Geri Git   Frmsinsi.net - Hakkında Bilgi - Nedir > Genel Kültür & Serbest Forum > FrmSinsi Ansiklopedisi

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
açıklamalı, deyimler, sözlüğü

Ö Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #31
Şengül Şirin
Varsayılan

Ö Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



Ö HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Öbür (öteki) dünya: Ahiret, insanların öldükten sonra gidecekleri ve ebedî olarak kalacakları âlem”Öteki dünyada inşallah yüzümüz güler
Öç almak: Yapılan bir kötülüğün acısını aynı derecede bir kötülük yaparak çıkarmak”Öç alma fikrinden vazgeçirmeliyiz onu

Ödü patlamak: Ani bir olay sebebiyle çok korkmak”Fareden ödüm kopar

Öküzün altında buzağı aramak: Kimi sebepler, bahaneler uydurarak suç ve suçlu bulma çabasında olmak


Öküz öldü, ortaklık bozuldu: Aradaki yakınlık dayanağı kalktı, yakınlık da kalmadı

Ölçüyü kaçırmak: Uygun derecenin üstüne çıkmak, aşırı gitmek,”Sofraya her oturuşunda ölçüyü kaçırırdı


Ölme eşeğim ölme (yaza yonca bitecek): Umutsuz bir bekleyişi anlatmak için kullanılır

Ölmek var, dönmek yok: “Neye mal olursa olsun, iş sonuna kadar götürülecektir, yapılmasından kaçınılmayacaktır” anlamında kullanılır”Özgürlük yolunda ölmek var, dönmek yok bize


Ölü fiyatına: Yok pahasına, değerinden çok ucuza, az bir para ile”Arsaları ölü fiyatına satmak zorunda kaldık


Ölü mevsim: İşin veya alışverişin az olduğu, durgun geçtiği zaman dilimi”Bizim iş en ölü mevsimini yaşıyor

Ölüm Allah`ın emri: 1 Herkes ölecek, ölüm mukadderdir 2 Kesin karar verme durumunda kullanılır

Ölümü göze almak: Yaptığı iş uğruna ölmekten korkmamak, yürekli davranmak”Allah yolunda ölümü göze aldı yiğitler

Ölümüne susamak: Yapmakta olduğu tehlikeli işte ölümü kendi üzerine çekecek davranışta bulunmak”Ölümüne mi susadın, çekil şu arabanın önünden!”

Ölüp ölüp dirilmek: 1 Çok ağır bir hastalıktan kurtulmak 2 Ard arda gelen sıkıntılı, acı veren durumlara düşmek

Ölür müsün, öldürür müsün?: “Öyle ters bir iş yaptı ki ona mı ceza vermeliyim kendime mi?” anlamında kullanılır

Ömrü billah: Hiçbir zaman, ya da şimdiye kadar”Ömrü billah yalan söylememiştir o

Ömrüne bereket: “Var ol, sağ ol, ömrün uzun olsun” anlamında kullanılır

Ömrü vefa etmemek: Bir şeye kavuşamadan, bir sonuca ulaşamadan ölmek”Okulunu bitirip doktor olacaktı ama ömrü vefa etmedi

Ömür adam: Beğenilen, çok hoşa giden, değişik düşünceleri olan adam

Ömür çürütmek: Uzun süre bir şey için emek vermiş olmak, ya da boşuna zaman harcamış olmak”Bu ev için bir ömür çürüttüm ben

Ömür sürmek: İyi ve rahat yaşamış olmak”Uzun bir ömür sürdü dedem

Ömür törpüsü: İnsanı yıpratan, yoran, sıkıntıya sokan, uzun ve yorucu iş

Ön ayak olmak: Bir işin yapılmasında ilk başlayan olup herkesi arkasından sürüklemek”Haydi ön ayak olda koşsunlar biraz

Öne düşmek: 1 Önderlik ya da kılavuzluk etmek 2 En önde yürümek

Önüne gelen: Olur olmaz kimse, herkes, karşısına çıkan”Önüne gelene sordu ama bulamadı

Öpüp başına koymak: Bir şeyi minnetle karşılamak, seve seve kabul etmek”Adam sana iş verecekmiş, daha ne istiyorsun, öpüp başına koy

Örtbas etmek: Kötü bir durumu gizlemek, yayılmasını önlemek”Dairede yapılan yolsuzlukları örtbas edeceklerini sandılar

Örümcek kafalı: Geri düşünceli, yenilikleri kolay kabul etmeyen (kimse)

Öteden beri: Oldukça uzun zamandan beri, eskiden beri”Öteden beri sevmem ben onu

Ötesi çıkmaz sokak: “Takip edilen yol yanlıştır, bu yolla bir yere gidilemez, sonuç alınamaz, bir yere kadar gidilir ama daha fazla gidilemez” anlamında kullanılır

Özenip bezenmek: Çok özen gösterip titizlikle, ayrıntılarına varıncaya değin ele almak

Özrü kabahatinden büyük: Bir kabahat için özür dilerken daha büyük bir kabahat işleyen kimse için söylenir

Özür dilemek: 1 Yaptığı bir yanlıştan ötürü affedilmesini istemek 2 Özrünü ileri sürerek yapılması kendinden istenen işi yapmamak, bundan bağışlanmasını istemek”Özür dilerim, ben o kovayı taşıyamayacağım

Özü sözü bir: Düşünceleri, söyledikleri ve yaptıkları bir olan, ne düşünüyorsa onu söyleyen, içi dışı bir olan kimse”Özü sözü bir olan insanlara rastlamak gittikçe zorlaşıyor



__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

P Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #32
Şengül Şirin
Varsayılan

P Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



P HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Pabucu dama atılmak: Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek”Yeni bir elektrikçi aldılar, desene Murat`ın pabucu dama atıldı

Pabucunu ters giydirmek: Güç bir duruma düşürerek telâşlandırmak, bu telâşla kaçmasına sebep olmak”El oğlu bu, adama pabucunu ters giydirir, tetikte olmalı insan

Pabuç bırakmamak: Yılmamak, korkmayıp yapacağından vazgeçmemek”Ben öyle olur olmaz insanlara pabuç bırakmam

Pabuç pahalı: Girişilen işin tehlikeli olduğunu anlatmak için kullanılır”Baktı ki pabuç pahalı, hemen geri döndü

Paçaları sıvamak: Bir işi yapmak için hazırlanmak”Bir an önce paçaları sıvayıp işe başlamak istiyordu

Paçası düşük: Giyimine, kılık kıyafetine pek dikkat etmeyen, sünepe

Paçayı kaptırmak: 1 Yakalanmak, ele geçmek 2 Giriştiği işten vazgeçmek istediği hâlde kendini kurtaramamak 3 Dilediği gibi davranamamak”Paçayı kaptırdık bir kere, yakamızı kurtaramıyoruz

Paçavrasını çıkarmak: Çok hırpalamak, sağlam yerini koymamak, işe yaramaz bir duruma getirmek”Beş kişiydiler, adamın paçavrasını çıkardılar

Paçayı kurtarmak: Bir ilişkiden veya önce girişip sonra pişman olduğu bir işten yakasını sıyırmak”Çok şükür şu belâlı işten paçayı kurtardık


Paha biçilmez: Çok pahalı, kıymeti ölçülemeyecek kadar yüksek”Paha biçilemez tablolar sergilenmişti

Pahalıya mal olmak: Kolay elde edilememek; para, özveri ve emek gerektirmek; zarara ve sıkıntıya yol açmak”Bu ev size pahalıya mal olsa gerek

Palas pandıras: Acele olarak, hazırlanmaya zaman bulamadan”Palas pandıras evden çıkmak zorunda kaldık

Palavra atmak: Abartarak söylemek, yalan söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek
Paldır küldür: 1 Büyük bir gürültü ile 2 Ansızın ve kurallara uymaksızın”Paldır küldür merdivenlerden inmeye başladılar

Pamuk ipliği ile bağlamak: Etkisi az sürecek, köksüz, geçici bir çözüm yolu bulmak

Paniğe kapılmak: Çok korkmak, telâşa sürüklenmek”Çocuklar paniğe kapılacaklar diye endişeleniyorum

Papara yemek: Çok azarlanmak”Çabuk olun, annemden papara yemek istemiyorum

Para babası: Çok zengin, parası bol olan

Para canlısı: Parayı çok seven, paraya düşkün

Para çekmek: 1 Banka veya benzeri bir yere yatırılmış parayı geri almak 2 Bir kimseden çeşitli yollarla para sızdırmak

Para dökmek: Bir şey için çok para harcamak”Düğün için az para dökmedi

Para etmemek: 1 İşe yaramamak, etkili olmamak 2 Değeri pahasına satılamamak”Bu malların para edeceğini sanmıyorum

Parasını sokağa atmak: Değeri olmayan bir işe ya da mala para vermek

Para kesmek: 1 Çok para kazanmak 2 Devletin çok para basması”Bizim büfe âdeta para kesiyor

Para sızdırmak: Kandırarak, zorlayarak birinden para almak”Kabadayılar esnaftan az para sızdırmadılar

Para tutmak: 1 Parasını idareli harcayıp kalanını biriktirmek 2 Satın alınan şeyin karşılığını para olarak hesaplamak”Aldığımız eşyaların hepsi kaç para tuttu dersiniz?”

Paraya çevirmek: Bir malı verip yerine para almak”Gidin, şu dolapları paraya çevirin de gelin


Paraya kıymak: Gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak

Paraya para dememek: 1 Çok para kazanmak 2 Bol para harcamak 3 Elde olan parayı az bulmak

Para yapmak: Para kazanıp biriktirmek”Gurbete para yapmaya gitti

Para yedirmek: İşini yaptırmak için birilerine kanunsuz, hak etmedikleri parayı vermek; rüşvet vermek”O binayı yaptırmak için belediyeye az para yedirmediler

Para yemek: 1 Çok para harcamak 2 Rüşvet yemek, görevini kötüye kullanıp bir iş yapmak için birinden para almak”İnsanlar artık açıktan para yiyorlar

Parmağı ağzında kalmak: Çok şaşırmak, hayrete düşmek

Parmağına dolamak: Bir konuyu her fırsatta, her yerde ele alıp konuşmak, o konu ile uğraşmak

Parmağında oynatmak: Birine her istediğini yaptırmak, onu kukla gibi kullanmak”Beni parmağında oynatamayacaksın alçak herif

Parmağını bile oynatmamak: Hiç tepki göstermemek, kayıtsız kalmak”Beni dövdüler ama o parmağını bile oynatmadı

Parmak basmak: 1 Bir nokta üzerine dikkati ya da ilgiyi çekmek 2 İmza yerine parmağını mürekkebe batırarak bir yere bastırmak

Parmak hesabı: 1 Parmakları kullanmak suretiyle yapılan hesap 2 Hece vezni”Bizim bakkal hâlâ parmak hesabı yapıyor

Parmak ısırmak: Büyük şaşkınlık duymak, hayrete düşmek”Yaptığım tatlıyı görünce parmaklarını ısıracaklar

Parmak kadar (çocuk): Yaşça çok küçük, pek küçük (çocuk)”Parmak kadar çocukla iş yapılır mı?”

Parmak kaldırmak: 1 Olumlu oy vermek için el kaldırmak 2 Bir toplulukta söz istemek için işaret parmağını kaldırıp diğerlerini yumarak el kaldırmak”Parmak kaldırarak söz istemeyi öğrenin artık!”

Parmakla gösterilmek: 1 Bir şey az bulunmak 2 Seçkin, ünlü olmak”O, çevresinde parmakla gösterilen bir adamdı

Parmaklarını yemek: Bir yemeğin çok lezzetli olduğunu anlatmak için kullanılır”Böreği değil, parmaklarımızı yedik âdeta

Parsayı başkası toplamak: Verilen emek karşılığını, emek veren değil, bir başkası almak”Biz durmadan çalışalım parsayı da başkası toplasın olmaz öyle şey!”

Partiyi kaybetmek: 1 Biriyle çekiştiği bir konuda yenilmek 2 Elde etmeye çalıştığı bir kazancı bir başkasına kaptırmak

Pasaportunu vermek: Kovmak, işten atmak”Patron üç işçinin pasaportunu eline verdi

Pas geçmek: Üzerinde durmamak, caymak, vazgeçmek, aldırış etmemek

Patırtı çıkarmak: Kavga, kargaşa, gürültü çıkarmak”Patırtı çıkarmadan oturun, babanız uyuyor

Patlak vermek: Gizlenen ya da hoş karşılanmayan bir durum aniden ortaya çıkmak”Kim der di ki savaş bu sabah patlak verecek

Pay biçmek: Bir fikir elde edebilmek için, durumu bir şey ile kıyaslamak

Payını almak: 1 Azarlanmak 2 Kendine düşen kazanç miktarını almak

Paye vermek: Adam yerine koymak, değer vermek

Payidar olmak: Kalmak, yok olmamak, yaşamak”Milletimiz ilelebet payidar olacaktır

Perdesi yırtık: Ar damarı çatlamış, utanmaz, arlanmaz”Perdesi yırtılmış adamın, baksana neler söylüyordu!”


Pergelleri açmak: Uzun adımlarla yürümeye başlamak”Pek vaktimiz yok, pergelleri açın da geç kalmayalım


Pay çıkarmak: Bir olay ya da davranıştan tecrübe kazanmak, hisse kapmak, tutulacak yolu belirlemek


Pes demek: Mağlubiyeti kabul etmek, başkasının üstünlüğüne boyun eğmek”Yenileceğini anlayınca sırtı yere gelmeden pes dedi

Pestil gibi olmak: Çok yorulmuş olmak; kımıldayamayacak kadar bitkin, güçsüz düşmek

Pestilini çıkarmak: 1 Çok dövmek 2 Çok çalıştırıp adamakıllı yormak 3 İyice ezmek”Kazma sallamaktan pestilimiz çıktı

Peşini bırakmamak: Bir şeyi izlemekten vazgeçmemek”Adamın peşini bırakmayın sakın!”

Peşkeş çekmek: Kendisinin veya bir başkasının malını bir çıkar uğruna birisine uygunsuz olarak vermek”Yurdu düşmanlara peşkeş çekiyorlar

Peyda olmak: Ortaya çıkmak, belirmek, oluşmak”Köşede bir adam peyda oldu

Pılıyı pırtıyı toplamak: Hemen bütün eşyalarını toplayarak bir yere gitmek üzere hazırlık yapmak”Pılıyı pırtıyı toplamış bekliyordu


Pire için yorgan yakmak: Önemsiz bir şey için kızıp daha büyük zarara yol açacak davranış içine girmek

Pireyi deve yapmak: Küçük, basit bir olayı büyütüp mesele yapmak, aşırı abartmak
Pisi pisine: Boş yere, boşuna”Pisi pisine vurdular çocukcağızı

Pis pis düşünmek: Karamsar, derin ve üzüntülü bir düşünceye dalmak”Pis pis düşünmeyi bırak da bir yol arayalım


Pis pis gülmek: Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek

Pişkinliğe vurmak: Çıkarı için kötü bir davranışa veya söze aldırmamak

Pişmiş aşa su katmak: Yoluna girmiş, bitmek üzere olan bir işi bozmak ya da aksatmak”Pişmiş aşa su katabilir, onu buraya sokmayın

Pişmiş kelle gibi sırıtmak: Anlamsız, çirkin, yersiz, dişlerini göstererek gülmek”Pişmiş kelle gibi gülmeyi bırak da işine bak


Posasını çıkarmak: 1 Birini çok dövmek 2 Bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek”Ülkenin posasını çıkardılar, biz hâlâ seyrediyoruz


Posta koymak: Birini korkutmak, gözdağı vermek, tehdit etmek”Bana posta koyacak adam daha anasından doğmadı


Postayı kesmek: İlişkiyi kesmek, gidip gelişi sona erdirmek


Post elden gitmek: 1 Öldürülmek 2 Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak”Post elden gidince kahretti adam

Post kavgası: Bir makamı, işi ya da iktidarı ele geçirme çekişmesi”Seçimler yaklaştı, post kavgası da başladı

Postu kurtarmak: Can tehlikesini atlatmak, öldürülme tehlikesi olan yerden kaçıp kurtulmak”Postu kurtardık çok şükür

Postu sermek: Kısa bir süre için gittiği yerde, saygısızca ve sorumsuzca uzun süre kalmak

Pot kırmak: Gaf yapmak, farkında olmayarak karşısındakini kıracak, incitecek söz söylemek”Dikkatli ol, bir pot kırma sakın

Pösteki saymak: İçinden çıkılması zor ve anlamsız bir işle uğraşmak”Ne mi yapıyorlar? Pösteki sayıp duruyorlar

Prangaya vurmak: Zincire vurmak, ayağına pranga bağlamak”Prangaya vurulu olarak yıllarca kaldı o hapishanede

Puan almak: 1 Spor karşılaşmalarında sayı kazanmak 2 Bir test imtihanında herhangi bir puan elde etmek”Şu sorulardan hiç puan alamayacağımı sanıyordum

Puan tutturmak: Gereken sayıda puan kazanmak”Bu sene puan tutturup da üniversiteye girecek miyim bilmiyorum!”

Punduna getirmek: Bir şeyi yapmak için uygun şartları elde etmek, fırsat kollamak”Punduna getirir getirmez patlattı yumruğunu

Pupa yelken: 1 Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan 2 Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla”Pupa yelken açıldık denize

Pusu kurmak: Birine saldırmak için, bir yere gizlenip beklemek”Düşmanlarımızın pusu kurduğundan tam zamanında haberdar olmuştuk

Pusulayı şaşırmak: 1 Ne yapacağını bilemez duruma düşmek 2 Doğru tutum ve davranıştan ayrılmak”İyice pusulayı şaşırmadan uyarmalıyız onu

Pusuya düşmek: Pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek”Eyvah, pusuya düşürdüler bizi!”

Put gibi: Kımıltısız, sessiz, anlamsız bir bakışla

Put kesilmek: Sessiz, kımıltısız bir durumda kalmak”Onun bağırmasıyla herkes bir anda put kesildi!”

Püf noktası: Bir işin en ince, en önemli yeri

Püsküllü belâ: Kendisinden kurtulunması bir türlü mümkün olmayan, büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya şey”Başıma püsküllü belâ kesildi bu çocuk



Alıntı Yaparak Cevapla

R Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #33
Şengül Şirin
Varsayılan

R Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



R HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Rafa kaldırmak (koymak): Bir iş üzerinde artık durmamak, o işi kenara itmek, ihmal etmek”Bizim dosyayı yine rafa kaldırmışlar


Rahat durmamak: Yaramazlık etmek, kımıldayıp durmak”Rahat durmadın, beni zor durumda bıraktın


Rahatına bakmak: Hiçbir şeye aldırış etmeden rahatını sağlamaya çalışmak”Boş ver, rahatına bak, sen mi düzelteceksin diyenlerden nefret ederim


Rahatlık (rahat) batmak: Rahat, iyi bir yerdeyken o yeri olmayacak nedenlerden ötürü terkeden insanlar için sitem biçiminde söylenir


Rahat yüzü görmemek: Huzur, bolluk, hiç rahatlık görmemek; sürekli sıkıntı, darlık içinde bulunmak”Şu yaşıma geldim, hiç rahat yüzü görmedim desem yeridir


Rahmetli olmak: Vefat etmek, ölmek


Ramak kalmak: “Bir şeyin olmasına çok az kalmak” anlamında kullanılır”Makinenin elime değmesine ramak kalmıştı ki güçlükle kendimi geri attım


Rast gelmek: 1 Düşünmediği, beklemediği bir anda biriyle karşılaşmak 2 Düşünmediği veya düşünülmediği hâlde payına düşmek”Desenli parça bana rast geldi” 3 Hedefi bulmak 4 Bulmak”Pazarda kardeşimi çok aradım ama rast gelmedim

Rast gitmek: Bir iş istenilen biçimde gelişmek


Rayına oturmak: Bozulmuş, düzensiz hâle gelmiş bir işi yoluna koymak, iyi duruma getirmek

Rekor kırmak: Eski rekoru aşıp yeni, üstün bir sonuç elde etmek”Koşuda yeni bir rekor kırılması bekleniyor


Rengi atmak: 1 Solmak 2 Korku, heyecan sebebiyle benzi sararmak”Kumaşın rengi bir yıkamadan sonra attı


Renkten renge girmek: Heyecan, korku ve utanmadan dolayı yüzünün rengi değişmek, sıkılmak


Renk vermemek: Bir konu ile ilgili duygularını, düşüncelerini belli etmemek; bildiği hâlde bilmez gibi görünmek


Resmiyete dökmek: Bir iş veya duruma resmiyet kazandırmak, onu resmî kanallardan halletme yolunu seçmek


Rest çekmek: 1 Kesin tavır almak, herhangi bir konuda son sözü söylemek 2 Bir oyunda önündeki paranın tümünü ortaya koymak”Öyle bir rest çekti ki görmeliydiniz

Rol oynamak: 1 Bir oyunda rol almak 2 Bir işte önemli katkısı olmak, etkisi bulunmak”Bu işin gerçekleşmesinde onun da önemli rolü oldu


Rota değiştirmek: 1 Takip edilen yoldan ayrılmak 2 Tutumunu, tavrını değiştirmek, izlediği yoldan kopmak”Hava muhalefeti sebebiyle uçak rota değiştirmek zorunda kaldı

Ruhu bile duymamak: Anlamamak; hiçbir bilgisi, haberi bulunmamak; olan biteni sezememek”Göreceksin ruhu bile duymayacak, onu bir güzel ıslayacağız

Ruhunu teslim etmek: Ölmek”İhtiyar ninem sabaha karşı ruhunu teslim etmişti

Rüyasında bile görememek: Olacağını hiç aklına getirmemek, ihtimal vermemek”Bunu bana aldın ha! Rüyamda bile görsem inanmazdım!”

Rüzgâr gelecek delikleri tıkamak: İstenmeyen bir duruma veya zarar gelebilecek bir gelişmeye karşı her türlü önlemi almak



Alıntı Yaparak Cevapla

S Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #34
Şengül Şirin
Varsayılan

S Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



S HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Saat bu saat: Ele geçen fırsatı kullanmanın tam zamanı, en iyi, en elverişli an bu andır


Saati saatine uymamak: Bir kimsenin durumu, huyu sık sık değişir olmak”Ona güvenemem, çünkü saati saatine uymaz


Sabaha çıkamamak: Sabahtan önce ölmek, sabaha kadar yaşayamamak”Hastanın durumu ağır, sabaha çıkacağını sanmıyorum


Sabahı etmek (veya bulmak): Sabahlamak, bir sebeple sabaha kadar uyumamak, bir konu ile uğraşmak”Köye varmamız sabahı bulacak


Sabahın köründe: Çok erken, ortalık henüz ağarmadan, sabahın en erken vaktinde”Sabahın köründen beri yoldayız


Sabır taşı: Çok sabırlı kimse, türlü sıkıntılara katlanan”Ben sabır taşı mıyım?”


Sabrı taşmak: Katlanamaz, dayanamaz, sabredemez olmak; tahammül gücü kalmamak”Sabrımı taşırmadan çekip gidin buradan


Saç ağartmak: Bir işte uzun zaman çalışıp emek vermiş olmak


Saçı bitmedik (yetim): Doğalı çok olmamış, henüz yeni doğmuş çocuk (yetim)”Bu parada, saçı bitmedik yetimlerin de hakkı vardır


Saçına ak düşmek: Yaşlanmak, ihtiyarlamaya başlamak”Bizim de saçımıza ak düştü

Saçına başına bakmadan: İlerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde davranan kimseler için kullanılır


Saçını başını yolmak: 1 Birini çok fazla dövüp hırpalamak 2 Çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek”Sinirinden saçını başını yolmaya başladı


Saçını süpürge etmek: (Kadın) çok büyük istekle çalışıp hizmet etmek, özveri ile birileri uğrana çalışmak”Sizi okutabilmek için saçımı süpürge ettim


Saç saça baş başa: (Kadınlar) kıyasıya kavgaya tutuşmak, birbirlerini hırpalayarak kapışıp dövüşmek


Saç sakal birbirlerine kırışmak: Üstü başı perişan, uzun süre saç ve sakal tıraşı olmamış, kendine çeki düzen vermemiş olmak”Onu, saç sakal birbirine karışmış görünce bayağı canım sıkıldı


Safra bastırmak: Açlığını yatıştırmak için az miktarda yemek yemek


Sağa sola bakmamak: Ortalığı kollamak, çevresi ile ilgilenmemek”Sağa sola bakmadan yürüyordu


Sağ gözünü sol gözünden sakınmak: Çok kıskanmak, üzerine titremek

Sağır sultan bile duydu: İşitmedik kimse kalmadı, hemen herkes işitti, duymayan kalmadı”Haklarında çıkan dedikoduyu sağır sultan bile duydu ama siz duymadınız öyle mi?”


Sağı solu (belli) olmamak: Bir durum karşısında nasıl davranacağı, ne tavır takınacağı belli olmamak”Dikkatli olun, onun sağı solu belli olmaz


Sağlam kazığa bağlamak: Bir işin aksamadan yürümesini sağlayacak önlemleri alarak güvenilir bir duruma koymak


Sağlam ayakkabı değil: Doğruluğuna, namusluluğuna güvenilmez; kişiliği kuşku veren”O mu? Hiç de sağlam ayakkabı değil


Sağlık olsun: “Bir zarara uğradık ama önemli değil, üzülmeye değmez, canımız sağ olsun, kapatırız” anlamında kullanılır


Sağmal inek: Kendisinden durmadan çıkar sağlanan, sömürülen, istismar edilen kimse


Sahip çıkmak: 1 Birini ilgilenip korumak 2 Bir şeyin kendisine ait olduğunu söylemek”Şu kimsesize sahip çıkalım


Sakalı ele vermek: Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek, birinin idaresine girmek


Sakız gibi yapışmak: Peşini bırakmamak, ayrılmamak, istediğini yaptırmaya çalışmak”Sakız gibi yapıştı yakama, bırakmıyor ki gideyim!”


Salkım saçak: Dağınık, düzensiz bir durumda; parçası bir yana ayrılmış


Sallantıda kalmak: Bir çözüme bağlanamamak, nasıl olacağı bilinmeden öylece kalmak”İşler sallantıda kaldı; bu, bizi biraz düşündürüyor


Saltanat sürmek: 1 Bolluk, verimlilik içinde yaşamak 2 Hükümdarlık etmek”Üzülme, saltanatı çok sürmeyecek


Saman altından su yürütmek: Hiç kimseye sezdirmeden iş çevirmek, ortalığı birbirine karıştırmak”Saman altından su yürütenleri hiç sevmem


Saman gibi: Tatsız, yavan
Sapı silik: Serseri, başı boş, kişiliksiz


Sarı çizmeli Mehmet Ağa: Kim olduğu, nerede oturduğu bilinmeyen kimse


Sarmaş dolaş olmak: Birbirine sarılıp kucaklaşmak, birbirini iyice kucaklamak”Anne oğul sarmaş dolaş oldular meydanda


Sarpa sarmak: Bir iş, çözülmesi çok güç bir durum almak; zorluklar belirmek”İşler iyice sarpa sardı, nasıl kurtulacağız bundan


Satıp savmak: Eldeki malı veya eşyaları yok pahasına satmak, ucuza satıp tüketmek”Ne varsa satıp savacak, öyle gelecek


Sayıp dökmek: Ne var ne yok hepsini söylemek, arka arkaya sıralamak”Ne sözler sayıp döktü ama kimse anlamadı
Sebil etmek: Bolca vermek, dağıtmak


Sedyelik olmak: Ayakta duramayacak hâle gelmek”Adam bir vuruşta sedyelik oldu

Seferber olmak: Bir işe eldeki tüm imkânları kullanarak girişmek”Yanan evi söndürmek için herkes seferber oldu


Selâmı sabahı kesmek: Dostluğu, arkadaşlığı, ahbaplığı kesmek, her türlü ilişkiye son vermek; selâmına bile karşılık vermemek”Onunla selâmı sabahı kesmişsin diyorlar, doğru mu?”


Selâm verip borçlu çıkmak: Küçük bir ilgi göstermek karşılığında hemen kendisine bir iş yüklenilmek


Senet vermek: 1 Yazılı, imzalı belge vermek 2 “Bu işin böyle olduğuna inanmanı istiyorum” anlamında kullanılır


Sen giderken ben geliyordum: “Ben bu oyunları senden daha iyi bilirim, ben daha tecrübeliyim, beni aldatamazsın” anlamında kullanılır


Seninki (tatlı) can da benim ki (elinki) patlıcan mı?: “Senin canın kıymetli de benimki kıymetli değil mi?” anlamında kullanılır


Senli benli olmak: Çok samimi, içten, teklifsiz biçimde olmak”O kadar senli benli olma yabancılarla


Sen sağ ben selâmet: İş sonuçlandı, artık yapacak bir şey kalmadı”Nihayet bütün mallar satıldı, bundan sonra sen sağ ben selâmet


Sepet havası çalmak: Birini işten çıkarmak, yol vermek, yanından uzaklaştırmak”Demek bize de sepet havası çalacakmış, görürüz bakalım!”


Sere serpe: Rahatça, sıkışık olmayarak, açılıp saçılarak, çekinmeden, serbestçe”Yolda sere serpe yürürken korkunç bir ses duydum


Sermayeyi kediye yüklemek: Parasını yiyip bitirmek, işini ve parasını kaybetmek, batırmak”Desene sermayeyi kediye yüklemişsin sen!”


Ser verip sır vermemek: Dürüst, güvenilir, ağzı sıkı olmak; ne kadar zorlanırsa zorlansın kimseye sırrını söylememek”Bu ordunun ser verip sır vermeyen yiğitlere ihtiyacı vardır


Ses çıkarmamak: 1 İtiraz etmemek, hoş görerek karşı çıkmamak 2 Hiç konuşmamak, susmak”Kendisine söylenen o kötü sözlere nasıl ses çıkarmadı şaşıyorum

Sesini kesmek: 1 Söylemekte iken susmak, bir şey söylemez olmak 2 Bir kişiyi söylerken susturmak, artık söyletmemek”Şunun sesini kesin, yoksa çıldıracağım!”

Ses seda çıkmamak: 1 Hiçbir tepki görülmemek 2 Haber çıkmamak”Ses seda çıkmadı hiçbir komşudan


Ses vermemek: 1 Herhangi bir sesi çıkarmamak 2 Bir çağrıya kulak vermemek”Adam evdeydi ama hiç ses vermedi


Seyirci kalmak: Bir olay karşısında hiç tepki göstermemek, işe karışmamak”Öğrencilerin birbirine girmesine polis seyirci kalamazdı

Sıcağı sıcağına: Hemen, olayın üzerinden fazla zaman geçmeden, unutulmadan”Sıcağı sıcağına gidip onları barıştırmayı düşündü

Sıcak kanlı: Sevimli, cana yakın, sempatik”Ne kadar sıcak kanlı bir çocuk

Sıcak yüz göstermek: Yakınlık göstererek karşılamak”Biraz sıcak yüz gösterseydin günaha mı girerdin?”


Sıdkı sıyrılmak: Birinden soğumuş olmak, tiksinmek”Bir kez sıdkım sıyrıldı o adamdan


Sıfıra sıfır, elde var sıfır: “Hiçbir şey elde edemedik, bütün çalışmalar boşa gitti” anlamında kullanılır


Sıfırı tüketmek: 1 Elinde avucunda bir şey kalmamak, malı ve parayı bitirmek 2 Gücü kalmamak”Bu kadar düşüncesiz davranmasaydı sıfırı tüketmezdi


Sık boğaz etmek: Bir şey yaptırmak için birini zorlamak, baskı altına almak”Tamam yapacağız, sık boğaz edip durmayın


Sıkı durmak: Güçlü, dayanıklı olmak; güçlü görünerek dikkatli bulunmak”Sıkı dur, şut çekeceğim


Sıkı fıkı: Çok samimi, birbirine çok bağlı, içten ve teklifsiz”Onlar kadar sıkı fıkı insan görmedim


Sıkıntı basmak: Çok daralmak, sıkılmak, can sıkıntısı duymak, ruhen boşlukta olmak”Otobüste beni bir sıkıntı bastı, dokunsalar patlayacaktım hani!”


Sıkıntı çekmek: 1 Zorluk, darlık ya da yoksulluk içinde yaşamak 2 Ruhen tedirginlik duymak”Hiç sıkıntı çekmedim desem yalan olur


Sıkıntıya gelememek: Kendini dara düşürücü işlere dayanıklı olamamak, bu işleri yapma yeteneği bulunmamak


Sıkı tutmak: Önem vermek”İşleri sıkı tutmazsan böyle olur işte
Sır küpü: Çok şey bilen, çok şey bildiği hâlde kimseye söylemeyen


Sır olmak: Aklın eremeyeceği biçimde ortadan kaybolmak


Sırra kadem basmak: Bir kimse ortalıktan yok olmak”Sırra kadem bastı adam!”

Sırım gibi: İnce yapılı olmasına mukabil güçlü, dayanıklı”Sırım gibi delikanlı olmuş

Sırtı kaşınmak: Söz ve davranışları ile dayak yemeyi hak etmiş bulunmak

Sırtından geçinmek: Asalak yaşamak, birinin kesesinden sağlamak”Yeter artık onun bunun sırtından geçindiğin, biraz da sen çalış çabala!”

Sırtını dayamak: 1 Güçlü bir yere veya birine güvenmek 2 Bir yere dayanmak ya da yaslanmak”Sırtını babasına dayamış atıp tutuyor, her dilediğini yapıyor

Sırtını yere getirmek: 1 Üstün gelmek 2 Güreşte rakibi sırt üstü yere yatırarak yenmek”Onun sırtını kimse kolay kolay yere getiremez

Sıygaya çekmek: Sorgulamak, yapıp ettiklerinin hesabını sormak

Sil baştan: Yapılan işi beğenmeyerek yeniden yapmak

Silip süpürmek: 1 Ortada ne varsa hepsini yemek 2 Hepsini alıp götürmek, yok

etmek 3 Ortalığı temizlemek”Evi çarçabuk silip süpürdüm

Sinek avlamak: Satış yapamamak, iş ve müşteri olmadığından boş oturmak, iş yapamaz olmak”Sabahtan beri sinek avlayıp duruyoruz

Sinekten yağ çıkarmak: Hemen her şeyden, olmayacak şeyden bile çıkar sağlamaya çalışmak; yarar ummak”Öyle açıkgözdü ki sinekten bile yağ çıkarırdı

Sineye çekmek: Bir zarara, hoş olmayan bir duruma, bir kötü söz veya davranışa ister istemez katlanmak”Uzun yıllar kocasının geçimsizliğini, kabalığını sineye çekti; durdu

Sinirleri alt üst olmak: Haddinden fazla sinirlenmek; ne yapacağını şaşırmak, bilememek


Sinirleri boşanmak: Kendini tutamayarak gülmek, ağlamak ya da bağırmak

Sinirleri yatışmak: Öfkesi veya kızgınlığı geçmek, sakinleşmek”Çok şükür öfkesi yatıştı, şimdi konuşabilirsiniz


Sinirlerini bozmak: Kızdırmak, öfkelendirmek
Sinirleri gergin olmak: En ufak bir olay çıktığı anda tepki gösterecek kadar sinirleri bozuk olmak”Sinirleri çok gergin, üstüne varmayın


Alıntı Yaparak Cevapla

S Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #35
Şengül Şirin
Varsayılan

S Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



Sipsivri kalmak: Tek başına, çaresiz ortada kalmak”Sipsivri kalakalmıştım, ne yapacağımı bilmiyordum


Sivri akıllı: Kimsenin aklını beğenmeyen, düşünceleri kimseninkine benzemeyen, acayip fikirleri olan”Hangi sivri akıllıya uydunuz da böyle yaptınız!”

Soğuk almak: Üşüyüp hastalanmak”Soğuk almışım, öksürüp duruyorum

Soğuk duş etkisi yapmak: Ansızın bildirilen tatsız bir haber karşısında olumsuz bir tepki göstermek


Soğuk kanlı: Serin kanlı, kolayca kızmayan, heyecana kapılmayan, telâş etmeyen”Helâl olsun, ne soğuk kanlı davrandı


Soğuk nevale: Sevimsiz, söz ve davranışları sıcak olmayan, insanlardan uzak duran kimse


Sokağa düşmek: 1 Bir şey çoğalıp değerini yitirmek 2 Kötü yola sapmak”Kimsesiz olduğu için itilip kakıldı, sonunda sokağa düştü zavallı


Sokak süpürgesi: Evinde oturmayıp çok gezen, sürtük kadın
Solda sıfır: “Hiçbir değeri ve önemi yok” anlamında kullanılır”Senin yaptığın iş benimkinin yanında solda sıfır kalır


Soluğu kesilmek: Nefes alamaz olmak, gücü tükenmek”Bu yokuş soluğumuzu keseceğe benziyor


Soluk aldırmamak: Çok sıkı çalıştırmak, dinlenmesine fırsat vermemek

Soluk soluğa: Zor nefes alarak; heyecan, telâş, yorgunluk veya bitkinlikle; koşmaktan güçlükle, sık sık soluyarak”Soluk soluğa içeri girdi


Son kozunu oynamak: Elindeki son imkânı kullanmak, son çareye başvurmak

Sonradan görme: Sonradan zenginleşerek gösteriş, kibarlık, övünme gibi davranışlarda bulunan”Sonradan görme ne olacak!”


Sorguya çekmek: Bir kimseye yaptıklarından ötürü sorular sormak ve cevaplarını istemek”Mahkûmu hemen sorguya çekmişler


Soyup soğana çevirmek: 1 Her şeyini, varını yoğunu elinden almak 2 (Hırsız) bir yeri ya da kişiyi iyice soymak”Dükkânı soyup soğana çevirmişler


Sökün etmek: Bir şey çıkagelmek, art arda gelmek, birbiri ardından görünmek”Göçmen kuşlar ufuktan sökün ettiler


Söz açmak: Bir konu hakkında konuşmaya başlamak”Toplantıda felsefeden söz açtı

Söz almak: 1 Konuşmaya başlamak için toplantı başkanından izin almak, öyle konuşmaya başlamak 2 Birinin bir iş yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak 3 Erkek tarafı, istenilen kızın verileceğine dair ailesinden olumlu cevap almak”Toplantıda ilk olarak Ayşe söz almak istedi


Söz altında kalmamak: Bir kimsenin kendisini inciten sözüne benzer şekilde cevap vermek”Benim söz altında kalacağımı sanıyordu


Söz ayağa düşmek: Bir konu, herkesin ağzına dökülmek, sorumsuz ve yetkisiz kimselerin düşünce bildirdikleri duruma gelmek


Söz bir Allah bir: “Verdiğim sözü yerine getireceğim, ondan dönmeyeceğim; Cenab-ı Hakk`ın bir olduğunda şüphe yoktur; ona nasıl inanıyorsam, verdiğim sözün doğruluğuna da inanın” anlamında kullanılır

Söz birliği etmek: Bir olayla ilgili olarak aynı şeyleri söylemek üzere anlaşmak, aynı görüşte olmak”Onunla söz birliği mi ettiniz?”


Söz çıkmak: 1 Ortalıkta bir rivayet dolaşmak 2 Hakkında dedikodu yapılır olmak”Bir daha görüşmek istemiyorum, hakkımızda söz çıkacak diye korkuyorum


Sözde kalmak: Yapılması kararlaştırılmış bir iş gerçekleşmemek”Sözde kalacaksa konuşmamızın bir anlamı yok


Söz dinlemek: Verilen bir öğüdü, bir sözü tutmak, davranışlarını buna uydurmak”Sözümü dinleseydin başına bunlar gelmezdi!”


Söz geçirmek: Dediğini yaptırmak”Oğluna söz geçirdin mi ki bana karışıyorsun?”

Söz gelmek: Bir davranışından veya sözünden ötürü eleştiriye uğramak, kötülenmek, yakınları kendisine darılmak


Söz götürmez: Gerçekliği, doğruluğu kesin ve açık olan; tersi savunulamayan”Söz götürmez işler bunlar


Söz (laf) işitmek: Paylanmak, azarlanmak, biri kendisine darılmak”Durup dururken babamdan söz işittik yine


Söz kaldırmamak: Onu inciten, onuruna dokunan söze dayanamayıp karşılık verir olmak”Bu sözleri kaldırmamı beklemiyordun her hâlde?”


Söz kesmek: Evlenmek için anlaşıp kesin karar vermek”Söz kesildi, iki ay sonra düğün olacak


Söz sahibi olmak: Herhangi bir konuda konuşmaya yetkisi bulunmak”Bu şirketin alım ve satımında söz sahibi olmadığımı da kim söylemiş?”


Sözü ağzında bırakmak: Söylemekte olduğu şeyi bitirmesine fırsat vermemek, engel olmak


Sözü bağlamak: Konuştuklarını bir sonuca vardırmak, konuşmayı sonuçlandırmak”Sözü bağlamasına az bir zaman kalmıştı ki bir gürültü koptu


Sözü çiğnemek: Söyleyeceklerini açık ve kesin ortaya koyamamak, istediğini söyleyememek


Sözü (bir şeye) getirmek: Konuşurken asıl üzerinde durmak istediği meseleye üstü kapalı değinmek, bu konunun üzerinde konuşulmasını sağlamak”Söylesene açıkça, sözü nereye getirmek istiyorsun?”


Sözü kesmek: 1 Söyleyeceklerini bitirmeden susmak 2 Başkasının konuşmasına engel olmak”Bir anda sözünü kesip kürsüden indi


Sözüm meclisten dışarı: “Konuşmam arasında hoşunuza gitmeyecek, kaba olabilecek, ağza alınması doğru olmayan sözler kullanacağım ancak bunların sizinle ilgisi yoktur” anlamında kullanılır


Sözüm ona: “Güya, sanki, sözde” anlamlarında kullanılır


Sözünde durmak: Verdiği sözün gereğini yerine getirmek”Demek sözündeduracaksın, iyi


Sözünden çıkmamak: Birinin isteklerine, öğütlerine kulak vermek, o ne derse onu yapmak


Sözüne gelmek: En sonunda karşı çıktığı kimsenin fikrini kabul etmek”Demek sözüme geldin, o hâlde gidelim


Sözünü balla kestim: “Sözünüzü kesmemi hoş görün; özür dilerim, sözünüzü kesmek zorunda kaldım” anlamında kullanılır


Sözünü esirgememek: Ne düşünüyorsa söylemek, kimseden çekinmemek, karşısındakini kıracağım diye kaygılanmamak”Ondan sözümü esirgeyecek değilim, tamam mı?”


Sözünü geri almak: Söylemiş olduğu sözün doğru olmadığını kabul ederek söylenmemiş sayılmasını istemek”Sözünü geri al, yoksa karışmam!”


Sözünün eri olmak: Verdiği sözü ne pahasına olursa olsun yerine getiren bir kişi olmak”Ona güvenin, o sözünün eri olan birisidir


Sözünü tutmak: 1 Verdiği sözü yerine getirmek 2 Birinin verdiği öğüde uymak”Babanın sözünü tut, zararlı çıkmazsın


Sözünü yabana atmamak: Bir kimsenin söylediklerine önem vermek”Öğretmenin sözünü yabana atma sakın


Sucuk gibi ıslanmak: Baştan aşağı, elbisesinin ve vücudunun her yanına su değmek”Hortumu üstüme tutup beni sucuk gibi ısladı


Sudan cevap: Üstünkörü, tutar yanı olmayan, baştan savma cevap”Ne sordumsa sudan cevaplar aldım


Sudan ucuz: Çok ucuz, âdeta bedava gibi”Sizin orda elbiseler sudan ucuzmuş öyle mi?”


Su dökünmek: Yıkanmak”Buz gibi havada bile su dökünmekten kaçınmaz

Su gibi akmak: 1 Zamanın çok hızlı geçip gitmesi 2 Bol bol gelmek ya da gitmek (para, yiyecek vs)”Para su gibi akıyor, o harcamayacak da ben mi harcayacağım?”

Su gibi bilmek: Çokiyi, yanlışsız bilmek veya okumak”Senin konunu da su gibi biliyorum


Su gibi ezberlemek: Çok iyi, yanlışsız ve takılmadan söyleyebilecek ölçüde ezberlemek


Su gibi gitmek: Bol bol harcamak”Paralar su gibi gitti


Su götürmez: Kesin, başka bir yoruma açık olmayan”Şu anlattıkları su götürmez gibi geliyor bana


Su götürür olmak: Çeşitli yorumlara elverişli olmak


Su içinde kalmak: Çok terleyip sırılsıklam olacak biçimde ıslanmak


Su katılmamış: Saf, katıksız, bozulmamış, başka bir etkiyle değişmemiş olan, hilesiz

Su koyvermek: 1 Sebze ve et pişerken suyunu salıvermek 2 Cıvıtmak, sözünde durmamak”Su koyvermeden çalışamaz mısın sen?”

Sululuk etmek: Cıvıklık etmek, taşkın hareketlerde bulunmak, ciddi davranmamak”Sululuk etmeyi bırak da çalışmaya bak

Surat asmak: Kaşlarını çatıp yüzüne küskün ve dargın bir anlam vermek

Surat bir karış: Öfkeli, kızgın, üzüntülü ve somurtkan”Yanına vardığımızda suratı bir karıştı


Suratını ekşitmek: Hoşnutsuzluğunu yüz ifadesiyle belli etmek”Bütün gün suratını ekşitip durdu


Sus payı: Bir kimseye bildiklerini söylememesi karşılığında verilen para, susmalık
Suya götürüp susuz getirmek: Birinden çok kurnaz olmak, onu aldatabilecek kadar akıllı ve kabiliyetli olmak


Suya sabuna dokunmamak: Sakıncalı konulardan uzak durmak, davranışlarıyla birilerini incitmeyecek yol tutmak”Başına gelen son belâdan sonra suya sabuna dokunmamaya karar verdi


Suyu bulandırmak: İyi, olumlu, yolunda giden bir işi art niyetle karıştırmak”Sen de suyu bulandırmasan olmaz değil mi?”


Suyu kaynamak: İş başından uzaklaştırılması zamanı yakın olmak”Sen de suyu kaynayanlar arasında yer alıyorsun


Suyu mu çıktı?: “Beğenilmeyecek nesi var, ne kusurunu gördün ki orada kalmıyorsun?” anlamında kullanılır


Suyun başı: 1 Suyun çıktığı yer, kaynak 2 En çok yarar sağlanacak yer 3 Bir iş için en önemli, iş en son kendisinde bitecek kişi, mevkii”Yorgun bedenlerini suyun başındaki çimenlerin üstüne bıraktılar

Suyunca gitmek: Bir kimseyi öfkelendirmeyecek biçimde hareket edip davranışlarını onun isteğine, eğilimlerine uydurmak”Aman kızım kocanın suyunca git de sana zarar vermesin


Suyu nereden geliyor?: “Bu işi yürütmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor” anlamında kullanılır


Suyunu çekmek: 1 Yemek çok kaynayıp hiç suyu kalmamak 2 Bir şeye özellikle de para harcanıp tükenmek”Paralar suyunu çekti, ağanın da forsu bitti


Suyunun suyu: Çok uzaktan ilgisi bulunan şey


Su yüzü görmemiş: Hiç yıkanmamış, çok kirli”Günlerce hapiste kaldım, su yüzü görmedim hiç


Su yüzüne çıkmak: Belli olmak, aydınlanmak”Bu işin asıl sebepleri su yüzüne çıkacak, sen de gününü göreceksin


Süklüm püklüm: Korkup çekinerek, ezilip büzülerek, utanıp sıkılarak”Süklüm püklüm yanımıza yaklaştı


Sükûtla geçiştirmek: Asıl mesele üzerinde bir şey konuşmamak, sessizce atlamak


Sünger çekmek: Unutmak, silmek, hiçbir şey olmamış saymak”Sen o işin üzerine bir sünger çek hele


Süngüsü düşük: Eski atılganlığı, neşesi, canlılığı, etkinliği kalmamış”Bir hayli süngüsü düşük çıktı müdürün yanından


Sürüncemede kalmak: Gecikmek, bir türlü sonuçlanamamak, askıda kalmak”Bizim iş sakın sürüncemede kalmasın çocuklar!”


Sürüden ayrılmak: Herkesin tuttuğu yolu bırakıp ayrı bir yol takip etmek”Sürüden ayrılanı her zaman kurt kapar mı?”


Süt dökmüş kedi gibi: Bir kabahat işleyip de bu kabahatinden dolayı utanan, korkan, çekinen kimsenin durumunu anlatmak için kullanılır

Süt kuzusu: 1 Henüz meme emen kuzu 2 Çok küçük bebek, yavru, korunması gereken küçük çocuk 3 Çok nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş kimse”Daha süt kuzusu o, nasıl kıyılıp da vurulur ona?”


Süt liman olmak: Dingin, gürültüsüz, sakin olmak”Ortalık bir anda süt liman olmuştu

Sütü bozuk: Mayası bozuk, kötü soydan gelen ve ahlâksızlık eden kimse”Senin gibi sütü bozuklara selâm verilir mi?”



Alıntı Yaparak Cevapla

Ş Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #36
Şengül Şirin
Varsayılan

Ş Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



Ş HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Şad olmak: Sevinmek, mutlu olmak”Seni gördük, şad olduk

Şafak atmak: Aniden önemli bir durumla karşı karşıya kaldığını anlamak, bu sebeple tedirgin olmak”Onu yanımdan kovunca bende şafak attı

Şafak sökmek: Güneşin doğmaya başlamasıyla gece karınlığının yavaş yavaş kaybolup ortalık aydınlanmaya başlamak”Şafak sökmeye başlayınca yola çıkmaya karar verdiler

Şaha kalkmak: 1 Atın ön ayaklarını yerden kesip arka ayakları üstünde yerde durması 2 Coşmak, kükremek, baş kaldırmak”Azgın at şaha kalkarak binicisini sırtından yere attı

Şaka gibi gelmek: Bir türlü inanamamak”Bütün olup bitenler şaka gibi geliyordu onlara

Şaka götürmemek: 1 Şakadan hoşlanmamak 2 Bir iş ya da durum dikkatsizliğe, önemsenmemeye gelmemek”Bu iş şaka götürmez beyler, dikkat edin!”

Şaka kaldırmak: Kendisine yapılan şakalara katlanmak, dayanmak

Şaka maka (derken): “Ciddiye almıyor, ağırlığını duymuyor, gerektiği gibi önemsemiyorduk ama sonunda gerçekten önem vermemiz gerektiği ortaya çıktı” anlamında kullanılır


Şakası yok: 1 Tehlikeli 2 (O) hatır gönül tanımaz, gerekeni yapar, ciddi bakar olaya”Şakası yok bu adamın, hemen buradan gidelim

Şakaya getirmek: 1 Oldukça önemli, ciddi bir şeyi açıktan söylemeyip şaka yollu söylemek 2 Önemli bir meseleyi şaka yaparak geçiştirmek”İşi şakaya getirip unutturmaya kalkma emi!”

Şakaya vurmak: Ciddî bir söz ve davranışı şaka yoluyla geçiştirmek

Şamar oğlanı: Herkesin hıncını aldığı, dövdüğü, çattığı, söylendiği kimse”Yeter artık,

şamar oğlanı olmaktan kurtar kendini!”

Şamata koparmak: Gürültü, patırtı yapmak

Şapa oturmak: Güç bir duruma düşmek, çıkmaza girmek”Şimdi şapa oturduk işte, yardım alacak kimse de yok ortalıkta

Şart koşmak: Bir işin yapılmasını önceden bir şarta bağlamak”Para almadan, vermeyeceğini şart koş ona

Şeref vermek: Onurlandırmak, yapıp ettikleriyle övünç kaynağı olmak

Şerefini korumak: Onurunu, kişiliğini gözetmek

Şeşi beş görmek: Yanlış görmek, görüşünde aldanmak”Şeşi beş gördüm her hâlde

Şeyhin kerameti kendinden menkul: Çok büyük işler yaptığını belirtiyor ama bunu doğrulayacak ne kanıt ne de kimse var ortalıkta

Şeytana uymak: Dinin emirleri dışına çıkmak, haram olan işlere bulaşmak, doğru yoldan ayrılmak”Şeytana uyup da tekrar kumara başlayacak diye korkuyorum

Şeytan diyor ki!: “İçimden şu kötü işi yap, doğru yoldan ayrıl eğilimi geçip duruyor” anlamında kullanılır”Şeytan diyor ki git şunu bir güzel döv

Şeytan dürtmek: Durup dururken uygunsuz, kötü bir davranışta bulunmak”Güzel güzel oynarken arkadaşına vurup kaçtı, şeytan dürttü her hâlde

Şeytan görsün yüzünü: “Onunla hiç görüşmek, bir arada bulunmak istemiyorum” anlamında kullanılır

Şeytanın art bacağı: Çok afacan ve yaramaz (çocuk)

Şeytanın ayağını kırmak: 1 Aksiliği, uğursuzluğu yenmek 2 Herhangi bir sebepten ötürü yapamadığı bir şey yapmak”Haydi, şu şeytanın bacağını kır da bize gel

Şeytan kulağına kurşun: İyi bir durumdan, işten gidişten söz ederken “Aman nazar değmesin, Allah kötülerin şerrinden korusun, şeytandan uzak bulundursun” anlamında kullanılır

Şeytanın yattığı yeri bilmek: Çok kurnaz ve açıkgöz olmak; bilinmesi, hatırlanması güç şeyleri bilmek; pek çok şeyden haberdar olmak”O ne tilkidir bilemezsin, şeytanın yattığı yeri bile bilir

Şıp diye geçmek: Ansızın, birdenbire geçmek

Şifayı bulmak (veya kapmak): Hastalanmak”Burnum akıyor, yine şifayı kapacağız desene

Şimdiden tezi yok: Hemen, hiç durmadan, hiç vakit kaybetmeden”Şimdiden tezi yok, ne yapılacaksa yapılmalıdır

Şimşekleri üzerine çekmek: Söz ve davranışlarıyla çevresindekileri kızdırmak; rahatsız etmek; sert eleştirilerine, saldırılarına hedef ve neden olmak”Boşu boşuna şimşekleri üzerine çektin

Şirazesinden çıkmak: Bozulmak, çığırından çıkmak, düzenini yitirmek
Şom ağızlı: Hemen her olayı kötüye yoran, kötü şeyler olacağını söyleyen, ileri sürdüğü ihtimallerin gerçekleşmesinden korkulan kimse”Milleti korkutup durma, kapa şu şom ağzını da rahatlayalım

Şöyle bir: Üstünkörü, gelişigüzel, üzerinde durmayarak”Şöyle bir baktım vitrindeki elbiselere”

Şöyle böyle: 1 Ne iyi ne kötü, orta derecede 2 Hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık olarak”Şöyle böyle üç yıl oldu onunla görüşemedik

Şundan bundan: Belli belirsiz, önemsiz şeyler”Eh işte, şundan bundan konuşup durduk

Şunu bunu bilmemek: İtiraz dinlememek, mazeret kabul etmemek, bahane istememek”Şunu bunu bilmem, yarın akşam sizi bekliyoruz

Şunun şurası: Küçümseme, azımsama, yakın bir yer belirtmek istendiğinde kullanılır”Şunun şurası on adımlık yer, gelmeyecek misin?”

Şüphe kurdu: Kişinin içini kemiren, onu tedirgin eden kuşku”Onu arkadaşlarıyla birlikte gönderdim ama yine de içimi bir şüphe kurdu kemirip duruyor



Alıntı Yaparak Cevapla

T Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #37
Şengül Şirin
Varsayılan

T Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



T HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Tabana kuvvet: “Binecek bir şey yok, yayan gitmekten başka çare de kalmadı” anlamında kullanılır”Haydi kalkın bakalım, tabana kuvvet!”

Tabanları kaldırmak: Çok hızlı yürümeye ya da çok hızlı koşarak kaçmaya başlamak”Polislerin geldiğini görünce tabanları kaldırdı

Tabanları yağlamak: 1 Uzak bir yere yayan olarak gitmek için hazırlanmak 2 Hızlıca koşarak kaçmak

Taban tabana zıt: Birbirinin tamamen karşıtı olmak, birbirine çok aykırı”Taban tabana zıt düşüncelere sahiptiler

Taban tepmek (patlatmak): Yayan olarak çok uzun yol yürümek, çok sık gidip gelmek”Kasaba ile köy arasında o iş için az taban tepmedim

Tabanvayla gitmek: Araçla değil de yürüyerek gitmek

Taburcu olmak: İyileşen hasta, bakıma gerek duymadığından hastaneden çıkmak”Taburcu olan arkadaşlarını karşılamaya gittiler

Tadı damağında kalmak: Tadını, lezzetini bir türlü unutamamak”O kebabın tadı damağımda kaldı


Tadına bakmak: Küçük bir parçasını ağzına alarak lezzetini denemek, nasıl olduğunu yoklamak”Yemeğin tadına baktın mı?”


Tadına varamamak: Bir şeydeki ince güzelliği duyamamak, hissedememek ya da kavrayamamak”Şu dostluğumuzun tadına varamadım daha


Tadında bırakmak: Ölçülü olup aşırılığa kaçmamak”Yeter çocuklar! Tadında bırakın, havayı bozacaksınız yoksa

Tadını almak: 1 Bir şeyin lezzetini almak 2 Yaptığı işten zevk duymaya başlamak”O işin tadını aldı bir kez, daha peşini bırakmaz

Tadını çıkarmak: Bir şeyin sağladığı güzelliklerden ya da imkânlardan istediği gibi yararlanmak”Şu tatilin tadını çıkarmaya çalışacağım

Tadını kaçırmak: Zevkine varılmaya çalışılan bir şeyde aşırılığa kaçarak olumsuz bir durum oluşturmak, zevki bozmak

Tadı tuzu kalmamak: Eski zevk veren yanı kalmamak, yavanlaşmak, güzel ve çekici durumu ortadan kalkmak”İşlerimizin artık tadı tuzu kalmadı

Tahtalı köy: Mezarlık

Tahtası eksik: Aklı noksan, deli”O ne biçim hareketti, tahtası eksik galiba!”

Takım taklavat: Hepsi, parçalarıyla birlikte

Takıp takıştırmak: Özenerek süslenmek”Takıp takıştırmış, öyle çıkmıştı sokağa

Takke düştü kel göründü: Kusuru, kabahati örten şey ortadan kalkınca bütün çirkinlikler, hileler, ayıplar ortaya çıktı


Tam adamını bulmak: 1 En uygun kişiyi seçmek 2 En uygunsuz kişiyi seçmek”Tam adamını bulmuşsunuz hani!”


Tam takır kuru bakır: İçinde hiçbir şey yok, bomboş”Tam takır kuru bakır bir ev bırakıp gitmişler


Tam üstüne basmak: İstenilen şeyi bulmak, fikir ve davranışlarında isabet kaydetmek, istenilen sözü söylemek


Tanrı misafiri: Eve kendiliğinden gelen konuk”O bir Tanrı misafiridir Nasıl kalk git diyebilirim

Taraf tutmak: Bir yanı desteklemek, yan çıkmak”Ben sana taraf tutup da onların düşmanlığını kazanma demedim mi?”

Tarihe karışmak: Yalnız adı anılır olmak veya etkisi yok olmak

Tası tarağı toplamak: Gitmek üzere bütün eşyasını toplamak”Tası tarağı toplamış arabanın gelmesini bekliyorduk

Taş atmak: Birine dokunacak, onu incitecek söz söylemek

Taş attı da kolu mu yoruldu?: “Bu kazancı sağlamak için hiç yoruldu mu, emek verdi mi, para harcadı mı?” anlamında kullanılır

Taşa tutmak: Üst üste taş atmak, sürekli taşlamak”Çocuklar aşağı yoldan geçen karşı köylüleri taşa tuttular


Taş çatlasa: “Ne yapılsa, ne denli zorlansa, gerçekleşmesi imkânsız” anlamında kullanılır”Taş çatlasa bu elbise otuz binden fazla etmez

Taş çıkartmak: Biri, ötekinden niteliğiyle üstün olmak”Nezaketiyle akranlarına taş çıkartıyor


Taşı gediğine koymak: Zekice bir hareketle gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söylemek

Taşı sıksa suyunu çıkarmak: Bedence çok kuvvetli, dinç kimse”Taşı sıksa suyunu çıkarır bir adamdı, hastalık onu ne hâle getirmiş!”

Taş kesilmek: Çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemez olmak; sesini çıkaramamak, hareket edememek”Çocuk sanki taş kesilmişti

Taş üstünde taş bırakmamak (koymamak): Her şeyi yıkıp yerle bir etmek”Belediye araçları gecekonduları yerle bir ettiler, taş üstünde taş koymadılar

Taş yürekli: Hiç acıma hissi taşımayan, merhametsiz”Taş yürekli herifler, çocukları hiç acımadan kurşuna dizdiler

Tatlı dil: Gönül alıcı, hoşa giden, kırmayan konuşma biçimi ya da söz”Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır

Tatlı sert: Kırmamakla birlikte yumuşak da olmayan söz ya da davranış

Tatlı su firengi: Batılılık taslayan, Batılı gibi davranan Doğulu Hristiyan

Tatlıya bağlamak: Bir anlaşmazlığı tarafları memnun edecek biçimde bir çözüme ulaştırmak”Nihayet işi tatlıya bağladık

Tava getirmek: Gereği kadar ısıtmak

Tavına getirmek: Bir işi en uygun duruma getirmek”Tavına getirip söyle

Tava gelmek: 1 Yumuşamak, kanmak 2 Süzülecek duruma gelmek”Söylediğim sözlerle tava geldi; tamam, yapalım dedi

Tavır almak (takınmak): Belli bir durum ve davranış almak”Ağabeyim bana niçin karşı tavır aldı bilmiyorum”


Tavşana kaç tazıya tut: Birbirine karşı olan tarafları çatışma için kışkırtma, davranışlarında yüreklendirme


Tavşanın suyunu suyu: İki şey arasında çok uzak bir ilgi olduğunu anlatmak için kullanılır


Tavşan yürekli: Korkak, ürkek, çekingen”Amma da tavşan yürekli bir adammışsın

Tazıya dönmek: 1 Oldukça zayıflamış olmak 2 Sırılsıklam, çok ıslanmış olmak

Tebelleş olmak: Kancayı takmak, musallat olmak, istediğini yaptırıncaya kadar yakasını bırakmamak”Başıma iyice tebelleş oldu, nereye gitsem oraya geliyor

Tebdil gezmek: Tanınmamak için kılık değiştirerek gezmek

Tefe koymak: Biriyle ilgili olarak alaylı dedikodu yapmak”Bunlar adamı tefe koyarlar, sakın ağzından bir şey kaçırma

Tekbir getirmek: “Allah-ü ekber” diyerek Allah`ın adını yüceltmek

Tekerine çomak sokmak: Birinin yolunda giden işini engellemek, aksatmak gibi davranışlarda bulunmak”Adamın tekerine çomak soktular, düzenini altüst ettiler

Tekin değil: 1 İçinde cinlerin olduğu kabul edilen bina ya da yer 2 Kendisinde bazı gizli güçlerin olduğu sanılan, tehlikeli kabul edilen kimse”O eski ev tekin değil diyorlar

Telâşa düşmek: Heyecanlanmak, aceleci olmak

Tel çekmek: 1 Telgraf çekmek 2 Telle sınırlandırmak, telle çevirmek

Telleyif pullanmak: Kimi bezeme teli ve süslerle iyice süslemek”Gelini bir güzel telleyip pulladılar

Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp koymak: Bir meseleyi sürekli anlatmak, yeni bir şeymiş gibi birçok defa söz konusu etmek

Temel atmak: 1 Bir yapının temellerini yapmaya başlamak 2 Bir işe başlamak, ilk davranışta bulunmak, girişmek”Evin temelini yarın atacağız inşallah

Temel taşı: 1 Bir yapının temeline konan taş 2 Bir şeye temel olan öğe, kişi, bir şeyin aslî unsuru, en güçlü dayanağı”Bu şiir, onun şiir anlayışının temel taşıdır

Temize çekmek: Karalama hâlindeki bir yazıyı yeniden, silintisiz ve kazıntısız bir şekilde kâğıda yazmak”Ödevlerinizi temize çekin

Temize çıkmak: Bir kimsenin suçsuz olduğu anlaşılmak”O yapmadı, temize çıkacak, göreceksin!”

Temiz para: 1 Kesintiden sonra elde kalan para miktarı 2 Doğru yoldan kazanılmış para

Tencerede pişirip kapağında yemek: Kıt kanat geçinmek, olanıyla yetinmek

Tencere dibin kara seninki benden kara: “Kötülükte, kusur yönünde sen benden daha betersin” anlamında kullanılır

Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş: İki değersiz kişi bir araya gelmiş, birleşmiş, yakışmışlar birbirlerine

Tepeden bakmak: Küçümsemek, kendini üstün görmek”İnsanlara tepeden bakmayı bırak artık, aciz bir varlık olduğunu düşün

Tepeden inme: 1 Beklenmedik, şaşırtıcı, ansızın gelen 2 Yüksek bir makamdan çıkan buyruk, emir”Tepeden inmeyle bir sürü ehliyetsiz adam geçti işin başına

Tepeden tırnağa (kadar): Her yanı, baştan aşağı, bütün vücudu”Tepeden tırnağa gözden geçirdi ihtiyarı


Tepesi atmak: Çok sinirlenmek, birden öfkelenmek”Tepesi atar atmaz salondakileri dışarı çıkardı


Tepesinde havan dövmek: Üst kattakiler gürültü yaparak alt kattakileri rahatsız etmek

Tepesinden (başından) kaynar su dökülmek: Hiç ummadığı bir durumla karşılaşıp derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak”Hayır cevabını alınca tepesinden kaynar su döküldü


Tepesine binmek: 1 Şımarıklığı sebebiyle her istediğini yapmak, yaptırmak 2 Kendinden güçsüzleri ezmek, onlara kötü davranmak”Düşmanların tepesine binmek boynumuza borç oldu


Tepesi üstü: Tepe taklak, başı yere gelmek üzere”Çocuk sandalyeden tepesi üstü düşmüştü



Alıntı Yaparak Cevapla

T Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #38
Şengül Şirin
Varsayılan

T Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



Tepe tepe kullanmak: Yıpranacağını, eskiyeceğini düşünmeden, sakınmadan istediği gibi kullanmak”Bu kadar istiyorsan al senin olsun, tepe tepe kullan!”

Terbiyesini vermek: Yaptığı kırıcı hareketler, kullandığı kötü sözler için kendisini sertçe uyarmak, azarlamak, gerekirse dövmek

Tercüman olmak: Başkasının duygusunu, düşüncesini dile getirmek, anlatmak

Ter dökmek: 1 Bir işi yapmak için çok zahmet, zorluk çekmek 2 Çok terlemek”Bu işi başarmak için az ter dökmedi


Tereciye tere satmak: Birine çok iyi bildiği bir konuda bilgi vermeye çalışmak

Tere yağından kıl çeker gibi: Hiç kimseye zarar vermeden, çok kolaylıkla kimseye hissettirmeden, kimi sorumluluklardan kurtularak”Merak etme sen, tereyağından kıl çeker gibi halledecektir işi


Tersi dönmek: Şaşkınlıktan bulunduğu ve gideceği yeri kestirememek


Ters tarafından kalkmak: Aksi, huysuz ve ters olmak”Ters tarafından kalktın galiba, ne dersem tersini yapıyorsun


Ters yüz etmek: İçini dışına, altını üstüne getirmek ya da çevirmek”Gömleğin yakasını ters yüzü edip diktim


Ters yüz geri dönmek: İstediğini elde edemeden, eli boş dönmek


Teselli etmek: Avundurmak, acısını gidermeye, onu rahatlatmaya çalışmak”Arkadaşını en iyi şekilde teselli ettiğine eminim


Teselli bulmak: Avunmak


Teslim bayrağı çekmek: 1 Yenilgiyi kabullenmek, teslim olmak 2 Bir çekişme sonunda karşısındakinin istediğini yapmaya razı olmak”Yakında teslim bayrağını çekerler, endişeye kapılmayın


Teslim olmak: 1 Kendinden üstün bir güç karşısında yenilgiyi kabul etmek, mücadeleden vazgeçmek 2 Kendini teslim etmek, birtakım ellere bırakmak”Teslim olursan kılına dokunulmayacaktır!”


Teşrif etmek: Onurlandırmak, şereflendirmek


Tetikte olmak: Her an uyanık ve hazır bulunmak”Ben size tetikte olun, gözünüzü dört açın demedim mi?”

Tez canlı: Aceleci, sabırsız, beklemeye dayanamayan”Bu kadar tez canlı olma!”

Tez elden: Çabucak, bir an önce, çarçabuk,”Tez elden hastaneye gitmeli bu yaralı!”

Tezgâhı kurmak: İşe başlamak üzere tüm araç ve gereçleri hazırlamak, çalışmaya başlamak”Hemen tezgâhı kurup gittiler


Tezkeresini eline vermek: Kovmak, işten atmak, işine son vermek


Tıka basa doldurmak: Doldururken çok bastırıp sıkıştırmak, hiç boş yer bırakmamak”Çuvalı tıka basa doldurun, ne alırsa kârdır


Tıka basa yemek: Haddinden fazla yemek, çok yemek, mideyi rahatsız edecek kadar çok yemek”Doymaz çocuk, tıka basa doldurdu karnını


Tımarhane kaçkını: Delice işler yapan kimse


Tıpış tıpış yürümek: 1 Kısa adımlarla çabuk yürümek 2 İster istemez bir yere gitmek

Tıraş etmek: 1 (Saç, sakal) benzeri tıraş işini yapmak 2 Bıkkınlık verecek kadar uzun ve gereksiz konuşmak”Yeni berber iyi tıraş yapamıyor

Tırnak göstermek: Gözdağı vermek, korkutmak

Tırpan atmak: 1 İstemediği kişilerin bir yerdeki görevlerine son vermek 2 Kırıp geçirmek, topluca öldürmek, kıyıma uğratmak”Genel müdür olunca, ilk işi yardımcılarına tırpan atmak oldu


Tohuma kaçmak: Yaşlanmak, evlenme çağı geçip kartlaşmak

Tok evin aç kedisi: Varlıklı olduğu hâlde doymayan, ihtiyacı olmadığı hâlde aç gözlülük eden, her gördüğüne sahip olmak isteyen (kimse)”Bu çocuk da tok evin aç kedisi

Tokat aşketmek: Ansızın el içi ile vurmak

Tok gözlü: Mala, paraya, yiyeceğe düşkün olmayan; cömert

Tok sözlü: Sözünü esirgemeden, çekinmeden, hatır gönül dinlemeden söyleyen”Rahmetli tok sözlü bir insandı

Tongaya basmak: Tuzağa düşmek”Çok kötü bastı tongaya

Top atmak: İflas etmek”Bu kadar kısa zamanda top atacağımızı sanmazdım

Topa tutmak: 1 Bir yeri top ateşi altında bulundurmak 2 Bir kimseye kırıcı, ağır sözler söylemek


Topun ağzında: Tehlikeye, saldırıya en yakın yerde olmak


Toprağı bol olsun: Müslüman olmayan ölülerin anılması sırasında kullanılır, Müslüman ölüler için “Allah rahmet eylesin” denir


Topu topu: (Azımsanan şeyler için) olup olacağı, yalnızca, hepsi”Topu topu beş elma almış


Toz kondurmamak: Bir şeyi kusursuz göstermek, onda bir kusurun olabileceğini kabul etmemek”Kızına da hiç toz kondurmuyor


Toz olmak: Ortadan kaybolmak, kaçmak, uzaklaşmak”Çabuk toz olun buradan

Toz pembe görmek: Aşırı iyimser olmak; hemen her aksaklığı, üzücü durumları iyimserlikle karşılamak”Hayatı hep toz pembe görmüştür

Tozu dumana katmak: 1 Ortalığı altüst etmek, karışıklığa yol açmak, gürültü patırtı çıkarmak 2 Çok fazla toz kaldırarak koşmak veya kaçmak”Başıboş sığırlar tozu dumana katarak yokuştan aşağı iniyorlardı

Tur atmak: Dolaşmak, dolaşıp gelmek”Evin etrafında iki tur atıp yanıma gelsin

Turnayı gözünden vurmak: Hiç beklenmedik bir kazanç sağlama imkânını ele geçirmek


Turp gibi: Çok sağlıklı, sağlam, rahatı yerinde”Merak etme, turp gibi o

Turşu gibi olmak: Çok yorgun, bitkin düşmek”Üç gündür çalışıyoruz, turşu gibi oldum, hiç hâlim kalmadı


Turşusu çıkmak: 1 Çok yorulmak 2 İyice ezilmek, parçalanmak”Armutların turşusu çıkmış, yenecek hâlleri kalmamış


Turşusunu kurmak: Bir şeyi kullanmak, harcamak gerekirken kıyamamak durumunda söylenir”Kullanmadığı sandalyeyi vermiyor, turşusunu kuracak sanki

Tut kelin perçeminden: Güç bir durumda çözümün zor olduğunu anlatmak için kullanılır


Tuttuğu dal elinde kalmak: Dayandığı, güvendiği şey önemini kaybederek işe yaramaz hâle gelmek, fayda temin edemez olmak


Tuttuğunu koparmak: Her girişiminden başarıyla çıkmak, her işi becermek,”O tuttuğunu koparır bir delikanlıdır, güvenin ona


Tutunacak dalı olmamak: Güveneceği, dayanacağı kimse bulunmamak”Küçüktüm, tutunacak dalım yoktu, tek başımaydım


Tuz biber ekmek: 1 Bir yemeğe tuz ya da biber dökmek 2 Bir üzüntünün acısını, bir kusurun ağırlığını daha da artırmak”İyi yaptın sanki, o günleri hatırlatarak tuz biber ektin kadının yüreğine


Tuz (la) buz olmak: Kırılıp parçalanmak, çok küçük parçalara ayrılmak, paramparça olmak”Masadan düşen vazo tuzla buz oldu


Tuzlayayım da kokma: Bilip bilmeden konuşanlar, yüksekten atanlar, düşüncesinde aldananlar için küçümseme sözü olarak kullanılır


Tuzluya mal olmak: Oldukça çok para harcanarak sağlanmış olmak”Arabayı tamir ettirdik ama tuzluya mal oldu


Tuzu kuru: Hiçbir derdi, sıkıntısı olmayan; kazancı yerinde olduğu için kaygılanmayan”Sana göre hava hoş, gülersin, oynarsın, tuzun kuru nasıl olsa

Tükürdüğünü yalamak: Verdiği sözden geri dönerek benliğini küçültmek”Ben tükürdüğünü yalayan bir insan değilim, gideceğim oraya!”

Tümen tümen: Pek çok


Türküsünü
çağırmak: Birinin hoşuna gidecek davranış ortaya koymak, söz söylemek, onun tarafını tutmak”Ömrümce onun bununTürküsünü çağırıp durdum, yeter artık!”


Türkü yakmak: Bir Türküye ezgi uydurmak”Sevdiği kıza yanık bir Türkü yakmış diyorlar


Tütünü tepesinden çıkmak: Bir acının ateşiyle yanıp tutuşmak, çok üzülmek

Tüy dikmek: Kötü bir işi, ortaya konan bir söz ya da davranışla daha da kötüleştirmek

Tüyleri diken diken olmak: Korku, heyecan, endişe veya üşümekten vücuttaki tüyler, kıllar kabarmak, dikilmek”Hava buz gibiydi, tüylerim diken diken olmuştu

Tüyü düzmek: Önceleri kötü olan kılık kıyafetini düzeltmek, iyi yaşama kavuşmuş gibi güzel giyinir olmak



Alıntı Yaparak Cevapla

U Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #39
Şengül Şirin
Varsayılan

U Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



U HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Ucu dokunmak: Bir işten biri zarar görür olmak, söylenen bir söz birine zarar vermek”O çubuğu kıracağım fakat ucu sana dokunacak diye kıramıyorum

Ucunu kaçırmak: Çıkmaza girmek, denetimi elinden kaçırmak”İşin ucunu kaçırdın, oldu mu ya?”


Ucu ortası belli olmamak: Bir işe, söze nereden başlanacağı kestirilememek


Ucunda bir şey olmak: Bir şeyde gizli bir amaç bulunmak”Bu davranışının ucunda bir şey var ama anlayamadım


Ucu ucuna: Ancak yetişecek kadar”İp ucu ucuna geldi


Ucuz atlatmak: Güç ve tehlikeli durumdan az bir zararla sıyrılmak”Ucuz atlattık, az kalsın uçuruma yuvarlanacaktık


Uçan kuşa borcu (borçlu) olmak: Pek çok kişiye borçlu olmak”Babanın uçan kuşa borcu varmış diyorlar, doğru mu?”


Uçan kuştan medet ummak: Pek sıkıntıda bulunup, bu sıkıntıdan kurtulmak için her türlü çareye, olmadık yerlere başvurmak, yardım istemek

Uçsuz bucaksız: Çok geniş”Uçsuz bucaksız kırlarda dolaşmak istiyordum

Uçkuruna sağlam: Namuslu, iffetine bağlı


Uç vermek: 1 Baş vermek (çıban) 2 Bitmek, sürmek (bitki) 3 Gelişme, büyüme başlangıcı göstermek 4 Bilinmeyeni açıklığa kavuşturucu belirtiler ortaya çıkmak”İlk bahar geldi, dallar uç vermeye başladı


Ulu orta söz söylemek: Bir şeyin aslını bilmeden, düşünüp tartmadan, çekinmeden, açıktan açığa konuşmak”Birden ayağa kalkıp ulu orta söz söylemeye başladı

Uma uma döndük muma: Umut edilen, beklenilen şeyler gerçekleşmeyince hayal kırıklığına uğrayan, kötü durumlara düşen, zayıflayıp gücünü yitiren insanlar için söylenir

Umurunda olmamak: Aldırış etmemek, önem vermemek

Ununu elemiş, eleğini asmış: Hayatta yapmak istediklerini yapmış, geri kalan ömrü süresince artık yapacak önemli bir işi kalmamış kimseler için söylenir

Utancından yere geçmek: Çok utanmak, kimsenin yüzüne bakamayıp sanki saklanacak yer aramak”Çok mahçup olmuştu, utancından yere geçmek üzereydi

Uyku bastırmak: Aşırı derecede uykusu gelmek, uyuma isteği duymak”Yemekten sonra bir uyku bastırır, kafamı kaldıramazdım


Uyku çekmek: Rahat ve huzurlu bir şekilde çok uyumak”Eve gidip şöyle bir uyku çekeceğim


Uyku gözünden akmak: Çok uykusu gelmek, göz kapakları kapanmak”İki gündür yoldaydık, hemen hemen hiç uyumamıştık, uyku gözlerimizden akıyordu

Uykusu kaçmak: 1 Uyuması gerekirken herhangi bir sebepten ötürü uyuyamamak 2 Bir sorun yüzünden kaygılanmak, endişe duymak”Uykusu kaçmış, yatakta bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu


Uykusunu almak: Gerektiği kadar uyumuş olmak”Epeydir yatıyorsun, uykunu almış olmalısın


Uyku tulumu: 1 Uykuyu çok seven kimse, çok uyuyan 2 İçine girilerek yatılan tulum biçimindeki yatak”Uyku tulumu sen de, çabuk kalk!”


Uykuya dalmak: Rahat ve derin bir şekilde uyumak
Uyur uyanık: Yarı uykulu”Uyur uyanık ayakta nöbet tutmaya çalışıyordu


Uzağı (ileriyi) görmek: Gelecekte ne olacağını sezmek, kestirmek”Dedem uzağı gören bir adamdı


Uzaktan uzağa: 1 İlgisi pek az olan 2 Çok uzaktan”Uzaktan uzağa selâmlaşıyorduk işte


Uzun boylu: 1 Boyu uzun olan 2 Uzun süre 3 Derinlemesine, ayrıntılarıyla”Meselenin üzerinde öyle uzun boylu durmadık


Uzun etmek: 1 Nazlanmak, sözünde direnmek 2 Sözü uzatmak, tartışmayı sürdürmek 3 Aşırı gitmek”Haydi uzun etme de gel benimle!”


Uzun hikâye: Pek çok ayrıntıları bulanan, anlatması uzun sürecek, anlatılmadan da anlaşılamayacak olan olay ya da konu


Uzun lafın (sözün) kısası: Özetle, kısaca, sözü uzatmayarak”Uzun lafın kısası, yazar gerçekçi olmalıdır


Uzun uzadıya: Çok ayrıntılı olarak, en ince noktalarına inerek”Meseleyi uzun uzadıya inceledik


Alıntı Yaparak Cevapla

Ü Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #40
Şengül Şirin
Varsayılan

Ü Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



Ü HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Üç aşağı beş yukarı: Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak”Üç aşağı beş yukarı anlaşırız, merak etme


Üç buçuk atmak: Çok korkmak, korku içinde olmak, istenmeyen bir durum olacak diye korkup durmak


Üçe beşe bakmamak: Alışverişte fiyat konusunda küçük farkları önemsememek, almak ya da satmak konusunda cimri davranmamak”İstediğini üçe beşe bakma, mutlaka al
Üç otuzluk: Yaşı hayli ilerlemiş (kimse)


Ümidini kesmek: Artık ummaz olmak, olacağını beklememek, kavuşamayacağını anlamak”Ümidimi kestim iyice, kocam artık geri dönmeyecek


Ümitsizliğe düşmek: Gerçekleşmeyeceğine, olmayacağına inanmak”Ümitsizliğe düşme bu kadar, belki geri gelir


Ün kazanmak: Adı her yerde duyulmak, şöhreti herkesçe bilinir olmak”O cihana ün salmış bir güreşçidir


Üst baş: Kılık kıyafet, giyim kuşam”Üstüne başına hiç bakmaz ki o

Üste çıkmak: Suçlu olduğu hâlde suçsuz durumda olduğunu söyleyip karşısındakini suçlamak”Bir an önce bu işten kurtulmak için üste çıkmayı başarmalıyım diye geçirdi içinden


Üstesinden gelmek: Becermek, üzerine aldığı işi başarmak, yapmak”Hiç endişelenme sen, üstesinden gelecektir o işin


Üste vermek: Fazladan ödeme yapmak”Üste bir milyon verdiler ama bu arabayı değişmedim


Üst perdeden konuşmak: 1 Üstünlük taslayarak konuşmak 2 Çok yüksek sesle konuşmak”Üst perdeden konuşmaya bayılır


Üstü başı dökülmek: Kılık ve kıyafeti çok eski olmak, perişan durumda bulunmak

Üstü kapalı konuşmak: Açık, kesin ifadeler kullanmadan konuşup dinleyenin kavrayışına bırakmak”Niçin üstü kapalı konuştuğunu bir türlü anlayamıyordu

Üstünde durmak: Bir işe önem vermek, o işle yakından ilgilenmek, uğraşmak”Şu işin üstünde dur biraz, yoksa sonun kötü olacak


Üstünde kalmak: Artırma ya da eksiltme sırasında onda kalmak 2 Suçlanmak”Onlar kaçıp gittiler, kabahat bizim üstümüzde kaldı


Üstünden atmak: Başından savmak, bir şeyi ödev olarak kabul etmemek, başkasını ilgilendirdiğini belirtmek”Bu iş senin, sakın üstünden atayım deme


Üstünden dökülmek: Bir giysi bol ve biçimsiz olmak, yakışmamak


Üstünden (şu kadar zaman) geçmek: Aradan (şu kadar) zaman geçmek”Üstünden şu kadar zaman geçmesine rağmen hâlâ borcunu ödemedi


Üstüne almak: 1 Alınmak, bir hareketin kendisine karşı yapıldığını sanarak kaygılanmak 2 Bir görevi üstlendiğini kabul etmek”Her sözü üstüne alma lütfen!”


Üstüne atmak: Kendi kaptığı bir suçu birine yüklemek”Camı kendi kırdı ama suçu arkadaşının üstüne attı


Üstüne basmak: 1 Yerinde bir fikir beyan etmek 2 İyice belirtmek”Üstüne basa basa anlat, baban çok mağdurmuş de!”


Üstüne bir bardak (soğuk) su içmek: O işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, parasını ya da malını almaktan vazgeçmek”Verecek mi? Sen o paranın üstüne bir bardak soğuk su iç!”


Üstüne (üzerine) düşmek: 1 Bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak 2 (Çocuğu) sevme ya da korumada çok ileri gitmek”Şu çocuğun üstüne bu kadar düşmeyelim, şımardıkça şımarıyor, neredeyse başımıza çıkacak


Üstüne fenalık gelmek: Aşırı ölçüde sıkılmak, çok bunalmak


Üstüne geçirmek: 1 Bir malın tapusunu kendi üzerine yazdırmak ya da çıkartmak 2 Bir çocuğu evlât edinmek, kendi nüfusunu kaydettirmek”Evi üstüne geçirmiş dedem, doğru mu?”


Üstüne gelmek: Bir şey konuşulurken ya da yapılırken çıkagelmek


Üstüne gül koklamamak: Sevdiği birinden başkasını sevmemek, başkası ile ilişki kurmamak


Üstüne (yatmak) oturmak: Hiç hakkı değilken başkasının malını kendine mal etmek”Vakıf mallarının üstüne oturdu adam, nasıl yaptı, vicdanı nasıl el verdi bilmiyorum


Üstüne titremek: Pek fazla sevgi, özen göstermek; zarar gelmesin diye itinalı davranmak”Öğrencilerinin üstüne böyle titreyen bir öğretmen daha görmedim


Üstüne toz kondurmamak: Bir şeyin kusur, eksiği olduğunu kabul etmemek”Çocuğunun üstüne hiç toz kondurmuyor


Üstüne tuz biber ekmek: Bir üzüntüyü, derdi, kusuru artıracak durum oluşturmak

Üstüne üstüne gitmek: 1 Bir konuda bir kimseye sürekli baskı yapmak 2 Güç bir şeyden yılmayıp, sonucu tehlikeli de olsa, çekinmeden o şeyle uğraşmak”Biliyorum zor ama üstüne üstüne gitmelisin, ancak o zaman başarabilirsin

Üstüne varmak: 1 Bir şeyi yapmasını zorlayarak istemek 2 Bir kadın, evli bir erkekle evlenmek”Demek tükürdü sana; üstüne varma, zorlama demedim mi sana?”

Üstüne yıkmak: 1 Kendi işlediği bir suçu başkasına yüklemek 2 Kendisinin de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkasına yüklemek”Evin geçim yükünü annenin üstüne yıkmışlar, sorumsuzca yaşıyorlar

Üstüne yürümek: Yıldırmak, korkutmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak; ya da saldırmak”Öfkeyle delikanlının üstüne yürüdü


Üvey evlât gibi tutmak (saymak) : Horlamak, haksızlık etmek, iyi davranmamak, küçümsemek”Dokunma bana, beni hep üvey evlât gibi tuttun, ne zaman yaklaştıysam sana köşe bucak kaçtın benden


Üzüm üzüm üzülmek: Haddinden fazla, çok üzülmek”Anneciği üzüm üzüm üzülüyor ama bir çare bulamıyordu



Alıntı Yaparak Cevapla

V Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #41
Şengül Şirin
Varsayılan

V Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



V HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Vadesi gelmek (yetmek): 1 Ömrü sona ermek, eceli gelmek, ölmek 2 Süresi dolmak, ödeme zamanı gelmek”Vadesi geldi geçiyor ama senet sahibi hâlâ ortalıkta görünmüyor


Vakit geçirmek: Oyalanmak, bazı şeylerle meşgul olarak zamanın geçmesini sağlamak”Top oynayarak vakit geçirebiliriz sanırım


Vakit kazanmak: 1 Karşı tarafı oyalayarak zamanı uzatmak 2 Bir şeye ayrılan ya da harcanan zamanı uzatmak”Sen onu meşgul et ki hemen yola çıkmasın, bu sayede biz de biraz vakit kazanmış oluruz


Vakitli vakitsiz: Rastgele bir zamanda, gelişigüzel, uygun bir zamanı gözetmeden”Vakitli vakitsiz gelip giderdi evine


Vaktini almak: Epey zaman harcanmasını gerektirmek, başka bir işe ayrılmış zamanı tutmak”Vaktini alıyorum ama başka çarem de yok


Vaktini öldürmek: Zamanını yararsız, gereksiz, boş işlerle ya da hiç iş yapmadan, boş yere geçirmek”Bu kazanç getirmeyen işle bütün vaktini öldürecek misin yani?”

Vaktini şaşmamak: Tam zamanında”Vaktini şaşmaz o, göreceksin şimdi gelecek

Vara yoğa karışmak: Her şeye, üstüne lâzım olsun olmasın her işe karışmak”Üvey annemin vara yoğa karışmasından bıkmış usanmıştım iyice

Varlık göstermek: Beğenilir bir iş yapmak; kendini kanıtlayacak, göze görünür bir görevini yerine getirmek; kendini göstermek”Oynadığı ilk oyunda bir varlık gösteremedi

Varlıkta darlık çekmek: Elinde her imkân olduğu hâlde bunlardan yararlanamamak, sıkıntıya düşmek


Vay canına!: Şaşma, öfke duygusunu dile getirmek için kullanılır


Vebali boynuna olmak: Bir işin günahını yüklenmek


Velveleye vermek: Gereksiz bir heyecana, telâşa düşürmek”Bir anda ortalığı velveleye verdiler; bağırmaya, sağa sola koşmaya başladılar


Verip veriştirmek: Ağır sözler söylemek, ağzına ne gelirse söylemek”Yüzüne karşı verip veriştirdi ama o tek kelime bile söylemedi


Veryansın etmek: Hiç insaf göstermeden, acımadan saldırmak; ağzına geleni söylemek


Vıcık vıcık: Sulu ve gevşek olmak, basıldığında ses çıkarmak”Etraf vıcık vıcık çamurdu, yürüyemiyorduk


Vıdı vıdı etmek: Söylenip durmak, hemen her şeyi eleştirip beğenmediğini söyleyerek durmadan konuşmak, etrafındakileri rahatsız etmek”Sus artık, vıdı vıdı edip kafamı şişirdiğin yeter


Vız gelmek (vız gelip tırıs gitmek): Hiç önemsememek, aldırış etmemek”Onun sözleri vız gelir bana, önce kendine söz geçirsin


Viraneye çevirmek: Yakıp yıkmak, yıkıntı durumuna getirmek, harap etmek”Beş gün geçmeden viraneye çevirdiler evi


Voli vurmak: Haksız olarak kazanç elde etmek, vurgun vurmak


Volta atmak: Bir aşağı bir yukarı dolaşmak, gidip gelmek”Canımız sıkıldıkça avluda volta atıp dururduk


Vur abalıya: Bütün yükün yumuşak huylu kişiye yüklenmesi; sessiz, güçsüz kimsenin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi durumunda karşıdaki kişiye sitem yollu söylenir

Vur dedikse öldür demedik ya!: Bir isteği, dileği yerine getirirken aşırılığa kaçıp da işi berbat edene karış söylenir


Vurduğu yerden ses getirmek: Eli ağır olmak, çok kuvvetli vurmak


Vurdumduymaz Kör Ayvaz: Umursamaz, aldırmaz, duygusuz ve kayıtsız kimse

Vur patlasın çal oynasın: Aşırı zevk ve eğlence; aşırı zevk ve eğlenceye düşkün kimsenin parasını bu yolda harcamasını anlatır”Vur patlasın çal oynasın sabaha kadar tepinip durdular


Vurucu güç: Çok etkin silâhlarla donatılmış, özel eğitim görmüş askerî birlik”Ordu içinde vurucu bir gücün oluşturulması konusunda fikir birliğine vardılar


Vücuda getirmek: Oluşturmak, meydana getirmek, var etmek”Bütün bu canlıları Yüce Allah`tan başka kim var edebilir ki?”


Vücudunu ortadan kaldırmak: Öldürmek”Sabaha kadar adamın vücudunu ortadan kaldırın, yoksa başımıza çok iş açacak


Alıntı Yaparak Cevapla

Y Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #42
Şengül Şirin
Varsayılan

Y Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



Y HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Ya Allah deyip (atılmak): Cenab-ı Hak`a sığınarak (atılmak)”Ya Allah deyip düşmanın üzerine atıldı


Yabana atmak: Önem vermemek, önemsiz görüp dikkate almamak, üzerinde durmamak”Babanın sözlerini sakın yabana atayım deme


Yabancılık çekmek: Bir iş ya da çevrede yabancı olmaktan dolayı ortaya çıkan zorlukların etkisinde kalmak”Ona hiç yabancılık çektirmedi


Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli: “Bu işi mutlaka yapmalısın, başka yolu yok, aksi taktirde burada kalamazsın” anlamında kullanılır
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe: “Giriştiğim iş beni ya büyük bir varlığa ve mevkiye ulaştıracak ya da mahvedecek, batıracak” anlamında söylenir

Yad eller: 1 Baba ocağından uzak yerler, gurbet 2 Yabancı kimseler, yabancılar”Yiğidim yad ellerde kalmasın, dönsün geri Rabbim

Yâd etmek: Anmak, hatırlamak”Seni her gün yad ederiz buralarda

Yağ bağlamak: Semirmek, üzerine biriken yağ katılaşmak

Yağ bal olsun: “Yediğin, içtiğin helâl ve afiyet olsun” anlamında söylenir

Yağcılık etmek: Dalkavukluk etmek, övmek, pohpohlamak”Öğrenci öğretmenine yağ çekiyor, gözünün içine bakıyor, bu şekilde iyi not alacağını sanıyordu


Yağlı ballı olmak: Araları çok iyi, içli dışlı, samimi olmak”Öyle yağlı ballı olmuşlardı ki birbirlerine her şeylerini anlatıyorlardı


Yağlı kapı: Çalıştırdığı kimselere bol kazanç sağlayan kimse, kuruluş, aile ya da yer”Herkese nasip olmaz öyle yağlı kapı


Yağlı kuyruk: Kolayca ve bolca yararlanılabilecek kaynak; basitçe sömürülebilecek iş veya kimse”Bulmuşsun bir yağlı kuyruk, çek babam çek!”


Yağlı müşteri: Bol paralı, çok alışveriş yapan zengin alıcı”İki üç yağlı müşterimiz de olmasa kapamak zorunda kalacağız bu dükkânı


Yağma gitmek: Bir şey çok alıcı bulup çok satılmak, kolay müşteri bulmak”Kapanın elinde kalıyor, yağma gidiyor, koş koş, sen de yetiş!

Yağma Hasan`ın böreği: Hakkı olanın da olmayanın da kolayca yararlandığı, kimsenin korumadığı, her yanından sömürülen kaynak


Yağma yok: “Öyle şey olmaz, buna izin vermezler, kolay kolay elde edemezsin” anlamında bir tutumun ya da davranışın yanlışlığı ifade etmek için kullanılır


Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak: Bir tehlikeden, güç bir durumdan kaçarken daha kötüsüyle karşılaşmak


Yağmur yağarken küpünü doldurmak: Kazanma fırsatı varken ondan yararlanıp para veya mal edinmek”Bana bak aslanım, daha ne istiyorsun, yağmur yağarken küpünü doldur yoksa pişman olursun


Yağ tulumu: Çok şişman, çok yağlı”Birkaç ay sonra yağ tulumu olacak, şuna birisi söylese de çok yemese


Ya herrü (herro) ya merrü (merro): “Tehlikeyi göze aldık, giriştiğimiz işte ya batar ya da çıkarız” anlamında kullanılır


Yahudi pazarlığı: Tarafların çıkarlarını düşünerek çekişe çekişe yaptıkları pazarlık”Benimle Yahudi pazarlığı yapmaya kalkma lütfen


Yakadan atmak: Savıp kurtulmak, başından atmak “İnan onu yakamdan atmaya çalışıyorum


Yaka paça: Hiçbir itiraz dinlemeden, zorla, kuvvet kullanarak (götürmek)”Polisler adamı yaka paça götürdüler


Yakası açılmadık: Hiç duyulmadık, bilinmedik, ayıp söz, küfür


Yakasına sarılmak: İstediği şeyi almak ya da dövmek için tutup bırakmamak, zorlamak”Çocuk annesinin yakasına sarılmış balon diye ağlıyordu


Yakasına yapışmak: Hesap sormak ya da bir şey istemek için tutup bırakmamak”Beni de götüreceksin diye yakama yapıştı, ben de getirmek zorunda kaldım


Yakasını bırakmamak: Bezdirecek kadar üstüne düşmek, ısrar etmek, yanından ayrılmamak”Ne olursa olsun yakasını bırakmayıp paramı alacağım ondan


Yakasını kaptırmak: Bir şeyin, bir kimsenin etkisinden kendisini kurtaramamak, ona bağlanmış olmak


Yakayı sıyırmak: Kurtulmak, kaçmak”Çok şükür şu adamdan yakayı sıyırdık
Yaka silkmek: Bıkıp usanmak; bir iş, durum, yer ya da kimsenin olumsuz yanlarından tedirginlik duyduğunu belirtmek”Doğrusu yaka silkinecek bir iş seninki de


Yakayı ele vermek: Yakalanmak, kaçamayarak ele geçmek”Mahallenin hırsızı sonunda yakayı ele verdi


Yakayı kurtarmak: Umulmazken bir işten ya da kimseden kurtulmak, kaçmak”Bu pis işten yakayı nasıl kurtardık hâlâ anlayabilmiş değilim


Yakınlık duymak: Birine karşı sevgi ve ilgi duymak, yabancılık hissetmemek”Hayatta yakınlık duyduğum tek insandı


Yakışık almamak: Yerinde olmamak, uygun düşmemek, yaraşmamak”Çocuğu herkesin içinde azarlaman hiç de yakışık almadı


Yalancı pehlivan: Yapamayacağı bir işi yapabilecekmiş gibi görünen kimse, palavracı”Yalancı pehlivanın biridir o, ona güvenmeyin


Yalancısı olmak: Doğruluğu bilinmeyen, inanılmayacak sözleri bir başkasından işiterek söylemiş olmak”Ben şefin yalancısıyım, müdür ihalelerde insiyatifini kullanıyor ve rüşvet yiyormuş


Yalan dolan: Hile, düzen, dalavere, yolsuz davranış,”Yalan dolanla iş görmeye kalkanların başına işte bunlar gelir


Yalan yere: Gerçeğe uygun olmayarak”Yalan yere adamı şikâyet ettiler


Yalayıp yutmak: 1 İştahla, hiçbir şey bırakmadan yiyip bitirmek 2 Kötü bir söz ya da davranış karşısında sessiz kalıp, kabullenmek”Sofradaki bütün yemekleri yalayıp yuttu

Yalpa vurmak: İki yana, sağa sola; bir o yana, bir bu yana sallanarak yürümek”Nedendir bilmem, yalpa vurarak yürüyordu


Yalvar yakar olmak: Çok yalvarıp yakarmak


Yan bakmak: Beğenmeyerek, kötü niyetle, düşmanca bakmak”Bu adamın her gün yan bakması artık canıma yetti!”


Yan basmak: 1 Aldanmak 2 Kaypaklık edip dürüst davranmamak”Sana tanınan bu fırsatı iyi değerlendir, sakın yan basayım deme


Yan çizmek: Kendisine yüklenen bir görevden kaçmak”Üç kişi yan çizdi, demek ki ikimiz taşıyacağız bu bidonları


Yandan çarklı: 1 Şekeri yanına konmuş olan kahve veya çay”Usta, iki yandan çarklı yap!” 2 Bir omuzu düşük olarak yürüyen 3 Çarkı yanda olan gemi

Yan gelip yatmak: Yapacak işleri olduğu hâlde yapmamak, rahatına bakmak, keyfince yaşamak”Hiç çalışmıyor, yan gelip yatıyor akşama kadar

Yangına körükle gitmek: Anlaşmazlığı, gerginliği, kargaşalığı artırıcı, her iki tarafı kışkırtıcı söz ve davranışlarda bulunmak”Sen karışma, çekil aralarından, yangına körükle mi gitmek istiyorsun?”

Yan gözle bakmak: 1 Kötü niyetle, düşmanca bakmak 2 Göz ucuyla bakmak”Tezgâhtaki mallara yan gözle bakıp geçti
Yanık ses: Hüzünlü, çok dertli, içindeki acıyı dile getiren ses

Yanına bırakmamak: Kendisine yapılan kötülüklerin öcünü almak, cezasını sert karşılıklarla vermek”Bunu, onun yanına bırakmayacağım

Yanına (kâr) kalmak: Kendisinden öç alınmamak, yaptığı kötülük sert karşılık görmemek, cezasız kalmak”Adamın yaptığı yanına kâr kaldı, nasıl adalet bu?”

Yanına salâvatla varılır: Çok öfkeli, kızgın ve kibirlidir

Yanından bile geçmemiş: Hiç ilgisi yok, en ufak benzerliği bile yok”Sen kardeşini bir görsen, bu onun yanından bile geçmemiş

Yanıp tutuşmak: 1 Elde etmek için güçlü bir istek duymak, elde edemediği için de büyük üzüntü içinde olmak 2 Kuvvetli bir aşkla sevmek”Bakan olmak isteğiyle yanıp tutuşuyordu


Yanıp yakılmak: Sızlanıp şikâyet etmek, derdini döküp durmak”Çoluk çocuk açtı, kimse yardım elini de uzatmıyordu, birine de yanıp yakılmayı bir türlü kendine yediremiyordu

Yanlış ata oynamak: Kazanmak için giriştiği işte tuttuğu yol, dayandığı kimse dayanıksız ve çürük çıkmak, dolayısıyla aldanmış olmak

Yanlış kapı çalmak: İsteğinin yapılamayacağı bir yere başvurmak”Meğer biz yanlış kapı çalmışız


Yan tutmak: Taraflardan birini desteklemek, onun söz ve davranışlarını benimsemek, yansız olmamak”Yan tutmayıp tarafsız kalırsan senin için daha iyi olur


Alıntı Yaparak Cevapla

Y Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #43
Şengül Şirin
Varsayılan

Y Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



Yan yan bakmak: Düşmanca, kötü niyetle bakmak
Yapmadığını bırakmamak: Bütün kötülükleri yapmak, eziyet etmek

Yara açmak: 1 Bir şeyin yüzünde, özellikle de vücudun bir yerinde yara oluşmasına sebep olmak 2 Büyük dert, acı, üzüntü vermek”Onun sözleri içimde bir yara açtı

Yaraya merhem olmak: Acil ihtiyaçları karşılamak”Şu getirdiklerim yaraya merhem olur mu bilmem?”

Yardan atmak: Bir kimseyi aldatarak kazaya uğratmak, tehlikeli bir durumun içine itmek, türlü belâlara sokmak”İnsan dostunu yardan atar mıymış?”

Yarı buçuk: Tam değil, çok az, tamamlanmamış, baştan savma

Yarım adam: Güçsüz, sakat, zayıf, hasta kimse”Ben bir yarım adamım diye beni hor göremezsiniz!”

Yarım ağızlı (söylemek): İsteksizce, istemeye istemeye, gönülsüzce (söylemek)”Demek sizi de yarım ağızla davet ettiler

Yarım yamalak: Gelişigüzel, üstünkörü, eksik ve kusurlu”Ödevlerini bir daha yarım yamalak yapma!”

Yarından tezi yok: En kısa zamanda, çok çabuk, geciktirmeden

Yarı yolda bırakmak: Verilen desteği, yapılan yardımı sonuna kadar götürmemek”Sana nasıl güvenebilirim, beni kaç kez yarı yolda bıraktın

Ya sabır çekmek: Kötülüklere, sıkıntılara, üzücü olaylara karşı tepki göstermemeye çalışıp, Cenab-ı Allah`tan kendisine sabır vermesini istemek

Yaş Dökmek: Ağlamak”Senin için az yaş dökmedi ailen

Yaşını başını almış (olmak): Yaşı epeyce ilerlemiş olmak, yaşlanmış veya olgunlaşmış olmak”Yaşını başını almış bir adamdır, çekinmeyin, gidin, size olgun davranacaktır

Yaşını içine akıtmak: Hissettiği acıyı, ızdırabı, üzüntüyü belli etmemek; ağlamak isteğini bastırmak

Yaş tahtaya (yere) basmamak: Kolay kolay tuzağa düşmemek, uyanık davranmak”O, benim yaş tahtaya basmayacağımı iyi bilir

Yatağa düşmek: Hastalık yüzünden yatmak zorunda kalmak, ayağa kalkamayacak durumda olmak”Sizin yüzünüzden yatağa düştü çocukcağız

Yataklık etmek: Bir suçluya yardım etmek, onu gizlemek, barındırmak

Yatak yorgan yatmak: Çok hasta olmak”Bizim adam yatak yorgan yatıyor, ne yiyor, ne içiyor

Yatırım yapmak: Gelir amacıyla bir işe para yatırmak veya aynı amaçla önceden ortam hazırlamaya çalışmak”Biz o arsayı yatırım yapmak için aldık

Yavaş gel: “Atıp tutma, abartma, ölçüsüz konuşma” anlamında kullanılır

Yaya kalmak: 1 Taşıt ya da hayvana binmeden yürümek zorunda kalmak 2 Yardımcısız kalmak, güvendiği yer ve kişileri kaybetmek, istediği şeyi yapamaz olmak”İşte şimdi yaya kaldın, ne yapacaksın görelim?”

Yayan yapıldak: Çıplak ayakla, yayan”Onca yolu yayan yapıldak yürüyecek

Yaygarayı basmak: Bağırıp çağırmak, önemli bir nedeni olmadığı hâlde feryat etmek”Elinden şekeri alınınca yaygarayı bastı

Yaz boz tahtasına çevirmek: Bir konuda birbirine uymayan kararlar almak, kararsızlık yüzünden bir konuda sık sık fikir değiştirmek

Yedeğe almak: Bağlayarak arkasından çekip götürmek
Yedi canlı: Pek çok ölüm tehlikesi geçirip sağ kurtulan insan ya da hayvan”Yedi canlı mısın nesin, nasıl kurtuldun o kazadan?”

Yedi düvel: Bütün devletler, herkes, bütün dünya”İstiklâl Savaşı`nı yedi düvele karşı verdik biz

Yediden yetmişe: En büyüğünden en küçüğüne, eli ayağı tutan herkes”Halk yediden yetmişe silâhlanmış düşmanı bekliyordu

Yediği naneye bak: Yersiz, uygunsuz iş yapanlar için kullanılır
Yedi iklim dört bucak: Hemen her yer, bütün dünya”Yedi iklim dört bucak dolaştı durdu

Yedi kat yabancı: El, ne akraba, ne tanıdık, hiçbir yakınlığı yok”Yedi kat yabancıyla iş yapmam diyor

Yeğ tutmak: Bir şeyi bir şeyden daha önemli görüp tercih etmek”Kim ki öbür dünyayı bu dünyaya yeğ tutar, o kazanmıştır

Ye kürküm ye: Saygının kişiliğe karşı değil, zenginliğe, varlığa, giyim ve kuşama karşı gösterildiğini anlatmak için kullanılır

Yele vermek: 1 Boşuna harcamak 2 Savurmak”Bütün parayı yele vermek zorunda mıydın?”

Yelkenleri suya indirmek: Israrından, iddiasından, direnmekten vazgeçip karşısındakinin dediğini kabul etmek; yüksekten atıp tutmayı bırakarak yumuşamak”Yelkenleri nasıl da suya indi dediğini yaptıramayınca

Yel yeperek yelken kürek: Telâş içinde, çok acele olarak, heyecanla
Yemeden içmeden kesilmek: Bir üzüntü, korku ya da heyecan sebebiyle yiyemez duruma gelmek, iştahı kapanmak”Yemeden içmeden esildi, âşık mıdır nedir?”

Yeme de yanında yat: İstek uyandıran, görünüşü çok çekici olan, çok lezzetli yemekler için kullanılır

Yemin etsem başım ağrımaz: “Gerçek olduğundan eminim, bu konuda yemin de edebilirim” anlamında kullanılır

Yenilir yutulur gibi değil: 1 Yenmeyecek nitelikte (yiyecekler için) 2 Aşırı, çok pahalı 3 Çok ağır, kabul edilmez (söz) 4 Kendisiyle başa çıkılamayacak durumda olan”Doğrusu yenilir yutulur gibi değildi o sözler

Yer almak: 1 Bir şey yapanların arasında bulunmak 2 Adına ayrılan yerde bulunmak”Şiir komisyonunda sen de yer aldın mı?”

Yer cücesi: Ufak tefek olduğu gibi kurnaz, fitneci, çok bilmiş kimse

Yer demir gök bakır: “Hiçbir yerden yardım alma umudu kalmadı, bütün kapılar kapalı, yardım imkânları ortadan kalktı, kime baş vurdumsa elim boş döndüm” anlamında çaresizliği anlatmak için kullanılır

Yerden yere çalmak: Çok hırpalamak, acınacak duruma düşürmek, zor durumlarda bırakmak”Bütün milletin içinde yerden yere çaldı delikanlıyı

Yere bakan yürek yakan: Uslu, uysal, sessiz görünüp gizliden gizliye ve sinsice dolap çeviren, kötülük yapan kimse”Desene yere bakan yürek yakan cinstenmiş o da

Yere göğe koyamamak: Çok önem vermek, nasıl ağırlayacağını ve memnun edip mutlu kılacağını bilememek

Yer etmek: 1 İz bırakmak 2 İyice yerleşmek”Bu sözler kulağına iyice yer eder umarım

Yerinde duramamak: Sürekli hareket etmek, kıpırdanmak, sabırsızlanmak, içi içine sığmamak, eyleme geçmek için telâş içinde dolaşmak”Gelecekleri haberini alınca ne yapacağını şaşırdı; yerinde duramıyor, sağa sola koşturup duruyordu

Yerinden oynamak: 1 Bulunduğu bir yerden ayrılmak 2 Hareketli, heyecanlı, gürültülü, karışık bir zaman yaşamak”O büyük kahramanın dönüş haberi gelir gelmez şehir yerinden oynamıştı sanki!”

Yerinden oynatmak: Yerini değiştirip başka bir yere kaldırmak”Sakın bu vazoyu yerinden oynatmayın

Yerinde saymak: 1 Yürür gibi yaparak hep aynı yerde ayaklarının birini kaldırıp birini basmak 2 Hiç gelişme, ilerleme gösterememek”Okullar neredeyse kapanacak ama bizim çocuk hâlâ yerinde sayıyor, okumayı bir türlü sökemedi

Yerinde yeller esmek: Yok olmak, artık bulunmamak”Gittiğimde ayakkabıların yerinde yeller esiyordu

Yerin dibine geçmek: 1 Çok utanmak, sıkılmak 2 Kaybolmak, göze görünmez olmak”Şuradaydı ama bulamıyorum, yerin dibine geçti sanki!”

Yerine geçmek: 1 Görevden ayrılan birinin yerine geçmek 2 Bulunmayan bir nesnenin yerine kullanılabilmek”Emekli olan müdürün yerine geçmek için iki müdür yardımcısı yarışa tutuştular

Yerini bulmak: 1 Aradığı bir yeri bulmak 2 Yerine gelmek 3 Kendine uygun durumu, mevkiyi bulmak”Yerini bulursam kızımı vermekte gecikmeyeceğim

Yerini doldurmak: 1 Daha önce görevinden ayrılan, yerine geçtiği biri kadar başarılı olmak 2 Yerinin adamı, görevinin üstesinden gelir olmak”Bakalım yerini doldurabilecek mi?”

Yeri yurdu belirsiz: Serseri; ne iş yaptığı, nerde kaldığı, nereli olduğu bilinmeyen”Yeri yurdu belirsiz bu adama yüz verme demedim mi?”

Yerle bir etmek: Bir yeri yakıp yıkmak, tahrip etmek, temeline kadar söküp dağıtmak, taş taş üstüne bırakmamak”Koca kenti bir saat bombalayıp yerle bir ettiler

Yerli yersiz: Uygun olsun olmasın, uygun zamanı kollamadan”Yerli yersiz konuşup duruyor geveze adam

Yer tutmak: 1 Bir yeri kaplamak 2 Birine bir yer ayırmak”Salonda yer tutmak yasaktır!”

Yer vermek: 1 Önemini belirtmek 2 Kendi yerini bir başkasına vermek 3 İmkân tanımak”Bu fikre de yer vermeliyiz

Yer yarılıp içine girmek: 1 Çok utanmak 2 Yitirilen şey bir türlü bulunamamak”Yer yarılıp içine girdi sanki, önceki gün şurada duruyordu

Yer yerinden oynamak: Bir olay toplumda telâş, heyecan, gürültü, patırtı, kargaşa oluşturmak”Bu kaleyi de zapdedersek yer yerinden oynayacak, bizi kimse tutamayacak artık

Yeşil ışık yakmak: Bir şeyin olmasına izin vermek, göz yummak”Onların bize yeşil ışık yakacaklarını hiç sanmıyorum

Yılan hikâyesi: Bir türlü sonuca bağlanamayan, çözümlenemeyen, uzayıp giden (mesele ya da iş)”Yılan hikâyesine döndü iş, ne yapacağız şimdi?”

Yılanın kuyruğuna basmak: Zararı dokunacak, kötülük yapacak bir kimseye ilişmek ya da sataşmak yoluyla fırsat vermek

Yıldırımları (veya şimşekleri) üstüne çekmek: Kimi davranışlarıyla pek çok kimseyi kızdırarak eleştirilere, saldırılara yol açmak”Bu hareketlerinle şimşekleri üzerine çekiyor, hepimizi tehlikeye atıyorsun

Yıldırımla vurulmuşa dönmek: Ansızın ortaya çıkan kötü bir durum karşısında sarsılmak, ne yapacağını bilemez olmak, bitkin ve şaşkın bir duruma düşmek”İflas haberini duyunca yıldırımla vurulmuşa döndü, oraya yığılıp kaldı

Yıldızı barışmamak: Aralarında görüş, düşünce ve duygu ayrılıkları bulunup birbirlerinden hoşlanmamak, birbirleriyle iyi geçinmemek, anlaşıp uyuşamamak”Şu adamla yıldızım bir türlü barışmadı gitti


Yıldızı parlamak: Çok başarılı olup herkesin dikkatini çekecek duruma gelmek, ün kazanmak”Yıldızı parladığı bir sırada hayata veda etti


Yıldızı sönmek: Ününü ve itibarını kaybetmek”Yıldızının bu kadar çabuk söneceği kimin aklına gelirdi ki!”


Yiğitlik sende kalsın: “Karşısındaki anlamasa da hoşgörü göster, özveride bulun, ılımlı davran, böylelikle soylu davranışını göstermiş olursun” anlamında bir anlaşmazlığa son vermek için taraflardan birine söylenir

Yiyip bitirmek: 1 Parayı tüketinceye dek harcamak 2 Yemeği sonu gelinceye kadar yemek 3 Birini üzmek, tedirgin etmek, devamlı hırpalamak”Senin bu hareketlerin beni yiyip bitirdi!”


Yok canım!: 1 Gerçek mi, öyle mi? 2 Hayır inanmam, doğru değil bu!”Yok canım, değil ona gitmek, hiç görmedim bile

Yok devenin başı!: “Daha neler, çok abartıyorsun, bu sözlere inanmam” anlamında, söylenenlere inanılmayacağını anlatmak için kullanılır

Yok pahasına: Son derece ucuz, değerinin altında bir fiyata, ölü fiyatına”Yok pahasına sattılar evi, yazık oldu

Yol açmak: 1 Yeni bir yol yapmak 2 Herhangi bir sebepten ötürü kapanmış yolu açmak, geçilir duruma getirmek 3 Birinin geçmesi için kenara çekilip geçme önceliği tanımak 4 Bir olayın başlamasına sebep olmak, öncülük etmek”Onun bu çıkışı özgürlük hareketinin başlamasına yol açtı

Yola çıkmak: 1 Bir yere gitmek üzere bulunduğu yerden ayrılmak”Sabah erkenden yola çıkacaklarmış

Yola düşmek: Bir zorunluluk sebebiyle yola çıkmak, yol almaya başlamak”Çabuk olun, onlar yola düşmüşlerdir bile

Yola gelmek: Ters tutumunu düzeltmek, uslanmak, istenilen biçimdeki davranışı kabul etmek”Kaygılanma, eninde sonunda yola gelecektir

Yola getirmek: Birinin bir konudaki ters tutumunu düzeltmek

Yol almak: 1 Çıkılan yolda ilerlemek”Bir saatte epey yol alırız” 2 Mesleğinde ilerlemek”Kaynakçılığa başlayalı çok olmadı ama oldukça yol aldı

Yol aramak: Bir meseleye çare bulmaya çalışmak, imkân aramak”Bu çıkmazdan kurtulmak için bir yol arıyoruz fakat bulamıyoruz

Yol bulmak: Bir çözüm, bir çare bulmak”İnşallah bir yolunu bulur, öderiz borcumuzu

Yoldan çıkmak: 1 Bir taşıt bir sebeple yolundan ayrılmak, gitmez olmak 2 Kötü yola sapmak, doğru yoldan ayrılmak, azgınlığa düşmek”Komşunun çocuğu iyice yoldan çıkmış, ne yaptığını bilmiyor



Alıntı Yaparak Cevapla

Y Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #44
Şengül Şirin
Varsayılan

Y Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



Yoldan kalmak: Gitmek istediği yere gidememek, alıkonmak, bir engel dolayısıyla gecikmek”Çekilin önümüzden, bizi biraz daha oyalarsanız yoldan kalacağız

Yol geçen hanı: Hemen herkesin girip çıktığı, uğradığı yer”Sanki bu ev yol geçen hanı, hiç mi rahat etmeyeceğiz kendi evimizde!”


Yol göstermek: 1 Rehberlik etmek, yolu bilmeyene tarif etmek, nasıl gidileceğini anlatmak 2 Nasıl davranılacağını, ne yapılacağını öğretmek”Benim elimden bir şey gelmez, patrona git, o bir yol gösterir sana


Yol iz bilmemek: 1 Bulunduğu yerde yabancı olup gideceği yolu ve yeri bilmemek 2 Görgüsüz davranmak


Yol kesmek: 1 Birinin geçmesine engel olmak 2 Issız yerlerde, yollarda soygunculuk yapmak”Düğün alayının yolunu kesmiş eşkıyalar


Yol tutmak: Yaşayışını inandığı, doğru bildiği bir düzende sürdürmek”Sen de kendine özgü bir yol tuttun demek!”


Yolu (ayağı) düşmek: Yolu üzerinde bulunan o yerden geçmesi gerekmek; o yer, yolu üzerinde bulunmak”Sizin köye de yolum düştü, babanı gördüm, sana selâm söyledi

Yoluna çıkmak: 1 Karşılamaya gitmek 2 Yolda karşısına çıkmak”Bütün kasaba halkı yeni gelen kaymakamın yoluna çıkmıştı


Yoluna (rayına) girmek: İstenilen biçimi almak, gerekli olan şekilde gelişmek

Yoluna koymak: Bir işi olumlu bir duruma sokmak, istenilen şekle getirmek”İşlerini kısa zamanda yoluna koymayı başardı


Yolunu beklemek: Gelmesini beklemek”Az yolunu beklemedi oğlunun

Yolunu bulmak: 1 Kanunî olmayan yollardan kazanç sağlamak 2 Çözüme ulaşmak, gereken çareyi bulmak”Onu razı etmenin yolunu buldum, çabuk benimle gel

Yolunu kaybetmek: Hangi yoldan gideceğini bilememek, şaşırmak”Çocuklar yollarını kaybetmişler, tam aksi yönde ilerliyorlardı

Yolunu sapıtmak: Kötü yola düşmek, doğru yoldan ayrılmak”Yolunu sapıtmış şu adamı Allah` tan başka kim doğru yola getirebilir?”

Yolunu yapmak: Bir işi olumlu sonuca ulaştıracak ya da mümkün kılacak girişimde bulunup hazırlık yapmak veya tedbir almak

Yolu tutmak: Bir yoldan kimseyi geçirmeyecek biçimde düzen kurmak”Askerler tam teçhizatlı yolu tutmuşlar, bekliyorlardı


Yol yordam: Bir şey, davranış ya da yapışın usul ve kuralları”Madem yol yordam bilmezsin neden kalkışırsın böyle bir işe


Yorgan gitti, kavga bitti: “Kavga, çekişme, anlaşmazlık nedeni olan şey ortadan kalkınca kavga da sona erdi” anlamında kullanılır


Yorgunluğunu almak: 1 Yorgun kişi, yorgunluğunu gidermek için dinlenmek 2 Yorgun birini dinlendirmek


Yorgunluğunu çıkarmak: 1 Dinlenmek 2 Yaptığı işten, dinlenmesini sağlayacak iyi bir haber alıp huzur içinde olmak


Yörüngesine oturtmak: 1 (Uydu) istenilen yerde ve yönde hareket eder olmak 2 Bir iş yoluna girmek, rayına oturmak


Yufka yürekli: Çok duygulu olup olaylardan hemen etkilenip ağlayan, çok acıyan, üzülen kimse”Senin bu kadar yufka yürekli olacağını düşünemezdim

Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal: İki davranış, iki kimse, iki karşıt şey arasında bir tercih yapamama zorluğunu anlatmak için kullanılır

Yumruk kadar: 1 Küçücük, bir yumruk büyüklüğünde ancak (nesne) 2 Küçük çocuk”Yumruk kadar çocuktan dayak yediğin doğru mu?”

Yumurta kapıya gelmek: Yapılması gereken bir iş için zaman daralmış olmak, iş çok sıkışık zamana rastlamak”Sen hep işleri yumurta kapıya gelence mi yaparsın?”

Yumurtaya kulp takmak: Hemen her şeye bir kusur bulmak, bahane bulmakta usta olup hiçbir şeyi beğenmemek


Yumuşak yüzlü: Kendisinden istenilenleri geri çevirmeyen, kimseyi gücendirmek istemeyen kimse”Yumuşak yüzlü olduğum için mi tepeme çıkıyorsunuz?”

Yuvarlak hesap: Ayrıntıya girmeden, bir bütün sayıya yaklaşık olarak tamamlanabilen hesap”Aldığımız mallar yuvarlak hesap yüz bin lira tuttu

Yuvarlanıp gitmek: Eldeki imkânlar içinde hayat sürmek”Yuvarlanıp gidiyoruz işte

Yuvasını bozmak: Ev ve aile düzenini bozmak, dağıtmak, alt üst etmek”Hiç sebepsiz yuvasını bozdu nankör adam


Yuvasını yapmak: Birinin hakkından gelmek, hakettiği ceza ya da cevabı vermek”Onun yuvasını yapmak ancak bana düşer


Yuvasını yıkmak: 1 Birinin eşinden ayrılmasına yol açmak 2 Bir kimse eşinden ayrılarak aile düzenini bozmak, yok etmek”Zorla kadıncağızın yuvasını yıktılar, lânet olsun onlara


Yük altına girmek: Sorumluluk gerektiren, ağır bir görevi kabul etmek”Desene boş yere yük altına girmişiz biz


Yük olmak: 1 Sıkıntılı bir işi başkasına yaptırmak 2 Masraflarını başkasına ödetmek”Çocuklarım artık bana yük olmuyorlar


Yükseklerde dolaşmak: Elde edilmesi zor şeyler istemek”Yükseklerde dolaşmayı bırak da olabilecek bir şey iste


Yüksek perdeden konuşmak: 1 Yüksek sesle konuşmak 2 Meydan okurcasına sert konuşmak 3 Yapılması güç şeyleri yapacakmış gibi abartılı konuşmak”Bu adam yüksek perdeden konuşmaya bayılıyor

Yüksekten atmak: Yapamayacağı şeyleri söylemek”Amma da yüksekten atıyor

Yükte hafif pahada ağır: Taşınması kolay, değerli eşya (altın, elmas gibi)

Yükün altından kalkmak: 1 Üzerine aldığı ağır bir işi başarmak 2 Gördüğü bir iyiliğin karşılığı olarak bir şeyler yapmak”Onu bu yükün altından kalkamaz sananlar nasıl da yanıldılar


Yükünü tutmak: Çok zenginleşmek, para ve mal kazanmış olmak”Kısa zamanda yükünü tuttu bizim komşu


Yüreği ağzına gelmek: Birden bire çok korkmak, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi hızlı hızlı atmak”Karanlık ve ıssız sokakta yürürken bir çığlık duydu, yüreği ağzına geldi o an

Yüreği cız etmek: Çok acımak, içi sızlamak”Eşinin o hâlini görünce yüreği cız etti

Yüreği çarpmak: 1 Korku ve kaygı duyup merak etmek, bu sebeple tedirgin olmak 2 Yüreği hızlı vurmak


Yüreği dayanmamak: Çok acı duymak, acısına katlanamamak”Ailesinin son ferdini de kaybedince yüreği dayanmadı ihtiyar kadının, yatağa düştü


Yüreği ezilmek: 1 Üzülmek, çok acı duymak 2 Çok acıkmış olmak”İçim eziliyor, bir şeyler yemeliyim


Yüreği hop etmek: Bir olay karşısında birdenbire korkup heyecanlanmak

Yüreği ferahlamak: İçi kaygıdan, sıkıntıdan kurtulmak

Yüreği kabarmak: 1 Midesi bulanmak 2 Merak, kaygı, korku ve sıkıntı yüzünden derin bir soluk alma gereği duymak


Yüreği kalkmak: Heyecanlanmak”Tekne sallandıkça yüreği kalkıyordu


Yüreği kararmak: İçine bir karamsarlık, bir sıkıntı çökmek; iyimserliği ortadan kalkmak”Yüreğin kararmasın, onu bulacağımızdan emin ol


Yüreği katı: Acımasız, acıma duygusundan yoksun kimse


Yüreğine (içine) dert olmak: Birine karşı ya da birinin kendine karşı yaptığı bir davranış sonradan kendisi için acı, üzüntü kaynağı olmak”Ona yemek vermedim ama yüreğime dert oldu


Yüreğine inmek: 1 Birdenbire ölmek 2 Büyük ölçüde üzülmek”Bu acı haberi verip de yüreğine indirmek mi istiyorsun?”


Yüreğine (içine) işlemek: Çok tesirli olmak, derinden acı vermek


Yüreğine od düşmek: Yüreği yanmak, belli bir sebep sonucu büyük bir acı duymak, çok üzülmek”Kim ki başkasının uğradığı felâket onun yüreğine od düşürür, işte adam odur


Yüreğine su serpilmek: Duyduğu üzüntüyü hafifletecek bir haberle karşılaşmak, ferahlamak”Demek mahkemeye başvurmaktan vazgeçmiş, yüreğime su serpildi doğrusu, yoksa olayı hemen herkes duyacaktı


Yüreği küt küt atmak: Korku ve heyecandan yüreği hızlı hızlı çarpmak


Yüreği oynamak: Ansızın heyecanlanmak veya korkmak, tedirgin olmak


Yüreği (içi) parçalanmak: Çok acımak, karşılaştığı bir durum sebebiyle çok üzüntü duymak”Zavallının o hâlini görünce içim parçalandı


Yüreği pek: 1 Korkusuz, yürekli, çok cesaretli 2 Yüreği katı”Onca insanla baş etmeyi göze alıyor, yüreği pek bir insanmış demek ki


Yüreği yanmak: 1 Çok fazla acımak 2 Bir felâkete uğramak”Yüreğim yanıyor, acısını bir türlü unutamıyorum


Yürükten bağlanmak: İçten, samimi olarak sevgi ve saygı duymak

Yürürlüğe girmek: Bir kanun ya da kararname uygulanmaya başlamak

Yüzünü ağartmak: Yakınlarının övünç duymasına neden olacak beğenilir bir iş yapmak

Yüz bulmak: Kendisine gösterilen hoşgörüden yararlanma yoluna gidip şımarmak, hoşa gitmeyen davranışlarda bulunmak

Yüze gülmek: 1 Sevimli, çekici görünmek 2 Yalandan dost görünmeye çalışmak”Yüze gülüp arkadan insanın ekmeğini alır onlar

Yüze vurmak: İşlediği bir suçu ya da kabahati birinin açıkça yüzüne söyleyip onun utanmasına yol açmak”Suçunu sakın yüzüne vurup da utandırma onu

Yüze yüze kuyruğuna gelmek: Uzun süren bir işin sonuna yaklaşmış olmak

Yüz görümlüğü: Güveyin gelinin duvağını açarken verdiği armağan

Yüz göz olmak: Senli benli olmak ve birbirinden çekineceği kalmamak, aradaki mesafe kalkmış olmak, lâubalileşmiş olmak”İyice yüz göz olduk, beni artık dinlemiyorlar

Yüz karası: 1 Utanılacak bir durum 2 Ailesi, çevresi için utanç verici bir iş yapmak”Ailemizin o yüz karasını hiç kimse görmeye gitmeyecek, anladınız mı?”

Yüz kızartıcı: Çok utandırıcı hareket veya durum

Yüz dökmek: Zorlanarak, utanmayı ve sıkılmayı göze alarak, yalvararak bir kimseden ricada bulunmak

Yüz tutmak: Bir şey olmak üzere bulunmak”Hava kararmaya yüz tuttu

Yüzde kalmak: 1 Derinleştirmemek 2 Önemli şeyler meydana getirmemek
Yüzü ak: Suçu, utanılacak durumu bulunmamak; temiz ve saf olmak”Alnım açık, yüzüm aktır


Yüzü görmemek: Kimi şeylere hiç sahip olamamak, onlardan uzak bulunmak”Çocuklar günlerdir et yüzü görmediler


Yüzü gözü açılmak: 1 Çevresi ile ilişkilerini geliştirmeye başlamış olmak, dünyayı anlamaya başlamak 2 İyiyi kötüyü, kendine yarayanı ayırt edici duruma gelmek


Yüzü gülmek: 1 Sevinci yüz hatlarında anlaşılır olmak 2 Neşelenip sıkıntıdan kurtulmak, feraha kavuşmak”Bakıyorum yüzün gülüyor, sebebi ne ola ki?”

Yüzü kalmamak: Bir kimseye karşı pek borçlu bulunmak ve ondan artık bir şey isteyecek hâli kalmamak”Bu güne kadar ne istedimse verdi Artık yüzüm kalmadı, git, isteyebileceksen sen iste


Yüzü kara: Utanacak bir durumu olan


Yüzü kasap süngeri ile silinmiş: Utanacak, sıkılacak, arlanacak yanı kalmamış; arsız

Yüzünden (suratından) düşen bin parça olmak: Sıkıntısı, öfkesi ve küskünlüğü yüz ifadesinden belli olmak”Babamın yüzünden düşen bin parça, ne oldu yine?”

Yüzünden okumak: 1 Ezberden değil, yazılı kâğıttan ya da kitaptan okumak 2 Neler hissettiğini, durumunu yüzünden anlamak”Onun ne mal olduğu yüzünden anlaşılıyor

Yüzüne bir daha bakmamak: Darılıp küsmek, bir daha konuşmamak; önemsemeyip ilgisiz kalmak


Yüzüne kan gelmek: Benzi beti yerine gelmek, sağlığına kavuştuğu yüzünün kızarmasından belli olmak; soluk rengi geçmek”İki şişe serum verdiler, sonunda yüzüne kan geldi


Yüzünü ağartmak: Yakın çevresinin övünç duymasına neden olacak bir iş yapmak veya başarı kazanmak”Uluslararası maratonda birinci gelerek milletin yüzünü ağarttı bu çocuk


Yüzünü ekşitmek: Rahatsız olduğunu, hoşnut olmadığını, öfke duyduğunu yüz ifadesiyle belli etmek”Haydi kalk, yüzünü ekşitme öyle, çok kalmayacağız onlarda

Yüzünü gören cennetlik: Uzun bir süre ortalıkta görünmeyen kimseler için kullanılır

Yüzünü kara çıkarmak: Yaptığı bir iş ya da davranışla birini utandırmak, mahçup duruma düşürmek”Sakın onu gönderme, yüzünü kara çıkarır yoksa, pişman olursun!”

Yüzünü kızartmak: Birini utandırıp yüzünün kızarmasına yol açmak”Onun utanacağı sözleri söyleyip de yüzünü kızartmadan duramaz mısın sen?”

Yüzünün akıyla çıkmak: Bir işe girip o işten başarı elde ederek, onurunu zedelemeden, utanılacak bir duruma düşmeden çıkmak

Yüzü sirke satmak: Yüzünden hoşnut olmadığı anlaşılmak, asık yüzlü olmak”Baksana, yüzü sirke satıyor adamın

Yüz üstü bırakmak: Tamamlanmamış bir durumda, yarı yolda bırakmak”İşleri yüz üstü bırakıp gitti


Yüzü soğuk: Ürküntü veren, hoşnutluk vermeyen, sevimsiz,”Aman ne yüzü soğuk adamdı o öyle!”


Yüzü suyu hürmetine: Bir kimsenin hatırına değer verildiği için”Hz Peygamber`in yüzü suyu hürmetine Cenab-ı Allah, bizleri inşallah bağışlar


Yüzü tutmamak: Bir şey istemeye ya da söylemeye çekinmek, cesaret edememek”Babamdan para isteyeceğim ama bir türlü yüzüm tutmuyor


Yüzü yerde: Alçakgönüllü


Yüzü yok: “Bir şeyi yapmaya cesareti yok, öyle yanlışlıklar yaptı ki teklif etmeye utanıyor” anlamında kullanılır


Yüz vermek: Her istediğini yerine getirerek şımartmak; yakınlık göstererek, hoş görülü davranarak ölçüsüz hareketler yapmasına sebep olmak


Yüz yüze bakmak: Yakın ilişki içinde bulunup, bu ilişkileri bir süre devam etmek”Birbirimize iyi davranalım, epey bir zaman burada yüz yüze bakacağız


Yüz yüze gelmek: 1 Birden karşılaşmak 2 Bir araya gelmek”Bu meseleyi yüz yüze geldiğiniz zaman konuşursunuz

Alıntı Yaparak Cevapla

Z Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları

Eski 01-19-2011   #45
Şengül Şirin
Varsayılan

Z Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları



Z HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER

Zahmet çekmek: Sıkıntı, güçlük, yorgunluk ve eziyetlere katlanmak”Senin adam olman için az zahmet çekmedim ben


Zahmete sokmak: Birine sıkıntı, güçlük ve yorgunluk vermek; masraf ettirmek”Adamcağızı durup dururken zahmete sokmuşsunuz


Zaman kazanmak: Birini oyalayarak ihtiyacı olduğu zamanı mümkün olduğunca uzatmaya çalışmak


Zaman kollamak: 1 Uygun bir fırsat beklemek 2 Bir işin sırasını beklemek”Zamanını kolla öyle gir işe, zamansız girip de rezil olma


Zaman öldürmek: Kimi şeylerle uğraşarak belli bir zamanın geçmesini sağlamak, boş şeylerle vakit geçirmek”Burda beklemekle zaman öldürüyoruz beyler


Zaman vermek: Bir iş için belli bir süre ayırmak”Bana biraz zaman verirseniz gidip onu çağırabilirim


Zaman zaman: Belli olmayan zamanlarda, ara sıra”Zaman zaman o da aramıza katılırdı


Zamane çocuğu: Eski nesile göre hayli yadırganacak davranışlarda bulunup sözler sarf eden kimse”Zamane çocuğu ne olacak


Zar tutmak: Tavla oyununda istediği sayıyı getirmek için, atmadan önce, zarlara parmaklar arasında belli bir biçim verip öyle atmak


Zart zurt etmek: Bağırıp çağırarak, yükseklerden atıp tutarak çıkışmak; kendini büyük göstererek kaba kuvvet gösterisinde bulunmak


Zar zor: 1 Güçlükle, zorla 2 “Ucu ucuna, kıt kanaat, istenilen ölçüye ancak yaklaşabildi” anlamında kullanılır”Zar zor getirdik adamı


Zehir etmek: Bir şeyin tadını kaçırmak, iyiyken kötü duruma sokmak”Yediğim şu yemeği zehir ettiniz bana


Zehir zemberek: İnsanın içine işleyen, onurunu zedeleyen çok acı söz

Zembereği boşanmak: 1 Saatin zembereği kurulmaz duruma gelmek 2 Kendini tutamayarak uzun uzun gülmek


Zemheri zürafası (gibi): Kışın ince elbise giyip gezenler için söylenir


Zemin hazırlamak: Bir işin gerçekleştirilmesi için uygun ortam hazırlamak, meydana getirmek


Zemzemle yıkanmış olmak: Biri, ötekine göre çok daha iyi nitelikte olmak


Zerre kadar: Hiç denecek kadar az”Onu zerre kadar sevmiyorum


Zevahiri kurtarmak: Bir işi gereği gibi değil de üstünkörü yapmak ve böylece söz gelmesini önlemek, görünüşü kurtarmak”Bu girişimimizle zevahiri kurtardık, daha ne istiyorsun?”


Zeval bulmak: Son bulmak, bozulup yok olmak, çökmek


Zeval vermemek: Zarar ziyan vermemek, korumak”Allah kimseye zeval vermesin

Zevkten dört köşe olmak: Çok mutlu olduğu anlaşılmak, çok sevinip keyiflenmek ve aşırı zevk duymak”Takımı galip gelince zevkten dört köşe oldu


Zevkine varmak: Bir şeyin tadını alabilmek, çıkarmak ve duymak; inceliklerini görebilmek”O sabah, manzaranın zevkine vardık


Zevkini çıkarmak: Bir şeyin tadından, güzelliğinden olabildiğince yararlanabilmek”Gelin şu gezinin zevkini çıkaralım


Zeytinyağı gibi üste çıkmak: Bir konuda haksız olduğunu kabullenmeyerek kurnazlıkla kendini haklı ya da suçsuz çıkarmaya çalışmak


Zıddına gitmek: Karşısındakini sinirlendirmek, sinirini bozmak; bir şeyin tersine hareket etmek”Niçin devamlı benim zıddıma gidiyorsun


Zılgıt yemek: Azarlanmak, paylanmak”Senin yüzünden öğretmenden zılgıt yedik


Zınk diye durmak: Birdenbire, aniden durmak”Önümdeki adam zınk diye durunca ne yapacağımı şaşırdım


Zırnık (bile) vermemek: Az da olsa, en ufak bir şey de olsa vermemek”Ona bu mirastan zırnık bile koklatmayacağım


Zıvanadan çıkmak: 1 Çok sinirlenip öfkelenmek, taşkınca hareketlerde bulunmak 2 Delirmek, aklını oynatmak”Biraz daha konuşup da beni zıvanadan çıkarmayın!”

Zihin açıklığı: İyi, sağlıklı düşünebilme gücü”Sana Allah`tan zihin açıklığı dilerim

Zifiri karanlık: Çok karanlık”Zifiri karanlıkta yola çıktık

Zihni bulanmak (karışmak): Sağlıklı düşünemez olmak, olaylar arasındaki bağlantıyı kaybetmek, ne yapacağını şaşırmak”Bir anda zihnim bulandı, saçmalamaktan korkup konuşmayı yarıda kestim


Zihnini bulandırmak: 1 Kuşkulandırmak 2 Düşünemez hâle getirmek


Zihnini çelmek: 1 Bir kimseyi yanıltmak 2 Kandırıp baştan çıkarmak


Zihnini kurcalamak: Aklına takılan bir şeyi anlamaya, kavramaya çalışmak”Akşamki mesele zihnimi kurcalayıp duruyor


Zihnini oynatmak: Çıldırmak, aklını yitirip delirmek”Sen zihnini mi oynattın?”


Zil takıp oynamak: Çok sevinmek


Zimmetine geçirmek: 1 Kendine mal etmek 2 Bir hesabı birinin borcuna eklemek”Devletin onca malını zimmetine geçirmiş


Zincire vurmak: Prangaya vurmak (mahkûmu)”Bütün esirleri zincire vurup zindana atmışlardı


Zindan kesilmek: 1 Çok karanlık duruma gelmek 2 Yaşanılan yer çok sıkıntı verici, yaşanılamayacak derecede kötü hâle gelmek


Ziyafet çekmek: Konukları yemek vererek ağırlamak”Düğünümde bir ziyafet bile çekemedim


Ziyan etmek: Yersiz, boş yere harcamak”O kadar ekmeği ziyan etmeye utanmıyor musun?”


Ziyanı yok: “Önemli değil, önemi yok!” anlamında kullanılır


Ziyaret etmek: Birini görmeye, biriyle görüşmeye, bir yeri görmeye gitmek”Hastaları ziyaret etmek görevlerimiz arasındadır

Zokayı yutmak: Aldatılıp zarara sokulmak


Zora binmek: İş güçleşmek, ancak zor kullanarak halledilecek hâle gelmek”Bir yolunu bulun, sakın işi zora bindirmeyin


Zora gelmemek: Sıkıntıya ve baskıya katlanamamak, güçlüğe sabredememek”Zora gelemem ben, lütfen ısrar etmeyin!”


Zorun ne?: “Ne istiyorsun, amacın ne?” anlamında kullanılır


Zoru olmak: Kendisini zorlayan bir sıkıntısı, derdi olmak”Adamın bir zoru olduğu yüzünden belliydi


Zurnanın zırt dediği yer: Yapılmakta olan işin en hassas, en önemli, en can alıcı noktası


Züğürt tesellisi: Kötü bir işte en önemli şeyi kaybettiği zaman bazı önemsiz, iyi olmayan bir yan bularak sevinmek ve kendini avutma


Zülfüyâra dokunmak: İşle ilgili olanı, hatırlı ve güçlü kimseyi veya yüksek bir makamı kimi söz ve davranışlarla gücendirmek, darılmasına yol açmak”Hayır geri duramam, zülfüyâra dokunsa da söyleyeceğim



Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama
Görünüm Modları


sorsorgula.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
FrmSinsi.net hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.