâk ve Bogdan'in birlesmesi ve Sirbistan'a yönelik yeni haklar da Paris Antlasmasiyla tescil edilmisti c-Islahat Fermani :
Henüz Kirim Savasi sürerken, Viyana'da bir araya gelen Ingiltere, Fransa ve Avusturya, Hristiyanlarla Müslümanlar arasindaki farkliliklarin her alanda ortadan kaldirilmasini öngören bir fermani sultanin yayimlamasini, baris için ön sart kosmuslardi Paris Antlasmasi müzakere edilirken, müttefiklerin bu istekleri IAbdülmecit tarafindan yerine getirildi ve Islahat Fermani ilân edildi (18 Subat 1856) Tanzimat'la kabul edilen hususlarin esas alindigi bu fermanla, Müslümanlarla Hristiyanlar arasinda esitlik saglandigi Avrupa'ya garanti edilmis oluyordu Ayrica iç hukuk alaninda ve ticaret hukukunda da yenilikler getiriliyor, Ceza ve medenî hukukun bir bölümü, dinî esaslardan arindiriliyordu Aslinda Tanzimat süreciyle baslayan bu degisiklikler, idari yapilanmada da kendisini hissettirmistir 1868'de Sura-yi Devlet ve Divan-i Ahkam-i Adliye kurularak buralarda hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar görevlendirilmistir Islahat Fermani ile getirilen düzenlemelerin uygulanmasi daha çok IAbdülaziz'in tahta çikmasi (1861-1876) ile gerçeklesebilmistir
Paris Antlasmasina imza koyan devletler, anlasma maddesinde de yer aldigi için Islahat Fermani'ni, Osmanli Devleti'ne müdahale etmede bir koz olarak kullanmislardir Nitekim Fransa, Dürzilerin Katolik Marunilere saldirmasini bahane ederek Lübnan'a asker çikarmis ve 1871'e kadar orada kalmistir Karadag'da çikan bir anlasmazlik yine büyük devletlerin araciligi ile halledilmistir (1862) Güçlü devletler tarafindan tesvik ve tahrik edilen Balkanlardaki Hristiyan topluluklari, çikardiklari isyanlar bastirilsa dahi, Osmanli Devleti'nden yeni haklar elde etmeyi basaracaklardir Örnegin Sirplar ve Bulgarlar yeni haklar elde etmis, Eflâk ve Bogdan'in Romanya adi altinda birlesmeleri kabul edilmistir Muhtariyet haklari genisletilen Misir'da, Ingiliz-Fransiz nüfuz mücadelesi kizismis, III Napolyon'un tesebbüsü üzerine, Abdülaziz istemedigi hâlde Süveys Kanali projesini kabul etmek zorunda kalmis ve kanal 1869'da büyük bir törenle açilmistir
IMESRUTIYET DÖNEMI
Avrupa devletleri ve özellikle Rusya'nin kiskirttigi topluluklar, bagimsizliklarini ilân etmek için harekete geçmekteydiler 1866'da Girit Isyani çikti Yunanistan'a baglanmak amaciyla baslayan isyan bastirilmasina ragmen, Avrupa devletleri araya girerek sultanin Girit'e yeni bir statü vermesini sagladilar (1868) Rusya tarafindan olusturulan komitalar vasitasiyla Bulgarlar ayaklandirildi Onlara da genis haklar verildi (1870) Fakat bununla yetinmeyen Bulgarlar, Bosna ve Hersek'teki karisikliklarin ardindan yeniden ayaklandilar (1875-76)
Bulgar isyani sert biçimde bastirildi Fakat bu sirada Genç Osmanlilar, Abdülaziz'e baslattiklari muhalefeti, mücadeleye dönüstürdüler Nihayet Mithat Pasa'nin öncülügündeki yenilikçi idareciler Abdülaziz'i tahttan indirerek yegeni VMurat'i basa geçirdiler(30 Mayis 1876) Ancak hastaligi sebebiyle üç ay sonra o da tahttan indirilerek, Kanun-i Esasi'yi ilân edecegini beyan eden kardesi IIAbdülhamit Osmanli tahtina çikarildi
Bu arada Rusya'nin Osmanli Devleti'ne baski kurmasini kendi menfaatine aykiri gören Ingiltere, Balkanlardaki bunalimi görüsmesi için Istanbul'da uluslar arasi bir konferans toplanmasini saglamisti Istanbul Konferans çalismalarini sürdürürken IIAbdülhamit Mesrutiyet'i ilân etti (23 Aralik 1876) Kurulacak Meclis-i Mebusan'da bütün topluluklar temsil edilebilecekti Parlâmenter monarsi, Istanbul Konferansi'nin toplanis sebebini tamamen ortadan kaldirmasina ragmen, konferansa katilan devletler, Balkan topluluklarinin bagimsizliklarini istediklerinden bir sonuca varilamadi Osmanli Devleti'nin çagrilmadigi Londra'da toplanan bir baska konferansta, büyük devletler isteklerini tekrarladilar Rusya, Osmanli Devleti'ne alinan kararlari kabul ettirmek için savas ilân etti(Nisan 1877) Tarihimizde "93 Harbi" diye bilinen 1877-1878 Osmanli Rus Harbi, askerî ve siyasî bakimdan önemli sonuçlar dogurmustur
Kanun-i Esasi'nin kabulü ile açilan Genel Meclis, padisah tarafindan seçilen Ayan Meclisi ve halk tarafindan seçilen Mebusan Meclisi'nden ibaretti Londra Konferansi'ndan önce çalismaya baslayan bu meclis, hükûmet tarafindan sunulan teklif ve kanun tasarilarin karara baglayarak ilk dönem çalismalarini tamamlamisti Ancak 93 Harbi'nin sürdügü sikintili zamanlarda meclisteki azinlik mebuslari çalismalari sekteye ugrattigi gibi, bunalimin artmasini da sagliyorlardi Nitekim Gazi Osman Pasa'nin büyük bir kahramanlik göstererek 5 ay savundugu Plevne'yi asan Ruslar, Yesilköy'e kadar ilerlemislerdi Dogu'da ise ancak Erzurum önlerinde durdurulmuslardi Meclis savasin gidisatindan hükûmeti ve padisahi sorumlu tutarak, siyasî tansiyonu yükseltmekteydi II Abdülhamit, devletin ileri gelenleri ve bazi mebuslarla yaptigi toplantidan bir sonuç alamayinca, Kanun-i Esasi'nin kendisine verdigi yetkiyi kullanarak, etnik yapisinin karisikligi sebebiyle çalismalari aksayan meclisi kapatti (14 Subat 1878) Bu IMesrutiyet'in sonu demekti
BERLIN KONGRESI VE BALKANLARDAKI GELISMELER
Istanbul önlerine kadar gelmis olan Rusya ile Yesilköy (Ayastefanos) Antlasmasi imzalandi (3 Mart 1878) Bu anlasmayla, sözde Osmanli'ya bagli Dobruca, Dogu Makedonya ve Trakya'yi içine alan Büyük Bulgaristan Prensligi kuruluyor; Romanya, Sirbistan ve Karadag bagimsizliklarina kavusuyordu Ancak, 2Abdülhamid hanin büyük siyasi dehasiyla Avrupayi ayaklandirmis, Rusya'nin genislemesinden rahatsizlik duyan Avrupa devletlerinin araya girmesiyle bu anlasma hükümleri yürürlüge giremedi
Ingiltere donanmasini harekete geçirdi Osmanli Devleti ile yaptigi bir anlasmayla Kibris'a yerlesti ( 4 Haziran 1878) Araya giren Bismark, ülkesinde bir konferansa ev sahipligi yaparak hem muhtemel bir savasi önlemek hem de Almanya'nin menfaatlerini korumak istiyordu Nitekim Osmanli Devleti, Ingiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, Italya ve Rusya'nin da katildigi Berlin Kongresi 13 Temmuz 1878'de imzalanan bir anlasmayla son buldu Bu anlasma, artik Rusya'nin yani sira, diger devletlerin de parçalamaya çalistiklari Osmanli'dan, kendi paylarini alma anlasmasiydi Berlin ve Ayestafanos antlasmalarinda öngörüldügü gibi, Sirbistan, Karadag ve Romanya'nin bagimsizligi onaylandi Bulgaristan üç bölüme ayrildi Bulgaristan Prensligi haricinde müstakil bir Dogu Rumeli eyaleti olusturuldu Girit'in statüsüne benzer bir statüyle Makedonya, Osmanli Devleti'nin elinde kaldi Yunanistan Tesalya ve Epir'in bir bölümünü aldi Bosna-Hersek, Avusturya tarafindan isgal edildi Rusya, Kars, Ardahan ve Batum'a sahip oldu Berlin Kongresi, büyük devletlerin Osmanli Devleti'ni paylasma ve ortadan kaldirma arzularinin bir neticesi idi Balkanlarda büyük devletlerin inisiyatifiyle ortaya çikan küçük devletçikler, bölgede o dönemden günümüze kadar ulasan siyasî ve etnik çatismalarin piyonlari olmaktan öteye gidemediler Nitekim Avusturya'nin ve Rusya'nin Balkanlarda nüfuzlarini artirmalari, Balkan Savaslari ve IDünya Savasi'nin çikmasina yol açacaktir
Berlin Kongresi'nin sonuçlari kisa zamanda ortaya çikmaya baslamisti Balkanlardan bir pay alamayan Fransa, önceden nüfuz sahasina dahil ettigi Cezayir ile Tunus arasindaki sinir problemini bahane ederek, Tunus'u isgal etti (1881) Fransa ile Ingiltere arasinda çekismeye sahne olan Misir'da, Hidiv Ismail Pasa'ya karsi baslatilan bir askerî ayaklanma ile ortaya çikan durum Istanbul'da görüsülürken, Ingilizler Iskenderiye'yi topa tuttu Osmanlilarin karsi çikmalarina ragmen Ingilizler Misir'i ele geçirdiler(1882) Bulgaristan Prensligi, Dogu Rumeli'de çikan isyani degerlendirerek (1885), bölgeyi kontrolü altina aldi Osmanli Devleti Rusya'nin baskisi sonunda, Kircaali ve Rodop disindaki Dogu Rumeli Valiligi'nin Bulgar Prensligi'nin idaresine geçmesini kabul etmek zorunda kaldi (1886) Ikinci Mesrutiyet'in ilâni sirasinda ise Bulgarlar bagimsizliklarini ilân ettiler (1908) Bulgar, Yunan ve Arnavutlarin hak iddia ettigi Makedonya'da çikan olaylar Osmanli kuvvetleri tarafindan bastirildi Fakat, Rusya ve Avusturya devreye girerek Osmanli hâkimiyetindeki Makedonya'da, ülkelerinden iki gözlemcinin görev yapmasini sagladilar (1893) Megalo Idea adini verdigi Bizans'i diriltme çabasindaki küçük Yunanistan, 1896'da çikan isyani bahane ederek Girit'i ilhaka yeltendi (1896) Osmanlilar Dömeke Meydan Savasi ile Yunanlilari büyük bir bozguna ugrattilar (1897) Fakat Rusya ve Avrupa devletlerinin müdahalesi ile Istanbul'da toplanan bir konferans ile Girit'te valiligine Yunan kralinin oglunun getirildigi özerk bir yönetim kurulmasi, adanin fiilen Yunanistan'a birakilmasi anlamina geliyordu
93 Harbi'nden sonra sun'i bir Ermeni Meselesi ortaya çikarilmisti Osmanli Devleti'ne bagliliklari sebebiyle "millet-i sadika" olarak adlandirilan Ermeniler, önceleri Dogu Anadolu'yu ele geçirmek isteyen Rusya ve ardindan Ingiltere tarafindan kullanilmaya basladilar Hinçak ve Tasnak tedhis örgütlerini kurarak, Istanbul ve tasrada terör yaratan bazi Ermeniler özellikle Ingilizler tarafindan destekleniyorlardi Dogu'da hiçbir zaman çogunluk olamayan Ermenilere kurdurulacak bir devlet ile Rusya Akdeniz ve Orta Dogu'ya sizabilecekti Ingiliz himayesindeki bir Ermeni devleti ise aksine bunu önleyebilirdi Her iki tarafinda kullandigi Ermeniler 1889'dan itibaren tedhise basladilar Van, Erzurum ve Bitlis'te çikan olaylar bastirildi Ardindan baskentte Osmanli Bankasi'na kanli bir baskin yaparak bankayi isgal ettiler IIAbdülhamit'e yönelik bir suikast tesebbüsünde bulundular IDünya Savasi ve Istiklal Harbi yillarinda da Ermeniler devlet aleyhine faaliyetlerini devam ettirmislerdir

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #72
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



II MESRUTIYET DÖNEMI
IMesrutiyet'in kaldirilmasindan sonra IIAbdülhamit içte ve dista meydana gelen olumsuz gelismelerin de etkisiyle, hassas ve planli bir yönetim sergilemeye baslamisti Mesrutiyet taraftarlari da buna karsilik muhalefetlerinin dozunu artirmislardi Osmanlilik fikrinin temsilcisi olan Sadrazam Midhat Pasa 1881'de ölüm cezasina çarptirilmis, sonra affedilerek, Arabistan'a sürgüne gönderilmis ve 1883'te öldürülmüstü
Ali Suavi, Ziya Pasa ve Namik Kemal gibi kisiler de sultan aleyhine faaliyetlerini sürdürüyorlardiBalkanlardaki çalkantilarin yani sira Osmanli Devleti iktisadî açidan da çok zor durumda idi Devlet iç ve dis borçlarini kapatabilmek için batililarin elindeki Osmanli Bankasi ile malî bir anlasma imzalamak zorunda kalmisti (1879 ve 1881) Buna göre banka mali yardimlari karsiliginda, devletin bazi gelirlerini devraliyordu Ingiliz ve Fransizlarin kontrolünde bu maksatla kurulan Düyun-i Umumîye Idaresi Osmanli ülkesini âdeta bir sömürge hâline getirecektir Genç Türkler veya Jön Türkler adi verilen ve yurt disinda ve içinde faaliyet gösteren vatan hainleri ve koyu bir Mesrutiyet taraftarlari, Istanbul'da Ittihad-i Osmani dernegini kurmuslar ve bu dernek 1894/95'te Ittihat ve Terakki Cemiyeti adini almisti Selanik'te Enver ve Niyazi Pasalar gibi subaylarin da katilmasiyla güçlenen Ittihatçilar, Osmanli devletini ancak Kanun-i Esasî'nin yeniden kabulünün kurtarabilecegini düsünüyorlardi Kolagasi Niyazi Bey ve ona katilan Enver Bey'in Resne'de isyan ederek daga çikmalari üzerine IIAbdülhamit anayasayi yürürlüge koyarak IIMesrutiyet'i ilân etti ((23 Temmuz 1908)
17 Aralik 1908'de meclis yeniden açildi Yapilan seçimlerde Ittihat ve Terakki Firkasi basari saglamisti Ancak bu gelismeler esnasinda Bulgaristan bagimsizligini elde etmis ve Girit meclisi Yunanistan'a ilhak karari almisti
Isgal altindaki Bosna Hersek ise Avusturya tarafindan fiilen ilhak edilmisti (5 Ekim 1908) Millî bir politika izlemeyi amaçlayan Ittihatçilar, olumsuz gelismelerin de etkisiyle gittikçe otoriter bir idare olusturmaya baslamislardi Bazi Avrupa devletlerinin de kiskirtmasiyla isyan ettiler IIAbdülhamit olaylari önleme imkani oldugu halde kardes kaninin dökülmesini arzu etmediginden isyancilara karsi çikmadi Bunun üzerine Mahmut Sevket Pasa komutasindaki ordu Selanik'ten yola çikti Ve büyük bir isyan baslattiIsyani çok kolay bastirabilecek olan IIAbdülhamit,kardes kaninin dökülmesini istemediginden isyancilara karsi çikmadi ve isyancilar tarafindan tahttan indirildi (27 Nisan 1909) ve kardesi V Mehmet Resat yerine getirildiBurada büyük sahsiyet ve büyük devlet adami 2Abdülhamidi Rahmetle aniyoruzÜlkeyi çok kötü sartlarda büyük basariyla idare eden büyük devlet adami 2Abdülhamid bir gün mutlaka Dünya savasinin çikip Avrupa ülkelerinin birbirlerine girecegini biliyordu ve bütün siyasetlerini buna göre planlamistiAma kendini bilmez bazi Ittihatciler koskoca Osmanli devletini birkaç hayalleri ugruna Dünya savasina katarak Osmanli Imparatorlugunun yokolmasina vesile oldular
VMehmed (1909-1918) devlet idaresinde inisiyatifi Ittihatçi hükûmete birakmisti Yeni iktidar zamaninda da felâketler birbirini takip etti Osmanli Devleti hizla dagilma devrine girmekteydi
TRABLUSGARP SAVASLARI
Osmanlilarin iç isleri ve Balkanlardaki gelismelerle ugrasmasini firsat bilen Italyanlar, Avusturya'nin Bosna-Hersek'i ilhak etmesi (1908), Arnavutlarin isyani (1910) gibi olaylardan da cesaretlenerek, pastadan pay alabilmek için Trablusgarp'a asker çikardi (Eylül 1911) Italyan donanmasi denizden, Ingilizler ise Misir'i ellerinde bulundurdugundan karadan, Osmanlilarin bölgeye asker göndermesini imkânsiz hâle getirmisti Bu sebeple Osmanli hükûmeti gizlice Türk subaylarini bölgeye göndererek mahallî bir direnisi örgütleme yolunu seçmisti Osmanli ordusu Italyanlara karsi büyük basarilar kazandi Savasi kazanamayacagini anlayan Italya, Osmanlilari barisa zorlamak için Oniki Ada'yi isgal etti Ancak bundan ziyade Balkanlarda baslayan savas Osmanlilarin barisi imzalamaya zorladi Usi Antlasmasi ile Italyanlar isgal ettikleri yerleri muhafaza ettiler (1912)
BALKAN SAVASLARI
Türk-Italyan Savasi'nin basladigi sirada Balkan devletleri aralarindaki anlasmazliklari bir tarafa birakarak, Osmanli Devleti'ne karsi bir ittifak olusturdular Rusya'nin mimarliginda gerçeklesen Bulgar-Sirp ittifakina daha sonra Yunanistan ve Karadag da katildi (1912) Karadag ile baslayan savasa 18 Ekimde diger Balkan devletleri de istirak etti Bu sirada Osmanli askerleri, subaylarin bir kisminin politik çekismelerle mesgul olmasindan dolayi daginik bir hâldeydi Bunun sonucunda Balkan devletleri, Osmanlilar karsisinda kendilerinin de beklemedigi bir zafer kazandilar Yunanlilar Ege adalarini ele geçirdiler Sirplar Kumanova'da üstünlük sagladilar Sirplarin denize çikmalarini önlemek için Avusturya'nin destegi ile Arnavutluk bagimsizligini ilan etti (28 Kasim 1912)
Bulgarlar ise Edirne'yi ele geçirerek Çatalca'ya kadar ilerlediler (19 Kasim 1912) 16 Aralikta Londra'da baslayan görüsmeler bir ara iktidardan düsen Ittihatçilarin yeniden is basina gelmesi üzerine kesilmisti Nihayet Mayis ayinda Londra Antlasmasi imzalanarak IBalkan Savasi sona erdi Gelibolu Yarimadasi hariç Trakya, Bulgaristan'a verildi Makedonya'nin büyük bir kismi Yunanistan ve Sirbistan arasinda paylasildi Özellikle Makedonya'nin paylasimi Bulgarlari rahatsiz etmekteydi Sirbistan ve Yunanistan, Bulgarlara karsi ittifak olusturdu Bu ittifaka Romanya da katildi Bulgaristan ile bu ittifak savasa girince, durumdan faydalanmak isteyen Osmanli Devleti de Bulgar isgalindeki topraklari geri almak için harekete geçti Kirklareli ve Edirne kurtarildi IIBalkan Savasi, taraflarin imzaladigi Bükres Antlasmasi ile sona erdi (1913) Bulgaristan ile imzalanan Istanbul Antlasmasi ile, Meriç nehri iki ülke arasinda sinir oldu Bulgaristan'daki Türklerin haklari belirlendi (29 Eylül 1913) Yunanistan ile imzalanan Atina Antlasmasi ile ise Girit'in Yunanistan'a birakilmasi kabul edildi (14 Kasim 1913) Büyük devletler bu anlasmalardan sonra Çanakkale Bogazi yakinlarindaki Bozcaada ve Imroz'u Osmanlilara geri verdiler Balkan Savaslari, Balkanlardaki Türk varliginin büyük bir kiyima ugramasina sebep olmustur Yüz binlerce Türk savaslar sirasinda ve sonrasinda aç ve yokluk içinde buradan göç etmek zorunda kalmistir
IDÜNYA SAVASI VE OSMANLI DEVLETi'NIN YIKILISI
Sadrazam Mahmut Sevket Pasa'nin öldürülmesi ile (21 Haziran 1913), Ittihat ve Terakki Firkasi, hükûmetin idaresini tamamen ellerine geçirmisti Enver, Talat ve Cemal Pasalar, Osmanli Devleti'nin iç ve dis politikasini belirlemede en etkili nazirlardi Balkan savaslarindan sonra, ordu ve donanmayi güçlendirmek isteyen hükûmet, Avrupa devletlerinden mühendisler ve askerî uzmanlar getirtmekteydi Osmanli Devleti, dis siyasetini de, dengeleri gözeterek yeniden belirlemek ihtiyacini hissetmekteydi Emperyalist devletler, nüfuz alanlarini korumak veya genisletmek maksadiyla siyasî, askeriî ve iktisadî açidan ittifaklar olusturmaktaydi Ingiltere ve Fransa'ya nazaran sömürgecilige geç baslayan Almanya, Afrika, Avrupa ve Orta Dogu'da nüfuz sahasini genisletmek istiyor ve Osmanli Devleti'ne bu maksatla yakin durmayi yegliyordu Avusturya-Macaristan Imparatorlugu da, Balkanlarda Panislâvizmi gerçeklestirmeye çalisan Rusya'ya karsi Almanlarla is birligi içindeydi Ingiltere ve Fransa tarafindan pay edilmis Kuzey Afrika'da gözü olan Italya da bu ittifaka yakindi Dolayisiyla Almanya önderligindeki Üçlü Ittifak'in (Almanya, Avusturya-Macaristan ve Italya) dogal rakibi, Ingiltere'nin öncülügündeki Fransa ve Rusya'dan olusan Üçlü Itilâf (Anlasma) devletleri idi Avusturya-Macaristan Veliahti Ferdinand'in, Sirbistan ziyareti esnasinda bir Sirp tarafindan öldürülmesi (28 Haziran 1914), bu iki cepheyi sicak savasa sokmaya yetti Daha sonra Romanya, Japonya ve ABD Itilaf Devletleri, Bulgaristan ve Osmanli Devleti ise Ittifak devletleri safinda bu savasa girdiler
Osmanli Devleti savastan önce Ingiltere ve Fransa'ya yakin bir politika izlemek istedi Ancak Enver pasa ve sözde Osmanli idaresini ellerinde bulunduran Ittihad ve Terakki cemiyeti yapmis oldugu büyük hatalarla Osmanli devletini Birinci Dünya Savasina sokmuslardir Özellikle Enver ve Talat Pasalar, Osmanli Devleti'nin yeniden silkinmesi ve kaybettikleri topraklari kazanabilmesi için Almanya'nin yaninda yer almayi uygun buluyorlardi Hükûmet baslangiçta tarafsiz kalmayi tercih etmisti Almanlarin IIAbdülhamit devrinden itibaren Osmanli Devleti'nin yenilesme çabalarina katkida bulunmasi ve bu maksatla gönderdikleri askerî ve sivil uzmanlarin varligi, Itilaf Devletleri'nin, Osmanli Devleti'nin tarafsiz kalamayacagi süphesini artiriyordu Bu tutum, dolayisiyla Almanya yanlilarinin tezini kuvvetlendirmekteydi Enver ve Talat Pasa'nin öncülük ettigi bu grup, Almanlarin yaninda savasa girmekle, Kafkaslar, Balkanlar ve Ege'de kaybedilen topraklarin geri alinabilecegi ve Osmanli Devleti'ni nefes alamaz hâle getiren kapitülâsyonlar ve düyun-i umumîden kurtulunabilecegini öne sürmekteydiler Nitekim Almanya'ya ait Goben ve Breslav zirhlilarinin Türk bayragi çekilerek, Rus limanlarini bombalamasi, Osmanli Devleti'nin Almanya safinda savasa girmesine vesile olacaktir (1 Kasim 1914) Osmanli Devleti IDünya Savasi'nda tam yedi cephede mücadele etti; Kafkasya, Kanal, Hicaz ve Yemen, Irak, Suriye ve Filistin, Galiçya ve Çanakkale Bütün cephelerde Osmanli askerleri büyük bir kahramanlik örnegi gösterdiler Ancak, yedi cephede birden savasi sürdürmek, zor sartlar içerisinde bulunan Osmanli Devleti için çok güçtü Enver Pasa'nin kumanda ettigi Kafkas Cephesi'nde Osmanlilar büyük zayiat verdiler Dogu Anadolu ve Trabzon düstü Kanal (Süveys) cephesinde ise Cemal Pasa, Fransiz ve Ingilizlere basariyla direndi Hicaz ve Yemen'deki Osmanli birlikleri, destek görmemelerine ragmen, kutsal yerleri korumak ugruna, harbin sonuna kadar Serif Hüseyin ve Ingilizlere karsi koydular Basra'ya çikan Ingilizler Kuttü'l-Amare'de büyük bir bozguna ugradilar Komutanlari General Townshend esir edildi (29 Nisan 1916) Ancak, 1918'de yeni birliklerle saldiran Ingilizler, ihanet eden Arap kabilelerinin de yardimiyla Basra'da oldugu gibi, Suriye'de de saldirilarini artirdilarOsmanlilar, en büyük direnmeyi Çanakkale'de gösterdiler Itilaf Devletleri 19 Subat 1915'den itibaren muazzam bir donanma ve yüz binlerce askerle saldiriya geçtiler 18 Mart'ta Itilaf donanmasina ait pek çok gemi batirildi Ardindan Gelibolu Yarimadasi'ndaki Settü'l-Bahir ve Ariburnu'na asker çikararak, karadan da saldiriya geçtiler Anzak ve Hint birliklerinin de katildigi kara savaslari, tam bir ölüm kalim savasi oldu Itilaf Devletleri geri çekilmek zorunda kaldi
Bütün dünyaya ögretilen "Çanakkale Geçilmez" sözü, 250 bin Türk evlâdinin sehit kaniyla yazilan bir büyük destan oldu Itilaf Devletlerinin Çanakkale bozgunu, Rusya'nin yardim alma ümitlerini suya düsürmüs ve bunun neticesinde gerçeklesen Bolsevik Ihtilâli, Çarlik Rusyasi'nin sonu olmustur Rusya'nin savastan çekilmesi üzerine 7 Aralik 1917'de imzalanan anlasmayla Dogu cephesinde Türk-Rus Savasi sona ermistir
Osmanli Devleti, IDünya Savasi'nda yedi düvele karsi muhtesem bir mücadele sergilemistir Ancak 29 Eylül 1918'de Bulgaristan'in teslim olmasi Osmanlilar ile Almanya arasindaki irtibatin kesilmesine yol açmistir Müttefiklerinin savastan yenik ayrilmasiyla birlikte Osmanlilar da ateskes anlasmasini imzalamak durumunda kalmislardir Ittihat ve Terakki Firkasi'nin hükûmetten çekilmesinin ardindan kurulan Ahmet Izzet Pasa baskanligindaki hükûmet, Bahriye Naziri Rauf Bey baskanligindaki bir heyeti Limni'nin Mondros limanina göndermis ve Mondros Ateskes Anlasmasi'nin imzalanmasiyla (30 Ekim 1918), Osmanlilar resmen savastan çekilmislerdir Ateskes anlasmasiyla Itilaf Devletleri, Osmanli ülkesini isgal etme hakkini elde etmislerdir Bu durum, Osmanli Devleti'nin fiilen paylasilmasi demekti
Nitekim, Ingiliz, Fransiz, Italyan birlikleri bu anlasmaya dayanarak Anadolu'da isgallere baslamislar, Asirlarca Osmanlinin hâkimiyetinde yasayan Yunanlilar da, agabeylerinin müsaadesiyle Izmir'e asker çikarmislardir (15 Mayis 1919) Isgallere karsi Anadolu halkinda büyük bir infial yaratmis ve, düsmana karsi "Milli Mücadele" baslamistir Itilaf Devletlerinin Sevr Anlasmasi'ni Istanbul hükûmetinin imzalamak (10 Agustos 1920), zorunda kalmasi Milli Mücadele'nin güçlenmesinden endise eden düsmanlarin bir an önce Osmanli varligini ortadan kaldirmayi amaçlamalarindan baska bir sey degildi Fakat bu anlasma hükümleri hiçbir zaman uygulanamadi Halkin açtigi Milli mücadele iradesi,ve savasi bu oyunlari bozdu Istiklâl Harbi'nin kazanilmasiyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmus oldu Yeni Türk devleti 1 Kasim 1922'de saltanati kaldirdi Dolayisiyla bu tarih 622 yil devam eden Osmanli Devleti'nin de resmen sonu oluyordu

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #73
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



III SELİM ve dönemi


Osmanlı sultanlarının yirmi sekizincisi, İslâm halifelerinin doksan üçüncüsü Sultan Üçüncü Mustafa Hanın oğlu olup, annesi Mihrişah Sultandır İstanbul�da 24 Aralık 1761 târihinde, Topkapı Sarayında doğdu Şehzâde Selim�in doğumunda yedi gün, yedi gece "Şehrâyîn", üç gece de Deniz Donanmasında tertiplenen merâsimlerle büyük şenlikler yapıldı Şehzâdeliğinde sarayda mükemmel bir eğitim, öğretim gösterilip, terbiye edilerek yetiştirildi Yüksek din ve fen ilimleri, Arapça ve Farsça öğrendi
Veliahd Selim, devam etmekte olan Osmanlı-Avusturya-Rus Harbinde cephelerden gelen acı haberlere dayanamayan amcası, Birinci Abdülhamid Hanın vefâtıyla 7 Nisan 1789 târihinde Osmanlı Sultanı oldu İçte ve dışdaki meseleleri hâl etmek için yüksek devlet memurlarının katıldığı, 16 Mayıs 1789 târihinde büyük bir dîvân toplantısı yaptı
Dîvânda devlet meselelerinin halli için herkesin fikirlerini söylemesini istedi Dîvândan sonra idârî, mâlî, siyâsî ve askerî meselelerin halli için tâlimat verdi Avusturya ve Rusya ile harplerin devâmına karar verildi Mâliyenin düzelmesi için, sarayda bulunan altın ve gümüş eşyânın büyük bir kısmı paraya çevrilmek üzere, darphâneye gönderildi Merkez ve eyâletlerdeki halk da Sultan Selim Hana yardımcı olmak ve saraya uymak için, altın ve gümüşlerini devlete teslim etti Saray ve halkın yardımlarıyla cepheler takviye edildi Fransa ve İspanya sefirleri sulh; Prusya, Kırım�ın kurtarılması için antlaşma; İsveç ise Rusya�ya karşı yardım talebiyle harp teklif ettiler
Sultan Selim Han, cephelerdeki harbin devâmını istedi İsveç ile Rusya�ya karşı 11 Temmuz 1789 târihinde Beykoz İttifak Antlaşması imzâlandı 1788 yılından beri devam eden Osmanlı-Avusturya harplerinde, Serasker Kemankeş Mustafa Paşa, takviye kuvvetlerle Yaş�tan Rus ordusuna karşı sefere giderken, Foksan�da Avusturya ordusunun âni taarruzuna uğradı Arnavutların ihânetiyle Osmanlıordusu, 1 Ağustos 1789 târihinde Foksan�da bozuldu Avusturyalılar, Belgrat�a kadar ilerleyip, 8 Ekimde şehir düştü 31 Ocak 1790�da Prusya ile Avusturya ve Rusya�ya karşı ittifak anlaşması imzâlandı Prusya�nın arabuluculuğuyla Avusturya ile devam etmekte olan harbe son verilmesi kararlaştırıldı Fransız İhtilâlinin Avrupa�da sebep olduğu hâdiseler üzerine, İngiltere ve Prusya�nın müdâhalesiyle Rusya da antlaşmaya taraftar hâle getirildi Avusturya ile 4 Ağustos 1791 târihinde Ziştovi Antlaşması imzâlandı Antlaşmaya göre; Avusturya 1788-1791 harbinde aldığı yerleri Osmanlı Devletine geri verecekti Rusya ile 1787�den beri Kafkasya ve Balkanlar�da devam eden harp, 9 Aralık 1792 târihli Yaş Antlaşmasıyla neticelendi Osmanlı Devleti, Rusya ile Avrupa�da Dinyester Turla Nehri, Kafkasya�da Kuban Nehri hudut kesildi Osmanlı Devleti, Ziştovi ve Yaş Antlaşmalarıyla, en az kayıpla harbe son verip, büyük mâlî külfetlerden kurtulmuştur Avusturya-Rus harplerinin antlaşmalarla halli sonrasında; Avrupa devletlerinin 1789 Fransız İhtilâli�nin etkisiyle, ülkelerinde meydana gelen hâdiselerle uğraşması, Osmanlı Devletini geçici bir sulh devrine soktu
Sultan Selim Han, devletin dışta sulh devrine girmesiyle; veliahtlığından beri düşündüğü ıslâhatların icraatına geçti Osmanlı Devleti için lüzumlu askerî, idârî, iktisâdî, ticârî ve sosyal ıslâhatları Nizâm-ı Cedid adıyla tatbikat safhasına koydu Son sefer ve harplerdeki mağlûbiyet ve kesin netîce alınamaması, askeriyenin ıslâhını daha fazla gerektiriyordu Sultan Selim Han, devlet adamlarından aldığı lâyihalarla 24 Şubat 1793 târihinde, modern tarzda, yeni bir orduyu Nizâm-ı Cedid adıyla kurdu
Nizâm-ı Cedid ordusunun masraflarının karşılanabilmesi içinİrâd-ı Cedîd Defterdarlığı kurulup, eski sadâret kethüdâlarından Mustafa Reşîd Efendi de bu işle vazifelendirildi Levend çiftliğinde kışla kurulup, yeni ordu hemen tâlime başlatıldı Nizam-ı Cedîd ordusuna getirilen yenilik ve tâlimler, Yeniçerilere de tatbik edilmek istendi Ancak Yeniçeriler, yenilik ve tâlimleri kabullenmeyerek, birkaç ay sonra eğitimi terk ettiler Ordunun teknik sınıfları takviye edilerek; humbaracı, lağımcı, topçu ocakları için yeni kânunlar yapıldı 1794�te Teknik Üniversite mâhiyetinde Sütlüce�de Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn kuruldu Okulun öğretim üyesi, kitap, ders âlet ve edevatları yurtiçi ve dışından bütünüyle karşılandı Nizâm-ı Cedîd ordusu yetiştirilmek üzere Ankara, Kayseri ve Konya�da teşkilât kurulup, askerin mevcudu artırılmaya çalışıldıMülkî ıslâhat da yapılıp, Anadolu ve Rumeli toprakları, yirmi sekiz eyâlete ayrıldı Âyanların eskiden olduğu gibi halk tarafından seçilmesi kânun hâline getirildi Resmî dâirelere tâlimat gönderilerek, yazışmalara, kullanılan dile, tâbirlere dikkat edilmesi ve halkın işlerinin sür�atle tâkip ve yerine getirilmesi istendi İlmiye ricâli(ileri gelen devlet adamları) için yeni nizâmnâme yayınlandı İlmî eserler yazılıp, pekçok kitap tercüme edilerek, yayınlandı Ticârî ve iktisâdî sahada yenilik yapılıp, Zahire Nazırlığı kuruldu Tecdid-i Kânun-i Tımar ve Zeamet kânunuyla, harbe katılmayan tımar ve zeâmet sâhiplerinden topraklarının geri alınması esâsı getirildi
Gayri müslim esnaf ve tüccardan bâzıları vergi ve yurt dışına para kaçırmak ve Osmanlı ülkesinde oturduğu halde, yabancı devlet tebaasına giriyorlardı Bu durum ve paranın dışarıya çıkarılmasına karşı tedbir alındı Avrupa devletlerine daimi elçilikler kurularak, 1793�te ilk tâyinler yapıldı Avusturya, Fransa, İngiltere ve Prusya merkezlerine gönderilen elçiler; bulundukları memleketlerin yalnız siyâseti ve diğer devletlerle olan münâsebetleri hakkında bilgiler toplamakla kalmadılar Aynı zamanda, oraların kültürleri, her türlü ilerleme ve gelişmeleri hakkında bilgiler toplayıp, rapor hâlinde İstanbul�a gönderdiler
Avrupalılar ve Rusya�nın kışkırtmasıyla Balkan kavimleri, İngilizlerin teşvikleriyle Arabistan�da Vehhâbi Bedevîler, Ortadoğu�da Dürzî veMarunîler, Kölemen Beğleri,Rumeli�de kânun kaçaklarından meydana gelen eşkiyânın koruyucusu Kırcalılar da denilen Dağlı Eşkiyası, devlete âsi olup, isyan çıkardılar Bu meselelerin halli için teşebbüs edildiyse de, Fransa�nın Balkanlar, Akdeniz, Kuzey Afrika, Mısır, Filistin ve Suriye�deki faaliyetleri ardından Napolyon Bonapart�ın 1798�de âni harekâtla Mısır�a asker çıkarması sebebiyle bütünüyle tam bir hal çâresi bulunamadı
Sultan Selim Hanın hükümdarlığının üçüncü ayında çıkan Fransız İhtilali�yle, Avrupa devletleri Fransa�ya cephe olmasına rağmen, Osmanlı Devleti meseleye karışmadığı gibi münâsebetlerini de dostâne devam ettirdi Nizam-ı Cedid için, Fransa�dan teknik ve yetişmiş eleman getirildi Fransa�nın müstakbel imparatoru General Napolyon Bonapart, memleketinde görevden alınınca, sultan SelimHanın dâveti üzerine, Nizâm-ıCedid Ordusunda vazife kabul etmişti Osmanlı Devleti; ihtilâlle değişen yeni Fransız idâresini tanıyan ilk devletlerdendi Fakat, Fransa�nın 1795 Basel Antlaşmasıyla Venediklilerden Dalmaçya kıyılarını almasıyla Balkanlarda başlattığı istiklâl (bağımsızlık) fikri propagandası, tâkip edilen siyâsetin değişmesine sebep oldu
Adâlet-Eşitlik-Hürriyet fikriyle yapılan Fransız İhtilâli, çıkış gâyesinden uzaklaşarak, Fransa�nın yayılma siyâsetine döndü Hırvat, Rum veSırplar arasında ihtilâl fikirlerini yaydılar; Yahûdîleri Filistin�de istiklale dâvet ettiler Fransa, bununla da kalmayarak, sömürgecilik zihniyetiyle; İngiltere�yi Akdeniz�den çıkarıp, Uzakdoğu�daki İngiliz sömürgelerini ele geçirmek için Hind�e giden yolların en kısası olan Mısır�a sâhip olmak idealiyle, Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü bozmaya çalıştı Napolyon Bonapart, beş yüze yakın gemiye aldığı Fransız ordusuyla Akdeniz�e açılıp, Malta�yı işgâl ettikten sonra, 2 Temmuz 1798 târihinde İskenderiye�den Mısır�a çıkarma yaptı Fransa�nın beklenmedik harp îlânı ve Mısır�a çıkarma yapması, İngiltere�nin menfaatlerine ters düştüğünden, Akdeniz�deki İngilizAmirali Nelson harekete geçti Amiral Nelson, 1 Ağustos 1798 târihinde Fransız Donanmasını Ebûkîr�de mağlup etti Fransız donanmasının Ebûkîr�de imhâsıyla, Napolyon�un ve Mısır�daki Fransız ordusunun anavatanla irtibatı kesildi Rusya, ihtilâlin tesirinden çarlığı korumak için Fransa�ya karşı Osmanlı Devletiyle ittifak kurdu Karadeniz�den kdeniz�e geçirilen Rus filosu, Osmanlı donanmasıyla birlikte hareket etti Arnavut sâhillerinin muhâfazası ve Venediklilerden Fransa�ya geçen yerlerin alınmasıyla vazifelendirilen Tepedelenli Ali Paşa, Preveze�de Fransızları mağlup etti Osmanlı-Rus donanması Zenta ve Kefalonya adaları sâhilindeki Fransız gemilerini mağlup edip, bir kısmını da zaptetti Bu muvaffakiyetler üzerine, İngiltere ve Rusya ile antlaşma imzâlanarak, ittifaklar resmîlik kazandı
Fransız donanması imhâ edildiğinden Napolyon Bonapart ve ordusunun deniz yolu, Akdeniz�de Osmanlı-İngiliz-Rus donanmasınca kapatıldığından, Osmanlı ülkesinde mahsur kalmıştı Sultan Selim Han, Fransa�ya karşı ordu sevk etmek için tâyinlerde bulundu Sayda Vâlisi Cezzâr Ahmed Paşa, Mısır Seraskerliğine tâyin edildi Tırhala Mutasarrıfı Köse Mustafa Paşa da deniz yoluyla Mısır�a gönderildi Napolyon Bonapart, Mısır�dan çıkış yolu bulmak ve Suriye�ye hâkim olmak için, Akka�yı kuşattı Akka Kalesi,Mısır Seraskeri Cezzar Ahmed Paşa kumandasındaki Nizâm-ı Cedid askerince, Fransızlara karşı kahramanca müdâfaa edildi Napolyon Bonapart�ın inatla taarruzu, Fransızların çeşitli hîle ve vaatleri Akka�da neticesiz kaldı Cezzar Ahmed Paşa ve Nizam-ı Cedid askerlerinin destânî müdâfaası karşısında kuşatmanın altmış dördüncü günü, Napolyon Bonapart; "Akka olmasaydı, Doğu İmparatoru olurdum" diyerek, büyük hayallerle kendisine bağlanan Fransız ordusunu vebâ salgını, sefâlet ve mağlubiyetle önce Kahireye çekip, sonra da yüzüstü bırakarak, 1799 yazında gizlice Fransa�ya kaçtı Mısır�da kalan Fransızlar, Osmanlılara mukâvemet ettilerse de, üst üste mağlubiyete uğradılar 27 Haziran 1801 târihinde imzâlanan tahliye mukâvelesiyle Fransızlar Mısır�ı boşalttı 25 Haziran 1802 târihli Osmanlı-Fransız anlaşması, Fransa ile harp hâline son verdi Mısır Vâliliğine, 1805�te Kavalalı MehmedAli Paşa tâyin edildi Napolyon Bonapart�ın İstanbul şehri ve Çanakkale ile İstanbul Boğazlarını almak istemesi üzerine 24 Eylül 1805�te Osmanlı-Rus ittifâkı yenilendiNapolyon Bonapart tehlikesine karşı İngiltere ve diğer Avrupa devletleri Osmanlılara yardım talebinde bulundular Fakat, Rusya ile ittifak ve İngiltere ile dostluk uzun sürmedi
Arabistan Yarımadasındaki Vehhâbiler, Avrupalılardan gördükleri yardımlarla, çeşitli batı dillerinde birçok yayınlarda da bulunup, 18 Şubat 1803�te Tâif�i muhâsara ettiler Sultan Selim Han, Arabistan�daki hâdiselere esaslı tedbirler almayı plânladıysa da; İngiltere ve Rusya Balkanlar meselesinden Bâbıâli�ye baskı yapmak istemeleri, muvaffak olamayınca, Rusya�nın harp îlân dahi etmeden Osmanlı hududunu ihlâli sebebiyle gerçekleştiremedi Sâdece, Mısır Vâlisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa, sultandan aldığı emirle Vehhâbi isyanını bastırıp, Arabistan ve Mısır�da kısmen huzur ve asayişi temin etti
Sultan Üçüncü Selim Han zamânında İngiltere�nin Ortadoğu�da; Rusya veAvusturya�nın Balkanlarda Osmanlı Devletinin iç işlerine karışıp, müdâhaleci bir siyâset tâkip etmeleri, bu devletlerle harp hâlinde bulunan Fransa�ya yakınlaşmaya sebep oldu Osmanlı Devletine tâbi Eflâk Beyi Konstantin İpsilanti ile Boğdan beyi Aleksandr Moruzzi, Rus yanlısı olduklarından azledilince, İngiltere ve Rusya�nın müdâhalesiyle karşılaşıldı Rusya, harp îlân etmeden, General Michelson komutasındaki altmış bin mevcutlu Rus Ordusuyla, Eflâk veBoğdan�ı işgâle başladı Vezir-i âzam İbrâhim Hilmi Paşa, sefer için Serdar-ı ekrem tâyin edildi
Rusya�nın Balkanlara girmesiyle, İngiltere�de on altı gemiden meydana gelen bir İngiliz filosunuİstanbul önlerine gönderdi İstanbul önlerine kadar gelen İngiliz donanması, Fransa ile münâsebetlerin kesilmesini, Osmanlı-İngiliz ittifakının yenilenmesini teklif ettiler Kabul edilmeyince, teklifi daha da ağırlaştırdılar Eflâk veBoğdan�ın Rusya�ya, Çanakkale Boğazının da İngiltere�ye teslimini teklif ettiler İngiltere�nin teklifleri kabullenmenin ötesinde akıl ve hayâle sığmayacak derecede olduğundan, İngilizler müzâkerelerle oyalanılarak, boğaz sâhillerinin iki yakası askerlerin ve ahâlinin gayretleriyle kısa zamanda tahkim edildi Boğaz sâhillerine birkaç gün içinde bin iki yüzden fazla top yerleştirildi İngiliz donanması, Osmanlı Devletinin ve ahâlinin kuvvetli tepkisini görünce, çekildi Bunun üzerine İngiltere hükümeti, Akdeniz�deki İngiliz donanmasını Mısır�ın zaptıyla vazifelendirdi
İngilizler, Osmanlıya âsi Kölemenlerle anlaşıp, 20 Mart 1807 târihinde İskenderiye�ye çıkarma yaparak teslim aldılar Balkanlarda; İbrâhim Hilmi Paşa, RusCephesine sefere çıkınca, İstanbul�da türeyen âsiler harekete geçti Sultan Selim Hanın, Osmanlı Devleti lehine icraatlarına karşı, iç ve dış düşmanların aleyhine propagandasıyla muhâlefet başladı
1806 Edirne Vak�asına sebep olan Nizâm-ı Cedid aleyhtarlığıyla başlayan muhâlefet, âsilerden Kabakçı Mustafa�nın liderliğinde büyük hâdiselere sebep oldu Yeniçeri zorbaları, 25 Mayıs 1807 Kabakçı Vak�asından sonra; asıl niyetlerini ortaya koyarak, 29 Mayısta Sultan Üçüncü SelimHanı hâl edip, tahttan indirdiler Âsiler, Sultan SelimHanın amcasının oğlu Veliaht Mustafa�yı Osmanlı tahtına geçirdiler Sultan Selim Han, on dört ay Topkapı Sarayında nezâret altında yaşadı Kendisine sâdık devlet adamları ve âsilerin hükümetteki icraatlarını beğenmeyen taraftarları, tekrar tahta geçirmek için faaliyet gösterdiler Sultan SelimHan taraftarları, Rusçuk�taki Alemdar Mustafa Paşa etrafında toplanıp, harekete geçtiler Alemdar Mustafa Paşa, Sultan SelimHanı tekrar tahta geçirmek için Rumeli�deki maiyetiyle İstanbul�a geldi 28 temmuz 1807�de Bâbıâli ve Topkapı Sarayını basıp, Sultan Selim Hanı tahta geçirmek istediyse de muvaffak olamadı Sultan Selim Han, 28 Temmuz 1808 târihinde Harem Dairesinde şehit edildi 29 Temmuzda kalabalık bir cenâze merâsimiyle, Lâleli Câmii yanında babası Üçüncü Mustafa Hanın türbesine defnedildi
Sultan Selim Han, yaratılışında halim, selîm ve çok zekîydi Hayırsever olup, pekçok hayır müessesesi ve eserler yaptırdı Üsküdar�da Selimiye Câmiini ve ÇiçekçiCâmiini yaptı Eyüp Câmiini büyüterek yeniden yaptırdı Karaca Ahmed�de Miskinler Tekkesi denilen Dedeler Mescidini yaptırıp, Küçükmustafapaşa�da Gül Câmiini kiliseden çevirdi Üsküdar�da hâlâ kullanılan meşhur Selimiye Kışlasını, Heybeliada�da Deniz Harp Okulu olan Bahriye Mektebini, Halıcıoğlu�ndaTeknik Üniversite mâhiyetindeki Mühendis ve Topçu mekteplerini yaptırıp yeni bölükler kurdu Saltanatı müddetince içte ve dışta büyük düşmanlarla mücâdele etmesine rağmen, ülke îmâr edilip, fazla toprak kaybı olmadı Tam ıslâhata başlayacağı zaman şehit edilmesi, düşündüğü büyük hizmetlerin yerine getirilmesine mâni oldu

Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #74
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



II MAHMÛD ve dönemi


Otuzuncu Osmanlı sultanı İslâm halîfelerinin doksan beşincisidir Osmanlı sultanlarından Birinci Abdülhamîd Hanın Nakş-i Dil Sultandan olan oğlu olup, İstanbul�da 20 temmuz 1786 târihinde doğdu Şehzâdeliğinde iyi bir eğitim ve öğretim gördü Yüksek din ve fen ilimlerini, devrin kıymetli âlimlerinden öğrendi Amcası Üçüncü Selim Han onun yetişmesine çok îtinâ göstererek, modern askerî ve teknik bilgileri ve devlet idâresini iyi bir şekilde öğrenmesini sağladı Selim Han tahttan indirildikten sonra da yeğeni Mahmûd�la sık sık görüşerek, ona tavsiyelerde bulundu ve tahta çıktığı zaman dikkat etmesi gereken hususları bildirdi 28 Temmuz 1808�de Alemdâr Mustafa Paşanın Selim Hanı tekrar başa geçirmek üzere saraya girdiği sırada sâbık hâkânın âsîler tarafından şehit edilmesi üzerine Sultan Mahmûd, Osmanlı tahtına çıktı
İkinci Mahmûd Han, Alemdâr Mustafa Paşayı, vezîriâzam tâyin edip, Kabakçı isyânından sonra ülkede pekçok hâdise çıkaran zorbaları yola getirmekle vazifelendirdi Kabakçı Mustafa isyânında rol oynamış bulunan âsîler cezâlandırıldı Fesat çıkaranlar İstanbul dışında ikâmete mecbur tutuldu İstanbul�da otorite sağlamaya çalışılırken, Rumeli ve Anadolu�nun birçok yerinde ve bilhassa Halep ve Bağdât�ta vâlilerin çıkardığı karışıklıklar devâm ediyordu Cezâyir�in idâresini dayılar ele geçirmişti Vehhâbîler Haremeyn�i zaptederek, hutbelerden pâdişâhın adını kaldırmışlardı Bu kötü gidişe, dur demek isteyen Sultan Mahmûd, Anadolu ve Rumeli vâlilerini İstanbul�a dâvet etti Bu vâlilerin yeni Sultan�a bağlılıklarını bildirmeleri istendi Vâliler İstanbul�a gelip, Sultan Mahmûd Hana bağlılıklarını arz ettiler ve muhtemel âsîlere karşı ittifak senedi imzâladılar Diğer taraftan isyânlar neticesinde iyice bozulan yeniçeri ocağını yola getirmek için tâlim ve terbiye usûllerinin tekrar tatbik edilmesi istendiyse de, yeniçeriler bu icrââttan memnun olmadılar 14 Ekim 1808�de Sekbân-ı Cedîd adıyla modern bir ordu kurulmaya başlandı Sekbân-ı Cedîd askeri, yeniçeriler ve taraftarları tarafından Nizâm-ı Cedîd�in ihyâsı olarak kabûl edildi Vezîriâzam Alemdâr Mustafa Paşanın devlet adamlarına ve askerlere karşı tâvizsiz icrââtları, yeniçerileri harekete sevk etti 14-15 Kasım gecesi meydana gelen büyük isyan sırasında Alemdâr Mustafa Paşa öldürüldü Mahmûd Han, yenilikleri durdurmak zorunda kaldı
İstanbul�daki hâdiselerin yatıştırılmasından sonra diğer iç ve dış meselelerin halline bakıldı Arabistan�daki Vehhâbîler, Osmanlı Devletine ve Ehl-i sünnet Müslümanlara karşı siyâsî faâliyetlerden katliamlara varan tecâvüzlerde bulunuyorlardı Bu arada Vehhabîlerin reisi Sü�ûd bin Abdülazîz, Hicaz�ı istilâya teşebbüs etti Hac mevsiminde hacıların yollarını kesip, Müslümanlara işkenceleri ve İslâm dînine olan hakâretleri, dayanılmaz bir hâl aldığından, Halîfe İkinci Mahmûd Han, Mısır vâlisi Mehmed Ali Paşaya ferman gönderip, Vehhâbîleri cezâlandırmasını emretti Mehmed Ali Paşa bir dizi harpten sonra mübârek beldeleri Vehhâbîlerden temizledi Zafer haberine çok sevinen Mahmûd Han, Mısır vâlisi Mehmed Ali Paşaya ihsanlarda bulundu
Öte yandan Balkanlarda, Avrupa devletlerinin Osmanlı Devletinin birlik ve bütünlüğünü parçalamak gâyesiyle yaptırdıkları bölücü ve yıkıcı faaliyetler çok artmıştı Sırplar Bükreş Antlaşması ile (28 Mayıs 1812) muhtâriyet kazanmalarına rağmen rahat durmuyorlardı Osmanlı Devletine ödeyecekleri senelik vergiyi kestiler Tam istiklal propagandaları ile kalelerdeki Osmanlı askerlerine saldırmaya başladılar
1813 yılında, Sırplıları yola getirmek için Hurşid Paşa seraskerliğinde sefer açıldı Hurşid Paşa Belgrad�a gelip, âsîleri yola getirdi Âsî Sırp lideri Kara Yorgi, esir düşmekten kurtulmak için, Avusturya�ya kaçtı Belgrad ve Semendire kaleleri Osmanlılara tâbi oldu Serasker Hurşid Paşanın umûmî af îlân etmesiyle, Sırplıların silahları toplatıldı Kara Yorgi�den sonra Sırplıların başına Miloş Obrenoviç geçti Osmanlı Devletine sadâkatle hizmete devâm eden Miloş Obrenoviç, 1818�de Avusturya�dan dönen rakibi Kara Yorgi�yi öldürdü 1829 yılında Sırbistan�a muhtâriyet verilmesine rağmen, yıllık vergi vermeyi ve dış işlerinde Osmanlılara bağlılığını devâm ettirdiArnavutluk�ta ise Tepedelenli Ali Paşanın nüfuzu sebebiyle Rumlar, Rusya�nın bütün teşvik ve yardımlarına rağmen isyana cesâret edemiyorlardı Ancak Fenerli Rumlarla eskiden beri sıkı münâsebetlerde ve İngilizlerle gizli muhâberelerde bulunan Hâlet Efendinin hâince faâliyetleri ve özellikle Tepedelenli Ali Paşayı bertaraf etmesi Yunanlılara ayaklanma fırsatı verdi
Etniki Eterya ve Fener�deki Rum Patrikhânesinin hedef tâyin ettiği isyan, 1820 yılında başlatıldı 12 Şubat 1821�de Mora Yarımadasına yayıldı Rum âsîler, yüzyıllardır hâkimiyeti altında yaşayıp, komşuluk hakkını dahi çiğneyerek, Müslüman ahâliye karşı katliamlara giriştiler İsyan Atina, Tesalya ve Adalara da yayıldı Katliamlarda 1500 Müslüman şehit edildi Rus Çarının yâveri ve Etniki Eterya lideri Aleksandra İpsilanti, 6 Mart 1821�de Eflak�ta isyan çıkardı İsyan bastırıldı İkinci Mahmûd Han, âsîlere karşı yerinde ve zamanında tedbir aldı Bölge ahâlisine silâh dağıttırdı Bölgede isyanlarla alâkası görülenler cezâlandırıldı İstanbul�daki Rum Patriği ve birkaç metropolit, isyanla alâkası görülerek asıldılar Osmanlı Devletinin iç durumu ve Avrupa devletlerinin âsîlere devamlı yardım ve müdâhaleleri, isyânın bütünüyle bastırılamamasına sebep oldu Mora�daki isyan büyüyerek Adalara ve Selanik�e kadar yayıldı Bu durum üzerine Sultan Mahmûd Mısır vâlisi Mehmed Ali Paşayı isyanı bastırmaya memur etti Nitekim Kavalalı Mehmed Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa kumandasında gönderdiği küçük, fakat disiplinli ve modern ordu, isyânı kısa sürede bastırmaya muvaffak oldu (1825)
Yunan isyânı sırasında yeniçeri ve sipâhîlerin daha fazla bozulduğunu gören Sultan Mahmûd Han, bu fesât yuvalarını ortadan kaldırmaya karar verdi Yeniçerilerin artan tecâvüz ve zorbalıkları kamuoyunu da aleyhlerine çevirmişti Pâdişâh, Yunan isyânının bastırılmasıyla kavuşulan sulh devresinde önce, orduyu ıslâha girişti Ancak askerî tâlim ve terbiyeye karşı çıkan yeniçeriler, isyân mânâsında kazan kaldırdılar Buna karşılık Sultan Mahmûd Han da sadrâzam, şeyhülislâm ve devlet erkânını toplayarak yeniçerilerin artık hıyânette bulunduklarını, bu sebeple tedbir alınmasını belirtti Âlimler, din ve devletin bekâsı için bu fesat yuvasının ortadan kaldırılması gerektiğini bildirdiler Şeyhülislâmın fetvâsı ile sancak-ı şerîf çıkarılarak, dînine ve pâdişâhına bağlı olanların onun altına gelmesi ve mücâdeleye girişmesi istendi Böylece eşine ilk defâ rastlanan bir olayla pâdişâha bağlı birlikler halkla bütünleşerek fitne ve fesat yuvası yeniçeri ve sipâhî ocaklarını ortadan kaldırdılar İstanbul�da âsî, ahlâksız, serseri temizliği yapılarak, yirmi binden ziyâdesi cezâlandırıldı Yeniçeri ocağının kaldırılması hayırlı bir hâdise kabûl edilerek Vak�a-i Hayriyye denildi Kendilerini Bektâşî kabûl eden yeniçerilerin ortadan kaldırılmasıyla, hurûfî olan sahte Bektâşî tekkeleri kapatılıp, babaları başka yerlere gönderildi Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adlı asker ocağı kurularak, devrin ihtiyâçlarına göre tâlim ve terbiye edilmesi, silâh verilmesi ve özel kıyâfet giydirilmesi kararlaştırıldı Topçu, humbaracı ve lağımcı ocakları ıslâh edildi Mekteb-i Bahriye açıldı Eğitim ve öğretimi en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa�dan hocalar getirildi
Osmanlı Devletindeki bu süratli ve olumlu gelişme, Avrupa devletlerini harekete geçirdi İngiliz ve Fransızlar, Osmanlı Devleti içerisindeki Mustafa Reşid Paşa gibi adamlarını yardım vâdiyle kullanarak Rusya ile harbe sebebiyet verdirdikleri gibi, Mısır vâlisi Mehmed Ali Paşayı da devletine karşı kışkırttılar Mısır�da Mehmed Ali Paşanın hâkim olacağı bir devleti tanıyacağını bildiren İngiliz ve Fransızlar, onun güçlü ve disiplinli kuvvetlerini Osmanlılara karşı çevirmeyi başardılar Mehmed Ali Paşa, oğlu İbrâhim Paşa kumandasında, daha ordusu bütünüyle yeniden teşekkül etmemiş Osmanlı Devletinin Suriye eyâleti üzerine asker sevk etti 1831-1832 yılındaki muhârebelerde, Mısır askeri, çokluğu ve intizamlı olması sebebi ile gâlip gelince, Osmanlılar Rusya�dan yardım istediler Bu durum, İngiltere ve Fransa�yı telâşa düşürdü Fransa�nın aracılığıyla 8 Nisan 1833 Kütahya Antlaşması imzâlandı Antlaşmaya göre, Mehmed Ali Paşaya Mısır vâliliğine ilâveten Suriye, oğlu İbrâhim Paşaya da Adana eyâleti muhassıllık olarak verildi 8 Temmuz 1833�te Rusya ile savunma ve yardım esâsına dayanan Hünkâr İskelesi Antlaşması imzâlandı 1839�da Mısır üzerine ordu sevk edildiyse de neticesi gelmeden İkinciMahmûd Han İstanbul�da vefât etti ve Çemberlitaş�daki türbesine defnedildi
Sultan İkinci Mahmûd Han, Osmanlı Devletinin ilerlemesini, teknik ve sanâyide devrin seviyesine ulaşılmasını isteyen tedbirli, gayretli bir pâdişâhtı Devrindeki büyük hâdiseler karşısında aslâ ümidsizlik ve gevşeklik göstermedi Gayreti sâyesinde devlet, Avrupa tarzında sistemli orduya sâhip oldu
Avrupa�ya askerlik ve yeni silâhların kullanılmasını öğrenmek için, talebe gönderdi Askerî Tıbbiye ve Harbiye mekteplerini kurdu Bu iki müessesenin eğitim ve öğretimini en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa�dan hocalar ve mütehassıslar getirdi Askerî Tıbbiye, Harbiye ve sivil yüksek okulların öğrenci ihtiyâcını karşılamak için medrese ve mekteplere ilâveten sıbyan mekteplerinin üstünde Rüşdiyeler (ortaokul), devlet memurlarının yetiştirilmesi için de Mekteb-i Maârif-i Adlî kuruldu Ülkenin ihtiyâçlarını karşılamak, çeşitli sâhalarda mütehassıs eleman yetiştirmek içinAvrupa�ya çok sayıda öğrenci gönderildi Eğitim ve öğretim parasız olup, ilk tahsil mecbûrî hâle getirildi Açılan okulların seviyesini yükseltmek için ve lüzumlu fen ve teknik kitapların tercümesi için batı dillerinde tercüme bürosu kuruldu Tekrar Avrupa devletlerinin şehirlerine konsolos gönderilmeye başlandı 1 Ekim 1831 târihinde Takvim-i Vekâyi adlı gazete, Osmanlı Türkçesi ile ülke içinde çıkarılmaya başlandı Fransızcası da dış ülkelere gönderildi Avrupa ülkelerine gönderilen gazeteler ile Türkiye�nin propagandası yapılarak hâdiseler ve ıslâhâtlar dünyâ kamuoyunda değerlendirmeye tâbi tutuldu Avrupa basınında, Türkiye ve Sultan Mahmûd Hakkında neşredilen yayınlar tâkib edildi
İkinci Mahmûd Han, hükûmet teşkilâtı usülleri, kıyâfet nizamında yenilikler yaptı Osmanlı Devlet teşkilâtındaki önceki müesseselerin yerine, Sadrazama Baş Vekil (Başbakan); Defterdara Mâliye Nâzırı (Mâliye Bakanı); Reisü�l-küttâba Hâriciye Nâzırı (Dışişleri Bakanı); Sadrâzam Kethüdâsına Dâhiliye Nâzırı (İçişleri Bakanı) denilmeye başlanıldı Osmanlı Devletinde büyük bir yekün tutan vakıflar için Evkaf Nezâreti kuruldu Hükûmet ve ahâlinin önemli meselelerinin görüşüldüğü Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye; askerî işlerin görülüp, kararlaştırıldığı Dâr-ı Şûrâ-yı Askerî müessesesi kuruldu Memurlar iç ve dış işlerde olmak üzere ikiye ayrılıp, maaşları, rütbe ve derecelerine göre bağlanarak, verilmeye başlanıldı 1827�de Osmanlı Tıp Fakültesi kuruldu 1838�de Karantina usûlünü vücûda getirdi Posta müessesesini kurdu Posta yollarının kurulmasına çalıştı Üsküdar�dan İzmit�e kadar bir posta yolu yaptırdı 1831 yılında kısmî nüfus sayımı yapıldı Arabistan�dan asker alınmadığı için sayımdan hâriç tutuldu Nüfus sayımında insan ve servet durumu ölçülmüş oldu Dört milyon Hıristiyana karşılık sekiz milyon Müslüman ahâlinin sayımı yapıldı Bölgelerdeki Hıristiyanların sayısı, devlete verilen cizye miktârını da ortaya çıkarmış oldu
İkinci Mahmûd Hanın ilmi fazla olup, dînî, fennî, teknik, askerî, idârî ve sanat sahalarında kendisini çok iyi yetiştirmişti Dindar, akıllı, zekî, çalışkan olup, gayret ve azim sâhibiydi Şâirdi Adlî mahlasıyla şiir yazardı İlim, sanat adamlarına ve eserlerine çok alâka gösterirdi Onlara kıymet verip, himâye ederdi
Ülkenin îmârına, ilim, sanat, hayır ve sosyal müesseselerine önem veren İkinci Mahmûd Han, pekçok eser yaptırdı Bâyezîd Yangın Kulesini; Unkapanı ile Azapkapı arasındaki şimdi Unkapanı Köprüsü denilen Mahmûdiye Köprüsünü; Beylerbeyi ve Çırağan saraylarını; Tophâne�de Nusratiye, Bahçekapı�da Hidâyet, Üsküdar�da Adliye, Arnavutköy sâhilinde Tevfikiye câmilerini yaptırdı Hazret-i Hâlid�in türbesini mükemmel tâmir ettirip, iyi bir hattat olduğundan sandukası pûşîdesi üzerindeki yazıyı kendi el yazıları ile yazdı Yine güzel bir hüsnü hatla yazdığı Lefkoşe�de Selimiye Câmiinde asılıdır Tophâne�de Kâdirî Câmii ve tekkesini tâmir ettirdi İkinci Mahmûd Han, 1820 senesinde Hücre-i saâdete hediye ettiği şamdanla birlikte gönderdiği aşağıdaki yazı, Osmanlı Sultanlarının Resûlullah�a olan hürmet ve muhabbetlerinin bir vesîkasıdır:
Şamdan ihdâya eyledim cüret yâ Resûlallah!
Murâdım der-i ulyâya hizmet, yâ Resûlallah!
Değildir ravdaya şâyeste, destâviz-i nâçizim,
Kabûlünle kıl ihsân u inâyet, yâ Resûlallah!
Kimim var hazretinden gayrı, hâlim eyleyem i�lam,
Cenâbındandır ihsân u mürüvvet, yâ Resûlallah!
Dahîlek, el-emân, sad el-emân, dergâhına düşdüm,
Terahhüm kıl, bana eyle şefâ�at yâ Resûlallah!
Dü-âlemde kıl istishâb bu Han Mahmûd-i Adlîyi,
Senindir evvel ü âhırda devlet yâ Resûlallah!
Mısır, Yanya ve Mora gibi vilâyetlerin isyânı ve yeniçerilerin kazan kaldırmaları, yok edilmeleri ve Rus ordularının saldırmaları sırasında Sultan Mahmûd Han, Mekke ve Medîne�yi ancak tamir edebilmiş, kendisinden sonra oğlu Abdülmecîd Han, bunları tezyîn için şaşılacak bir himmet ve gayret göstermiştir


Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Osmanlı Tarihi

Eski 04-21-2009   #75
Şengül
Varsayılan

Cevap : Osmanlı Tarihi



ABDÜLMECîD HAN ve dönemi


Osmanlı sultanlarının otuz birincisi ve İslam halifelerinin doksan altıncısı Sultan ikinci Mahmud Hanın oğlu olup, 25 Nisan 1823 tarihinde Bezm-i Alem Valide Sultandan doğdu Şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü Fransızca öğrendi Avrupa�da yayınlanan neşriyatı yakından takib eden Abdülmecid Han yenilik tarafdarıydı Babasının 1 Temmuz 1839�da vefatı üzerine on yedi yaşında tahta çıktı
Abdülmecid Hanın devlet idaresinde yeterli tecrübesi yoktu Buna karşılık devlet erkanına güvendiğini, babasının başlattığı ıslahat hareketlerini devam ettireceğini ilan etti Fakat bu sırada devlet ileri gelenleri arasındaki rekabet ve kıskançlık son safhada idi Sultan ikinci Mahmud Hanın cenaze merasimi sırasında, Meclis-i vala-yı ahkam-ı adliyye reisi Koca Hüsrev Paşa, sadrazam Mehmed Emin Rauf Paşadan 2 Temmuz 1839�da mühr-i hümayunu zorla alıp, kendini sadrazam ilan ettirdi Bu sırada Osmanlı Devleti, Mısır ile muharebe halindeydi Bu sebeple genç padişah meseleyi kurcalamadı ve Hüsrev Paşanın sadrazamlığını kabul etti Ayrıca Mısır meselesini halletmek istediğinden, Mısır valisi Mehmed Ali Paşaya Köse Akif Efendiyi göndererek affettiğini bildirdi; ordu ve donanmaya harekatı kesme emri verdi Ancak bu sırada Nizib�te Osmanlı ordusunun Mısır ordusuna yenildiği haberi geldi Kaptan-ı derya Ahmed Fevzi Paşa da, sadrazamın eski husumetinden korkarak, donanmayı Mısır�a götürüp teslim etti Böylece ordusuz ve donanmasız kalan Osmanlı Devleti karşısında cesaret alan Mısır valisi, Sultan ile anlaşmaya yanaşmadıSultan Abdülmecid Han, devleti bu zor durumdan kurtarmak için çareler aradı Bu sırada Avrupa�dan yeni dönen Mustafa Reşid Paşa, Sultan�a Avrupa�nın yardımını sağlamak gibi bir bahaneyle Gülhane Hatt-ı Hümayunu adı ile meşhur olan Tanzimat Fermanı�nı yayınlatmaya muvaffak oldu
Tanzimat Fermanı�nın yayınlanmasından sonra Mısır�a karşı İngiltere�nin ön ayak olması ile, Mehmed Ali Paşayı tutan Fransa dışarıda bırakılarak Osmanlı, İngiltere, Rusya, Prusya ve Avusturya devletleri Londra�da bir araya geldi ve 15 Temmuz 1840�da Londra anlaşması imzalandı Buna göre, anlaşmaya imza koyan devletler, Mehmed Ali Paşaya onar günlük iki ültimatom verdiler Mehmed Ali Paşa bu ültimatomları kabul etmediğini bildirdi Bunun üzerine İngiltere ve Avusturya tarafından desteklenen Osmanlı kuvvetleri, Mısır ordusunu yendi Osmanlı askeri 16 Ekim 1840 günü Trablusşam�a, 4 Kasım günü Akka�ya, 13 Kasım günü Haleb�e, 29 Aralık günü Şam�a girdi Londra anlaşmasına göre artık Mehmed Ali Paşanın Mısır�dan çıkarılması gerekiyordu 27 Kasım 1840 günü Mısır ile İngiltere arasında yapılan anlaşma ile, Mehmed Ali Paşa, ikinci ültimatomun şartlarına uyacağını bildirince, İngiltere, Osmanlı Devletine ihanet ederek; Babıali�den Mısır ile Sudan�ın ırsi olarak Mehmed Ali�ye bırakılmasını istedi Bundan maksadları, Mısır�ı yalnız bırakıp, şartların müsaid olduğu bir zamanda işgal etmekti Bunun üzerine Reşid Paşa, Sultan Abdülmecid�e 24 Mayıs 1841 günü Mısır fermanını yayınlattı Bu ferman, 1914 senesine kadar Mısır�ın bir çeşit anayasası olarak kalmıştır Fermana göre Mısır, Osmanlı padişahı tarafından tayin edilen Kavalalı mensuplarınca idare edilecekti
Mısır meselesi halledildikten sonra, 13 Temmuz 1841�de Osmanlı, İngiltere, Rusya, Fransa, Avusturya ve Prusya devletleri Londra�da tekrar bir araya gelerek, Boğazlar andlaşmasını imzaladılar Kendi menfaatlerine aykırı olmasına rağmen bu antlaşmayı imzalayan Rusya, İngiltere�nin dostluğunu kazanarak sulh yolu ile Osmanlı topraklarını bölüşmek gayesinde idi Fakat İngiltere, Fransa�yı Ortadoğu�da etkisiz hale getirip, Mısır mes�elesi ile Osmanlı Devleti üzerinde bir çeşit ekonomik, siyasi ve kültürel vesayet kurarak; elde ettiği imtiyazlı durumu paylaşmak istemediğinden, Rusya ile beraber hareket etmek istemiyordu Ayrıca Hindistan ve Hind yolu için tehlikeli gördüğü Osmanlı Devleti�ni Rusya ile meşgul ederek, Hindistan�da ve Ortadoğu�da istediğini yapıyordu
Mısır meselesinde yenilgiye uğrayan Fransa, Lübnan�daki Marunileri kışkırtarak, Dürzilerle çarpıştırdı 1845 senesinde Osmanlı hükumeti bazı tedbirler alarak Fransız kışkırtmalarını önlemeye çalıştı Lübnan dağlarında birisi Marunilere, diğeri de Dürzilere ait otonom iki kaza kuruldu ve bunlar Sayda valisine bağlandı
Tahta çıkışının ilk senelerini iç ve dış olaylar ile uğraşmakla geçiren Sultan Abdülmecid, böylece devleti kısmen huzura kavuşturdu Islahat işleri ve iç meseleler ile uğraşmak imkanını buldu 24 Haziran 1844 tarihinde halka yakın olmak, beldeleri bizzat görmek için seyahatlar yaptı
1848�de Avusturya�da Macarlar, Rusya�da ise Lehler bağımsızlık için ayaklandılar İsyanı Avusturya ve Rusya çok kanlı bir şekilde bastırdı Bu durum, Fransız ve İngiliz kamuoyunda Rusya aleyhine büyük bir tepkinin çıkmasına sebep oldu Macar ve Leh milliyetçilerinin liderleri Osmanlı topraklarına girerek hükumetten sığınma hakkı istediler Sultan Abdülmecid Han, kendisine sığınan mültecileri, Rusya ve Avusturya�nın savaş tehditlerine rağmen geri vermedi Sultan�ın bu hareketi Osmanlı Devletinin itibarını çok artırdı Rusya ve Avusturya�ya karşı Fransız ve İngiliz ortak desteğini sağladı Nitekim çok geçmeden kutsal yerler mes�elesi ve Romanya�nın işgali dolayısıyla Rusya�ya savaş açan Osmanlı Devleti, bu devletlerin yardımını te�min etti Böylece Rusya ile vuku bulan 1853-55 Kırım Harbi görünüşte parlak bir zaferle neticelendi Ancak cephedeki zafer, içeride Osmanlı Devletine pek pahalıya mal oldu Batılı devletler yaptıkları yardımların karşılığı olarak Osmanlı ülkesinde Hıristiyanlara yeni haklar verilmesi için 1856 Islahat Fermanı�nı yayınlattılar Ali Paşa hükumeti tarafından ilan edilen bu Ferman�ın hazırlanmasında İngiliz ve Fransız elçileri de bulunmuştu Görünürde Osmanlı toplumunu ırk, din ve dil ayırımı gözetmeden kaynaştırmayı hedef alan Islahat Fermanı azınlıkların bağımsızlık hareketlerini hızlandırıp, devleti yıkılmaya doğru götürmekten başka bir işe yaramamıştır Nitekim Ferman�ın yayınlanmasından çok kısa bir süre sonra Suriye�de ve Cidde�de Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında çarpışmalar başladı Eflak, Boğdan ve Karadağ�da bağımsızlık gayesiyle isyanlar çıktı Böylece Osmanlı Devletinin yeniden bir iç ve dış gailelerin içine düştüğü esnada Sultan Abdülmecid Han vefat etti (25 Haziran 1861) Kabri, Sultan Selim Camii bahçesindedir
Abdülmecid Hanın genç yaşta tahta çıkışı ile saf ve temiz kalpli olması onun saltanatının hemen başında büyük bir hata yapmasına sebep oldu Bu hata, Osmanlı tarihinde korkunç bir dönüm noktası olmuş ve bu muhteşem İslam devletinde bir yok olma devrinin başlamasına yol açmıştır Bu hata; azılı ve sinsi İslam düşmanı olan İngilizlerin tatlı dillerine aldanarak İskoç masonlarının yetiştirdikleri cahilleri iş başına getirmesi ve bunların devleti içerden yıkmak siyasetlerini hemen anlayamamasıdır
Abdülmecîd hân, [1256] da ilk olarak kâğıd para çıkardı [1260] da (Mecîdiyye) köprüsü yapıldı Şimdi Galata köprüsü deniliyor 1412 [m 1992] de yeniden yapıldı [1265] de Beşiktaşla Ortaköy arasında (Küçük Mecîdiyye) câmi�ini ve Ortaköy iskelesi yanında (Büyük Mecîdiyye) câmi�ini yapdırdı [1276] da Maçka ile Nişantaşı arasındaki (Teşvikiyye câmi�i)ni yapdırdı [1268] de (Şirket-i Hayriyye) denilen buğaziçi vapurları işletilmeğe başlandı [1277] de Aydın demir yolu yapıldı [1270] de deniz altı telgraf hattı döşetdi [1272] de erâzi kanûnu çıkardı [1274] de belediye teşkilâtı kurdu [1276] da ticâret kanûnu yapdı Abdülmecîd hânın vâlidesi (Bezm-i Âlem) sultân, 1261 [m 1845] de Yenibağçede Gurabâ hastahânesi ve Dolmabağçe serâyı önünde deniz kenârında (Vâlide câmi�i) ve Bakırcılarda Bâyezîd kulesi önünde büyük sultânî lisesi ve dahâ birçok mescid, çeşme yapmışdır Dolmabağçe denilen yer, [1023] de, birinci Ahmed hânın emri ile dolduruldu Bir tepeyi denize doldurdular Dolmabağçe iskelesini birinci Abdülhamîd hân yapdı Dolmabağçe serâyını birinci ve ikinci Mahmûd hânlar ahşâp olarak yapmışlardı 1269 [m 1853] senesinde Abdülmecîd hân, bunların yerine, şimdiki muhteşem serâyı yapdırdı Beşmilyon altın liraya mâl oldu Bu kadar çok para, milletin cebine girmiş oldu Binlerce âilenin yüzü güldü Ayrıca, memlekete, çok kıymetli ve târihî bir san�at eseri kazandırmış oldu Sulh ve terakkî sağladı Hicâzda ve Anadoluda çok eserler yapdı
İslâm düşmânları, Osmânlı halîfelerine çirkin iftirâlar yapdıkları gibi, bu mubârek zâta da, leke sürmeğe çalışıyorlar Memleketin her tarafında ve hele Mekkede, Medînede yapdırdığı, görülmemiş güzel san�at eserlerine, isrâf yapdı diyorlar Allahü teâlânın mubâh etdiği, izn verdiği câriye kullanmasını, ya�nî meşrû� hakkını suç olarak gösteriyorlar İçki içerdi diyorlar Sultân ikinci Selîm hâna ve Yıldırım sultân Bâyezîde de böyle iftirâ etdiler Hiçbir vesîkaya dayanmıyan bu sözlere sâf müslimânlar da inanıyor Yeni târîh kitâblarına bile yazıyorlar Hâlbuki Osmânlı pâdişahlarının hepsi, her işlerinde islâmiyyete uyar, yüksek âlimlerin fetvâları ile hareket ederlerdi Hepsi sâlih, dindâr, mubârek insanlardı Herbiri islâmiyyete çok hizmet etdi İkinci Selîm hânın Edirnede yapdırdığı büyük Selîmiyye câmi�i, düşmânlarına açık cevâb vermekde, iftirâlarını yalanlamakdadır Din düşmanları, iyileri kötülemekde, kötüleri, dinsizleri övmekdedir
Abdülmecîd hân, türbesinin yüksekliğinin, Yavuz Sultân Selîm türbesinden aşağı olmasını vasıyyet etmiş ve öyle yapılmışdır Türbesinde oğulları Burhâneddîn efendi [1265-1293] ve Muhammed Abdüssamed efendi [1269-1271] ve Osmân Safiyyüddîn efendi de [1271] vardır Ortadaki üçüncü türbede sultân Süleymân hânın vâlidesi Hafsa sultân ile Sultân Süleymân şâhzâdelerinden Murâd, Mahmûd ve Abdüllah efendiler ve bir hanım efendi vardır "rahime-hümullahü teâlâ"
Abdülmecid Hanın kardeşi Abdülaziz�den sonra oğullarından beşinci Murad Han, İkinci Abdülhamid Han, Beşinci Mehmed Reşad ve Altıncı Mehmed Vahideddin Han padişah olmuşlardır

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları
Görünüm Modları


sorsorgula.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
FrmSinsi.net hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.