Geri Git   Frmsinsi.net - Hakkında Bilgi - Nedir > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Sanat Tarihi / Arkeoloji

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
ansiklopedisi, sanat, sözlüğü

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #16
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



Oklu besmele: Sin harfi çekilerek yazılmış olan besmele,

Okra: Ciltte kullanılan derilerde kurt yeniklerinden meydana gelen izlere denilir

Orhan Gürel: Suluboya sanatçımızdır Bakınız resim/suluboya/sanatçılar

Osman Özçay: Hat sanatçımızdırBakınız geleneksel sanatlar/hat-tezhip/sanatçılar

Oyma: Bk Katı'

Ördek başı: Tezhipte kullanılan zümrüdî yeşil renge verilen ad

Örgü: Bk Geçme

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #17
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



Pafta: Bk Kartuş-pafta

Palı:
Mücellitlerin kullandıkları derilerin traşından çıkan parçalara verilen ad

Pâhını almak:
Traş edilen derilerin kalan pürtüklerini temizlemek, deriyi bir defa daha inceltmek

Papirüs:
Nil kıyılarının bataklık kesimlerinde yetişen «Cyperus papyrus» adlı bitkiden yapılan bir tür yazı kâğıdı

Parazvana:
Bk Prazvana

Parça su:
Bk Kesme

Parçalı şemse:
Eski kitap ciltlerinin kapları üzerine yapılan bir şemse çeşidi Kitabın kabını kaplayan meşinin ortası kesilerek ve başka bir meşin, üzerine hazırlanan şemse parçası buraya yerleştirilerek yapılır

Pars beneği:
Bk Çintemani

Parşömen:
Mısır'dan papirüs alamayan Bergamalıların koyun, keçi ve özellikle dana derisinden yaptıkları bir tür yazı kâğıdı

Pâyende:
Bk Ayak

Penag: Bk Lika

Penç: Tezhipte, açılmış küçük gülleri andıran, beşli, ufacık süsleme motiflerine verilen ad

Pençberg: Beş dilimli yaprak Âyet aralarında görülen beş yapraklı tezhiplenmiş şekiller Bk Nokta

Pençhâne nokta: Bir yuvarlak nokta beş dilime ayrılmışsa verilen ad

Perdaht yolu:
Yazma kitapların başlıklarıyla levhaların kenarındaki süslere verilen ad

Pergament:
Bk Ak deri, parşömen

Pervaz:
Yazı levhalarının kenarlarına yapıştırılan kâğıtlara verilen ad Genellikle ebrûdan olurdu Tek renk kâğıt yapıştırılmışsa «tek pervaz», ince şerit hâlinde ikinci bir kâğıt daha yapıştırılmışsa «çift pervaz» denilir

Pesend: Altın süslemenin zermühre sürülüp parlatılmasıyla elde edilen parlak yaldızlı işlere verilen ad

Pesterek: Bk Mühre tahtası

Peşence: Bk Lika

Peşm: Bk Lika

Pirinç âharı: Bk Âhar

Prazvana: Kalemtraşın bıçağıyla sapı arasında bulunan ve çoğu zaman pirinçten yapılan bir çeşit madenî bilezik Prazvana da denilir Altın veya gümüşten prazvanası olan kalemtraşlar da vardır

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #18
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



Rabıta: Bk Ayak



Rahle: Üzerine mushaf, kitap konulmak ve yanına oturarak okumak için kullanılan, iki yandaki ayakları oymalı, kenar pervazları ve üzeri düz tahtadan küçük masanın adıdır Birbirine geçmiş iki tahtadan yapılan ve (X) biçiminde olanlarına geçme rahle denilirdi Selçuklular devrinde tahta oymalıları, sonradan sedef kakmaları yapılmıştır



Rak: Ciltte kullanılan ceylan derisi; ince tıraşlanmış deri



Rakam: Yazı yazma



Rakamehu: Bk Ketebe



Râkım: Yazan, çizen



Râkım Efendi: Bk Mustafa Rakım Efendi



Ramad: Müzehhipler altın döverken tirşenin kenarlarından dışarı taşan parçalara verilen addır Ramad, Arapça'da «ateşin külü» demektir Taşan altın parçaları küle benzediği için bu kelime kullanılmıştır



Realist çiçek demeti: Lake ciltlerin süsleme motiflerindendir Vazolu veya vazosuz resmedilmiş ve üzerine "vernik çekilmiştir Tabiattaki biçimiyle resmedilmiş çiçek motiflerine, stilize çiçek motiflerinden ayırt edilmesi için, verilen addır
Reddade:
Bk Ayak



Remzî motifler: işaret ve sembol biçimli motifler,



Ressam: Eski yazma ve levhalara çizgi ile boyasız resim yapan sanatçı


Reyhanî: Bir yazı tarzı Kalınlığı sülüs kadardır Bu yazıda gözü kapalı harf yoktur Kurban ve dualar yazılmıştır, İbn Bevvâb tarafından icat edildiği söylenir



Reyhanî Besmele: Reyhanî hattıyla yazılan besmele M mimlerin gözü açık yazdır ve sin'den sonra çizgi (keşide) bulunmaz



Rıh: Mürekkeple yazılan yazıyı kurutmakta kullanılan tozun adıdır Farsça «kum» demek olan rik''den bozmadır En kullanışlısı Manisa dağlarından çıkarılırdı Aslında kırmızı olan kum, fırınlanınca sararır, çeşitli renklere boyanırdı Siyahı, moru ve yaldızlı olanı vardı Hattatlar yazılarında rıh kullanmaz, açık havada kuruturlardı Çünkü rıh kullanılan yazıda incelik kalmazdı Porselenden yapılmış, delikli rıhdanlara konur, yazı üzerine dökülüp, kuruyunca parmakla temizlenirdi Name-i hümayunlarda altın rıh kullanılırdı Bu rıh doğrudan doğruya altın tozu idi



Rıhdan: Kurutma tozu rıh'ın konduğu kabın adıdır Yazı takımını tamamlayan rıhdan, takıma uygun olarak cam, maden, gümüş veya altından yapılırdı Çoğunlukla üstü delikli silindir şeklinde veya hokka biçiminde yapılmıştır Bazen da rıh tabak biçimli bir kaba konularak küçük bir kaşıkla yazının üstüne dökülürdü



Rik'a: Türklerin ortaya çıkardığı bir yazı tarzıdır Ayrıntılar ortadan kalkmıştır Mim harfinin gözleri kapanmış, sin ve benzeri harflerin de dişleri ortadan kalkmış, iki ve üç noktalar ve ( ^), ( v ) hâlini almıştır Kolay ve hızlı yazılabildiği için el yazısına esas olmuştur



Rika': Üzerine yazı yazılan kâğıt ve deri parçaları



Risale: Küçük kitap; risale, mecmua yerine de kullanılmıştır Ama daha çok mecmuati'r-resail olarak, içinde birden fazla eser bulunan kitaplar hakkında kullanılmıştır



Rokoko: Mübalâğalı süsleme üslûbu Klâsik cilt süslemesi, XVIII yüzyıl sonlarında Avrupa'nın etkisiyle değişerek bu tür süslenmeye başlanmıştır Mecazi olarak «modası geçmiş, çirkin olan şeyler» hakkında da kullanılır



Rozet: Bk Gülçe



Rubu': Büyük boy kâğıdın dörde bölünmesiyle meydana getirilen eski yazma kitaplara verilen ad



Rugan: Sütten veya ot tohumlarından çıkarılan yağlar



Ruganî: Ciltlerle, kubur gibi sanat eserleri üzerine yapılan nakış ve resimlerin parlak görünmesi için üstlerine sürülen maddenin adıdır Boya, mürekkep, ahar, ebru mecmuası'nda ruganî yapmak usûlü hakkında şu izahat vardır ;
«64 dirhem ardıç sakızı, 240 dirhem şarap ruhu, 16 dirhem damla sakızı, 32 dirhem Venedik terementisi Evvel şarap ruhunu düz bir şişe içine koyup sonra 3 parmak miktarı ince tatlısu kumu içine gömüp, ruhun içine ardıç sakızını koyup, ocakta kum içinde hallola Badehu damla sakızı başka kapta eritip şişeye karıştırılacak, sonra terementi dahi bu suretle eritilip şişeye katılacak, badehu cümlesi bir yerde tekrar kaynatılıp, tamam kaynadıktan sonra bir mendil veya tülbent içinde sıcak iken süzülecek, fırçası daima içinde saklanacaktır Sürülürken daima sıcak sürülecektir Âl ve parlak olur»



Ruk'a: Yazılmış kâğıt, mektup Yazı yazılacak kâğıt, deri parçasına ruk'a denilir Vesikalarda geçer



Rûmî: Süsleme terimi Hayvanların kanat, bacak ve bedenlerinin stilize edilmiş şekillerinden oluşan ve kökeni Orta Asya'ya dayanan, çok yaygın bir Türk süsleme biçimi Rûmî'nin üzerinden ayrı parçalarla daha ufaklarının yapılmasıyla meydana gelen şekle ayırma rûmî; rûmî'lerin birbirine geçirilmesi ile meydana gelen şekle sarılma rûmî; levha kenarlarının iç pervazlarındakilere üç iplik rûmî denilir
Türk süslemesinin klâsik üslûbudur Eskiden Anadolu'ya diyar-ı Rûm denildiğinden rûmî adını almıştır



Rûmî şemse: Kitap ciltlerinin üzerine yapılan ve güneşe benzediği için şemse adı verilen süs motiflerinden birinin adıdır Sivri, ucu kıvrık rûmî motiflerinden meydana getirilir



Rûmî tahrir: Kitap ciltlerinin üzerine süs olarak çekilen siyah çizgilerin adıdır


__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #19
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



Saadet Gözde: Suluboya sanatçımızdırBakını
z resim/

suluboy

a/sanatçılar

Sadberg:
Yüz yaprak; birçok yaprağın oluşturduğu çiçek şeklinde süsleme motifi Atlas çiçeği adıyla da bilinir

Safiha: Düz, yassı yüz; madenî levha Yazma eser başlıklarındaki, çoğunlukla dikdörtgen veya beyzî biçimde, düz yaldız çekilmiş satıhlara da safiha adı verilir Bazen bunlarda eserin adı yazılıdır

Sahaf: Eski devrin kitapçıları Bayezid Camii avlusundan Kapalıçarşı'ya giden yolun iki tarafındaki dükkânlar, eskiden sahaf dükkânı idi Bugün Bayezid Camii bitişiğinde Sahaflar Çarşısı bulunmaktadır

Sahaf kitabı: Eskiden satışı az olup, okuyucuları tarafından saklanan kitaplara verilen ad

Sahtiyan: Cilt yapımında kullanılan keçi derisi Sahtiyan, klâsik usûlde ıslatılıp yumuşatılarak bıçkı ile kâğıt inceliğinde tıraş edilmek suretiyle hazırlanırdı

Sak: Tezhipte çiçek motiflerinin saplarına verilen ad Arapça sak, ağaçlarla bitkilerin kök tarafı veya insanın baldırı demektir

Sakal: Mücellit ve tezhipçilerin altın varaklan tutmak ve yapıştırmak için kullandıkları seyrek tüylü, genişçe fırça Sakala benzediği için bu adı almıştır

Salbek: Eski ciltlerde şemsenin iki ucundaki uzantı süslemeye verilen isimdir XVI yüzyılda en güzel örnekleri görülen salbekler XVII yüzyılda büyümeye başlamış, giderek eski güzelliğini kaybetmiştir

Samur fırça: Müzehhipler için en makbul olan fırça Uzun yanan bir mum alevine benzemesi ve ucunda ancak birkaç telli kıl bulunması şarttır

Sancak Kur'an'ı: Ceviz kabuğunun içine yerleştirilerek gemilerin sancak direğine sancakla çekilen Kur'an Cava kalemi ile yazılırdı Bunlar için klâsik süslemeli, çok güzel mahfazalar da yapılmıştır

Sancak mushafı: Sancak başlarına takılan küçük mushaf

Sap: Tezhipte çiçek sapına benzetilerek yapılan şekiller

Saplama şiraze: Bk Şiraze

Sarılma rûmî: Bk Rûmî

Sarma dal: Tezhipte çiçek ve yapraklı dalların kıvrılarak birbirine sarılmasından meydana gelen süsleme motifine verilen ad

Satarehu: Bk Ketebe

Satırlamak: (mıstarlamak) Üzerine yazı yazılacak kâğıdı mıstar (satırlık) üzerine koyarak hafifçe bastırmak ve böylece kâğıt yüzeyinde kabarık bir iz elde etmek

Savaş Çevik:
Hat sanatçımızdırBakınız geleneksel sanatlar/hat-tezhip/sanatçılar

Sayfa kenarı:
1- Bir kitap sayfasının, yazılı bölümleri çevresinde kalan boşluğu; 2- Bu boş kısma yazılan not, derkenar

Saykal: Cilâcı, cila âleti

Saykal-kâr: Yaldızcı

Saykal-zen: Yaldızcı

Saykallı: Yüzeyi parlatılmış kâğıt

Saykallı âbadî: Uçuk krem veya beyaz parlak kâğıt

Saz kalem: Kamıştan yapılan yazı kaleminin adı

Saz yolu: Uzun dallar üzerine yapılan süslere denilir Kıvrımdal adı da yerilir Daha ziyade çiçekli ye yapraklı olur Rûmî motiflerinin ayrı hatlar hâlinde aralarda kullanıldığı görülü

Sebeb-i te'lif: Yazılış sebebi

Seberg: Üç dilimli yapraklar Bitkisel süsleme motifi olarak kullanılmıştır

Secâvend:
Kur'an-ı Kerim'i mânaya uygun olarak doğru okumak için konulan işaret Mesela kaf; durmayı, sad; geçmeye izni, cim; durma veya geçmenin caiz olduğunu, mim; muhakkak surette durmayı gösterir Kelime, bu işaretleri koyan zâtın memleketi olan Secâvend şehrinden alınmıştır

Secâvend kalemi: Bk Cava kalemi

Secde gülü: Kur'an-ı Kerim'de secde edilecek âyetlerin hizasına, sayfa kenarlarına yapılan yuvarlak, içi boş süsleme Gül şeklinde olduğundan bu adı almıştır

Sedefkâri yazı: Bazı levhalarda görülen, sedef kakma suretiyle yazılan yazı
Selçuklu eğrileri: Bk Selçuklu münhanîleri

Selçuklu münhanîleri: XI - XV yüzyıl boyunca yazma kitap süslemelerinde çok sık karşılaşılan bir üslûptur Genellikle Selçuklular tarafından kullanılmalarına ve kavisli, yumuşak ana yapılarına dayanılarak Ord Prof Dr A Süheyl Ünver tarafından, bu üslûba Selçuklu münhanîleri adı verilmiştir
Genel olarak rûmîlerin ve kuş kanatlarının iç bünyelerinde bulunan ayrıntılardan oluşup, kendine özgü bir renklendirme tekniğine sahiptir Daima birbirinin arkasından çıkacak şekilde çizilerek meydana gelirler Her bir münhanînin daralan kısmı kompozisyonun gerektirdiği belli bir yöne doğru gittikçe incelerek devam eder

Semerkandî kâğıt:
Vaktiyle Semerkant'ta yapılan esmer; kaba fakat sağlam bir kâğıt (Bk Kâğıt)

Ser sûre: Mushaf'ların sûre başlıklarına verilen ad Dikdörtgen şeklinde tezhiplidir Serlevha, başlık da denilir

Sere: Bk Tuğra

Serlevha: Başlık, yazma kitabın tezhiplenen başlık bölümü Bir levha veya kitabın başına yazılan yazı ve yapılan resme de serlevha denilir Fatih devrinde kitap başlıkları, ucu ince tığlarla biten mihrap şeklinde değil, sayfanın enince uzanan uzun dikdörtgenler şeklindedir Bu devirde pembemsi, mavi ve siyah renk; çiçek, dal, yaprak ve filiz motifleri, türlü geçmeler görülür

Serpme: Benek benek serpiştirilmiş olan çiçek, yaprak ve benzeri süslemelere verilen ad

Serpme altın: Serpme suretiyle yapılan ufak ufak aralıklı noktalardan ibaret yaldız süslemenin adı Püskürtme olanına zerefşân denilir (Bk Zerefşân)

Sertâb: Klâsik ciltlerde mıkleple alt kapak arasındaki parça Sayfa kenarlarını korur ve mıklebe hareketlilik sağlar Üzerinde âyet, beyit yazılı olanları vardır

Sevad: Siyahlık, yazı karalama

Sevvedehu: Bk Kelebe

Seyyid Mehmet Şevkî Efendi: (1829-1887) Dayısı hattat Hulusî Efendiden sülüs ve nesihi meşk etmiş ve asla üstadını bırakmamıştır Devamı>>

Sığır dili:
Uzunlamasına açılan kitap ve mecmualara verilen ad Beyazî de denilir

Sırça: Bk Kalem sırçası

Sırmakeş: Gümüşü haddeden geçirerek sırma çeken sanatkâr

Sırt: Ciltte alt ve üst kapağı bağlayan kısım Dip de denir Klâsik ciltlerde sırt yuvarlak değil, düzdür Yazı ya da bezeme yoktur

Sıvama altın: Kat kat sürülen altın Bir kat sürülene sürme altın denir

Sıvama şemse: Zemini altınla kaplanmış olan kitap kaplarının üzerindeki şemse

Sıvama yaldız: Her tarafı yekpare ve som olarak yaldızlanmış süsleme

Silkme: Bir yazı ve motifi aynen bir kâğıda çıkardıktan ve iğne ile dikine olarak deldikten sonra, o kâğıdı asıl yüzey üzerine koyup üstünden içi kömür tozu ile dolu kese geçirerek iz bırakma usûlüne verilen ad

Silkme kalıbı: Silkme işinin yapılması için hazırlanan, iğne ile delinmiş süslemenin bulunduğu kopya Meşhur hattatların silkme kalıplarına günümüzde de rastlanmaktadır

Silkme kesesi: Silkme yapmak için kullanılan kömür tozunun konulduğu gözenekli torba

Silkme tozu: Silkme işinde kullanılan, söğüt kömürünün tozu

Sima' kaydı: Yazma eserlerde kitabı kopya eden kişinin yazdıklarını müellife okuduğuna ve müellifin de bunu dinlediğine dair, yazmaya konulan kayıt

Simdûzî: Deri üzerine gümüş işlemeli cild

Simin kalem: Gümüş kalem Bk Kalem

Siyah mûrekkeb: Eskiden neft, çıra isi, keçi kılı isi veya beziryağı isinden yapılan mûrekkeb

Siyakat: Bir yazı çeşididir Irak'ta Abbasîler zamanında icad edilmiş, Selçuklular zamanında Anadolu'ya girmiştir Resmî ye özellikle mâlî işlerde kullanılmıştır, înce, girift ve genellikle noktasızdır Az yer kaplar ve çabuk yazılır Rik'a ile bir sayfalık bir yazı, siyakatla 4-5 satir tutar
Siyakat noktasız ve nadiren de noktalı olarak iki şekilde yazılmıştır Kolay okunabilen şekli olduğu gibi, ancak uzmanlarca, okunabilenleri de vardır Harfler, kelimeler, satırlar daima birbirine yakın, hatt bitişiktir Asıl ismi erkam-ı divâniye olan siyakat rakamları, siyakat yazısı ile kullanıldıklarından bu adı almışlardır Onlu, yüzlü, binli rakamları okumak zordur

Soğuk damga: Eski cildlerde, süsleme şeklini verecek kalıbın deri üzerine yaldızsız olarak basılması yoluyla elde edilen bezemeye verilen ad

Soğuk iplik: Meşin şemse cildlerin üzerine soğuk iplik demiri ile çekilen çizgiye verilen addır Bu çizgiler altınlamnaz, boş bırakılır

Soğuk iplik demiri: Meşin şemse cildlerin üstüne çekilen çizgiyi yapmakta kullanılan âlettir Balta şeklindedir

Soğuk şemse: Şemse kalıbı, yaldız kullanılmadan, doğrudan doğruya cildin üzerine basılacak olursa buna soğuk şemse denilir Bütün islâm cildleri, XV yüzyıla kadar bu şekilde yapılmıştır Motifler cildin derisi renginde buakdmıştir

Som altın: Kaplama olmayan, yekpare olan altın hakkında kullanılan bir terimdir Parlak veya mat olanları vardır

Somaki ebrusu: Somaki damarları gibi desenli olan ebrulara verilen ad

Stilize: Karakteri kaybolmadan basitleştirilerek tezyînî ve şematik hâle sokulmuş biçim ya da motif Üslûblandırılmış

Su çizgisi: Eski kâğıtların dokusunda bulunan, aydınlığa tutulunca görülebilen çizgi Daha çok enine çizgilerdir

Su damgası: Bk Filigran

Su işareti: Bk Filigran

Su yolu: Bk Su çizgisi

Suhuf: Sayfalar Allah'ın dört kitaptan başka, Cebrail vasıtasıyla bazı peygamberlere yolladığı emirler 100 tanedir;
Âdem'e (10), Şit'e (50), Idris'e (30), İbrahim'e (10) yollanmıştır

Sultani kâğıt: Eskiden ipekten yapılan iyi cins kâğıt Bk Kâğıt

Supara: Eskiden mektep çocuklarının okudukları kitaplara denirdi «Elifba cüzü» yerine «elifba suparası» gibi Az sayfalı demek olan sukuf pare'den bozmadır

Sûre gülü: Genellikle sûrelerin başladığı sayfa kenarına konan, içi boş, b az an da sûrenin adı yazılı yuvarlak süsleme Bk Gül

Sülüs: Eski yazı çeşitlerinden ' biri 2 - 3 mm kalınlığınd kalemle, yazılır, harfler yumuşak ve ahenkli döner Harflerin üçte iki parçası düz, üçte bir parçası ise devirlidir Bu Oran daima korunduğu için sülüs (üçte bir) adını alınıştır Hattın esasını teşkil eder ve hüsn-i hatta sülüs öğrenmekle başlanır Ümmü'l-hat, Mikyasü'l-hat ve mizanü'l-hat diye şöhret bulmuştur Bütün hat çeşit ve kuralları sülüsten çıkmıştır Kur'an, yazma kitap, başlık ve sûre başları, hilyenin besmelesi, çoğu hat levhaları sülüsle yazılmıştır

Sünbülî:
Bir yazı çeşidi

Sürh: Kırmızı mürekkeb Yazma kitaplarda, konu başhklarında ve metin aralarındaki şekillerde kullanılmıştır Bab veya faşd başlıkları kırmızı mürekkeble yazılmış yazma kitaplara da sürh denmiştir Ateş renginde olanlara madenî sürh denir Bu türlü kitapların sayfalarına da siyah, mavi yahut altın cedvel çekilirdi

Sürme altın:
Bir kat sürülen altın Yalınkat olduğu için çok makbul değildir Kat kat sürülene sıvama altın denilir

Sütun: Kitap veya yazmalarda sayfanın yukarıdan aşağıya doğru bölünmüş olduğu kısımlardan her biri, kolon

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #20
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



Şakk-ı kalem: Eski kamış kalemlerin ucunu dikine olarak çatlatma Sarih : Bir kitabı şerh eden, kitaba açıklama yazan kimse


Şebih: İnsan resmi Tasvir de denir Eskiden insan resmi yapmaya şebih yazmak denilmiştir



Şebih yazmak: insan resmi yapmak Şebihnüvis : Portre yapan Bk Nakış



Şecâb: Mecma adı verilen geniş karınlı kare şeklinde madenî hokkaların kapaklarına verilen ad



Şecerî: Bk Hatt-ı §ecerî



Şedde: Eski yazıda üstüne konduğu harfi çift okutturan işaret



Şeffaf kâğıt: Bir resim üzerine konunca alttaki resmi görmek mümkün olan kâğıtlara denilir



Şemse: (Şems : Arapça'da güneş) Eski kitap cildlerinin üzerine yapılan güneş şeklinde süsleme motifi Kapağın tamamını kaplayan meşinin üzerine yapıldığı gibi, ayrı bir parça hâlinde kabı örten meşinin ortası hazırlanan parça büyüklüğünde kesilip yerleştirilmek suretiyle yapıldığı da olmuştur Parçalı olmayıp meşinin üstüne yapılana yekpare şemse; parça hâlinde kesilip yerleştirilerek yapılana parçalı şemse; etrafı zincir şeklinde bordürlü olana zincirli şemse; kapakların mukavvası oyulup, içine kabartma olarak oturtulana gömme şemse; şemse kısmı zeminden farklı renkte olana mülevven şemse; sırf altın yaldızla basılana mülemma? şemse; kesilerek oyulmuş deriden yapılana müşebbek (katı'a) şemse; cildin üzerine kalıpla kabartma olarak basılan ve üzerine yaldız vurulmayana soğuk şemse; motif kalıbının zemini altınla doldurulmuş, motifler kabartma şeklinde üstte ve deri renginde bırakılmışsa alttan ayırma şemse; zemin olduğu gibi bırakılıp, yalnız motifler altınlanmışsa üstten ayırma şemse denilir
Şemseler Anadolu Selçuklu ve XV yüzyıl Osmanlı kitap kaplarında genellikle yuvarlak, dilimli, nadiren beyzidir XVI yüzyıldan itibaren ise oval biçimde ve salbeklidir Şemse, salbek, köşebent kompozisyonunu kenarlarda bordur çevirir Klâsik Türk cildlerinde genellikle şemse ile köşebent arasındaki kısım boş bırakılmış, az sayıda cildde ise bu kısım da süslenmiştir
Şemselerde genellikle rûmî ve hataî motifler, geometrik biçimler kullanılmıştır Motif yerleşiminin çoğu zaman (S) harfi biçiminde bir hat gelişimi üzerinde oluştuğu görülür Süslemelerde adeta bir ters simetri vardır



Şemseli kap: Kabında şemse bulunan kitap cildlerine denir Şemse, cildin sağ kapağı üzerine yapıldığı gibi, iki kapağa, iç kapak veya miklebe de yapılmıştır



Şerh: Bir kitabın ibaresini kelime kelime açıp izah ederek yazılan kitap


Şeş kalem: 1- Eski yazıda kullanılan altı yazı türü Bk Aklâm-ı sitte; 2- Bu altı yazı türünün altısını da çok güzel yazan sanatçı





Şeşhane nokta: Kur'an-ı Kerini'de ayet aralarında görülen altıgen biçimli süslü nokta



Şikâf: Boya ile yaldızın birlikte kullanılması suretiyle yapılan süsleme Halkârın hafif renklendirilmiş seldi Yazma kitaplarda, sayfa kenarlarında bu tür süslemeler çok görülür



Şikeste: Eski yazı çeşitlerinden birinin adıdır Kırık dökük şekilde? olduğu için bu ad verilmiştir Kırma da denilir Ayrıca talik yazının bir çeşidine de şikeste denir



Şiraze: Klâsik ciltte kitabın yapraklarını düzgün tutan bağ ve örgü Elle örülür ve 2 adet ince, uzun iğne ile çeşitli örgülere göre değişen kalınlıkta iki renk ibrişim kullanılır Cilt yapılacak kitabın sayfalan cüz cüz alınır Ustalık ve zevke göre yanyana dikilir Dikişte kullanılan ipin uçları uzun bırakılır Buna kanad denilir ve kitabın cilde bağlanmasını sağlar Esas cüzleri birbirine ekleyen kısım şirazedir Kolonları formaların ortasından alınanlara nişanlı şiraze, gelişigüzel yerlerden alınanlara saplama şiraze denilir
Çeşitleri; sıçandişi, sağ sol yolu, tek baklava, çift baklava, geçmeli, alafranga Modern ciltlerde de şiraze taklidi olan yapıştırma şeritler süs olarak kullanılmıştır



Şirmaga: Sapı balık derisi kaplanmış bıçak şeklinde kalemtraş



Şukka: Arapça «parça» demektir ve kâğıt parçası anlamında kullanılmıştır Yazma eserlere sonradan eklenen yazılara şukka denilir Küçük ayrı kâğıtlara yazılıp sayfa aralarına yapıştırılmıştır



Şükûfe: Mushaflarla yazma kitapların basma çiçek şeklinde yapılan süsleme Bu süsleme altın üstüne üstübeçle yapılır Şükûfe, Farsça «çiçek» demektir



Şükûfe üslûbu: Tabiî ve üslûplanmış şekildeki çiçeklerle yapılan süsleme tarzı Çiçek minyatürleri, demet, buket, yazolu, vazosuz çiçekler, tek çiçekler şeklinde yapılmıştır XVIII - XIX yüzyılların Türk süsleme biçimidir


__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #21
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



Tabaka: înce yaprak hâlindeki kâğıda verilen ad



Tahrif-i kalem: (Kalem değiştirme) XIII Yüzyılda Amasyalı bir Türk olup, Abbasî halifesi'nin kölesi olan Yakut al-Musta'simi, o zamana kadar düz olan kamış kalem ucunu eğri keserek tahrif-i kalemi bulmuştur



Tahrîr: Sayfanın yazı kenarlarını çevirmek üzere dört tarafına çekilen çizgi; cedvellerin kenarına çekilen değişik renkli çizgiler; boya veya altınla işlenen süsleme şekillerinin çevrelerine daha koyu renkte ve çoğunlukla mürekkeble geçirilen çizgiler



Tahrir çekmek: Satırlar arasına yapılan yaldızların etrafina ve yazı çevresine mürekkeb ve fırça ile çizgi çekmek



Tahrirli halkâr: Yazma kitapların sayfa kenarlarına altınla yapılan çiçek ve şekillerin, etrafına tahrir çekilmiş olanlarına verilen ad



Ta'kihe: Bk Ayak



Talik: Yatık çizgileri uzun, dik çizgileri kasa bir yazıdır Yaygın ve hafif sağa, geriye yatıktır, iranlıların kullandığı bu yazıya Osmanlılar talik, İranlılar ise nestalik demişlerdir Talik, levha, kitabe ve kitap yazısıdır Osmanlılarda ekseriya levhalarda kullanılmıştır Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi bu yazının en büyük ustasıdır
Talik'in üç çeşidi vardır Şikeste, çârdank, kamış kalem Şikeste, nesihe yaklaşan toparlanmış talik; çârdank, talik sülüsü; kamış kalem ise talik celisi, yani iri taliktir Talik'ın incesine, hafi veya ince talik yahut hurda talik denir



Talik kâğıdı: Talik yazı yazmak için hazırlanan kâğıtlara verilen ad Nakışlı ya da ebrulu bir kağıt üzerine bundan 4-5 mm ufak olan Hind âbadisi veya benzeri kâğıt ortasından yapıştırılırdı İstanbul'da bu kâğıdı hazırlayanlar kâğıdın köşelerine soğuk damga basarlar yahut altın varak üzerine isimlerini yazarlardı



Ta'likat: Bir kitabın içindekileri tashih veya açıklama maksadıyla sayfa kenarlarına yazılan yazılar Yazma eserlerde bu tür yazılara sık rastlanır (derkenar) Bazan da bu tür yazılar ayrı bir eser meydana getirir Bunlara da ta'likat denir


Talip Mert: Hat sanatçımızdırBakınız geleneksel sanatlar/hat-tezhip/sanatçılar



Taraklı ebru: Ebru için boya hazırlanırken sudaki boyalara tarakla şekil verilmek suretiyle elde edilen ebru İnce yollu bir görünümü yardır



Tarama ebru: Gelgit ebrusu da denilir Kitreli suya konulan boyalar bir iğne ile düzeltilerek bu desen elde edilir



Tarif: Yazı öğrenenlere, hocaları tarafından meşk etmeleri için verilen örnek



Tarrâh: Süslemeci, desen çizen sanatkâr Eskiden resim yapanlara, özellikle bahçe resmi yapanlara verilen addır



Tashih kalemtraşı: Ufak boyda, küçük söğüt yaprağı biçiminde kalemtraş Burunları kavisli değil de üçgen şeklinde yapılan ve büyük yazıların tashihinde kullanılan kalemtraşlar da vardır





Taslamak: Cildlerin ve kitap mahfazalarının hazırlanması anlamında kullanılan bir terim
Tasvir:
Resim, Bk Nakış



Tavlama: Kâğıdın sertliğini gidermek için yapılan işleme denir Aharı çok olan ve sert kâğıtları birkaç defa tek tek soğuk sudan geçirip, ıslakken birbiri üzerine koyup, rüzgârsız bir yerde gölgede kurutmak suretiyle uygulanır



Tavşan ayağı: Tezhibde altının tozlarını toplama ve süpürme işinde kullanılan fırçanın adıdır Bu iş için çoğunlukla tûylü tavşan ayağı kullanıldığından bu ad verilmiştir



Teber: Ucu sivri demir Cildçilikte altın yaldız üzerine tarama süs yapmakta kullanılır



Tebyiz: Bk Beyaza çekme



Tefe: 0n tane altın varağa deste, on destesine tefe (veya defe) denir,



Tek aharlı: Üzerine bir defa ahar sürülen kâğıtlara verilen ad



Tek dikiş: Cildçilik terimi Tek dikişle dikilen cildli kitaplar için kullanılır



Tek göbek: Yalnızca ortasına şemse yapılmış cildlere verilen ad



Tek kuzu: Bk Kuzulu cedvel



Tek nüsha: Bilinen yalnızca bir tane nüshası olan eser


Tek pervaz: Kenarlarına yalnız bir renkte kâğıt yapıştırılmış olan levhalara verilen ad



Tekali: Eski kâğıt çeşitlerinden birinin adıdır Tek bir sayfadan ibarettir Aynı kâğıdın iki sayfalı olanına cift ali denilirdi



Teker: Cildçilikte, kapların üzerine yekşah yapmak için kullanılan âletin adı Buna yekşah demiri de denir Etrafında ufak dişleri bulunan saat çarkına benzer madenî bir dairedir Yaldızların üzerinden yürütülünce «yekşah» adı verilen noktalar meydana gelir



Telatin: Bir çeşit sağlam ve yumuşak sahtiyan olup, kendine özgü hoş bir kokusu vardır


Telhis:1- Bir kitap veya fikrin özetini veren kitap ya da yazı
2- Sadrazamların günlük olaylar özeti



Temellük kaydı: Yazma eserin ait bulunduğu kişiyi veya kitaplığı bildiren yazı, kayıt Genellikle zahriyede bulunur



Temme: Eski yazıyla yazılan kitapların bittiğini belirtmek üzere son sayfaya konulan işaret «Bitti, tamam oldu» anlamına gelir



Temmet: Yazma eserin bittiğini gösteren işaret Kısaca üç mim veya tek mim konulduğu da olmuştur



Tenazur: Tersine denk durumlu olan süsleme şekilleri, simetri



Tenekâr: Mukavva yapılırken, kabı kurttan korumak için kolaya katılan bir madde



Tev-emân: ikizler Bir yazı çeşidi



Tevkî: 2-3 mm kalınlığında ve kelimelerin arası birleştirilerek yazılan yazı Osmanlı Divanî yazısının esasını teşkil etmiş, berat ve fermanlarda kul-lanılmıştır Bazı eski tuğraların imzalarında da bu yazıya rastlanır Ayrıca tuğra kelimesinin Farsçası nişan, Arapçası tevkiî'dir



Tevkiî: Bk Tuğraî



Tezhip: Yazma kitaplarla murakkalarda, boya ve altın tozu ile yapılan her türlü süsleme işine tezhip denir Böyle eserlere müzehheb, "tezhip yapanlara ise müzehhib denilir (Bk Geleneksel Sanatlar, Hat&Tezhip, Tezhip Nedir?)



Tezhibci: Tezhib yapan, müzehhib



Tezyinat: Süsleme, bezeme



Tığ: Tezhibde desenin bitiminde kullanılan bir yardımcı süsleme motifidir Süslemeden boş kısma geçiş, pek az örnek dışında, daima tığlarla yapılmıştır Tığlarda motif genişten dara geçmekte, incelerek son bulmaktadır Tığlar genellikle mavi ile çekilmiş, ancak eserine ve tezhibine göre bu renge altın, kırmızı ve yeşil renkler de katılmıştır



Tılâ: Eskiden hattatların aharladıkları kâğıdın üstüne, kağıdı kayganlaştırmak için sürdükleri madde



Tırnak mühre: Şemse kapları parlatmak için kullanılan, açılmış kurşun kalemi şeklindeki mühreye verilen ad Damar mühresi de denilir



Tirşe: Parşömen, üzerine yazı yazılacak şekle konulmuş hayvan derisine verilen ad İyisi genç dana derisinden, adîleri koyun ve keçi derisinden yapılırdı Eski yazılara göre tirşe şöyle yapılırdı: Deri, kılları kesilip kireçlendikten sonra ağaçtan bir dayanak üstüne serilir, içi kazınarak, yapışık kalmış et ve yağ artıkları kaldırılır Bol su ile yıkanır, temizlenir Tahtaya gerilir, ete yapışık kısmına ince elekten geçirilmiş tebeşir tozu serpilir ve yüzeyi sünger taşı ile düzeltilir Kıllı yüzeyi de sünger taşı ile düzeltilir Bu işlem sırasında çok dikkat edip deriyi yıpratmamak gerekir Böylece hazırlanan deri çerçeveye gerilerek özenle saçak ve kuru havada kurutulur
Elde edilen tirşe (parşömen) ince ve beyazdır Tirşe beyaz, sarı ve kırmızı olmak üzere üç çeşittir Yazı derinin bir yüzüne yazılır Ak deri adı da verilir
Ayrıca altın inceltmekte kullanılan deriye de tirşe denilir



Tiyn-i hikmet: Hattatlar tarafından tebeşire verilen addır Tebeşir çuhaya sürülür ve tebeşirli çuha gezdirilmek suretiyle kâğıdın yağlılığı giderilirdi Bu işlem kalemin kâğıdın üzerinde gereğinden fazla kaymaması için yapılırdı



Torba: Ciltçilik terimi Kitap kapları taşlanırken derinin yapıştırılmasından önce, kitabın üzerine iki taraflı konulup uç tarafı kitabın kalınlığına göre yapıştırılan kâğıdın adıdır Körük bunun üzerine yapıştırılırdı



Toz varak: Tezhib ve cilttee kullanılan, altın tozundan yapılma varaklara verilen ad Altın tozu, sıkıştırılarak yaprak haline getirilmiştir



Tuğ: Bk Tuğra



Tuğra: Padişahların nişan ve yazılı alâmeti, bir nevi imzasıdır Saltanatın kaldırılmasına kadar kullanılmış, hat sanatının bir kolu olarak da giderek gelişmiştir (Bk Geleneksel Sanatlar, Tuğra)



Tuğra-nüvis: Bk Tuğraî



Tuğraî: Berat, ferman gibi evraka tuğra çekme işini yapanlara verilen unvan Tuğra-nüvis ve tevkiî de denilirdi



Turna gagası: Bk Dönbaba



Türk rokokosu: XVIII yüzyılda Türk süslemeciliğinde Batı'nın oluşturduğu Barok, Ampir ve Rokoko stilleri mahallî karakterlerle karışarak «Türk rokokosu» adı verilen yeni bir üslûbun doğmasına yol açmıştır



Tüy kalem: Kaz, ördek ve benzeri hayvanların tüy telekleri, saplarından tıpkı kalem gibi sivriltilerek yazı ve nakışta kullanılmıştır


__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #22
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



Uhra: Minyatürde desen çizerken kullanılan kiremit rengi boyanın adı Bk Minyatür



Ulama: Yazma kitaplarda yazı ve sayfa kenarına su olarak yapılan birbirine bağlı kanca şeklinde süsleme


Übeyde Özgür: Tezhip sanatçımızdırBakınız geleneksel sanatlar/hat-tezhip/sanatçılar



Üç beyaz nokta: Tezhip terimi Zemin doldurmak amacıyla, küçük bir üçgenin köşeleri dizilişiyle konulan beyaz boyalı üç noktaya verilen ad



Üç iplik rûmî: Tezhib terimi Levha kenarlarının iç pervazına zencirek yerine resmedilen rûmî şekillerden oluşan kenar şeridine verilen ad Örgü şeklinde dizilmiş üç çizgide motifler yer almıştır



Ümmü'l-hat: Bk Sülüs



Ünsî: Kamış kalemin iki parçadan meydana gelen kesik kısmının yazandan yana olan tarafına verilen ad Diğer kısmına vahşî denir Menakib-i Hünerveran, s 10'da, hat çeşitlerine göre vahşî ve ünsî oranı belirtilmiştir
Tuğrakeş Hakkı Altunbezer'in tanıdığı büyük hattatlar hakkında verdiği bilgilere göre;
«Şeşkalemde maharet sahibi olan Rakım Efendi'nin, Eğrikapılı Rasim Efendi'nin, Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin, Şefik Bey'in, Sami Efendi'nin kalemlerinin ünsîsi ve vahşîsi müsavi surette idi»



Üstadân-ı Seb'a: «Yedi üstad» anlamına gelen bir terimdir Yâkut-ı Musta'sımî ile Ergun Kâmil, Abdullah Sayrafî, Yahya-yı Sofi, Mübarekşah-ı Süyufî, Mübarekşah Kutub ve Şeyh Ahmed Sühreverdî adlı öğrencilere hattatlarca bu isim verilmiştir
Şeyh Hamdullah, oğlu Mustafa Dede, damadı ve öğrencisi Şükrullah, öğrencileri ve halazadeleri Celâl oğlu Muhyiddin ve kardeşi Cemalüddin ile Ahmed Karahisarî ve Amasyalı Abdullah Çelebi; Hamdullah tarzı bir okul geliştirmişler ve Osmanlılardaki Üstadân-ı Seb'a'yı teşkil etmişlerdir



Üstten ayırma şemse: Zemin deri renginde bırakılarak, yalnız kabartma şekillerin, altınlanması suretiyle yapılan şemse



Üstübeç: İsfidaç da denilir Ahar yapımında da kullanılan beyaz maddedir



Üstün: Eski yazıda harfleri a, e sesiyle okutmak için harfin altına konulan küçük yatay çizgi



Üstünlü esreli: Halk arasında harekeli yazıya verilen addır


__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #23
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



Vahap Demirbaş: Suluboya sanatçımızdırBakınız resim/suluboya/sanatçılar

Vahap Taşkınsoy:
Suluboya sanatçımızdırBakınız resim/suluboya/sanatçılar

Vahşî:
Kamış kalemin ortası kesik ucunun yazıdan yana olan kısmına verilen ad Yazandan yana olan kısmına ünsî denir Nesih, sülüs, rik'a'da vahşî taraf ünsîden dar, divanî, kırma ve deşti'de daha geniş, nestalik'te ise ikisi de eşit olur

Vakfe: Durak, durulacak yer; nokta Bk Durak

Vakfe gülü: Ayetlerin sözbaşlarına veya sonlarına konan ve nokta görevi yapan tezhibli çiçeklere verilen addır

Vakıf gülü: Bk Vakfe gülü, GÜL

Vakıf kitap: Herhangi bir kütüphane, cami ve benzeri bir kuruma vakıf olarak verilen kitap Böyle kitaplarda genellikle vakıf mührü bulunur

Vakıf kitaplık: Toplumun yararlanması için sonsuz olarak bağışlanmış bulunan kitaplık Padişah, sultan ve devlet adamlarının kurdukları vakıf kitaplıkların birçoğunun koleksiyonları bugün Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır

Varak: 1- Yaprak, tabaka2- Yazma eserlerden her bir yaprak Ön yüzü (a), arka yüzü (b) olarak numaralanır

Varak altın: Bk Altın varak

Varakçı: Varak altın hazırlayan ustalar

Varakçılık: Altın eziciliği

Vâsıtî: Kamış kalemlerin iyi cinsinden birine verilen ad Gelibolulu Âlî, Menakib-i Hünerveran'da «Tahkik-i hakik hoş-nüvisan-ı cihan ve rakam giran-ı maarif-nişan olan üstâdlara vâcibdir ki kalem kısmının elbette vasıtisini kullanalar» demektedir

Vasla:
İlk tuğraların bir kısmında padişah ve babasının isim ve unvanları ile tuğrayı tamamlayan işaretlerden başka bazı şekiller daha bulunmaktadır Bunlardan ilk defa bahseden P Wittek, bu şekillere «Vasla» adını verir Wittek'e göre vaslalar tuğranın bizzat tuğra sahibi tarafından çekilmiş olabileceğini gösterir Bilinen vaslalı tuğralar : Orhan, I Murad,I Bayezid, Emir Süleyman, I Mehmed, II Murad (Şehzadelik tuğrası), II Mehmed (Şehzadelik tuğrası)

Vassal:
Bozulmuş ve dağılmış elyazması kitapları tamir eden ve kâğıtları yenileyerek sayfaları birbirine birleştiren (vasi eden) sanatkâr
Sayfaları yapışan eski yazılı bir kitabın sayfalarını ayıran sanatkâra da vassal denir

Vassale:
1- Kâğıtları bozulup yırtılmış yazma eserlerde bu kısımlara kâğıt eklenerek yapılan tamir biçimi Her iki kâğıt tıraş edilip birbiri üzerine bindirilmek suretiyle tamir yapılır ve ek yeri belli olmaz

2- Yazma kitaplarda kırılmış cedvellerin (cedvel kesiğinin) tamirine de bu ad verilir Çerçeve vaziyetinde kalan yan kâğıtlar, dikkatle ortalarından yatay biçimde ikiye ayrılarak, asıl çerçeve içinde kalan yazılı kısmın kenarları inceltilir ve çerçevenin ayrılan kısımları arasına sokulup, muştalamak suretiyle yapıştırılır

3- Metnin yazıldığı kâğıt ile yazı dışında kalan bölümü meydana getiren kâğıdın ayrı cinslerden olması durumu

Vazolu çiçek motifi: Daha çok lake kitap cildlerinde görülen realist çiçek motiflerinin bir türüdür

Veziri: Yazma eserlerin dört köşe ve kare biçimlilerine verilen ad Bu kitaplar çoğunlukla küçük boyutlu olurdu

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #24
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



Yakup Cem: Yağlıboya oryantal resim ve minyatür sanatçımızdırBakınız geleneksel sanatlar/minyatür/sanatçılar


Yakut tarzı:
Meşhur hattat Yakut-ı Muta'sımi’nin yazdığı biçimdeki yazılara denir Bu şekildeki yazılarda sayfa iki veyaüç kısma ayrılır; her kısmın bir satırı sülüs, diğer satırları nesihle yazılırdı



Yaldız: Bk Altın yaldız



Yan kâğıdı: Ciltçilik terimi Araya konan ve Acem kösteği (b bk) kendisine yapıştırılan kâğıda verilen ad ;



Yapıştırma şemse: Altın yapıştırıldıktan sonra üzerine kalıp basılmak suretiyle yapılan şemselere verilen ad


Yaprak: 1- Varak (b bk) 2- Yaprağa benzer süsleme motifi



Yaprak demeti: Yalnız yapraklardan meydana gelen süsleme motifi



Yaprak nokta: Düzgün yapraklardan oluşan nokta

Yastık: 1-
Yaprak altının bıçakla üzerinde kesildiği âletin adı 2- Tezhipte, altın varakları istenilen büyüklükte kesmek için, varağın altına konan deriye de yastık denir 3- Şiraze altındaki deri Şiraze bunun üzerine oturur
Yavru kalemtraş:
Bk Kalemtraş



Yazı çekmecesi: Eskiden yazı takımlarıyla, kâğıt, kalem ve diğer malzemenin konulduğu kapaklı küçük sandıklara verilen ad Odada hattatın oturduğu sedir üstüne konurdu Sadeleri olduğu gibi işlemeli ve sedeflileri de vardı


Yazı hududu: Levha ve murakkalarda yazının etrafına çekilen çizgilerin bütününe verilen ad Bu çizgilerin etrafına ya tezhip yapılır veya altın sürülür
Yazı kalemi:
Bk Kalem



Yazı-resim: Eskiden bazı hattatların, yazılarını resim biçiminde düzenlemeleri sonucunda ortaya çıkan istif yazısı Leylek, armut, kayık, şahin, arslan biçiminde yazılar meşhurdur
Yazı takımı: Yazı yazmakta kullanılan âletlerin tümü Takım genellikle kenarlı bir tepsi içinde iki hokka, bir rıhdan, bir süngerlik, bir kalemtıraş, bir makta ve bir makastan meydana gelirdi
Yazılı cilt:
İç kapak ve mikleb içi bordürlerinde âyet veya beyitler yazılmış olan cilt
Yazma:
Basılmamış, yazılarak çoğaltılmış



Yazma cilt: Üzerleri sıvama varak altın yahut ezme altın sürülmek suretiyle kaplanmış olan deriden ciltlere verilen ad



Yazma şemse: Kabartmalı olmayan şemse



Yekpare su: Bk Kesme
Yekpare şemse:
Kitap cildlerinde kabın tamamını kaplayan meşinin üzerine yapılan şemse


Yekşah: 1- Demirden âlet 2- Yaldız sürülmüş deri zemine yekşah demirini kakmak suretiyle yapılan cilt Bu ciltler XVIII yüzyılda çok görülür


Yelen: Kamış kalemin açılması sırasında çıkan tozların temizlenmesinde kullanılan tüyün adıdır Kuş ya da tavuk tüyündendir



Yeşil altın: Altının gümüşle karışmasından meydana gelir Altınlar arasında güzel bir fark gösterdiğinden tezhipte kullanılmıştır
Yılankavi:
Yılan gibi, S şeklinde kıvrılmış süslemelere verilen ad




__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #25
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



Zahriye: 1- Mektup veya kâğıdın arka tarafına yazılan yazı; arkasındaki şerh 2- Yazma eserlerin başlık bulunan ilk sayfasından önceki, temellük kaydı bulunan, çoğunlukla tezhipli ve bazan da boş sayfalarına zahriye adı verilir Bu sayfalarda bazan kitap başlığı, müellifi, meşkurların hükmü, bir beyit vb yazılar bulunur
Fatih, devri kitaplarında zahriye çift sayfa halindedir Kimi sayfayı tamamen kaplar, kimi de madalyon biçimindedir Genellikle ilk sayfada kitabın Sultan Mehmed bin Murad Han'ın mütalâası için yazıldığını gösteren kayıt, ikincisinde ise kitabın ve müellifin adı vardır

Zamk-ı Arabi: Ezme yaldız, varak altın ve mürekkep yapımında kullanılan kimyevî madde, Arap zamkı

Zarf: Bir şeyi kavrayan, çevreleyen Yazma eserlerde kap ve metin harici kısımlar anlamına gelir

Zemin doldurma: Bir tezhibin şekli belli olup, altınları sürülerek tahriri bitince, araları uygun renklerle boyanırsa buna zemin doldurma denir

Zencirek: Yazma kitapların sayfa kenarlarına ve levha yazılarının etrafına, iki çizgi arasında altın yaldızla yapılan zincirleme halkalar şeklindeki süsleme suya verilen ad

Zercedvel: Yazma eserlerde sayfa kenarlarına altınla çekilen çizgilere verilen ad

Zerduva cild: Kadife kaplı cild

Zerdûz: 1- Altınla iş yapan 2- Altınla yapılmış iş

Zerdûz Cild: Kitabın kabını teşkil eden mukavvanın göbek ve kenarı kesilir; buraya yerleştirilen kadife; altınla işlenerek zerdûz cild yapılırdı Buna zerdûz kap da denilmiştir



Zerdûzan: Altın işleyenler

Zerdûzî: Deri üzerine altın işlemeli cild

Zerefşan: Altın serpmek, püskürtmek; püskürtme altınla yapılan süsleme çeşidi Varak altın toz hâline getirilip jelatinli su ile karıştırılır Daha sonra fırça ile (veya elek üstünden), jelatinli su ya da yumurta akı sürülmüş kâğıda serpiştirilir Zermühre ile parlatılır Eski ve kıymetli kitaplar çoğunlukla bu tür kâğıt üzerine yazılmıştır,



Zerender-zer: Süsleme terimi Sarı altın üzerine yeşil altınla yapılan süsleme



Zerender-zer nokta: Altın zemin üzerine tekrar altınla, düzgün şekillerle yapılan nokta



Zerendûd: Altın yaldızlı Kâğıdın üzerine sıvama altın sürülmesine verilen ad Çoğu minyatürler bu altın üzerine yapılmıştır



Zerkâr: Altın işleme; sırma ile işlenmiş


Zermühre: Altın parlatmak için, akik, Süleymanî taşı, yeşim veya ağaçtan yapılan, ucu sivri ya da toparlak ve bir çubuğa bağlı âletin adı Mazgala da denilmiştir Bununla parlatılmış işlere Pesend denilmiştir

Zernişan: îrili ufaklı altın noktalarla süslenmiş kâğıtlara verilen ad Ord Prof Dr A Süheyl Ünver'in anlattığına göre kalbur üzerine altın varak konularak üzerinden kuru bir fırça geçirilir; altın, düzensiz iri parçalar hâlinde, kalburun altındaki kâğıt üzerine yayılır Bu tür altınlanan kâğıtlar çok kıymetlidir

Zernüvis: Altın yaldızla yazı yazan hattat veya müzehhib

Zerrin kalem: Altından yapılmış kalem BkKalem

Zerşikâf: Boyalı halkâr Boya ile yaldızın birlikte kullanılmasıyla yapılan süslemeler Bk Halkâr

Zervarak: Eski kâğıtlar aharlanıp mührelendikten başka bir de üzerlerine altın serpme yapılırdı Buna zervarak denir Altın serpme şöyle yapılırdı: Bir fincan içine birkaç tane nohut konur ve bu fincan içine de altın tozu dökülür Bir kâğıt üzerine zamk sürülür ve ağzına tülbend gerilmiş fincan bu kâğıt üzerinde sallanır Tülbentin deliklerinden sızan altın zerreleri kâğıt üzerine dökülerek bir tabaka teşkil eder

Zevane: Bk Lika

Zeyl: Doğu yazmalarında, bir konunun birbirini izleyen yazarlarca belirli zaman çerçevesi içinde sürdürülmesiyle meydana gelen eser

Zırnık: Sarı mürekkep

Zilbahar cild: Üzerine ezme altınla, fırça kullanılarak geometrik çizgiler çizilmiş, kesişen hatlar arasına yaldız ve noktalar konulmuş deri cildlere verilen ad Kafes de denilmiştir Süsleme, kapağın ortasını veya bütün yüzünü kaplar Bazan cild mahfazasında da aynı süsleme görülür XIX yüzyılda çok rastlanır Kelimenin zerbahar şeklinde söylenmesi gerektiğini ileri sürenler varsa da, kayttlarda hep zilbahar olarak geçmiştir

Zincirli şemse: Bk Şemse

Zîr-i meşk: (Zîr: Alt, aşağı) Eskiden yazı yazmak için kâğıdın altına konan altlığa verilen ad

Zülfe: Sülüs yazısında eliflerin ucundaki çengellere verilen ad Zülfe, Arapça «ufak saçak» demektir Elifin çengeli de saçağa benzediğinden bu adı almıştır Ayrıca tuğların yanlarındaki küçük bayrak şeklindeki kavislere de zülfe veya zülüf denilir

Zülüf: Bk Zülfe

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #26
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



A
AÇIK KOMPOZİSYON (Open Composition) :

Resim düzlemi üzerinde betimlenen gerçekliğin, gerçekte resmin sınırları dışında da sürüp giden doğal gerçekliğin bir parçası olduğu izlenimini verecek şekilde kompoze edilmesi Kapalı kompozisyonun tam karşıtı bir sanatsal davranış biçimidir Açık kompozisyon, asıl gerçekliğin tüm öğelerini resim düzlemi içine sığdırmayı amaçlamaz Tersine, böyle bir çabanın olanaksız olduğunu varsayar Açık kompozisyon doğadaki gerçeklik düzleminin bir kesimini içeren bir çerçeve gibi de düşünülebilir Rönesans'ın aksine, Barok açık kompozisyonu yeğlemiştir

AKADEMİZM (Academicism) : Akademizm sözcüğü, bir sanat dalında her türden yeni atılımı yadsıyasak, değişmez olduğu varsayılan onaylanmış, standartlaşmış ilke ve kurallara uygun olarak çalışmak anlamında kullanılır Yeni sanatsal arayışlara karşı çıkan bir tutumu ifade ettiği için, sözcük olumsuz niteliktedir

ALLEGORİ (Allegory) : Bir öykü, bir düşünce ya da kavramın figüratif bir simge halinde betimlenişi

ALTIN ORAN (Golden Section) :
"Altın Bölüm" ya da "Altın Kesit" de denir Herhangi bir geometrik biçimde, varlığı ESTETİK bir üstünlük sayılan ORAN Parçalar arasındaki orantıda, küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütün parçaya oranına eşittir Cebirsel olarak; a/b= b/ (a/b) biçiminde ifade edilir Parçalar arasındaki oranın değeri olan 1618 ya da ykş 3/5, "altın sayı" adını alır Altın Oran geometrik olarak, iki kareden oluşan bir dikdörtgenin köşegeni aracılığıyla kurulur Antik Çağ' dan bu yana matematikçilere ve sanat kuramcılarına konu olan Altın Oran, bu adı 19yy' da almıştır Eski Yunanlılar' ın kısaca bölüm olarak adlandırdıkları bu orana , İtalyan matematikçi Luca Pacioli divina proportine; LEONARDO DA VINCI ise sectio aurea adını vermiştirAltın Oran' ın aritmetik, cebir ve geometri özellikleri taşımasının yanısıra, doğada, müzikte ve insan vücudunun organları arasında varolan çeşitli oranlarla da yakın ilişkisi bulunduğu, bütün öteki oranlara üstünlüğününse çeşitlilik içinde birlik özelliğinden kaynaklandığı öne sürülür Bazı kaynaklara göre, insanlar , Altın Oran' a yaklaşan orantıları daha çok beğenmektedir

AMORF ( fr Amorfe) : BİÇİM' i belirli bir düzene uymayan Tanımlanması zor, düzensiz biçimlerde bulunan mineral, madde ya da nesneler için kullanılır

AMULET (İngilizce) : Kötülükleri uzaklaştırdığına, uğur getirdiğine, hastalıkları iyileştirdiğine ve özel güçlere sahip olduğuna inanılan , doğal ya da insan eliyle yapılmış nesne; bir tür nazarlık ya da muska Üstte taşınabildiği gibi çeşitli yerlerde de saklanabilir Değerli taşlar, metaller, hayvan dişleri ve pençeleri gibi pek çok nesne amulet olarak kullanılmıştır Amuletin kökeni Eski Mısır'a dayanır Mısırllar kendilerini kötü günlerden, düşmanlardan ve tehlikelerden korumak için SKARABE, engerek başı, sembolik gözler ve KARTUŞ gibi amuletler kullanmıştır Pek çok uygarlıkta da hematit, yeşim, ametis, LAPİS LAZULİ ve kantaşı gibi taşların kendilerine özgü koruyucu güçleri olduğuna inanılmıştırBir inanışa göre mercen, şeytanın evlerdeki kötü etkisini uzaklaştırma gücüne sahiptir Hristiyanlıkta encolpia denen amulet , haçlar, aziz kemikleri vb Dinle ilgili RÖLİK' lerdir Boyna asılarak taşınanlar periapta, ikiye katlanabilenler pyctacium adını alır

ANKOSTİK RESİM (Encaustic Painting) : Eriyik halde balmumu BAĞLAYICI ile PİGMENTLERİN karışımından elde edilmiş BOYA' larla yapılan RESİM türü Romalı bilgin ve yazar Yaşlı Pilinus' a (MS 23-79) göre, mermer üstüne yapılan ankostik resimde pigmentler balmumuyla, fildişi üstüne yapılanlarda da (cero- strotum/ cestrotum) bitkisel kökenli saydam zamkla karıştırılıyor, cestrum ya da viriculum adı verilen bir tür SPATULA ile zemine yayılıyordu Cestrum' un bir ucu sivri olduğundan fildişi üstüne ince çizgiler de çizilebiliyordu Cauterium olarak bilinen ve ısıtılarak uygulanan yuvarlak uçlu bir aletle, boyalı zemin üstündeki spatula ve fırça izleri gideriliyordu Antik Çağ' daki belli başlı resim tekniklerinden biri olan ankostik resim, MÖ 4 yy' da YUNAN sanatçı Pausias tarafından yetkinleştirilmişti Günümüze ulaşan en önemli örnekler, MISIR' da el- Feyyum Vahası' nda ROMA dönemine ait mezarlarda bulunan Feyyum Portreleri' dir (2 yy) Ankostik tekniği erken Hristiyan Sanatı' nda da ( GEÇ ANTİK) kullanılmış, ancak 8 ve 9 yy' larda unutulmuştur 19 yy' da Fransız koleksiyoncu Kont Caylus' un (1692- 1765) araştırmaları aracılığıyla canlandırılmak istenmişse de başarılı olunamamıştır 19 yy' da Fransa ve İngiltere' de çeşitli karışımlar denenmiş, alman Ressam Julius Schnorr von Carolsfeld (1794-1872) orijinale en yakın karışımı uygulamıştır Günümüzde yaygın olmamakla birlikte balmumu ve reçine bağlayıcılı bir karışım kullanılmaktadır

ANONİM (Anonymous) :
1 Sanat tarihinde sanatçısı bilinmeyen yapıtlar için kullanılır Özellikle, halk sanatı ürünleri anonim niteliktedir 2 Antik Yunan dönemi öncesinde, Mısır ve Mezopotamya'da, tarih öncesinde sanat yapıtı anonimdir

ATMOSFER (Atmosphere) : Sanat yapıtının izleyici üzerinde bıraktığı etki, nedeni olduğu ruh hali

ATÖLYE : Tarihsel Gelişim: Tarih öncesi çağlarda ( PREHİSTORYA) zanaatçıların nasıl örgütlendiklerine ilşkin kesin bulgular olamamkla birlikte EL SANATLARI kapsamındaki ürünlerin önceleri aile işliklerinde üretildiği, ama daha zor işlenen metalin ( MADEN SANATI) kullanılmaya başlanmasıyla birlikte aile dışı bir örgütlemeye gidildiği varsayılabilir Eski MISIR' da ya da MEZOPOTAMYA' da önemli yapıları inşasında da yapı ustalarıyla işçilerin belli bir hiyerarşi içinde çalıştıkları düşünülmektedir Atölyelere ilişkin ilk arkeolojik bulgular Tel-el Amarna' nın ( Mısır) MÖ ykl 1375' te kuruluşu sırasında kent dolaylarında ustalar için kurulan yaşama ve çalışma alanlarının varlığıdır Aynı dönemde günlük kullanım eşyası genellikle evlerde ve aile reisinin denetimi altında üretilirken, özel yapım teknikleri gerektiren metal eşya çoğu kez gezgin ustalar tarafından ve geçici kurulan atölyelerde yapılmıştır Yunanistan' da Antik Çağ' da üretilen SERAMİK' lerin üstün niteliği bu kapların geçici değil, yerleşik atölyelerde üretildiğini kanıtlamaktadır Bu dönemde babadan oğula geçen aile ilişkileri giderek ortadan kalkmış, yerine, özellikle ünlü ressamların açtığı özel atölyeler yaygınlaşmaya başlamıştır Büyük yapı projeleriyse genellikle yapı alanında toplanan ustalarla sürdürülmüştür ROMA döneminde de ilk atölyeler aile işletmeleriydi Daha sonra geç Cumhuriyet Dönemi' nde bu işlikler aile egemenliğinden çıkarak aynı atadan gelen soy gruplarının (gens) eline geçmiş ve bu gruplar uzun yıllar saray ayrıcalıklarından yararlanmışlardır Kuşaklar boyu zanaatçı yetiştiren Roma dönemi atölyeleri bir süre sonra bir anlamda seri üretime geçmiş, dönemin beğenisini yansıtan farklı üsluplara bağlı olarak çalışmışlardır İlk heykel atülyeleri de yine Roma döneminde açılmıştır Roma' nın sanat atölyeleri genellikle babadan oğula geçerdi ama, aile bireylerinden çok, yöreden toplanan usta ve çıraklarla döndürülürdü

GEÇ ANTİK VE ERKEN HRİSTİYAN dönemiyle BİZANS döneminde sanatsal değerde üretim yapan atölyeler saray çevresinde toplanmaya başlamış ve giderek daha bürokratik bir örgüt niteliğine bürünmüştür DUVAR HALISI, DOKUMA ve mücevherlerin yapıldığı bu tür büyük atölyeler desteklenirken özel atölyeler yok olmuştur Büyük Constantinos ( I Constantinus) döneminde (306-337), ustaların aileleri ve atölyeleriyle birlikte imparatorluğun her yanından Konstantinopolis' e ( İSTANBUL) gelmeleri özendirilmiş, aynı işle uğraşan atölyeler kentin aynı bölgesinde yerleşmiştir Ortaçağ boyunca atölyeler, LONCA' larla birlikte hem üretim hem de eğitim merkezleri olmuş, saray manastır ya da kentler tarafından desteklenmiş ve korunmuşlardır Bu tür büyük atölyelerde ya az sayıda müşteri için üstün nitelikli küçük eşya üretilmiş ya da yapımı uzun yıllar süren KATEDRAL' ler gibi büyük yapı projeleri yürütülmüştür Ismarlayanlarla projeyi yürütenler arasında kurulan yakın ilişki sonucunda yeni yapım sistemleri denenebilmiş, ROMANESK ve GOTİK gibi birçok ÜSLUP bu atölyelerdeki denemelerin de etkisiyle biçim bulmuştur Ayrıca, birer merkezi planlama ünitesi olarak da işlev gören ve mimari bezemelerle ilgili daha küçük atölyeleri bünyesinde barındıran bu tür atölyeler önceleri Fransız keşiş Suger gibi aydın din adamlarının denetimi altında çalışmış, daha sonra bu görevi kilise meclisi ya da İtalya' da olduğu gibi sivil yönetim üstlenmiştir

13 yy' ın sonlarında atölyeler bir yandan projeler üretirken, bir yandan da bunları gerçekleştirmek için gerekli ustaları da bulmaya başlamıştırÇoğu gezgin olan ustalar atölyenin başıyla birlikte kent kent dolaşırlardı Üslupların bir bölgeden öbür bölgeye yayılmasında bu gezici atölyelerin önemli katkısı olmuştur 14 yy' da sanatçı yaşam öykülerinin yazımına geçilmesiyle birlikte (VASARI) atölyelere ilişkin bilgiler de kesinlik kazanmaya başlamıştır Atölyelerdeki usta, yardımcı ve çırak düzeni de yasalarla belirlenmişti Usta hem atölyenin başıydı hem de yanında çalışanların eğitiminden sorumluydu Çıraklık 13-14 yaşında başlar, beş- altı yıllık bir eğitimle sona ererdi Bu süreyi izleyen üç- dört yıllık ikinci çalışma döneminden sonra zanaatçı artık usta sayılır ve dilerse kendi atölyesini açabilirdi Eğitim işlevini 15 yy boyunca ve 16yy' ın başlarında sürdüren atölyeler, 16 yy içinde akademilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla yalnız üretime yönelmiştir 18 yy ortalarında Endüstri Devrimi' yle birlikte KÜÇÜK EL SANATLARI makinelerde üretilmeye başlamış, sanatsal değerdekilerse tek tek sanatçılar tarafından üretilmiştir

Ortadoğu' da da atölyeler çoğu kez saraya bağlı çalışırdı Özellikle MİNYATÜR, CİLT ve TEZHİP' in yanısıra HALI dokumacılığı gibi sanatlar bu saray atölyelerinde geliştirilmiş ve üsluplaşmıştır Öte yandan Osmanlılar' da ilk saray atölyesi Fatih Sultan Mehmet (hd 1451-81) döneminde Topkapı Sarayı' nda açılmıştır " Nakkaşhane" (OSMANLI, Klasik Dönem) adıyla anılan bu atölyede küçük el sanatları üretiminin yanısıra İstanbul dışındaki bazı atölyeler için de desenler üretilmiştir İznik ÇİNİ ve seramiklerinin doruk noktasını yaşadığı dönemlerde desenler Nakkaşhane' de geliştirilip üretim için İznik' e yollanıyordu Osmanlı' nın HASSA MİMARLAR OCAĞI da benzer bir örgütlenme şeması içinde imparatorluğun hemen tüm mimarlık etkinliklerini yürütmüştür

B
BAKIŞ AÇISI ( Viewpoint, Vantage Point) :
Sanatçının bir konuyu resmetmek için baktığı varsayılan nokta

BİÇİM (Shape) : Bir nesnenin görme ya da dokunma duyuları ile algılanmasını sağlayan kendine özgü gerçekliği

BİÇİM BOZMA (Distortion) : Özellikle GÜZEL SANATLAR'da, fotoğrafta (FOTOĞRAFÇILIK) ve dansta verilerini doğadan alan ve belirli normların ya da normal (olağan) biçimlerin bulunduğu kabul edilen görüntülerde biçimi abartarak sunma, " normal" in göstergelerini tümüyle yok etmeden değiştirme Biçimbozmada amaç, daha güçlü bir etki yaratmak ya da güçlü bir anlatım sağlamaktır DIŞAVURUMCULUK ya da GOTİK sanat gibi duygu ve anlatımın vurgulandığı, izleyiciyle iletişimin etkili olmasının amaçlandığı sanat türlerinde biçimbozma yoğun olarak kullanılmıştır Öte yandan özellikle 20 yy' ın serbest yaklaşımı içinde PICASSO ya da H MOORE gibi bir çok sanatçı biçim olanaklarını artırmak için, kaynakları doğa olsa bile biçimbozmayı bir araç olarak kullanmışlardır GERÇEKÜSTÜCÜLÜK' teyse biçimbozma, duygu ve düşlerdeki gerçekleri anlatabilmenin aracı olmuştur Öte yandan YENİ- DIŞAVURUMCULUK gibi, "normal" kavramlara bağlı olmayan ve doğanın tüm görüntü kullanımlarından bağımsız biçim yaratan sanat üsluplarında biçimbozmadan söz edilemez; çünkü bu üsluplarda normalin ne olduğu hakkında belli ilkeler yoktur Fotoğrafta biçimbozma çekim sırasında aynalar ya da merceklerle ya da çekimden sonra baskı sırasında mekanik ve kimyevi yöntemlerle görüntüyü değiştirerek elde edilir

BİYOMORFİK BİÇİM (Biomorphic Form) :
SOYUT SANAT'ta geometrik biçimlerden çok bitki ya da hayvan biçimlerini anımsatan eğrisel dış çizgilerle oluşturulmuş biçimler En tipik örnekleri ARP'ın resimlerinde görülür

BİRLİK (Unity) :
Resimde tüm öğelerin koordinasyonu ile asıl temanın, amacın vurgulanacağı bir birlik yaratılması

BOYUT (Dimension) : 1 Bir nesnenin uzunluk ölçüsüyle ifade edilebilen büyüklüğü 2 Sanat yapıtında boyut kavramı, onun algılayıcıyla olan ilişkisini anlatmaktadır Örneğin, resim sanatı iki boyutludur Resmin betimlediği obje yüzeysel olmasa bile, sanat ürünü onu iki boyutlu bir yüzey üzerinde sunmakta ve izleyicide onu iki boyutlu algılamaktadır Buna karşılık, heykel üç boyutlu bir sanat yapıtıdır Mimari ürün ise dört boyutlu sayılmaktadır Çünkü, mimari ürünü kullanan kişi onu yalnızca eni, boyu ve derinliği bulunan bir obje olarak değil, içinde eylemde bulunulan bir yapıt olarak algılamaktadır Kişinin yapıt içindeki ya da dışındaki sürekli devingenliği onu tek bir noktadan algılanan diğer sanat ürünlerinden ayırmaktadır Mimari mekan zaman içinde değişen konuma göre, farklı sanatsal yaşantılar edinilmesini sağlar O halde, en, boy ve derinlik boyutlarına ek olarak mimari yapıtta bir de zaman boyutu söz konusudur

C
CHIAROSCURO (Chiaroscuro) :
Yağlıboya resminde keskin karşıtlıklar yaratacak biçimde düzenlenmiş ışık-gölge dağılımı İlk kez İtalyan ressamı Correggio tarafından 16 yüzyılın başında kullanıldı Caravaggio ve izleyicileri bu tekniği geliştirdiler Georges de la Tour bu alanda ilginç örnekler verdi Rembrandt ise, en büyük chiaroscuro ustası sayılır

ÇEŞİTLİLİK (Variety) : Resimdeki ana temanın birliğinin çerçevesi içerisinde canlı ve zengin bir çeşitliliğin de elde edilebilmesi resmin albenisini arttıran önemli bir unsurdur

ÇİZGİ (Line) :
Nokta olarak başlarlar ve her yönde "düz, kıvrımlı, kırık, kalın/ince, koyu/açık" olabilirler

ÇİZGİSEL (Linear) : 1 Bir yüzey üzerinde bir çizgi doğrultusunda yapılmış ya da düzenlenmiş betileri ve ya öğeleri niteler 2 ince kontur çizgileriyle oluşturulmuş betileri ve bu tür betileri içeren resimsel yapıtları niteler

ÇİZGİSEL KOMPOZİSYON (Linear Composition) : Hareket eden bir noktanın yüzeyde bıraktığı iz olarak tanımlanabilecek olan çizginin, kompozisyonda üstlendiği, formu ortaya çıkaran, hareketi ifade etme, dokuyu verme, dengeyi sağlama gibi rollerin başat olduğu türdeki kompozisyonlar "çizgisel kompozisyonlar" olarak tanımlanır

Sanatın ilk adımlarının, Lascaux mağarasında olduğu gibi, çizgiyle atıldığı ve çizginin özellikle perspektif kurallarının henüz yeterince bilinmediği Rönesans öncesinde önemli olduğu bilinir Barok dönemde ışık-gölge kullanımının devreye girişiyle çizgisellik ışığın imkan verdiği ölçüde kullanılır Bu dönemde konturlar, çizgisel kompozisyonlarda olduğu gibi belirgin olmaz 19 yy'da Neo-klasik dönemde yeniden önem kazanan çizgi ve çizgisel kompozisyon Romantizm ile birlikte nerdeyse kaybolmuştur Empresyonistler tarafından da tamamen kaldırılmıştır Sanatçıların bireysel çıkışlar yaptığı 20 yy'da ise Henri Rosseau, Paul Klee gibi sanatçılar tarafından kendi belirledikleri amaçlar doğrultusunda kullanılmıştır

D
DEĞER (Value) :
Bir nesnenin maddi ya da parasal karşılığı, değişim ortamı ya da benzeri bir standarda göre tahmin edilebilen miktar; ayrıca, nesnenin gerçek ya da olması gereken kıymetine, YARARLIK'ına ya da önemine göre göreceli statüsü Felsefe, hukuk, işletme, matematik, dilbilim, psikolinguistik, resim, müzik, sibernetik, televizyon gibi alanlarda "değer" sözcüğü değişik anlamlar taşımakta ve farklı tanımlanmaktadır Felsefenin bir dalı olan "aksiyoloji", değerlerin estetikte, dinde, ahlakta ve metafiziksel alandaki tip ve nitelikleriyle ilgilenmektedir Değer kuramıysa kıymetleri önem sırasına göre ayırıp sınıflandıran bir görüştür Değerlerin nicel olarak ölçülebilme durumuna göre nesnel ve öznel değerlerden söz edilmektedir Sanat ve mimarlık alanında mimari bir yapıya, bir sanat nesnesine ya da endüstri ürününe ilişkin iki tür değer tanımlanmaktadır : Kullanıcının gereksinimini karşılamaya yönelik ürünün faydasıyla tanımlanan "kullanım değeri" ve mimarlık ya da sanat ürününün özellikle pazarlama ürünü olarak ortaya çıkmasıyla belirlenen "değişim değeri" Kullanım değerine ilişkin değer yargıları kişiden kişiye, gruptan gruba değişebilmektedir Örneğin bir sanat nesnesinin ESTETİK değerinden söz edildiğinde, o ürünü oluşturan bileşenlerin KOMPOZİSYON'u, BOYUT'ları, ölçeği, RENK'i, DOKU'su, UYUM'u vb Sanat ve estetik kavramıyla ifade edilen, öznel nitelikli göreceli kıymeti anlaşılmalıdır Bir mimarlık ürününün ön kullanım değeriyse o ürünün PERFORMANS' ı yani kullanım sırasında ortaya çıkan fiziksel, psikolojik, örgütsel, estetik vb gereksinmelere yanıt verebilme durumuyla tanımlanabilmektedir Ayrıca herhangi bir ürünün bir olarak ekonomik değerinden (değişim değeri) söz edilebilir

DEKALKOMANİ :
1930' larda Oscar Dominguez' in (1906-5Cool GERÇEKÜSTÜCÜLÜK akımının OTOMATİZM kavramından yola çıkarak oluşturduğu teknik Bu teknikte boya kalın bir fırçayla ince bir kağıdın üstüne sıçratılır ve kurumadan ikinci bir kağıtla yavaşça sürtülerek gelişigüzel dağılması sağlanır Daha sonraları ERNST tarafından YAĞLIBOYA' ya uygulanan bu tekniğin en önemli özelliği, yapıtın ön tasarımsız oluşturulmasıdır

DEKOLAJ : Duvarlara üst üste yapıştırılmış afiş ya da benzerlerinden koparılan parçalarla yapılmış bir tür KOLAJ İlk kez 1950' lerde Alman sanatçı Wolf Vostell (d 1932) bu türde çalışmalar yapmış, ayrıca Fransa'da AFİŞÇİLER de bu tekniği uygulamıştır

DENGE (Balance) :
Dengenin sanatta nasıl kullanıldığı "tahtaravalli"yi modeli ile kolayca anlayabilirsiniz Aynı kilodaki iki kişi "simetrik" olarak oturduklarında oluşan denge, farklı kilolardaki kişilerle de "asimetrik" oturmalarla sağlanabilir; bu ikinci hal "dinamik denge" olarak da nitelendirilebilir

DERECELENDİRME (Gradation) : Tonlarla, taramalarla vb ile dereceli etkilerin yaratılması

DERİNLİK (Depth) :
Resimde oluşturulan planlar ile elde edilen derinlik duygusu veya yanılsaması

DETRAMP : Kuru sıva üzerine zamklı boya ile yapılan duvar resmi

DEVİNİM (Movement) :
Resim sanatında resim düzlemi üzerinde yer alan betilerin yoğunlaşıp seyrelmesinden ve pozlarından kaynaklanan durağan dengenin bilinçli biçimde bozulması etkisi

DIŞ SINIR (Contour) :
Bir biçim (shape)in veya hacim (form)in dış çizgisi veya en dış kenarı ('siluet'i)

DİMETRİ (Dimetry) : Aksonometrik perspektifin bir türü Üzerinde çizimi yapılacak nesnenin en, boy ve yükseklik ölçülerinin alındığı eksenler, dimetride birbirleriyle izometridekinin aksine eşit açılar yapmazlar Dolayısıyla, nesnenin iki boyutunun ölçüleri aynı oranda küçültülerek çizilirken, üçüncü boyutu bunlardan farklı oranda küçültülür

DOKU (Texture) :
Bir sanat yapıtının yüzeyinin görünümü ve/veya hissedilmesi, ki düz ve/veya parlaktan kaba ve/veya mata kadar çeşitlenebilir

DÜZLEM (Plane) : MEKAN'ın iki boyutlu, düşey ya da yatay bir uzantısı Mimari kompozisyonlarda somut değeri olsa da, RESİM'de mekan ve hareket yanılsamasının ön koşuludur HEYKEL'de ise çok yalın geometrik biçimler dışında düzlem çokça ilgilenilen bir öğe değildir Resimde tuvalin yüzeyi resimdeki mekanın en yakın boyutu olarak hissedilmekle birlikte, bu yüzeyin alt bölümü izleyiciye en yakın, en üstüyse en uzak mekanı içeren bir yer düzlemi olarak da yanılsanır DERİNLİK yanılsamasını amaçlayam KOMPOZİSYON'larda ön plan, orta plan, arka plan anlatımları bunları algılatan farklı derinlik düzlemlerinin vurgulanmasıyla oluşturulur

E
EKLEKTİSİZM (Eclecticism) :
Farklı sanatsal dizgelerden alınan öğelerin yeni bir dizge içinde yeniden kullanılması eylemi Sanatta farklı çağ ve üsluplardan seçilip devşirilen öğelerin yeni bir tasarım ya da ürün oluşturmak için ele alınması olgusunu ifade eder Bu durum 19 yüzyılda çok yaygın biçimde görülür Bununla birlikte, eklektisizm bir üslup değil, bir davranış biçimi olarak değerlendirilmelidir Ancak, farklı eklektisist üsluplardan söz edilebilir Bu üslupların hepsinde davranış biçimi ortak olduğu halde, biçim malzemesinin devşirildiği çağ ya da üslup ve bunların yeniden düzgeleştirilişi farklıdır

EKORŞE (Ekorche) :
İnsan ya da hayvan figürünü, kas yapısını göstermek amacıyla derisi yüzülmüş olarak betimleyen anatomik çizim 15yy'da Batılı sanatçıların anatomiye ilgilerinin artmasıyla atölyelerde, bu türden yapma modeller kullanma geleneği yerleşmişti Özellikle LEONARDO DA VINCI gibi birçok sanatçı böyle modellerden çizim yapmıştır Ekorşe figür çalışmalarının en önemli örneği, George Stubbs'ın (1724-1806) Anatomy of the Horse (1766; Atın Anatomisi) adlı ASİDE YEDİRME BASKI dizisidir Stubbs bu çalışması için yaklaşık 10 yıl boyunca hayvan kadavralarını incelemiş ve 18 ay da çizim yapmıştır Özgün çizimleri bugün Londra Kraliyet Akademisinde bulunan bu dizi, özellikle veterinerler ve hayvan ressamları arasında gerçeğe uygunluğuyla ün yapmıştır 20yy'da PARIS OKULU'ndan SOUTINE, Derisi Yüzülmüş Öküz (1920, Grenoble Müzesi) adlı resminde olduğu gibi bazı yapıtlarında ekorşe figürler kullanmıştır

EKSENSEL (Aksial) : Bir eksen doğrultusunda ya da bir eksene göre oluşturulmuş kompozisyonları nitelemek için kullanılır Örneğin, Rönesans resimleri eksensel bir düzen gösterir

ETNOGRAFYA (Ethnography) : Toplumların kültürlerini inceleyen bilim dalı Çoğunlukla ilkel toplulukları ve halk kültürünü ele alır

EX LIBRIS (Ex libris) : Bir kitabın başlık sayfasında yer alan ve sahibinin kim olduğunu gösteren özel simge ya da damga

F
FİGÜRATİF SANAT (Figürative Art) :
Resim ve heykel sanatlarında, yalnızca gerçek varlık ve nesnelere gönderme yapan betileri kullanan sanat anlayışı Soyut yada nonfigüratif sanata karşıt bir yönelimdir

FROTAJ : OTOMATİZM doğrultusunda çalışan Gerçeküstücü sanatçıların uyguladığı "sürtme" tekniği ERNST tarafından geliştirilen bu teknikte ahşap, taş ya da dokuma gibi dokulu bir yüzey üstüne yerleştirilen kağıda siyah ya da renkli bir malzeme sürtülerek dokunun kağıda geçmesi sağlanır Böyle elde edilen rastlantısal desenler resimsel tasarımın temelini oluşturur Türkçe'de "sürtme" ya da "ovalama" terimleriyle de karşılanır


__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #27
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü



G
GEÇİŞ :
Yan yana gelen BİÇİM'lerin farklı nitelikleri arasında uyum ve algı sürekliliğini sağlayan geçiş ya da uyarlama için kullanılan terim; özellikle klasik KOMPOZİSYON'larda bütünlüğü bozmamak için önemlidir

GÖLGE-IŞIK IŞIK DÜZENİ ya da DAĞILIMI (Light and Shade Effect) : Yalnızca batı resim sanatına özgü bir kavram olan "gölge-ışık düzeni", sanatsal gerçekliğin yeniden üretilmesi için gerekli olan bir yanılsama tekniğidir Resimsel yapıtın içerdiği tüm betiler, bu teknik sayesinde bir kısmı gölgeli, diğer kesimleri ise aydınlıkmış izlenimi verecek biçimde betimlenirler Böylelikle, bir yüzey sanatı olan resmin üç boyutlu nesneleri ifade etmekteki yetersizliği bir ölçüde giderilmek istenmiştir Gölge-ışık düzeni Batı sanatının çeşitli dönemlerinde farklı bir tutumla gerçekleştirilmiştir Örneğin, Rönesans resimlerinde betiler tek ve noktasal bir ışık kaynağından aydınlatılmış nitelikte betimledikleri halde, Barok'ta hemen hemen her beti ayrı ışık kaynaklarından aydınlanmış gibi resmedilmiştir İzlenimci resmin ortaya çıkışı sonrasında gölge-ışık düzeni bütünüyle kullanım alanından çekilir ve Modern Sanat'ta hiç görülmez Son yıllar Yeni Gerçekçilik gibibazı figüratif akımlar bu tekniği yeniden gündeme getirmeyi denemektedirler

H
HACİM (FORM) :
Heykel gibi, mekanda yer işgal eden bir kütleye veya hacime dairdir Bu yanılsamayı sağlayabilmek için sanatçılar modle etme (modelling) veya tarama(hatching) gibi teknikler kullanırlar

HAREKET (MOVEMENT, DYNAMISM) : Enerjisi veya gücü var gibi görünen , resimlerin devinim halinde olduğu izlenimi veren yanları Bu devinim aslında gerçekte yoktur; ancak öznelerin akla getirdiği gayretkeş eylemlerin yarattığı yanılsamadır

HAVA PERSPEKTİFİ : "Atmosferik Perspektif" olarak da bilinir Resim sanatında fon farklılıklarıyla yaratılan derinlik YANILSAMA'sı Uzaktaki nesnelerin havanın etkisiyle daha açık tonla algılanması temeli üzerine kurulmuştur Atmosferdeki nem, toz parçacıkları ve benzeri maddeler, ışığın saçılmasına neden olur Bu saçılmanın derecesiyse renge, yani ışığın dalga boyuna bağlıdır Kısa dalga boyuna sahip olan mavi en fazla saçılım yarattığından, renklerin uzaklaştıkça maviye çaldığı görülür Uzun dalga boyuna sahip olan kırmızıysa en az saçılıma olanak tanıdığından, uzaktaki parlak nesnelerde mavinin azalmasına ve renklerin kırmızıya çalmasına neden olur

Bir terim olarak ilk kez LEONARDO da VİNCİ tarafından kullanılmakla birlikte hava perspektifi Antik Çağ'dan beri bilinmektedir ROMA döneminde Pompei'deki duvar resimlerinde kullanılmış, 8yy'daysa ÇİN resimlerinde görülmüş ve en yetkin düzeyine Song dönemi manzara resimleriyle ulaşmıştır Bütün Ortaçağ boyunca unutulan bu teknik, 15 yy'da Flaman ressamlarınca yağlıboya resimle birlikte yeniden kullanılmaya başlanmıştır 16 yy'da Vinci'nin dışında bu teknikten yararlanan en önemli RÖNESANS ressamları CORREGGİO ve TIZIANO'ydu 17 yy'da RUBENS, CLAUDE LORRAIN, Albert Cuyp ve HOBBEMA özellikle MANZARA resimlerinde hava perspektifini ustaca kullanmışlardır Bu tekniği bütün olanaklarıyla doruk noktasına çıkaran sanatçıysa JMWTURNER olmuştur Turner' in resimlerinde sonsuza uzanan MEKAN duygusu ve buğulu atmosfer, daha sonra MONET ve İZLENİMCİLİK'in öbür temsilcileri tarafından da kullanılmıştır

I
İDEALİZM (Idealism) :
İdealizm en basit deyişle standartlaşmış biçim anlamına gelir Sanat alanında maddesel bir nesneyi değil de, onun zihinsel kavramının tasarımını karşılayan sanat yapıtı, aslında bir idea' nın tasarımıdır Platon' a göre idealar tek gerçekliklerdir ve sanatın gerçek işlevi de tek gerçeklikler olan bu ideal biçmlerin yansıtılmasıdır Böylece mimesis ( öykünme, taklit) kuramı oluşur Mimesis kuramının oranlara, klasik armoni kurallarına ve geometriye dayalı ilgisinin yüzyıllardır insan zihninde yer alması sanatçıları seçme yapmaya zorlamış ve mutlak güzellik anlayışına ulaşmak için ideal biçimler yaratılmıştır

İdeal sanatın kurucuları Yunanlı sanatçılardır Yunan tanrı ve tanrıçalarında, Roma' da imparatorluk tasvirlerinde, Rönesans' ta genel figür anlayışı içerisinde kullanım bulan bu anlayıştan, modern dönemde de lider tasvirleri söz konusu olduğunda yararlanılmıştır

İKONOGRAFİ (Iconography) : (1) Dinsel içerikli sanat yapıtlarında dinsel olay ya da kişi ile ilgili tipleşmiş hatta bir ölçüde standartlaşmış biçim düzenlerini veya kalıplarını inceleyen bilimsel disiplin (2) Simgesel dil

IŞIK - GÖLGE (Chiarascuro) : Tek renkli resimlerde ton farklılıklarıyla elde edilen aydınlık ve karanlık alanları tanımlar Resimden önce ağaç baskıda uygulanan ışık- gölge karşıtlığı figüre heykelsi bir görünüm kazandırır Resim alanında önce Leonardo da Vinci' nin yapıtlarında uygulanmakla birlikte, Barok dönemde yaygınlık kazanır ve Romantik dönemde de yoğun duygusal etki yaratmak amacıyla kullanılır

Çizgisel bir kompozisyonda ışık genel anlamda kullanılırken, Leonardo sonrasında ve özellikle de Barok dönemde genellikle kompozisyonun bir köşesinden geldiği düşünülen diagonal ışık kullanımı söz konusudur ve kompozisyonun ışıklı kısmı belirginlik kazanır Böylelikle Barok resim bir tiyatro sahnesi kullanılan ışık da takip ışığı gibi algılanır Işığın verdiği imkanlar çerçevesinde sınırlanan kontur çizgisinin eriyip arka fondaki gölgeli kısma geçmesi ışık- gölge kullanımına dayalı kompozisyonların tipik özelliğidir

İZOKEFALİ : Bir KOMPOZİSYON'da tüm figürlerin boy ve önem farkı gözetilmeksizin başları aynı hizzaya gelecek biçimde yerleştirilmesi Özellikle YUNAN sanatının Klasik Dönem kabartmaları için kullanılan bu terim, RESİM ve GRAFİK SANATI'nda da geçerlidir

J
JANR-TÜR RESMİ (Genre):
17 yy itibariyle burjuva kesiminin gündelik yaşamını gerçekçi bir biçimde betimleyen küçük boyutlu resimler için kullanılmaktadır Tür resminin konusunu orta sınıfın ve de özellikle de köylülerin yaşamı oluşturur 17 yy Hollanda' sının Protestan kesiminde öne çıkan bu tür resimler, boyutları itibariyle burjuva kesiminin evlerine de girebilmiştir Karşıt görüşler bulunmakla birlikte bu resimlerde Protestan ahlakının yüceltildiği ve resimlerin herbirinin ahlaki çıkarımlar sağladığı bilinir

K
KADRAJ :
Her türlü resimsel düzenin çerçeve sınırlarının belirlenmesi işlemi Özellikle fotoğraf sanatı ürünleri için kullanılır

KAPALI KOMPOZİSYON (Closed Composition) : Resim sanatında bir yüzey üzerinde betimlenen tüm "gerçeklik"in kompozisyonun sınırları içinde bulunması durumu Böyle bir kompozisyonda betinin tümü resim düzlemi içinde bulunmak zorundadır; sadece bir kesiminin resmedilmesi söz konusu olamaz Doğal gerçeklik düzleminde betimlenmesi amaçlanan tüm nesneler düzenli bir "istif" içinde bakış açısı içinde yer almazlar Kapalı kompozisyon bunları sanatsal gerçeklik düzleminde yeniden ürettiği zaman, hepsi bakış açımız içinde bulunuyormuşçasına betimler

Kapalı kompozisyonun en belirgin örnekleriyle Rönesans sanatında karşılaşılır Bu tür örnekler, resim düzlemi üzerinde betimlenenin dışında dışın da kalan dünyayla ilgili hiçbir ipucu vermezler Buna karşılık, karşıt uç olan açık kompozisyonda ve onun en yoğun kullanıldığı Barok'ta, betiler doğadan alınmış bir kesitmişçesine kompoze edilir Doğal gerçeklik kompozisyonu sınırlarının ötesinde de varlığını sürdürmektedir; resim bu izlenimi vermeyi amaçlar

KARŞITLIK (Contrast) : Resmin diğer tüm unsurları arasındaki karşıtlıklar resmin anlatım olanaklarının en önemli unsurlarından birisidir

KARŞI SANAT : Dadacılar'ca öne sürülen bir terim Her tür akademikleşmiş sanata karşı olan dada akımı yandaşlarınca günün geçerli tutucu eğilimlerini eleştiri amacıyla üretilen tüm yapıtları niteler Bu eleştirel tutum bir pisuarın sanat yapıtı olarak sergilenmesine dek varmıştır İster eklektisist ister modern doğrultuda olsun, sanatta yaratma sorunuyla ilgilenen tüm anlayışları yadsımıştır Karşı-sanat yandaşları için bir biçim bulma ya da oluşturma kaygısı söz konusu değildir Onlar biçimleri veya sanatsal öğeleri, ancak, çevrelerindeki nesneler arasından seçerler; ama, kendileri bir üretime kalkışmazlar

KISALTIM (Rakursi) : Resim sanatında tek bir figürün ya da nesnenin, derinlik duygusu verecek şekilde betimlenmesi anlamına gelen terim, derinlik dugusunu yanılsama yoluyla yaratması açısından bir perspektif türü olarak kabul edilir Kısaltımda, betimlenen nesneye ya da figüre belli bir uzaklıktan ya da alışılmadık bir açıdan bakıldığında ortaya çıkan biçimbozmalar yumuşatılarak tuvale aktarılır Örneğin; yatan bir figürün ayak ucundan bakıldığında, ayaklar olduğundan büyük, baş da küçük görünür Kısaltımı kullanan sanatçı, ayakları göründüğünden küçük, başı da o oranda büyük vererek biçimbozmaları yumuşatır Sanat tarihinde kısaltımın en iyi bilinen örneği Mantegna'nın Ölü İsa adlı kompozisyonudur

KITSCH : Özellikle 20 yy içinde üretilmiş çeşitli nesnelerde rastlanan zevksiz, kökeni belirsiz ve estetik değer taşımayan bir tasarım anlayışını nitelemek için kullanılan bir terim Türkçe'de yakın anlamlı olarak "rüküş" sözcüğüyle karşılanabilir Kitsch, grafikten endüstri tasarımına ve mimarlığa kadar uzanan geniş bir alanda estetik düzey düşüklüğünü nitelemek için kullanılır Stuttgart'ta bu tür ürünleri sergilemek için bir de müze açılmıştır

KOLAJ (Collage) : Dadacılarca yaratılmış bir resim tekniği Elde mevcut her türlü basılı, çizili ya da fotografik malzemenin bir yüzey üzerine yeni bir kompozisyon oluşturacak düzende yapıştırılmasıyla elde edilir Böylelikle, kendileri sanatsal nitelikte olmayan çeşitli malzemeler, yalnızca yeni bir kompozisyon oluşturmak için kullanılmaları sayesinde bir sanat yapıtı meydana getirirler Bu durumda sanatsal üretim süreci, sadece bir kompoze etme etkinliğine indirgenmiş olur

KOMPOZİSYON (Composition) :
Bir sanat yapıtında öğelerin düzenlenmesi - bir ölçüde iskelete benzetilebilir - vazgeçilemez ancak görünmez olan alt yapı

KONSTRÜKSİYON (Costruction) : (1) Bir yapıda taşıyıcı nitelikte olan ya da olmayan bütün imalatlar Bir inşa etme eylemi sonucunda ortaya çıkan ve bir araya gelerek yapıyı oluşturan öğeler bütünü (2) İnşa etme etkinliği Yapım

KONTRAPOSTO ya da KONTRAPOST (Contrapposto) : Resim ve heykelde insan betisi resmedilir ya da heykeli yapılırken kullanılan klasik duruş (poz) biçimlerinden biri Bu pozda ayakta duran kişi, kalçası ve bacaklarıyla gövdesinin üst kesimi hafifçe farklı yönlere dönük olarak betimlenir Sözcüğün kökeni İtalyanca "contrapposto"dur

KONTUR (Contour): Dış çizgi
Bir nesnenin dış hatları, sınırları anlamına gelen terim, nesnelerin silüetlerinin ya da kütle içindeki biçimlerinin çizgisel olarak belirlenmesine yarar

KROKİ (Sketch) : Resim sanatında yalnızca çizgi ile yapılan ve ana hatları gösteren, ayrıntılara inmeyen taslak Kroki bir yapıtın ön çalışması niteliğinde olabileceği gibi, böyle bir amaç gözetilmeden de yapılabilir "Eskiz" sözcüğü ile yakın anlamlıdır Mimarlıktaysa, daha çok, bir yapıyı çevresiyle birlikte gösteren ayrıntısız ve şematik bir plan anlamına gelir

KROMATİK (Cromatic) : Sanat yapıtında "renkli" anlamında niteleyici olarak kullanılır

M
MEKAN (Space, Espas) :
Uzayın sınırlanmış parçası Mimarlık mesleğinin konusunu oluşturur Aynı zamanda, mekan bir mimari ürünün vazgeçilmez tek niteliği, bir mimari ürünü var eden temel koşuldur Bir mekan oluşturmak için onun mutlaka her yönden kesin engellerle sınırlanması gerekmez Mekanı oluşturan sınırlama fiziksel olabileceği gibi, yalnızca görsel de olabilir Örneğin, ışık herhangi bir somut engel niteliği taşımadığı halde, bir mekanı belirleyebilir Mekan yalnızca bir yapının "içi" olarak düşünülmemelidir; yapıların tek başlarına ve diğer yapılarla birlikte oluşturduğu bir "dış mekan"da söz edilebilir

Ayrıca, mekan bir mimari ürünün dördüncü boyutudur Bir yapıyı üç boyutlu bir kitle olmaktan çıkaran özellik bir mekana sahip olmasıdır Yapı onun sayesinde, en, boy ve yüksekliğin ötesinde bireyin devingenliğinden kaynaklanan anlık yaşantılarla edinilen bir mekan boyutu kazanır Mekan boyutunun kişinin devingenliğinden ötürü, sayısız yaşantılar yaratabilme niteliği mimarlıkta birinci boyuttan bahsedebilmeyi olanaklı kılmaktadır

MODELAJ - MODELASYON : Kil ya da balmumu gibi yoğrulabilen malzemelerle üç boyutlu plastik biçim oluşturma anlamına gelir Bu biçim heykel yapımında döküm ya da model için kullanılabileceği gibi, sanatsal bir ürün olarak da değerlendirilebilir Terim; resim, çizim ve fotoğrafçılıkta ışık, ton karşıtlığı, renk ve perspektif denetimiyle iki boyutlu biçimlere gerçekteki üç boyutluluk yanılsamasını kazandırmak için yapılan uygulamayı karşılar

MODLE ETME (Modelling) : Resimde gölgeleri, gölgelemeyi ve ışıklı noktaları kullanarak biçimlerin gerçek oldukları ve hacme sahip oldukları yanılsamasını sağlama tekniği

MONOKROMİ (Monochromy) : Bütün görsel sanatlar ve mimarlıkta tek renklilik Yalnızca siyah ve çeşitli gri tonları kullanılarak yapılabileceği gibi, aynı rengin tonlarıyla da gerçekleştirilebilir Polikromi (çok renklilik) sözcüğünün karşıt anlamlısıdır

MOTİF (Pattern) : Bir yapıtta yinelenen çizgi ve renklerin her birine verilen ad

MULAJ (Moulage, Impression) : (1) Heykel yapımı için alçı ya da metal eriyiğini kalıba dökme işlemi (2) Herhangi bir nesnenin alçı ya da bal mumu ile kalıbının alınması işlemi (3) Yukarıdaki işlerin sonucunda elde edilen kalıp

MSURHMK (kıs) : Mimar Sinan Üniversitesi Resim Heykel Müzesi Koleksiyonu

N
NAİF RESİM (Naive Painting) :
Herhangi bir mesleki eğitim görmemiş ressamlarca üretilen ve çocuksu bir betimleme anlayışını yansıtan resim sanatı ürünleri Naif resim perspektifin kuralların yadsıyışı ve çocuksu anlatımı dışında genel üslup özellikleri göstermez Naif ressamlarca geliştirilen teknik ve üsluplar, hemen daima kişisel niteliktedir Bunlarda çoğu kez büyük bir ayrıntı zenginliği gözlemlenir Dış gerçekliği akademikleşmiş yanılsama teknikleriyle değil de, adeta "masum bir gözle" algılayıp betimlemeleri açısından sanatsal değer taşırlar 19 yüzyılın ikinci yarısında beliren Naif Resim' in en tanınmış ustaları H Rousseau ve G Moses'dir

NONFİGÜRATİF SANAT (Non-Figuritive Art) : Resim ve heykelde, gerçek varlık ve nesnelere gönderme yapan betileri kullanmayan sanat anlayışı Non figüratif sanatta betiler gerçek birer nesne ya da varlık olarak tanınamazlar Onlar yalnızca sanatsal gerçeklik düzleminde varolurlar

"Non-figüratif sanat" sözcükleri günümüzde artık sanat yazını alanında pek kullanılmamaktadır Sözcük anlamının "betisel olmayan sanat" oluşu nedeniyle, "nonfigüratif" nitelemesi gerçekte bu sanat anlayışını tam olarak anlatamamaktadır Hangi anlayışta üretilirlerse üretilsinler, tüm resim ve heykel yapıtları betisel niteliktedir Dolayısıyla, ayırıcı ölçüt bu değil, betilerin gerçek varlıklara mı, yoksa sanatçının imgelem dünyasına mı gönderme yaptığıdır Bundan ötürü, nonfigüratif sanat yerine günümüzde Soyut Sanat terimi yeğlenmektedir

NÜ (Nude) : Resim ve heykel sanatında çıplak kadın betisi İlk olarak Antik Yunan ve Roma sanatlarında görülen nü, Ortaçağ'da hemen hemen ortadan silinir Bu dönemde çıplak kadın betisi sadece Havva'yı ve cehennemde cezalandırılma sahnelerini resmetmek için kullanılmıştır Rönesans nü'yü yeniden keşfederek geniş ölçüde uygulamıştır Bu dönemden başlayarak kullanımı Avrupa sanatında hiç azalmadan sürer İslam ve genel olarak Doğu sanatlarında ya hiç, ya da pek seyrek görülür

O
OEUVRE (Oeuvre) :
Fransızca kökenli bu sözcük, bir sanatçının yaşamı boyunca ürettiği tüm yapıtları ifade eder Türkçe'de çok seyrek kullanılır

ORAN (Proportion) :
Resimde oranlar ile çok farklı yanılsamalar sağlanabilir

ÖNE ÇIKARMA (Emphasis) : Resmin içindeki bir veya bir kaç öğenin vurgulanması

ÖZGÜN BASKI (Print) : Çeşitli basım teknikleriyle çoğaltılmış resimsel sanat yapıtı Bir yapıtın özgün baskı sayılabilmesi için çoğaltılmak amacıyla yaratılması gerekir Örneğin, ünlü tabloların basım yoluyla çoğaltılması (reprodüksiyon) tekniği bir özgün baskı türü değildir Özgün baskı yapımında her türlü kazı resim tekniği yanında, serigrafi, taşbaskı vs gibi teknikler de kullanılır

P
PANORAMA (Panorama) :
(1) Bir doğal ya da kentsel manzarayı ufka kadar uzanan ve çok geniş bir bakış açısıyla betimleyen resim (2) Büyük boyutlu panoramaları sergilemek amacıyla inşa edilmiş yapı türü Silindir biçiminde olan ve ışığı üstten alan bu yapılarda, resim tüm düşey yüzeyleri kesiksiz olarak kaplar ve silindirin tabanında bulunan yükseltilmiş bir platformdan seyredilirdi Bu türden ilk gösteri 1799'da Paris'te R Fulton tarafından yapılmış, sonraları, 19 yüzyıl boyunca tüm Avrupa kentlerinde yaygınlaşmıştı Panorama yapılarında genellikle doğal görüntüler ve savaş sahneleri sergilenirdi

PENTÜR (Painting) : Yağlıboya tablo anlamında kullanılır Kökeni Fransızcadır

PERSPEKTİF (Perspective) : Üç boyutlu gerçeklikleri iki boyutlu resim düzlemi üzerinde betimleyerek, üçüncü boyut yanılsaması yaratma işine yarayan bir resim ve çizim tekniği Antikite de bugünkü anlamıyla perspektif tekniği kullanıldığı söylenemezse de, örneğin, Pompei duvar resimlerinde üçüncü boyut verme çabası önemli bir yer tutar Fakat, gerçek perspektifin ancak 15 yüzyılda Rönesans'la birlikte ortaya çıktığı kesindir

PİGMENT :
Her türlü boyanın renk verici ana maddesi

PİTORESK (Picturesque) : Estetik etkiyi matematiksel düzen bağıntılarıyla değil de, doğadaki gibi bir rastlantısallıkla elde etmeye çalışan her tür sanatsal tutumu niteler 18yy İngiliz bahçe tasarımı Yakınçağ'da pitoresk tutumun ilk örneklerini vermiştir Bu dönemde doğanın Barok'taki gibi geometrik biçimde düzenlenmesi yadsınıp doğal öğeler kullanılarak "düzenlenmemiş", "el değmemiş" doğa izlenimi yaratacak bahçeler oluşturulmaya çalışılmıştır Aynı tutum hemen hemen zamandaş olarak resim sanatında da görülür Bu anlayıştaki resimler doğayı bir yandan "olduğu gibi" yansıtmaya çabalarken, öte yandan da, onu "yabani" olmaktan uzaklaştırmışlardır Dolayısıyla, pitoreski romantizmden bağımsız düşünmek olanaksızdır

PLAN (Plan) : Bir nesnenin ya da yapıtın yatay bir düzlem üzerindeki izdüşümü Milattan 1500 yıl öncesine ait Mezopotamya tabletleri üzerinde bile planlara rastlandığına göre, kullanımının çok eski olduğu anlaşılmaktadır Eski Mısır'da da bilinirdi Antikite'de özellikle de Roma'da plan yapımı mimari etkinliğin önemli bir parçasıydı Ortaçağ başlarında işe, 11 ve 12 yy'a dek, mimari planlar yapımı tek çizgili basit krokiler çizmekten öteye gidemezdi Bu durumun Gotik üslubun başlangıcıyla birlikte değiştiği ve plan yapımının yeniden ortaya çıktığı görülür Rönesans'ta ise, plan vazgeçilmez bir mimari projelendirme tekniği olarak yerini iyice sağlamlaştırmıştır Türkiye ve İslam ülkelerinde mimari planların kullanımı konusunda elimizde pek çok bilgi olmasına karşın, Türkistan'dan 16yy'a, Türkiye'den ise 18 yy'a ait bazı örnekler dışında, elde çizili belge yoktur Bu örneklerde modüler bir ızgara kullanılmıştır

POLİKROMİ (Polychromy) : Görsel sanatlar ve mimarlıkta çok renklilik Özellikle mimarlık alanında rastlanılan bir sözcüktür Diğer sanatlarda çok büyük ölçüde kullanıldığından, bunların ürünlerini polikromiyle nitelemek pek gerekli olmaz Buna karşılık mimarlık alanında polikromi ancak bazı çağlar ve üsluplarda görülür Örneğin Antik Yunan mimarlığı polikromiktir Bugün yüzyılların aşındırması sonucunda doğal renklerine bürünen tapınaklar gibi önemli kamu yapıları, özgün durumlarında renkli bir dış dekorasyona sahiptirler

POLİPTİK (Polyptich) : (1) Avrupa sanatında üçten fazla sayıda birbirine bitişik resim levhasını içeren dinsel içerikli sanat yapıtlarına verilen genel ad Bu tür yapıtlar genellikle kiliselerin sunak bölümlerine yerleştirildi Rönesans'tan sonra poliptik yapılmamıştır (2) Antik Roma'da üzerine yazı yazmak için kullanılan, birbirine bağlı, katlanabilir ikiden fazla levhayı içeren ahşap tablet (3) Erken Ortaçağ'da Batı Avrupa manastırlarının emlak ve gelirlerinin kaydedildiği defter

POŞAT (Pochade) : Türkçe'de çok seyrek kullanılan sözcük Fransızca "Pochade" den kaynaklanır Doğrudan doğruya doğa içinde yapılan renkli yağlıboya küçük resim eskizi anlamındadır

PRİMİTİF (Primitive) : 1 MS 1500 yılından önce yaşamış ressamların çoğunlukla arkaik tarzda yapılmış resimlerine verilen ad 2 Sanatta, kendini eğitmiş ve/ya resimlerinde sade bir üslup kullanan sanatçıların çalışmaları 3 Afrika Zencileri, Okyanusya ve Amerikan Kızılderilileri'nin sanatı Terim, bu anlamıyla üçüncü dünya ülkeleri sanatını aşağılayıcı bir niteliğe sahiptir

PRİMİTİVİZM (Primitivism) : 1 İçinde primitif öğeler taşıyan sanat 2 Rusya'da 1905 ile 1920 arasında gelişen, kübizm ve fütürizm düşüncesi ile Rus halk sanatının etkisinde gelişen sanat hareketi Larinov, Goncharova ve Malevich'in ilk dönem çalışmaları örnek gösterilebilir

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü

Eski 12-03-2010   #28
Şengül Şirin
Varsayılan

Cevap : Sanat Ansiklopedisi - Sanat Sözlüğü




Q
QUADRATURA (Quadratura) :
Bir yapıda tavan ya da duvar üzerine resmedilerek, içinde yeraldığı mekanın devam ettiği yanılsamasını yaratan resim Özellikle Barok iç mekan düzenlemelerinde çok sık biçimde uygulanmıştır Örneğin bir duvar boyunca uzanan gerçek boyutlarda bir mimari iç mekan perspektifi quadratura sayılır

R
READY-MADE (İngilizce) :
Bir sanat yapıtı olarak benzerleri arasından seçilip değerlendirilmiş, üzerinde bir değişiklik yapılmaksızın kullanılmış ya da üzerindeki değişiklik sadece üretimi sırasındaki rastlantılara bağlı olarak ortaya çıkmış endüstri ürünü obje İlk kez Dada Akımı'nın ünlü beyni M Duchamp tarafından öne sürülmüştür Gerçekte, bir sanat yapıtı olmaktan çok, sanat alanındaki geleneksel yaratma yöntemlerine bir eleştiri olarak yorumlanabilir

RENK (Color) : Üç temel renk vardır : kırmızı, mavi ve sarı Siyah renk değildir; çünkü üzerinde ışığın yansıyabileceği boya yoktur Beyaz ise gökkuşağındaki tüm renklerin yutulmasından kaynaklanır

RENK (Hue) : Renk tonu, renk Bir renge daha teknik ve spesifik olarak deyinilirken kullanılır

RESİM DÜZLEMİ (Picture Plane) : Resim sanatında üç boyutlu nesne ve varlıkların iki boyutlu olarak üzerinde betimlendiği düzlem Kullanımı tüm uygarlık ve üsluplarda farklıdır Örneğin Rönesans ve sonrasında Modernizm'in başlangıcına dek, Avrupa resim sanatını nesnelerden sanatçının gözüne gelen ışınların kestiği saydam bir düzlem olarak değerlendirmiştir Bu anlamıyla resim düzlemi sanatçının gördüğünü, "gördüğü biçimde" resmetmesini sağlayan bir araçtır Oysa, diğer toplumların resim sanatlarında resim düzlemi ancak varsayımsal bir gerçeklik taşır Batı sanatında "resmetmenin aracı" olan resim düzlemi, diğer toplumlar için "resmin amacı" dır Gerçekler izdüşümüyle onun üzerine saptanmaz; tam tersine, gerçekleştirilmek istenen şey, betileri onun üzerinde amaçlanan etkiyi verecek biçimde kompoze etmektir Dolayısıyla, nesnelerin gerçekte nasıl göründükleri değil, resim düzlemi üzerinde nasıl düzenlendikleri sorunu ağırlık taşır Örneğin, Türk resim sanatı bu anlayışla çalışmıştır

RESİMSİ (Painterly) : İlk kez ünlü İsviçreli sanat tarihçisi Wöfflin tarafından ortaya atılan ve resim sanatı tarihinde görülen iki karşıt anlayıştan birini anlatmak için kullanılan bir terim Almanca olan özgün biçimi "malerisch"tir Rönesans'ta rastlanan kesin konturla sınırlanmış resimsel betiler yapma anlayışına karşıt olarak, Barok'ta betilerin oluşturulmasında çizgi ağırlık taşımaz; renk nüansları ve tonlarla ışık - gölge düzeni betiyi vareden ana ögelerdir Bu resmetme anlayışı "resimsi" olarak nitelenir

RETROSPEKTİF (Retrospective) : Retrospektif, "geriye bakış" anlamına gelir "Retrospektif Sergiler" ise bir sanatçının sanat yaşamı boyunca gerçekleştirdiği yapıtlardan örneklerin irdelendiği ve değerlendirildiği toplu sergilemeler için kullanılan bir terimdir

RİTM (Rhythm) : Gözle görülebilir devamlı biçimlerin tekrarı ile elde edilen akıcılık veya devamlılık Ölçülü vurguların kullanılması Renkler, motifler veya fırça ve/veya spatul darbeleri ile yakalanan müzikaliteler

RÖPRODÜKSİYON (Reproduction) : Bir sanat ürününün, özellikle resmin çoğaltılması Bu işlem genellikle basım yöntemleri kullanılarak yapılır Bir sanat eserinin bu anlamda çoğaltılması ve röprodüksiyon sayılabilmesi için, özgün yapıtın gerçekte tek nüsha olarak yapılmış olması gerekir Röprodüksiyonu kopyadan ayıran özellik, onun taklit olmayıp, yalnızca özgün yapıtın özgün tekniği dışında bir teknikle yaniden üretilmesidir

S
SALON (Salon; Room) :
Fransız Krallık Resim ve Heykel Akademisi üyelerinin sergilerine verilen ad Sözcük bu sergilerin Louvre'daki Apollon Salonu'nda açılmasından kaynaklanmaktadır Sergi 1737'den Fransız Devrimi'ne kadar iki yılda bir, daha sonra ise, yılda bir açıldı Akademizmin katı kurallarına bağlılığından ötürü, ileri sanatsal çabaları reddetmesi yoğun tepkilere neden olunca, 1863'te salona alınmayan sanatçılar için III Napoleon'un buyruğuyla ayrı bir Salon des Refusés açıldı 1881'de yeniden örgütlenen salon, hala yeni ve ilerici eğilimlere karşıt tutumunu sürdürmektedir

SFUMATO TEKNİĞİ : Resim ya da çizimde, renk ve tonlar arasında yumuşak geçişleri sağlayan gölgeleme yöntemi İlk kez Leonardo da Vinci tarafından uygulanan bu yöntem, çoğu kez aydınlık alanlardan karanlık alanlara geçişlerde kullanılır Bu tekniğin geliştirilmesiyle 15 yüzyılın keskin dış çizgili biçimleri belli bir yumuşaklık kazanmıştır

SHADE (İngilizce) :
Bir rengi daha koyu yapmak için siyah eklenir ise, ortaya çıkan renge "shade" denir

SICAK (Warm) : Bazı renkler bize sıcak şeyleri anımsatırlar, kırmızılar gibi Kırmızılardan ve sarılardan elde edilen renkler- toprak tonlarında olduğu gibi güçlerini yitirseler de- sıcak renklerdirler

SİNKRETİZM (Syncrethism) : (1) Aynı sanat yapıtı üzerinde farklı anlayış, üslup ya da akımların sentezleşmemiş nitelikte bir bütün olarak yer almaları durumu (2) Bir ülkede sanatsal yaratımın henüz sentezine ulaşamamış, dolayısıyla, farklı odakların etkilerini seçilebilir biçimde yansıtması durumu

SİMETRİ, ASİMETRİ (Symmetry, Asymmetry) : Simetri, parçaların orta eksenin iki yanında, biçimlerin, motiflerin ve renklerin eşdeş olacakları biçimde düzenlenmeleri sonucunda har iki yarımın birbirinin yansıması olmasıdır Asimetri ise, orta çizgi ile bölünen karşıt yanların parçalarının eşdeş olmadığı bir düzenlemedir

SOĞUK (Cool) : Bazı renkler bize soğuk olan şeyleri anımsatırlar; buz grileri veya teskin edici maviler gibi Her renk beyaz katılarak daha "cool" yapılabilir

ŞASİ : Tuvalin üzerine gerildiği ahşap çerçeve

ŞÖVALE RESMİ (Easel Painting) : Şövale üzerinde yapılan ve taşınabilir boyuttaki küçük yağlıboya resim 17 yy'da burjuvazinin gelişimi sonucunda yaygınlaşmış ve resmin evlere girmesine olanak vermiştir Önceki dönemin dinsel konulara ağırlık veren büyük boyutlu resim yapıtlarına karşıt bir din dışı sanat anlayışının doğuşuyla eş zamanlı olarak belirmiştir

T
TEMPERA (İngilizce) :
Boyar maddenin tutkallı suyla, genellikle de yumurta akıyla karıştırılmasıyla elde edilen bir boya türü ve bu boya kullanılarak yapılmış resim Tempera Ortaçağ'da sık kullanılmış, 15 yy'dan sonra yağlıboya resmin gelişmiyle birlikte ortadan kalkmıştır

TERRACOTTA (İngilizce) :
Her tür pişmiş topraktan yapılmış kullanım eşyasının genel adı Tuğla, kiremit gibi kaba yapı malzemeleri pişmiş toprak ya da keramik sayıldıkları halde, terracotta değildirler

TERS PERSPEKTİF (False Perspective) : Resim sanatında kaçış noktasının, betilerin ardında ve ufuk çizgisi üzerinde değil, betilerle seyirci arasında yer aldığı perspektif türü Böyle bir perspektifte betilerin seyirciye göre daha uzakta olan kesimleri küçük görüneceklerine, aksine daha irileşirler Bu nedenle betimlenen nesneler gerçektekinin tam tersi bir görünümde resmedilmişlerdir Ters perspektif Ortaçağ boyunca hem Batı, hem de Doğu sanatında egemen olmuştur Batı'da Rönesans'la birlikte ortadan kalkar

TINT (İngilizce) : Bir renge onu daha açık yapmak için beyaz eklendiğinde ortaya çıkan renk bir "tint"tir

TİPOLOJİ (Typology) : Bir sanat dalında ya da onun belirli bir alanındaki tüm yapıtların ya da yapıtı oluşturan tek tek ögelerin incelenerek, tiplerin belirlenip gerçek örneklerin bunlara göre sınıflanması işlemi Örneğin, resim sanatında tüm Rönesans Madonna'larının bir tipolojisi yapılacabileceği gibi, mimarklıkta da Mardin konutlarının pencere tipolojisi oluşturulabilir

TON (Tone) :
Boyalı bir cismin planlarının aydınlık ve karanlık dereceleri Nesnelerin çeşitli bölgeleri birbirleriyle karşılaştırıldıklarında, aralarındaki açıklık ve koyuluk farklarına ton denir

TOPLUMSAL ÇERÇEVE, KAPSAM, BAĞLAM (Context) : Bir yapıtın içinde gerçekleştirildiği sosyal veya tarihsel ortam Tüm sanatçılar etkileşim içinde oldukları değerleri ve gelenekleri olan sosyal çevrelerde çalışırlar Bir sanat yapıtının içinde gerçekleştirildiği koşullar üzerine düşünmek üç açıdan önemlidir İlki , onu gerçekleştiren sanatçı veya içinde yaratıldığı kültür hakkında bilgi edinmemizi sağlamasıdır İkinci olarak gözden kaçırmamız gereken bir nokta, bir yapıta baktığımızda veya ondan bir şeyler öğrendiğimizde, bunların içinde yaşadığımız zaman, deneyimlerimiz ve inançlarımız nedeniyle önyargılı olabileceğinin bilincine varmaktır Bizim yorumumuz, resmin yaratıldığı devirdeki yorumdan oldukça farklı olabilir Üçüncü olarak, bir yapıtın bir kitapta yer alan imgesinin, gerçekleştirildiği yapı içerisinde olduğundan da, halkın izlemesi için konduğu müzeden de farklı algılanacağıdır Bir sanat eserinin içinde yer aldığı güncel kapsam da bizim onun hakkında ne düşündüğümüz üzerinde belirleyici olabilir

TOPOGRAFİK SANAT (Topgraphical Art) : Doğada büyük boyutlu topografik değişiklikler yaparak yapıtlar oluşturmaya yönelen sanat dalı Topografik sanatçılar, genellikle inşaat makineleri kullanarak, yapay yeryüzü şekilleri yaratmaya çalışırlar 1960'larda beliren topografik sanat, özellikle ABD'de izleyiciler bulmuştur

TOPRAK BOYA (Earth Colour) : Renkli taş ya da toprağın öğütülmesiyle elde edilen doğal boya Maden oksitlerini içerir Günümüzde sentetik boyaların belirişi sonucunda artık pek kullanılmamaktadır

TORSO (İngilizce) : Kollar, bacaklar ve baş dışında kalan insan gövdesinin heykeli

TRİPTİK (Triptich) : Birbirine menteşeli üç ahşap levhadan oluşan Avupa resim sanatı ürünü Genellikle, kilisede sunağın üzerinde yeralmış ve ikonografik sahnelerle bezenmiştir

TROMPE-L' OEIL : Bir düzlem üzerinde sanat içeriği olan resimsel bir etki amaçlamaksızın, gerçeklik izlenimi vermeye çalışan her tür çizim, boyama vs En basit trompe-l' oeil örneği olarak, sağır bir duvar üzerine yapılmış gerçek boyutlarında bir kapı resmi verilebilir Böyle bir durumda resim yapma etkinliği tümüyle bir yanılsama yaratma işine indirgenmiş olmaktadır

TUŞ (Touche) : Yağlıboya resimde fırça darbesiyle yüzey üzerinde oluşan boya lekesi İzlenimci resme dek ressamlar tuşların görülebilir olmasından özellikle kaçınmış ve homojen yüzeyler elde etmeyi amaçlamışlardır İzlenimci resim ise, aksine, büyük oranda tuşların farkedilebilir nitelikte bırakılması tekniğini yeğlemiştir Tuş kullanımının daha ön plana çıktığı bir resim akımı ise Taşizm'dir

U
URNA (İngilizce) :
Antik Roma'da taş, pişmiş toprak ya da tunçtan yapılan vazoya benzer kapaklı veya kapaksız kap Sıvıların konulması için kullanıldıkları gibi, ölülerin küllerinin korunması amacına da hizmet ederlerdi Ölülerin küllerinin içine konduğu urnalar üzerinde bir yazıt yeri bulunur ve buraya ölünün adı yazılırdı Urnaların bezemeli ya da sade olanları vardır

UYGULAMA SÜRECİ/ İCRA (Process) : Yapıtın gerçekleştirilmesinin özellikleri, ayrıntıları, verileri

UYUM (Harmony) : Bütünü meydana getiren ilgili öğelerin/parçaların kendi aralarındaki iletişimi WKandinsky'e göre : "Armoni, kompozisyondur" Müzikten ödünç alınan bu terim, resim unsurlarının tatmin edici veya hoşa gidecek biçimde düzenlendiği duygusunu dile getirir

V
VALÖR (Valeur, Değer) :
Bir tonun göreceli şiddeti veya bir tona ait kuvvet Bir tondaki ışık ve gölgelerin derecesinin getirdiği fark Renklerin içlerindeki siyah ve beyaz ile ilgilerinden doğan koyu-açık farklarına, değerlerine renklerin valörleri denir

VEDUTA : İtalyanca'da "görünüm" anlamına gelen sözcük, büyük ölçüde gerçeğe dayanılarak yapılan ayrıntılı kent resimleri, çizimleri ve oymabaskıları için kullanılır Gerçeğe dayanmayan düşsel örnekler, "veduta ideata" ya da "capriccio" olarak anılır İlk vedutalar büyük olasılıkla, Flaman manzara ressamı Paul Brill gibi İtalya'da çalışan kuzeyli ressamlar tarafından yapılmıştı Ancak bu türün en başarılı ustaları Venedikli sanatçılardır Bunların içinde en ünlüsü olan CANALETTO, Venedik'in tarihsel yapılarını gerçeğe son derece uygun betimlemiştir Guardi ailesinden Francesco GUARDİ, babası Domenico ve ağabeyi Gianantonio da çok sayıda Venedik görünümü yapmışlardır Francesco özellikle Caneletto'dan etkilenmiş, ama ondan daha özgür bir anlatım geliştirmiştir Özellikle yapı kalıntılarını betimleyen Giovanni Pannini de önemli bir veduta ustasıydı Bu türü oymabaskıya uygulayan sanatçıların başında gene 1941'de bir dizi aside yedirme baskı yapan Canaletto gelir Mimar, arkeolog ve oymabaskı ustası PİRANESİ ise Roma'yı betimlediği veduta baskılarıyla tanınır Çoğu düşsel olan bu dizideki görünümler, belli ölçek farklılıkları ve eklemelere karşın epeyce gerçekçidir Düşsel veduta örnekleri arasında Canaletto'nun "Düklük Sarayı"yla San Pietro Kilisesi kubbesini aynı kompozisyonda ele aldığı çizimi ile William Marlow'un Londra'daki St Paul Katedrali, Venedik'teki "Büyük Kanal'la Birlikte" adlı yapıtı sayılabilir

Y
YANILSAMA (Illusion) :
Resim sanatına özgü bir terim olan yanılsama, resimsel yapıtta yeralan betilerin gerçek dünyadaki nesne ve gerçeklikler olarak tanınabilmesi anlamına gelir Betiler gerçeklikle gönderme yapan sanatsal ögelerdir; onları gönderme yaptıkları gerçeklikler olarak kavramak ancak yanılsamanın varlığı halinde olanaklıdır Dolayısıyla, yanılsama gerçekliğin sanat yapıtında "yeniden üretilmesi" demektir ve çoğunlukla üç boyutlu olan gerçek varlıkların iki boyutlu bir yüzey üzerinde betimlenebilmesini sağlar Bu amaçla perspektif, ışık - gölge ve modle gibi yanılsama teknikleri kullanılır Bu teknikleri hiç ya da pek az kullanan ve dolayısıyla, resim düzleminin iki boyutlu olduğu gerçeğini aşmaya çalışmayan toplum ve çağların sanatlarında yanılsamadan söz edilemez

Z
ZEMİN :
Resim sanatında genel olarak PANO, TUVAL ya da benzeri bir zemin anlamında kullanılsa da teknik açıdan zeminin BOYA'ya hazırlanmasıdır Amaç, boya ile zemini ayırarak emiciliğini azaltmak ve boyaların parlaklığını sağlamaktır ASTAR'la karıştırılmaması gereken zeminin hazırlanmasında farklı malzemeler kullanılır Floransalı ressam ve sanat tarihçisi Cennino Cennini'ye göre, kimi zaman deri ya da tuvalle kaplanan panonun üstüne zemin olarak hayvansal kökenli tutkalla karıştırılmış alçı BAĞLAYICI olarak kullanılırdı Ancak bu malzeme esnek olmadığından tuvale uygun değildi 8 ya da 10 yy'da yaşadığı düşünülen Heraclius, teknikleri anlattığı "De coloribus et artibus romanorum" (Resimde Eski Uygulamalar: British Museum, Sloane 1754) adlı yapıtında, tuvalin önce şeker nişasta karışımı bir yapışkanla kaplandığını, üstüne de ince bir kat gesso sürüldüğünü belirtmiştir İtalya'da kullanılan bir başka yöntemdeyse gesso'ya sabun ve bal eklendiği bilinir 17yy'da sanatçıların zemin olarak bitkisel zamk üstüne yağlı bir malzeme sürdükleri ve çabuk kuruması için içine doğal kurşun oksit kattıkları belirtilmektedir Ancak bu yöntemin çok dayanıklı olmadığı görülünce alçı taşıyla tutkal karışımı bir zemin yeğlenmiştir Pergamonlu hekim Galenos 2yy'da beyaz alçı zeminin yansımasını azaltmak için hafif renkli sırların kullanıldığından söz eder Benzer bir uygulama ortaçağ sonuyla RÖNESANS başında da kullanılmış; bir çok sanatçı zemin üstüne "imprimatura" olarak bilinen toprak rengi saydam bir sır (astar) çekmiştir

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


frmsinsi.net
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
FrmSinsi.net hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.